Takip Et

Editörün Seçtikleri

Toplumsal Hareket, Somut Koşullar ve Görevlerimiz Üzerine

Kitleleri doğrudan ilgilendiren ve onların bizzat içinde bulunduğu somut sorun ve çelişkiler zeminindeki mücadelelerde pratik olarak yer almayan ve onların parçası olmayan, esasta söylem ve irade beyanlarıyla yetinen bir hareketin büyük kitlesel hareketler yaratması düşünülemeyeceği gibi, görev ve sorumlulukları temelinde devrimci koşullara ve harekete önderlik yapması da tasavvur edilemez

Her şey iç ve dış bağlantıları içinde değerlendirilebilir. Bu bağlardan yalıtık hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey parçası olduğu ilişkilerden bağımsız değerlendirilip tanımlanamaz. Dahası, olgular genel kural ve şartlardan tecrit edilip salt kendi görecelilikleri içinde izah edilemezler. Toplumdaki her gelişme, izafi koşul ve somut durum üzerine yapılacak değerlendirme de, bu genel kanun ve yaklaşım çerçevesinde yapılabilir.

Genel doğrudur ki, bütün gelişmeler gibi, toplumsal, sosyal ve siyasal gelişmeler de bir rastlantıdan ibaret nedensiz gelişen süreçler değildir. Belli bir zaman diliminde yaşanan küçük ya da nicel birikimler, belli bir gelişme evresinde olgunlaşarak iç ve dış koşul dinamiğine doğru orantılı olan yeni bir süreci ya da gelişmeyi koşullarlar. Gelişme ya da hareket burada, yani olgunlaşan nicel birikim süreci sonunda başka bir niteliğe bürünür, yeni bir gelişme aşamasına varır. Eski yerini yeniye bırakır. Bu tarihsel diyalektik akıştır.

Gelişme yasası temelinde işleyen bu diyalektik akış sürecine, siyasi formasyonda yapılacak iradi müdahale ile birlikte sürecin değişimi ve gelişmesi hızlanarak devrimci zemine oturmuş olur. Hareket ve gelişmede nitel değişim ve devrimci ilerleme atılımı bu müdahale maharetiyle gerçekleşir. Kendiliğinden işleyen ve ilerleyen süreç ağır olduğu kadar, insan kaynaklı dış etki faktörü özellikle sosyal ve siyasal gelişmelerde devreye girerek belirleyici rol oynayıp gelişmeyi ters veya doğru yönde etkiler. Toplumsal sisteme damgasını vuran gerici siyasi güçler-sınıflar, gelişmeyi köstekleyen rol sergileyerek kendiliğinden diyalektik gelişme sürecini baltalayıp görece engellerler. Tüm toplumu ve gelişmeyi geri çekerek tutmaya çalışır, ilerleme rayından saptırır, yavaşlatırlar. Ne ki, gerici sınıfların gösterdiği bu gerici etki, nesnel kanunları ortadan kaldırmaya yetmez ve gelişme yasasına uygun ilerlemeyi durdurmaya yetmez. Sürecin devrimci ögeleri, çelişki yasasına uyumlu rolleriyle toplumsal ve tarihsel gelişmeyi sağlayan motorlar olarak rol oynarlar. Üretim ilişkileriyle üretici güçlerin uyumsuzluğu, başka değişle üstyapı ile altyapı arasındaki uyumsuzluk belli bir niteliğe vardığında patlama kaçınılmaz olur. Bu patlamada üretici güçlerden tayin edici olan insan belirleyici fonksiyon olarak rol oynar. Nitel devrimci dönüşüm, gelişmiş olan üretici güçlerin kendisine uygun üretim ilişkilerini dayatması ve doğrudan bilinçli insan ögesi ya da onun bilinçli eylemi tarafından gerçekleştirilir. Değişimi koşullayarak kaçınılmaz kılan nesnel koşulların olgunluğu insanın müdahalesiyle birleşerek nitel devrimci dönüşüme ulaşmış olur. İnsanın bilinçli rolünden bağımsız olarak kendiliğinden uygun nesnel koşullar devrime varmaz. Kısacası bütün gelişmenin nitel sıçrama ve değişim göstermesi esasta aynı yolu izler. Her nitel gelişme, iç çelişkileri bağlamında uygun olan nesnel şartlar ve bu şartlara yapılacak dış müdahale zemininde cereyan eder.

Toplumsal hareketler de genel prensipte bu çizgiyi izler. Öyle ki beklenmeyen anda ve/veya hiçbir belirti görülmemesine rağmen ansızın gündeme gelen büyük toplumsal dalgalanma, patlama ya da hareketler yaşanır. Bunlar aslında hiç de görüldüğü gibi birdenbire gelişen hareketler olmayıp bilakis uzun bir nicel birikimin ürünü olarak hâsıl olup muhtelif vesilelerle yaşanan patlama ya da dalgalanmalardır. Bu tarz patlama ve hareketlerin genel olarak kendiliğinden gelme hareketler olduğu söylenebilir. Ki bu tarz hareketlerin devasa büyüklüklerine rağmen doğru orantılı sonuçlara ulaşamayarak belli bir zaman diliminde sönümlendiklerine tanık olunur. Bu tarz dalgalanma ve hareketler dışında belli önderlikler altında planlanarak hazırlanan hareketlerin ise, planlı hazırlık ürünü olmaları babında genellikle öngörülen süreçler olduğu, dolayısıyla beklenmeyen hareketler olmayarak örgütleyici güçlerinin de hazır oldukları anlamına gelir ki, bu hareketlerin hedefleri doğrultusunda belli başarılar elde etme şansı daha büyüktür. Ve genel olarak bu tarz hareketler belli kazanımlarla sonuçlanırlar. Tıpkı işçilerin belli önderlikler altında örgütlenerek sergiledikleri örgütlü direniş ve grevlerin belli taleplerini elde ederek kazanması gibi.

Bu genel yaklaşım ışığında günümüzdeki toplumsal hareketin durumu ve genel somut durum hakkında değerlendirme veya tespitler yapacak olursak; nesnel koşullar itibarıyla devrimci durumun esasta uygun olduğu, kitle hareketinin görece gelişme eğilimi içinde büyüme potansiyeli taşıdığı, dolayısıyla somut durumun nesnel unsur bakımından esasta devrimci olduğu, devrimci durumun öznel unsurunun belli bir harekete karşın yetersiz olduğu, mevcut hareket veya direnişlerin esasta önderliklerden ve planlı hazırlıklardan yoksun kendiliğindenci hareketler olduğu, belli düzeyde ise örgütlü geliştirilen hareket özelliği barındırdıkları tespitinde bulunabiliriz. Fakat gelişme eğilimi açısından daha güçlü bir potansiyel ve dinamiğin varlığını da öngörmekteyiz ki, bu, mevcut hareketin verdiği pozitif ipuçlarıyla birlikte, hareketin gelişmesini olası kılan iktidara karşı geniş bir muhalefet ve tepkinin olmasının yanı sıra, iktidarın yerel seçimlerde yaşadığı gerileme ile birlikte geniş kitlelerde korku atmosferinin büyük oranda kırılarak güven duygularının gelişmesiyle daha güçlü muhalefet ve mücadele etme koşullarının eskiye oranla çok daha güçlü olmasına bağlı bir öngörüdür esasta. Örgütlü güçlerin de zayıf ve yetersiz olmakla birlikte, devrimci kitle hareketinin geliştirilmesi ve mevcudiyetinde belli bir çaba içinde olduğu, irade gösterdikleri inkâr edilemez bir gerçektir. Altı çizilmek durumundadır ki, bu irade ve çaba son derece cılız ve yetersizdir. Bu durumun aşılması şarttır.

Toplumsal mozaikteki dinamizm ve durum şu tabloyla özetlenebilir. İrili ufaklı birçok işçi direnişi gündemden düşmeyerek uzun süredir devam etmektedir. En önemlisi de bu direnişlerin kararlı olarak sürmesi gerçeğidir. Üretici ve çiftçi kesimlerde ciddi bir rahatsızlık ve muhalefet tavrı mevcuttur. Tarımın yok edilircesine köreltilmesi, üreticinin girdilerde fahiş fiyatlara tabi tutularak çıktı fiyatlarının düşüklüğüyle mağdur edilip üretim yapma gücünün küçültülmesi, yabancı tohuma mahkûm edilerek üretemez duruma getirilmesi, hayvancılığın ha keza aynı cendereye alınması, yerli tarım, çiftçilik ve hayvancılığı çökerten ithalatçı ve faizci politikalar bu kesimlerin büyük tepkisini örgütlemektedir. Kadına dönük şiddeti besleyerek teşvik eden bağnaz gerici politika ve uygulamalar ekseninde cereyan eden sistematik kadın katliamları kadınların toplumsal hareket ve mücadelesine yol açmaktadır. HES ve Nükleer Enerji Santralleri yapımları ile maden arama işletmelerinin yol açtığı doğa katliamları ve doğa afetleri tehdidi geniş kesimlerde dinamik bir muhalefet ve mücadelelere yol açmaktadır. Tekçi, ırkçı, faşist milli zulüm politikalarına tabi tutulan Kürt ulusu ve diğer azınlık ve inanç kesimleri mücadele ve muhalefetin önemli toplumsal dinamiğini oluşturmaktadır. Kayyım darbesi mağdurları, OHAL ve KHK dönemi mağdurları başta olmak üzere, siyasi baskı ve keyfiyetçi hukuksuz uygulamalara maruz kalan geniş kesimler hak arama eylemlerini sürdürmektedirler. Öğrenciler ve gençlik iktidarın gerici politikaları altında karşı karşıya kaldığı geleceksizlik duygusuyla büyük bir tepki içindedir. Tutsaklar hapishanelerde işkencelere tabi tutulmakta, hasta tutsaklar ölüme terk edilmektedir ki, bu zeminde bir muhalefet ve direniş sürmektedir. Kısacası toplumun geniş bileşenleri iktidarın faşist politikalarına karşı büyük bir öfke duymakta, muhalefet edip mücadele etmektedirler.

Bütün bunlara rağmen iktidar faşist baskı ve keyfiyetçi hukuksuz yönetiminde ısrar ederek açık faşizmi yeni saldırganlıklarla tırmandırmaktadır. İktidarını koruma kaygısıyla işgal hareketlerine girişmekte, savaş çığırtkanlığıyla kan üzerinden siyaset yürütmektedir. Baskı ve sömürü şartlarını hafifletme yerine her gün ağırlaştırmaktadır. Dolayısıyla toplumsal kitlelerdeki hoşnutsuzluk her gün büyüyerek derinleşmekte ve iktidarı hedeflemektedir. Toplumdaki siyasi koşullar bu zeminde biçimlenirken, bu zeminin devrimci hareket için uygun gelişme koşulları sunduğu, dolayısıyla nesnel devrimci durumun esasta elverişli olduğu söylenebilir.    

Gümbür gümbür gelen değil ama kartopuyla başlayıp çığ misali büyüme potansiyeli taşıyan bir toplumsal muhalefet ya da hareketin gelişme eğiliminden bahsetmek yanlış olmaz. Büyük toplumsal çalkalanma ve kitlesel hareketlerin çeşitli vesilelerle ve ansızın patlak vermesi tamamen mümkündür. Toplumdaki çelişki ve bu çelişkiler zemininde gelişen büyük bir huzursuzluk ve bu huzursuzluk temelinde belli bir didinme mevcuttur. Bu mevcudiyet büyük hareketin nesnel koşullarının varlığı anlamına gelmektedir. Belli bir sübjektif çaba da bu zeminde varlığını sürdürmektedir. Örgütlü hareketin bu sürece etkili katılım ve müdahalesi gerekli bir ihtiyaçtır.

Kitlesel hareket ve mücadelenin geliştirilerek büyütülmesi ve devrimci kazanımlarla ilerletilmesi için somut çalışma ve eylem pratiklerinin sergilenmesi zaruridir. Devrimci savaş ve silahlı mücadelenin örgütlenerek geliştirilmesi, devrimci hareketin yürüteceği bütün görev ve sorumlulukların üstün biçimi, temel halkası ve en devrimci meşru biçimidir. Fakat bu mücadele doğrultusunu geliştirmek için işçi, emekçi, ezilen inanç ve kesimlerden oluşan toplumsal kitlelerle gerçek yaşamda ve somut pratikte birleşerek her düzeyde mücadele ve direnişlerinde yer almak küçümsenemez görevdir. Büyük kitlesel hareketin örgütlenerek geliştirilmesi veya mevcut olanın geliştirilerek büyütülmesi, bu görevin kitlelerle birleşen somut pratiklerde yürütülmesiyle olanaklıdır.

Bu bağlamda; işçi direnişleri ve grevleriyle birleşen ve işçilerle omuz omuza bu direnişlerde yer almak örgütlü hareketin ertelenemez görevi, sorumlu tavrıdır. Grev ve direniş yeleklerinin giyilerek fabrika önlerinde, direniş çadırlarında ve sokaklarda direnişçi işçilerle yan yana durmak anlamlıdır. Onları acımasızca sömürüp ezen, işsiz ve aç bırakan, çocuğunu okula gönderemez duruma düşüren kapitalist patron ve şirketlere karşı devrimci eylemlerde bulunmak proleter devrimci tavırdır.

Kadın katliamlarına dönük etkin mücadeleler geliştirip kadınların özne ve etkin olduğu toplumsal hareketin geliştirilmesi hedefiyle somut mücadelelere girişmek örgütlü devrimci hareketin ötelenemez diğer görev ve sorumluluk alanıdır. Katledilen her kadının cenazesine katılmak, bu cenazeleri örgütlü tepki ve kitlesel hareketin alanına çevirmek, katledilen her kadını ve kadın tepkisini sahiplenerek onunla birleşen pratikler izlemek, şiddete maruz kalan her kadını gerek hukuki süreçlerinde ve gerekse de kendi olanaklarımızla kesin biçimde sahiplenip korumak, bütün bu pratikleri kadına dönük şiddet ve katliamları teşhir eden özgün çalışma biçimleriyle yaygınlaştırmak ve toplumsal duyarlılıkları geliştirmek yürütülebilir ve yürütülmesi gereken çalışmalardır.

Doğa ve ekoloji düşmanı tüm gerici politika ve tahripkar kapitalist çalışmaları teşhir ederek HES, NES yapımı ve maden aramalarını engelleyen mücadelelerde bulunmak, bu uğurda ilgili mücadele kurumları ve dinamikleriyle birleşik mücadeleler geliştirmek, direnen köylülerin yanında yer alarak emperyalist kapitalist şirketlere karşı köylülerin her türlü mücadelelerini sahiplenerek parçası olmak devrimci hareketin görmezden gelemeyeceği somut çalışma ve görevlerdir.

İktidarın içinde bulunduğu işgalci saldırganlığı, gerici savaş saldırganlığı, savaş çığırtkanlığı ve kışkırtıcısı tüm politikalara karşı etkili bir kitlesel mücadelenin geliştirilmesi, sömürgeci, talancı, işgalci, ilhakçı, tüm ırkçı, milliyetçi faşist politikalara karşı antiemperyalist, antikapitalist mücadelelerin örgütlenerek devreye sokulması devrimci hareketin ötelenemez görevi ve sorumluluğudur. Komprador tekelci Türk hâkim sınıflarının ırkçı milliyetçilikten beslenen tüm şoven ve ırkçı-faşist politikaları, talancı ve işgalci saldırganlığı teşhir edilerek içerde karşı mücadele cephesi örgütlenmelidir.

Devrimci tutsakların sorunlarıyla yeterli düzeyde ilgili olmayan, örgütlü çalışmada bulunamayan ve tutsakların direnişiyle birleşme ya da bu direnişi destekleyerek toplumsal duyarlılık noktasına kitlesel boyuta taşımada yetersiz kalan veya görevlerini yerine getirmeyen bir hareketin toplumsal hareketi büyütmesi beklenemez.

İşte, mevcut kitlesel hareketin ilerletilerek büyük kitlesel harekete dönüştürülmesi, bu hareket zemininde kazanımların sağlanarak nicel birikimlerin büyütülerek nitel kazanımlara dönüştürülmesi yukarıdaki görevlerin yürütülmesiyle mümkündür. Kitleleri doğrudan ilgilendiren ve onların bizzat içinde bulunduğu somut sorun ve çelişkiler zeminindeki mücadelelerde pratik olarak yer almayan ve onların parçası olmayan, esasta söylem ve irade beyanlarıyla yetinen bir hareketin büyük kitlesel hareketler yaratması düşünülemeyeceği gibi, görev ve sorumlulukları temelinde devrimci koşullara ve harekete önderlik yapması da tasavvur edilemez.

Tüm zaaf ve sorunlara karşın devrimci harekette devrimci sorumluluk bilinci açısından olumlu bir gelişme süreci yaşanmaktadır. Devrimci güçlerin ortak mücadele birliklerinde buluşma eğilimi eskiye oranla çok daha müspettir. Örgütsel güç olarak zayıf potansiyele sahip olması ciddi bir sorunken, mevcut örgütlü gücün zayıf da olsa devrimci rotada konumlanıp çaba göstermesi mücadelenin geleceği açısından değerlidir, anlamlıdır, olumludur. Örgütlü devrimci hareketin karşı karşıya olduğu ve düşmanın teknolojik üstünlüğüyle hükmettiği geçici sürecin ağır mücadele şartları kitle hareketi ve örgütlü mücadeleyi negatif yönde etkileyen tipik bir koşuldur. Aleyhteki bu durum değişmeye koşulludur. Faşist iktidar altından kalkamayacağı ağır sorunların altındadır. Gerici savaş batağı bekledikleri gibi iktidarlarına kan taşıyan değil, batağın dibine çekerek yutan bir süreç olacaktır. Savaş ekonomisi, krizin göbeğinde bulunan ekonomiyi dibe çekerek siyasi krizi derinleştirecektir. Hâkim sınıflar arası çelişki ve çatışmalar giderek tırmanacak ve siyasi iktidar değişimini gündeme gelecektir. Bütün bu koşullar geniş işçi ve emekçi halk kitlelerinin gelişen mücadele ve hareketine tanıklık yapacaktır. Devrimci sınıf ve demokratik güçlerin hâkim sınıfları zorlayan mücadele baskısı kazanımlar sağlayarak büyük kitlesel hareketlerin boy vermesini gündeme getirecektir.

Özcesi kötümser değil, iyimser olmanın sebepleri her zaman olduğu gibi, bugün çok daha güçlüdür. Koşullar ve durum devrimci kitlelerin ve örgütlü devrimci hareketin lehine gelişim seyrini izlemektedir. Devrimci hareket güçlenip büyümek üzere zayıf durumdadır. Devrimin nesnel koşulları devrimci hareketin gelişmesine uygun şartlar barındırmaktadır. Mevcut faşist iktidarın sınıf çelişkilerini çözme yeteneği olmadığı gibi, bu çelişkileri derinleştirerek en geniş toplumsal kitleleri demokratik mücadele saflarına hızla itmektedir ve itmiştir. Karşı devrimin devrimi geliştirmesi kaçınılmazdır. Devrimci hareketin bu olanakları değerlendirerek devrim perspektifiyle önderlik rolünü yerine getirmesi devrimin gelişmesi için olmazsa olmaz roldür. Bu rol olmaksızın hiçbir gelişme mantığına uygun rotada ilerleyip devrimci sonuca ulaşamaz.

Devrimin başarısı kitlelerden, kitlelerin başarısı öncü örgütleriyle örgütlü mücadelelerinden bağımsız gelişemez. Kitleler önderliksiz, önderlikler kitlesiz tasavvur edilemez. Bütün mesele bu denklemleri sosyal pratikte çözmektir. Öncülerin sorumluluk ve görevi burada tam anlamına oturur. Kitleler devrimcidir. Gerçek çözüm gücüdür. Lakin somut sorunda düğüm onlarda değil, onların öncülerinde çözülür.

KAYNAK: Halkın Günlüğü Gazetesi

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler