Takip Et

Makale

Yarı-Aydın Gerçeği Nedir ve Bu Bir Sorun mudur

Yarı-aydın bu özelliklerinden dolayı daha güçlü egolara sahip olur ve bencil yanı sırıtır. Kıt bilgisini sopa olarak kullanmayı ihmal etmez. Sahip olduğu bu çarpık bilgiyi aymazca üstünlük aracı olarak kullanır, her şeyi bildiğini sanarak kendi dışındakileri küçümser, bastırmaya kalkar. Okuduğu bir kitabı, edindiği bir bilgiyi kendisine has bir imtiyaz görür. En ciddi iddialarda bulunmaktan, en keskin eleştiriler yürütmekten ve kendisi dışındaki her şeyi mahkum etme cehaletinden geri durmaz, ders vermeye meraklı olur. Aslında yarı-aydın aynı zamanda yarı-cahildir. Bunda, aydındaki mütevazılığa asla rastlanmaz. Tersine kibir zirvededir. Her şeye hakim büyük öğretmen ve aydın havalarındadır

Yarı-aydın kavramı belli bir gerçeği karşılayan nesnel kavramdır. Kavramın irdelenmesi birçok sorunun açıklanmasına katkı sunabilir önemdedir. Basit bir yakıştırma ya da yüzeysel bir tanımlama değil, bilakis sosyal-siyasi ve toplumsal yaşamda yaygın olarak bulunan, bu yaygınlık kadar da derinlik taşıyan isabetli ve manidar bir kavramdır. Üzerinde durulması yerindedir.

Toplumsal yaşam ve hatta tüm doğa ve canlı yaşam sorunlarında çağdaş-aydın düşünce ve davranış düzeyine nail olmuş kadar bilinçli, yani gerektiği kadar eğitim görüp ‘’mürekkep yalamış’’, dolayısıyla da doğru-yanlış, eski-yeni, gerici-ilerici gibi karşıt tüm ikiliklerde tavrını müspet olandan yana belirleyip tutum almış, bütün bu kapsamda toplumsal ortalamanın üzerinde bir yetenek, bilgi ve birikim yeterliliğine sahip olmuş kimselere aydın denir. Ki, bu tanım siyasi yaşamda ezen ile ezilen kategoriler, gerici ile ilerici-devrimci sınıflar arasında alınan tutumu-tavrı da içerir. Toplumsal yaşam sınıflardan ve sınıf çelişkilerinden bağımsız olmadığına göre, toplumsal yaşam sorunlarındaki tavır fiilen toplumdaki sınıfsal yaşam ve sorunlarındaki tavır-tutumla tarif edilebilir. İşçi-emekçilerin sorunlarına, köylünün sorunlarına, ulus ve azınlıklar sorununa, kadın sorununa, inanç sorunlarına, doğa sorunlarına, hayvan hakları sorunlarına, işgal-ilhak sorunlarına, emperyalizm, kapitalizm, faşizm sorununa kadar en geniş yelpazede gösterilen tavır-alınan tutum aydın olmanın ölçütü olarak tanımlanabilir ki, bu doğrudan mevcut sisteme karşı alınan pozisyonu da açıklar. Aydın bütün bunlarda duyarlı, sorumlu olduğu kadar, tavır-tutum almada da topluma karşı yükümlüdür…

Aydın için özetlemeye çalıştığımız bu tanım ve çerçevede yarı-aydın nasıl tarif edilir, nasıl rol alır? Yarı-aydın, aydının tersine, yeteri eğitim ve ‘’mürekkep yalama’’ süreçlerinden geçmemiş, aydına oranla kıt bilgi, birikim ve yeteneğe sahip olan, bölük-pürçük, dağınık, kulaktan dolma ve ampirik bilgiye sahip, dolayısıyla gerektiği kadar aydın-çağdaş düşünce ve yaşam düzeyine ulaşmamış, toplumsal ortalamada yeri muğlak ama aydın karşısında vasat olan bir nitelik ya da düzey temsilidir. Bu niteliğine uygun olarak, bir taraftan ilerici-devrimci tutuma sahipken, diğer taraftan geri-gerici yanlar taşıyan tutumlara sahiptir. Toplumsal veya sınıfsal yaşam sorunları karşısında gelgitli tavır-tutumlar alır, tutarlı bir tavra sahip olmaz.

Yarı-aydın bu özelliklerinden dolayı daha güçlü egolara sahip olur ve bencil yanı sırıtır.  Kıt bilgisini sopa olarak kullanmayı ihmal etmez. Sahip olduğu bu çarpık bilgiyi aymazca üstünlük aracı olarak kullanır, her şeyi bildiğini sanarak kendi dışındakileri küçümser, bastırmaya kalkar. Okuduğu bir kitabı, edindiği bir bilgiyi kendisine has bir imtiyaz görür. En ciddi iddialarda bulunmaktan, en keskin eleştiriler yürütmekten ve kendisi dışındaki her şeyi mahkum etme cehaletinden geri durmaz, ders vermeye meraklı olur. Aslında yarı-aydın aynı zamanda yarı-cahildir. Bunda, aydındaki mütevazılığa asla rastlanmaz. Tersine kibir zirvededir. Her şeye hakim büyük öğretmen ve aydın havalarındadır.

Ve yine bu yarı-aydın bu özelliklerinden dolayı doğruluğu-yanlışlığı belli olmayan yeni duyduğu, yeni öğrendiği, yeni okuduğu her bilginin güdümüne girer, birebir etkilenir, oradan oraya savrulup durur. Bugün bir şeyi, yarın başka bir şeyi savunur. İstikrarlı düşünce yapısı ve tutarlı bir tavrı olmaz. Değişkenlik ve dağınıklık fikir dünyası ve tavrında belirgin olarak sırıtır. Sağlam bir fikir ve sağlam bir çizgi ve buna koşut sağlam bir tavrı-tutumundan söz edilemez. Nerede nasıl tavır alacağı net olmaz. Bir özgülde tutarlı bir devrimci tavra sahip olabileceği gibi, başka bir özgülde yıkıcı bir gerici tavra sahip olabilir… Esas niteliği ilerici olup devrimden yana olsa da, güvenilir ve sağlam bir duruşa sahip değildir…

Bütün bunlardan hareketle, yarı-aydın kişiliği belli bir soruna ve sorunlu olmaya oturan bir kişilik ya da nitelik olarak değerlendirilebilir ki, bu nesnel doğrudur.

Yarı-aydın kişiliği esasta devrim saflarının sorunudur. Devrimci saflar adeta yarı-aydınlarla doludur. Devrimci mücadeleden, eylemden, fikirlerden etkilenerek ve yaşam koşullarının da gerektirdiği şartlar toplamında devrimcileşir, devrim saflarına katılırlar. Örgütlü devrimci hareketin ekserisi bu bileşenle doludur. Belli bir kadro ve üye bileşeni dışındaki geniş bileşeni reel olarak yarı-aydın nitelikteki bireylerden oluşur. Ki, örgütlü devrimci hareketin kadro ve üyeleri de bu realiteden tamamen bağımsız değildir… Devrimin tabanı, örgütlü devrimci hareketin bünyesi bu niteliğe sahiptir esasta. Peki bu, şu mu demektir? Bunları kovalım! Asla. Bunlar devrimci kişilerdir. O halde mesele nedir?

Mesele bu yarı-aydın kişiliği geliştirip tam aydın(devrimci aydın) ve daha nitelikli devrimci kişiliğe dönüştürme meselesidir. Yani, örgütlü devrimci safların siyasi eğitimlerle geliştirilip ilerletilmesi, yetenek, bilgi ve birikim açısından geliştirilmesi önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bölük pürçük edinilmiş devrimci düşüncelerle, kulaktan dolma felsefi, teorik bilgilerle, oturmamış ve çizgileşmemiş devrimci fikir ya da siyasi görüşlerle tam bir devrimci tutum sergilenemez, tutarlı-sağlam bir devrimci yaşam ve mücadele temsil edilip yürütülemez. Kuşkusuz ki, bu durum nesnel bir gerçekliktir. İnsanlar-devrimciler hemen tam yeterli fikre ve tutuma sahip olamazlar. Bunun için bir eğitim süreci, bir tecrübe süreci vb vs gereklidir. Bu da bugünden yarına başarılabilecek bir şey değil, zaman alacak bir süreçtir. Ancak bu sürecin ertelenmesi, kendiliğindenciliğe bırakılması veya ödev edinilmemesi yetersizliklerin devam etmesinden öteye sonuçlar vermez. Temel bilgilerden başlamak üzere eğitimlerin düzenli-sistemli yapılarak bütünlüklü bir devrimci fikrin tesis edilmesi ihtiyaçtır…

Devrimci saflarda yaşanan savrulmalarda, kolayca yaşanan bırakmalarda ya da kolayca yaşanan kopuşlarda vb vs bu temelin zayıflığı yatmaktadır. Devrime inanç, devrimci kararlılık ve tutarlı mücadele tavrı ancak yeterli ve gerekli bilgi ve bilincin edinilmesiyle mümkündür. Mücadelenin istikrarlı ilerlemesi, temsil edilmesi sağlam inşa edilmiş devrimci fikirler sayesinde mümkündür. ‘’Benden bu kadar, ben yokum, ben ayrılıyorum, ben yapmıyorum’’ vb vs tavırları nereden beslenmektedir? Devrimci hareketteki zayıflıklar ve zayıflamalar nereden ileri gelmektedir? Devrimci mücadele ve savaşı kolayca arkada bırakıp gitmek nasıl mümkün olabilmektedir? Bir yığın sorun ve sebep haklı olarak sıralanabilir. Ancak bu sebepler veya nedenler arasında gerektiği kadar eğitimin görülmemesi, bilgi, birikim ve bilincin olmaması mutlaka yer almaktadır. Bunu es geçmek sorunu temelden çözmekten uzaklaşmaktır.

Yeni devrimci olan bir insanın hiçbir suçu yoktur. O temiz ve samimi duygularıyla devrime katılır. Bundan sonrası ise devrimci örgüt makinesinin işi-sorumluluğudur. Bu kişinin eğitilerek geliştirilmesi ve daha da devrimcileştirilerek ilerletilmesi bu makinenin görevidir. Bu, siyasi eğitimlerin sistemli olarak yürütülmesiyle, eğitim programlarıyla, bilinçli yaklaşımlarla sağlanabilir. Kimse geri olduğundan dolayı suçlanamaz ama gelişme çabası göstermemekten ve bir okul olması gereken o makine tarafından geliştirilmemesinden dolayı sorumlu tutulabilir.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler