Takip Et

Perspektif

Yayılmacı Hayale Dayanan Saldırganlığın Özeti: Sona Gelindi/Geliniyor

Özcesi, Suriye’de kısmi veya geçici bir siyasi çözüm süreci devreye girebilir, ama esasta ne Suriye’de ne de Ortadoğu‘da emperyalist işgal ve saldırganlık başta olmak üzere, dalaş ve çatışma da ucu açık bir süreç olarak devam etmekte, edecektir de. Lakin, Erdoğan iktidarının kullanım süresi dolmuştur diyebiliriz

Emperyalist barbarların aralarındaki güç dengelerini lehine tahkim etme hesabı ve yedeklerine alma stratejisiyle belli saldırganlıklarına ehven yaklaşıp geçici olarak yol verdikleri Erdoğan iktidarı bu durumdan mümkün olduğunca maksimum düzeyde parsa toplamak istedi. Gerek emperyalist güçlerin biçtiği rol ve verdiği yol itibarıyla, gerekse de saldırganlığını işgalci yayılmacılık arzusuyla abartması ve bölgede aktörlüğe soyunma hayalinin büyümesi, aynı zamanda cihatist eğilimin öznesi ve fitnesi olarak sahada odak olma güdüsü bakımından ‘‘çizmeyi aşarak‘‘ ileri gitti. Sadece emperyalist güçler açısından değil, her bakımdan ileri gitti. Suriye’de iç savaşın destekleyeni, kışkırtanı ve tarafı olma düzeyinde sergilediği saldırganlık serüveniyle doğrudan emperyalist stratejilerin tarafı ve karşıtı pozisyonuna girdi. Kah ABD stratejisi adına Rusya’ya karşı taraf oldu, kah da Rusya’nın stratejisi adına ABD stratejilerine ters düştü. ‘‘Serseri mayın‘‘ misali emperyalist güçler arasında sağa-sola çarpıp durdu, Suriye ve Batı Kürdistanda dönüp dolandı.

Esad iktidarının yıkılması için giriştiği saldırganlıklar ve oynadığı rolle ABD emperyalizminin bölge stratejilerinin bir unsuru ve maşası haline geldi. Rusya emperyalistlerinin ayakta tuttuğu Esad rejimine karşı sergilediği aleni düşmanlıkla fiilen Rusya emperyalizmi ile karşı karşıya geldi. Öte taraftan Suriye sorunu bağlamında Batı Kürdistan Kürtlerinin statüsü konusunda, özcesi Kürt meselesinde, stratejisinin uygulayıcısı olduğu ABD emperyalizmi ile çelişkiye düştü. Ne ABD emperyalizmiyle, ne Rusya emperyalizmiyle tam bir uyum sağlayamadı. İkisinin piyonluğunu da üstlendi ama ikisiyle de çelişkiye düştü. Batı Kürdistan statüsünde ABD ile, Esad iktidarı konusunda da Rusya ile çelişti. İkisi arasında mekik dokudu, ikisi adına görevler üstlendi ama ikisiyle de uyum sağlayamadı. Değim yerindeyse dirsekten öteye tekme yedi.

Uyumsuzluğun diğer ayakları ise, cihadist ya da radikal dinci çetelerle doku uyumu temelinde geliştirdiği ilişkiler ve bunları kollayıp kullanma pratiğiydi. Elbette şartlı olarak(kullanım değeri taşıdığı sürece) kendisine tanıdıkları inisiyatifi abartarak işgalci emellere girişmesi ve tutarsız siyasi tutumlarıyla emperyalist güçler arasındaki dengelerde emperyalist güçlerce istenmeyen(kah Rusya, kah ABD adına) roller sergilemesi de, bu uyumsuzluğun diğer biçimleriydi. Bu tablo ve daha başka nedenler Erdoğan iktidarının uluslararası alanda ciddi bir tecritle yüz yüze gelmesine yol açtı.

Savaşta değil, masada yenilmeyi yeğledi

Erdoğan iktidarı, emperyalist baş haydutlar arasında cereyan eden bölge stratejileri ve çatışmasını, sadece ortaya çıkan geçici olanaklar zaviyesinden okurken, stratejik derinlikte doğru okuyamadı.(Davutoğlu’na ihtiyaç vardı!?) ‘‘Devler‘‘ savaşırken ganimetten yararlanacağını tasarladı Erdoğan iktidarı. Oysa, oynanan oyun hegemonik güçler arasındaydı ve Erdoğan iktidarına sadece belli şartlarda ve geçici olarak ihtiyaç duyuluyordu bu oyunda. Bu ihtiyaç ve durumu doğru tahlil edemeyen Erdoğan iktidarı, ganimetçi güdülerle ortaya çıkan geçici olanakları sonsuza dek kullanabileceğini tasavvur etti. Geçici olarak ya da kendisine müsamaha edildiği süre içinde elde ettiği kazanımlardan yola çıkarak yayılmacı emele dayalı bir siyaset izledi. Elbette bu olmazdı, olamazdı. Dünya hegemonyası için çatışan ilgili emperyalist aktörler nihayetinde Erdoğan iktidarına sınırlarını hatırlatmanın zamanı geldiğinde bunu hatırlattılar. Tam da burada, ‘‘Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu‘‘ Erdoğan iktidarı. Ne 30 km’lik ‘‘güvenlik bölgesinden‘‘, ne ‚‘‘gözetim kulelerinden‘‘ eser kaldı, ne Suriye’de bir etki ve otoritesi kaldı, ne de korumaya aldığı faşist çeteleri ateşten koruya bildi. Geldiği nokta, ilk naralarının tersine geri pozisyon iken, mevcut anlaşma ve kabulleri dikkate alındığında ise, tamamen geri çekilip aşama aşama girdiği bölgeleri terk etme doğrultusunda yol alınmaktadır. Bu, saldırganlık politikası açısından kötü değil, iyidir. ‘‘Yanlış hesabın çarşıdan dönmesidir.‘‘ Orta doğuya musallat olmuş emperyalist barbarlık yetmiyormuş gibi, diğer gerici güçlerin orta doğuda savaşın, işgal ve saldırganlığın aktörü olması her bakımdan fazlalıktır.

Erdoğan iktidarı olmaz hayallere kapılarak tehlikeli sulara yelken açtığı serüvende SOS verme noktasına geldi. İdlib’de kümelenen dinci islami çeteleri kullanma ve kollama siyaseti çöktü. Suriye’de dinci İslami bir iktidar kurup komşu edilmek istenerek Kürtlere veya meşru Kürt hareketine karşı ‘‘sınır güvenliğini‘‘ garanti etmek isteyen, dolayısıyla Kürt kabusunu öteleyerek rahat uyumayı tasavvur eden Erdoğan iktidarı bu hayalini gerçekleştiremedi. İdlib’de bulunan çetelerle tasavvur ettiği Suriye’de yeni İslami rejim kurma çabası Rusya ve Suriye’nin İdlib’e gerçekleştirdiği tasfiye saldırılarıyla iyice boşa düştü. En önemlisi de ittifak ettiği bu güçlerle birlikteyken aldığı ağır darbe Erdoğan iktidarını daha büyük kabuslara boğdu. Onlarca askeri öldürüldü. Ve Erdoğan iktidarı tam bir çaresizlik ve aciz içinde, NATO’ya el açtı, ABD’ye yalvardı, Rusya’dan medet umdu ama tecrit edilme ya da yalnız kalma durumunu aşamadı. Kötü sonu çok iyi gören Erdoğan, en azından anlaşma yapmış olmak için yaptığı anlaşmayla Rusya’nın dayatmalarını kabul edip imzalamayı benimsemek zorunda kaldı. Savaşta değil, masada yenilmeyi yeğledi.

Rusya’nın sert şamarı karşısında allak bullak olan Erdoğan, Rusya ile çatışmayı göze alamayınca öfkesini desteklerini alamadığı AB’li emperyalistler yöneltmekte çareyi buldu. Tek kartı vardı; mültecileri Avrupa’ya yollamak! Nitekim o kartını da kullandı. Kapıları açtı, insan-sınır kaçakçılarını harekete geçirdi, ücretlerinde indirim yaptı. ‘‘Reis böyle buyurmuş‘‘ komutuyla pazarlık edilen mülteciler insanlık dramıyla yüz yüze geldi. Erdoğan kadar AB’li emperyalistler de aynı dramın öte yakasındaki aktörleri olarak faşist yüzlerini sergilediler. Erdoğan kadar, onlar da kadını-çocuğuyla mültecileri ölümlerle karşı karşıya bırakmakta kararlı. Sınırlar adeta savaş hazırlığıyla tahkim edildi. Mevcut durumda, mültecileri yollara dökme kartıyla da umduğunu bulamadı, bulamamaktadır Erdoğan iktidarı. Ki, bunun iğrenç bir politika olduğu, mülteci kitlelerin nasıl aşağılık politikalarla kullanıldığı, mültecilerin kirli hesaplar uğruna bir kart olarak elde tutulup onların duygularıyla oynandığı ve yaşamlarının gerici çıkarlar için nasıl feda edildiği de  tarihe not edilmesi gereken tipik bir faşizm örneği oldu.

Erdoğan iktidarının sarıldığı her dal elinde kaldı, attığı her bomba elinde patladı, iştah kabarttığı her ‘‘lokma‘‘ kursağında kaldı ve attığı her nara boş lafa döndü. ‘‘Komşu ülkelerle sıfır sorun‘‘ politikasıyla komşu ülkeler dahil tüm dünyadan tecrit oldu, İslami terör çetelerinin destekleyeni olarak ‘‘anlamlı yalnızlığa‘‘(!?) gömüldü. Tek adam sultasını sürdürmek için ırkçı-faşist milliyetçiliği körükleyerek manivela yapmak istedi, bunun için giriştiği işgalci-yayılmacı saldırganlık macerasında eli boş dönmekle birlikte, ekonomik külfet ve onlarca asker kaybıyla içeride iyice desteğini yitirip ‘‘bin pişman‘‘ oldu. Irkçı-ilkel kinle ‘‘sınırlarımda terör devleti istemem‘‘ diyerek Kürtleri katliamlardan geçirdi, Batı Kürdistan yönetimini meşru gören anlaşmalara imza attı. Atmak zorunda kalsa da hayatının en iyi işini yapmış oldu. Zira imha-inkarla, yok saymakla, milli zulüm ve barbarlıkla dünyanın meşru gördüğü ve kendiliğinden meşru olan Kürt ulusunun meşruluğuna karşı koyulamazdı. Irkçı-faşist milliyetçilikle bir yere varılamazdı. Kısacası, Erdoğan iktidarı emperyalist stratejilerin bir aracı olarak sahaya sürüldü, şimdi aynı güç ve stratejilere bağlı olarak devreden çıkarılmaktadır.

*** 

Emperyalist güçler Suriye‘de yenilmedi(yenilmelerinin dinamiği de yoktu), barbar hegemonyalarını sürdürmektedirler. Dünya siyasi coğrafyasını haksız zor yoluyla paylaşıp dizayn eden emperyalist haydutlar, Orta doğuda da kanlı tahakkümlerini sürdürmekte, burayı dalaşlarının poligonu olarak kullanmaktadırlar. (Ki bu boş ya da bir rastlantı değildir; aksine emperyalist hegemonya için sağlam gerekçelere dayanmaktadır.) Suriye’de emperyalist aktörler arasında belli bir anlaşma ve sorunun siyasi zeminde-masada çözülmesine doğru gelişme emareleri görülse de, onların dalaş ve çatışmasının bittiğinden söz edilemeyeceği gibi, yenilgilerinden veya sona geldiklerinden de söz edilemez. Ama emperyalist maşa ve yerli gerici uzantıları için aynı şey söylenemez. En azından Erdoğan iktidarı için yayılmacılık rüyası, kirli emel ve gerici saldırganlığında sona gelindiği söylenebilir. Kendisinin olmadığı bir dalaşa maşa olarak giren Erdoğan iktidarı hanesine yenilgi yazarak çıkmak üzeredir. Tabi ağır fatura ödeyerek ve siyasi fatura da ödenmek üzere hazır bekleyerek. Özcesi, Suriye’de kısmi veya geçici bir siyasi çözüm süreci devreye girebilir, ama esasta ne Suriye’de ne de Ortadoğu‘da emperyalist işgal ve saldırganlık başta olmak üzere, dalaş ve çatışma da ucu açık bir süreç olarak devam etmekte, edecektir de. Lakin, Erdoğan iktidarının kullanım süresi dolmuştur diyebiliriz.

Sonucu özetlersek;

1)- Erdoğan iktidarı emperyalist stratejiler uğruna kullanılan bir oyuncak olarak bizzat emperyalistler tarafından teşvik edilip koşullanarak ve onların maşası olma realitesinin ürünü olarak isteyerek savaş batağına girdi; girerken de ‘‘yangından mal kaçırma‘‘ misali ‘‘pastadan pay kapma‘‘ iştahına kapıldı. Durmadı Kürtlere karşı katliamlara başvurup kan döktü. Ancak bu da Erdoğan’ı tıkanmaktan kurtaramadı. Bölgede Rusya karşısında inisiyatif yitiren ve müttefik sorunu yaşama durumuna düşen ABD emperyalizmi, genel stratejik çıkarları temelinde feda etmekten geri durmadığı Batı Kürdistan Kürtlerini müttefiki görerek, Erdoğan iktidarının bura Kürtleri ve yönetimine dönük saldırgan siyasetinde belli bir engel teşkil etti. Erdoğan Batı Kürdistan Kürt statüsü karşısında da esasta kaybetti. Ki, bunda İslami cihatist çeteleri destekleyen tavrıyla Rusya emperyalizmiyle tezatlaşması da rol oynadı.

2)- Oysa pastanın sahipleri efendileriydi. Erdoğan’a kırıntıdan gayrısını paylaşmazlardı. Dahası onlara ait oyun içinde oyuncu olma sevdasıyla giriştiği katliam ve bölgede çizilecek sınırlarda aktör olmaya meyletmesine de izin vermezlerdi. ‘‘Çöplüklerinde başka horozlara‘‘ istedikleri kadar yem, istedikleri kadar yer ve zaman verirlerdi. Erdoğan’ın Suriye üzerine kurduğu planlar, ora sorununda oynadığı saldırgan rol ve tüm emelleri esasta boşa düştü diyebiliriz. Görülen mevcut bu zeminde cereyan etmekte, Erdoğan’a kış-kış denilmiş, denilmektedir. Erdoğan bunu da ‘‘emperyalizme karşı olma‘‘ safsatasıyla topluma satmakta, yazık ki, bu demagoji toplumda belli bir karşılık da bulmaktadır. Hakkını yememek lazım ki, burjuva siyaset ve manipülasyonda Erdoğan ve iktidarı oldukça maharetlidir. Tıpkı, İsrail siyonizmle ilişki ve işbirliklerine rağmen, İsrail siyonizmine karşı duruş aldığı komedisini yutturduğu gib. Tıpkı devleti birlikte ele geçirme ‘‘menzilinde‘‘ olan eski ortağı “FETO”ve darbe girişimine uzanan gelişme suçundan kendisini ‘‘sıyırıp‘‘ CHP’yi suçlama, sorumlu gösterme yeteneği sergilemesi gibi. Bunun gibi, emperyalizmin piyonluğunu yapmasına rağmen, bunu da kitlelere ‘‘emperyalizme karşı olduğu‘‘ şeklinde sunup satabilmektedir.

3)- Erdoğan iktidarı ırkçı-faşist milliyetçiliği; a)-halk kitlelerini manipüle ederek içerdeki muhalefeti etkisizleştirip kontrol altında tutma ve bu zeminde milliyetçilik zehrini iktidarına araç edinmek, b)- bu zehir vasıtasıyla uyuşturup şuursuz kıldığı tüm ırkçı-milliyetçi külliyat ve duygulara sahip kitleleri bu sağlam harçla yedekleyip gerçek gündem ve sorunlardan uzaklaştırmak, dolayısıyla ne yazık ki para eden milliyetçilik silahıyla muhalefet ve tüm toplumu domine edip iktidar anlamında siyasi hedeflerini kolayca gerçekleştirmek, c)- bu ırkçı-milliyetçilik toprağında yolsuzluk, hırsızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk, katliam gibi suçlarını örtmek ya da ‘‘milliliğe-yerliliğe‘‘ yedirilip kabul edilir kılmak için, ve d)- tersinden bu ırkçı-milliyetçiliği diri tutmak için de zoraki düşmanlar yaratıp onlara karşı mücadele etmek, hatta işgal ve saldırganlıklarda bulunarak katliamlar gerçekleştirmek ya da ‘‘yabancı fitnelerin oyunlarına‘‘ karşı kitlelerin ‘‘milliliği‘‘ yeğleyerek tek adam sultası tekçi faşist diktatörlüğü altında birleşmelerini sağlamak için bilinçli olarak körükleyip geliştirmiş, yürütmüştür, yürütmektedir. Lakin bu paslı silahın da kokusu çıkmış, artık eskisi gibi toplumda itibar görmemektedir.

4)- Erdoğan iktidarı sahaya emperyalist maşa olarak girmesinin yanı sıra, kendine özgü siyasi hesapta; aa)- Suriye’de Esat iktidarına karşı mücadele ve muhalefetin adağı olurken, Esad‘ın iktidardan düşürülüp Suriye’de kendisiyle aynı İslami genlerden olan güç ve çeteleri iktidara getirerek şeriatçı İslami bir rejim kurmak arzuluyordu. bb)-Böylece İslami dokudaşları iktidar olacak, hem İslaimi iktidarlar yayılıp geliştirilecek ve hem de bu din kardeşliği zeminindeki komşusuyla işbirliği içinde Kürt sorunuyla da daha etkili mücadele edip Kürtlerin ezilip tehdit olmaktan çıkarılması sağlanacaktı. cc)- Desteklenerek iktidar edilecek bu din kardeşleri, aldıkları destekle iktidara gelmelerinin vefası olarak, iktidarları dışında kontrol edemedikleri Suriye ve Batı Kürdistan topraklarından belli yerleri Erdoğan‘a bırakarak topraklarını genişletmelerine yol açacaktı. Bunu başaran Erdoğan liderlikte rüştünü ispatlayarak tarihe geçecek, iktidarı boyunca hiç bir muhalefet tanımayacaktı. dd)- Öte taraftan Suriye’de edindiği bu komşu kardeş iktidarla bölgede daha etkili bir aktör haline gelecekti…

‘‘Aç tavuğun rüyasında kendisini darı ambarında görmesi‘‘ hoş bir düş ama gerçek rüyalardan farklıdır. Düş biter gerçek yaşam devam eder..Erdoğan iktidarı gördüğü düşü gerçek sandı. Yanıldı. Şimdi kabuslar içindedir.  

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler