Takip Et

Editörün Seçtikleri

Zafer Yılmaz Yazdı: Federico Garcia Lorca, Victor Jara, İbrahim Gökçek/İspanya, Şili, Türkiye…

Federico Garcia Lorca’yı katledip mezarsız bırakan faşist Franco’nun maşalarıyla, İbrahim Gökçek’in mezarını dağıtmaya, onun cansız bedenini yakmaya kalkışan ırkçı-faşist güruh arasında bir “tiynet” fark var mı? Victor Jara’nın parmaklarını kesen, bedenini kurşunlayan Pinochet’in silahlı maşalarıyla, İ. Gökçek’i mezarında olsun rahat bırakmayanların “hamuru” aynı değil mi?



Lorca, Franco’nun “kara gömlekliler” diye de bilinen paramiliter faşist güçlerinin kan kusturduğu İspanya’nın gülüydü. Hala da böyle anılır.
Bir akşam askerler tarafından evinden alındı, “sorgulandı” ve 18 Ağustos 1936’da Granada’da kurşuna dizilerek katledildi. Ardında, İspanyol dilinde yazılmış muhteşem şiirler, oyunlar bıraktı Lorca. Bugün dünyanın herhangi bir yerine gidin, kültürle, sanatla, insan yaratıcılığının güzel örnekleriyle azıcık da olsa hemhal olan hemen herkes, “İspanya” dediğinizde size hemen Lorca’dan söz edecek, bir şiirini ya da oyununu anacaktır mutlaka.
Katillerine gelince, bırakın “İspanyolcu”luğu yere göğe sığdıramayan ve olmadık cinayetlere imza atan “Kara gömlekliler”i, onların ağababası faşist Franco’yu “iyilik”le hatırlayan insanı dahi zor bulursunuz şu yeryüzünde. Bulduklarınız da onu ve emrindeki katil çetelerini asla “hayır”la yad etmezler zaten!

Çünkü İspanya halkının yüzünü kızartma, utandırma dışında, iyi ve güzel tek bir iyi şey dahi yapmamıştı Franco.
O ulusun, halkın göğsünü kabartanlar, başını dik tutmasını sağlayanlar, F. G. Lorcalardı, onların bıraktığı kültür, sanat gibi yüksek insani miraslardı.


Victor Jara, Şili’nin susturlamayan özgürlük sesiydi. A. Pinochet adlı faşist generalın “Şili’nin yüksek çıkarları ve değerleri”ni korumak adına 1973’te gerçekleştirdiği askeri darbe sırasında gözaltına alındı. Binlerce insanın bulunduğu bir stadyuma götürüldü ve gitar çaldığı için parmakları kırıldı, sonra katledildi.

Pinochet’i ve faşist güçlerini bu gün bile dinmeyen bir nefretle, lanetle anıyor Şili. Çünkü o toplumu, ulusu, halkı fazlasıyla örselemiş, değerlerini  kirletmiş, canını yakmıştı o güçler.

Victor Jara ise Şili halkına özgürlük şarkılarıyla ilham vermeye devam ediyordu. Şili halkının duru sesini dünyanın dört bir yanına taşıyor, insanlığın eşitlik, özgürlük, kardeşlik arzusuyla buluşturuyordu.
Gerici, faşist iktidarlar ve onların maşalarının ibret verici hallerini çoğaltmak elbette mümkün. Ama faşizmin, ırkçılığın, gericiliğin insanı nasıl insanlığından çıkardığını, tarihte nasıl anıldıklarını bu iki örnek yeterince anlatmaktadır.

Gelelim Grup Yorum’un üyesi İbrahim Gökçek’e reva görülenlere…
Bir mücadele yolu olarak başvurulan “Ölüm orucu” eylemini ve bu eylem ekseninde geliştirilen ve doğrusu, devrimcilikle, devrimciliğin insana bakışıyla pek de bağdaştıramadığım o tuhaf, yadırgatıcı “ritüeller”i elbette eleştirebiliriz -ki ben de çok eleştiriyor, kabul edilemez buluyorum.
Bu işin bir yanıdır.

Öte yandaki büyük gerçek ise şudur: Muhalif bir müzik grubu devletin sürekli hedefi olup ağır saldırılara uğruyor. Kültür merkezleri basılıyor, konserleri yasaklanıyor, ipe sapa gelmez gerekçelerle ve karanlık “gizli tanıklar”ın ifadeleriyle üyeleri suçlanıyor, tutuklanıyor, hapislere atılıyor.
Grubun üyeleri seslerini duyurmak için bedenlerini açlıkla ölüme yatırıyor sonunda.

Devleti yönetenler körleri, sağırları oynayıp baskı politikalarını sürdürmenin dışında hiçbir şey yapmıyor.

Sonuçta göz göre göre ve hepimizin insanlığını yaralayan, ruhunu örseleyen o ölümler gerçeğiyle yüz yüze kalıyoruz.

Bu kez, ölen grup üyelerinin cenazeleri ve gömülecekleri yer tam bir vicdansızlıkla, insani çürümüşlükle “sorun” haline getiriliyor.
İstanbul’daki cenaze törenine devletin resmi güçleri vahşice saldırıyor. Acılı insanlar şiddete, gaza, copa maruz kalıyor. Bilindik insanlık dışı haller yaşanıyor.

Ardından, pespaye bir ırkçılığı ve düpedüz kötülüğü “Yüksek Türklük Karakteri” sanan şartlanmış bir “sivil” faşist güruh nöbeti devralıyor: “Teröristin cenazesi buraya gömülemez!”
“Mezarı dağıtır, cesedi yakarız!”

“Terörist” kim?
Türkiye’ye özgürlük türküleri söyleyen Grup Yorum’un üyesi İbrahim Gökçek!
Bu tehditleri savuranlar kimler?
Mezar dağıtmayı, ölü yakmayı, düpedüz kötülüğü, düşmanlığı, nefreti “Yüksek Türklük hassasiyeti” diye pazarlayan, bırakalım “Yüksek şuuru”, insanlıktan dahi nasiplenmemiş bir faşist güruh!

Federico Garcia Lorca’yı katledip mezarsız bırakan faşist Franco’nun maşalarıyla, İbrahim Gökçek’in mezarını dağıtmaya, onun cansız bedenini yakmaya kalkışan ırkçı-faşist güruh arasında bir “tiynet” fark var mı? Victor Jara’nın parmaklarını kesen, bedenini kurşunlayan Pinochet’in silahlı maşalarıyla, İ. Gökçek’i mezarında olsun rahat bırakmayanların “hamuru” aynı değil mi?

Zamanlar, tarihler, coğrafyalar, ülkeler değişebiliyor.
Dünyaya, insana, insani değerlere bakışı belirleyen siyasal, ideolojik, kültürel ortaklıklar hiç değişmiyor.
Sırtını devletin açık ya da karanlık güçlerine dayayıp caka satan, ırkçılıkla, kötülükle, faşist eblehlikle aklı örselenip zehirlenmiş bu sürü hiç utanıp sıkılmadan, insanlık rezaletlerine “Türk’ün yüksek hassasiyeti” elbisesi giydirmeye kalkışıyor.

Birileri onlara -gerçi onlarda böylesi bir izan olduğunu hiç sanmıyorum ya- Lorca’nın katillerini, Jara’nın ömrüne kasteden canilerin akibetlerini hatırlatır umarım.

Tarih kime, ne roller biçmiş, kimi nasıl anmış ve anıyor, baksınlar görelim…

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler