Takip Et

Güncel

“TC”nin Efrin İşgalinin Siyasal Arka Planı

İşgalin nedeni veya hedefi tek amaçta birleşir. Bu amaç, Batı Kürdistan’da gündeme gelen Kürt yönetim bölgesine karşı taşınan hazımsızlık ve bu bölgede oluşan Kürt yönetiminin giderek meşruiyet kazanıp kalıcı bir statüye dönüşme eğilimi ve bu temelde ABD’nin silah desteğinden askeri eğitim ve ordulaşmasına dönük attığı adımlarla Kürt yönetim bölgesinin sağlam statüye doğru ilerlemesi olarak özetlenebilir

Erdoğan iktidarı, Rusya ile yaptığı görüşmelerde gerekli izni aldıktan ve işgal saldırısının hemen öncesi ABD’ye de bilgi verdikten sonra, 20 Ocak 2018 günü Efrin’e askeri işgal harekâtı başlattı. Daha sınırlı olan ‘’Fırat kalkanı’’ işgal saldırısında verdikleri kayıpların sayısıyla anlamlandırdıkları savaş uçaklarıyla (72 uçakla) Efrin’e havadan başlayan işgal saldırganlığı, Türk Ordusu’nun ertesi gün karadan da Efrin’e girmesiyle tam karşılığını buldu. ‘’TC’’ Ordusu tüm unsurlarıyla Efrin’nin sınırlarından içeri girdi…

Her işgal saldırganlığında olduğu gibi, Efrin işgali de sivillerin, kadın ve çocukların barbarca katledilmesinde vahşi yüzünü ortaya koymaktadır. Kürt ulusu üzerinde tarihsel sömürgecilikle süre gelen gerici-faşist imha-inkâr ve iradesini yok sayarak kaderini tayin etme hakkı ya da bağımsızlık hakkının zorla gasp edilmesi, işgal ve ilhak saldırganlıklarıyla Efrin’de bir kez daha kanlı bir utanç olarak cereyan etmektedir…

Hakkını teslim etmek gerekir ki, Erdoğan işgal saldırganlığının iç siyasete (burjuva siyasete) dönük izlediği politikada başarılı olmaktadır. Gerçekleştirdiği en canice katliam ve kıyımları dahi ‘’millilik’’ maskesi altında veya ‘’milli dava’’ demagojisiyle manipüle edip burjuva muhalefeti arkasında birleştirmektedir. Kışkırtılan ırkçı-şoven, tekçi-faşist Türk milliyetçiliği ve “devletin bekası” argümanıyla ortak paydada buluşan burjuva muhalefet Erdoğan’ın tüm saldırganlık ve faşizmine destek vererek sınıfsal pozisyonunu alenen ortaya koymakta, Erdoğan’a hizmet etmekten kurtulamamaktadır. İktidar pastası için en keskin dalaş içinde bulunan CHP’nin durumu dikkate alındığında Erdoğan’ın burjuva siyasetteki başarısını teslim etmek gerektir. ‘’Yeni Kapı ruhu’’ safsatası bunun tipik örneğiydi. Kürt milletvekillerine dönük meclise getirilerek onaylanan dokunulmazlıkların kaldırılmasında da CHP aynı tavrı sergilemiştir. Kuzey Kürdistan illerinin yakılıp yıkılarak yerle bir edilmesi ve kadın gerilla cesetlerinin teşhir edilmesinden, gerilla cesetlerinin askeri araçların arkasına takılarak sokaklarda sürüklenmesine ve hiçbir cesedin gömülmesine izin verilmeyerek sokaklarda çürütülmesi ile bebek cesetlerinin buzdolaplarında saklanmak zorunda bırakılmasına kadar en barbar ve en vahşi katliam-kıyım saldırganlığında da CHP’nin tavrı farklı olmamıştır. Şimdi de Efrin işgali saldırganlığında çağırılarak şeker verilen CHP Erdoğan’ın arkasında durmaktan imtina etmemiş, sınıf karakteri ve faşist niteliğini ortaya koymuştur…

Askeri işgal saldırısını objektif olarak tanımlamak ve elbette doğru analiz etmek önemlidir. Aksi halde işgalci saldırganlığı ve bu saldırganlığın muhtevası ile gerici süreci doğru okumak mümkün olmaz. Ki, bölgedeki ilişki ve çelişkilerin, ittifak ve ‘’düşmanlıklar’’ zemininin son derece karmaşık ve girift bir yapıya sahip olduğu kabul gören genel doğrudur.  Suriye-Esat iktidarını (kardeşim Esat denildikten sonra) düşman belleyip Esat iktidarını devirmek için IŞİD dâhil, alandaki muhalif güçleri destekleyen ve bunu Kürt lider Salim Müslim’i misafir ederek ağırlamayla sürdüren Erdoğan iktidarı şimdi büyük bir U dönüşü yaparak Suriye-Esat iktidarını zımnen de olsa ya da objektif olarak destekleme zemininde Kürt bölgesinin bir parçası olan Efrin’i işgal ediyor? Bölgedeki girift durum bunun ötesinde genel bir tablo oluşturuyor.

İşgalin esas hedefi Batı Kürdistan’da meşruluk kazanarak kalıcı bir statü eğilimi gelişen Kürt Yönetimidir!

İşgalin nedeni veya hedefi tek amaçta birleşir. Bu amaç, Batı Kürdistan’da gündeme gelen Kürt yönetim bölgesine karşı taşınan hazımsızlık ve bu bölgede oluşan Kürt yönetiminin giderek meşruiyet kazanıp kalıcı bir statüye dönüşme eğilimi ve bu temelde ABD’nin silah desteğinden askeri eğitim ve ordulaşmasına dönük attığı adımlarla Kürt yönetim bölgesinin sağlam statüye doğru ilerlemesi olarak özetlenebilir. Kürtleri bekasına tehdit gören tekçi-ırkçı-faşist paranoya, bölgedeki bu Kürt yönetim bölgesi ve buradaki gelişmenin kendi devlet sınırları içinde zorla tuttuğu Kürt ulusunun mücadelesine de etki yapıp gelişmelere yol açabileceğinin derin korkusu içindedir ve Kürt kâbusuyla yatıp kalkmaktadır. Yıllarca uygulanan imha-inkâr, asimilasyon-jenosit hareketleri ve politikaları da bunu teyit edendir. Bütün bu realitenin sınıfsal dokusu ise, tekçi-faşist paradigmalara sıkı sıkıya bağlı olan Türk hâkim sınıflarının ırkçı-şoven karakterdeki egemen ulus milliyetçiliğinin faşist ideolojisinde ifade bulmaktadır.

İşgal saldırganlığı birçok bakımdan ikili veya çoklu yan taşımaktadır. Birincisi, işgal saldırganlığı, askeri açıdan ‘’TC’’ devleti-Erdoğan iktidarı tarafından gerçekleştirilmekle birlikte, bu saldırganlığın desteklenmesi ya da olanaklı kılınması açısından Rusya emperyalizminin rol oynadığı bilinmektedir. Bu anlamda işgal saldırganlığında, somut uygulayıcı-yürütücü unsur olarak ‘’TC’’ devleti-Erdoğan iktidarı birinci derecede rol oynarken, ikinci derecede Rusya emperyalizminin işgale izin ve destek verme bakımından rol ve sorumluluk taşıdığı özellikle tespit edilmek durumundadır.

İkincisi, işgal saldırganlığı esas olarak Batı Kürdistan topraklarına girme ve yönetim bölgesine müdahale etme anlamında ilgili parça Kürdistan’ının işgaliyken, diğer taraftan ilgili Kürdistan toprakları-parçasının zorla tutulduğu Suriye devlet sınırları içinde olması vesilesiyle (Kürt yönetimi mevcut Suriye merkezi devletine bağlıdır, bağımsızlık ilan etmemiştir ve en azından mevcut burjuva gerçeklikte bu devlet sınırlarına dâhildir), egemen Suriye devleti sınırlarına müdahale etme anlamında da Suriye’nin işgalidir.

Üçüncüsü, bu işgal saldırganlığı, ABD emperyalizmi ile Rusya emperyalizminin bölgedeki pazar paylaşımı veya egemenlik ve nüfuz dalaşından bağımsız olmayan, doğrudan onun ürünü olarak gelişen süreç ve koşulların sonucudur. Şayet bu haydutların bölgedeki nüfuz dalaşı veya egemenlik çatışması olmasaydı, birçok şeyden bahsedilemeyeceği gibi, Rusya’nın işgale izin vermesi de söz konusu olmazdı. ABD emperyalizminin bölgedeki pazar tahakkümü ve nüfuzunu geliştirme planları ve buna karşı Rusya emperyalizminin ABD’nin planlarını boşa düşürerek kendi nüfuz ve egemenliğini geliştirmek için giriştikleri çatışma bölgeyi kan gölüne çevirdiği gibi, Efrin’e dönük işgalin de arka planını oluşturmaktadır. Bu bağlamda bölge ve Efrin’de yaşanan tüm gelişme ve acıların temel sorumlusu emperyalist barbarlık ve onun ilgili haydutlarıdır. Bütün bunlar ışığında söyleyelim ki, eğer bu emperyalist süreç anlaşılmaz ise, bölgedeki gelişmeler ve Efrin işgali de doğru anlaşılamaz, doğru değerlendirilemez. Dolayısıyla, Efrin işgalinin ulusal boyutu ile birlikte uluslararası boyutu da vardır ve pratik yürütücüsü Erdoğan iktidarı da olsa esas müsebbipler uluslararası boyuttur ki, bu boyut emperyalist yeni dengeler ve burada cereyan eden hegemonya dalaşının bölgede odaklanmasında ad bulur.

Taktik olarak da uluslararası güçlerin bölgedeki çıkar ve hesapları Kürt ulusunun değil, esasta Erdoğan iktidarı aleyhine bir sürece işaret etmektedir. Suriye merkezi devleti, bölgede atlanamaz güç olan İran, ABD gibi emperyalist haydudun ve hatta bir yerden sonra emperyalist Rusya’nın alacağı pozisyon tamamen Erdoğan iktidarı aleyhinedir. Değişik parçalardaki Kürt güçlerinin hepsi olmasa da ezici bir çoğunluğunun tavrını da dikkate aldığımızda, bölgedeki genel atmosferin Erdoğan iktidarı aleyhine olup Efrin’den tek parça çıkamayacağına işaret etmektedir. Tekrar söyleyelim ki, Rusya’nın bu işgale verdiği onay sınırlıdır. Bu, Rusya emperyalizmini işlediği suçta kurtarmasa da, Erdoğan iktidarının işgaldeki sınırlılıklarını ve karşı karşıya kalacağı ciddi sorunların görülmesi açısından önemlidir…

Devrimci yol bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinin biricik yoludur. Bu yol belki daha ağır, daha sancılı, daha büyük bedellerle örülü bir süreci gerektirir. Fakat gerçek bağımsızlık, kurtuluş ve özgürlük sadece ve sadece tam bağımsızlıkçı devrimci savaşla mümkündür. Emperyalizm ve gericilere yaslanan mücadele, gerçek bağımsızlık ve kurutuluşa götürmeyeceği gibi, kölelik prangaları ve esareti de ortadan kaldırmaz. Bilakis kurtuluşu uzatır, acıları büyütür, bağımlılığı sürekli kılar…

Yeri gelmişken, Mao Zedong’un ‘’Uzun Süreli Savaş’’ stratejisinin doğru anlaşılması ve bu argümanın ne denli isabetli olduğu bir kez daha ve yakıcı önemiyle açığa çıkmaktadır. Savaşın uzun süreli olması, düşmanın uzun süreli silahlı mücadele içinde yıpratılması, geriletilmesi, giderek yenilmesi ve devrimci kuvvetlerin bu uzun mücadele süreci içinde inşa edilerek güçlendirilmesi ihtiyacından veya gerçekliğinden ileri gelmektedir. Eşitsiz güçlerle eşitsiz bir savaş sürdürülmektedir. Devrimci kuvvetler sayısal-örgütsel, silah vb tüm teknik açılardan zayıf, düşman ise bütün bu konularda katbekat güçlüdür. Bu dengesiz güç koşullarında, küçük güçlerin büyük güçlere karşı savaşımı kuşkusuz ki, kısa vadede bir zafer kazanamaz, dolayısıyla uzun bir sürece yayılması ve bu süreçte düşmanın yıpratılmasının yanı sıra devrimci orduların inşa edilerek güçlendirilmesi doğru olmaktan öteye zorunlu bir savaş stratejisidir. Erken zafer rüyası, bedelsiz özgürlük hayalidir. Bu, mevcut dünya gericiliği şartlarında olduğu gibi, gerici sınıfların egemen olduğu şartlarda gerçekçi değildir. İster devrimci sınıf hareketi olsun ve isterse de ulusal hareketler-savaşlar olsun, istisnasız olarak her bağımsızlık, kurtuluş ve özgürlük mücadelesi savaş stratejisi olarak uzun süreli savaşı benimsemek durumundadır. Kürtler de kırk senelik savaşlarını bu perspektifle ele alıp sürdürmelidir.

* Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü Dergisinde yayınlanmıştır. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Günün Haberleri

Güncel konulu diğer haberler