Takip Et

Editörün Seçtikleri

“TC” İktidarının Savaş Stratejisinin Bir Ayağı Olarak Kayyum Siyaseti Üzerine

Faşist iktidarın en ufak bir itiraza, en ufak bir sese, en ufak bir toplumsal tepkiye tahammülsüzlüğü bundandır. Ve bugün iktidarın işgal ve kayyumlarla somutlaşan, tekçi, ırkçı, faşist siyasetine karşı, Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının birleşik, örgütlü, sürekliliği sağlanmış direniş çizgisi, faşist iktidarın tüm beyhude politikalarını yerle bir edecektir

AKP-Erdoğan iktidarının, toplumun tüm ezilen sömürülen kesimlerini hedef alan saldırıları, stratejik bir plan dâhilinde gündeme gelen saldırılardır. Gerek iktisadi olarak ve gerekse politik olarak gündeme gelen her saldırı, “TC” iktidarının “bekası” için belirlediği stratejik planlamaların bir sonucudur. Gerici iktidarın “bekası” için Türkiye-Kuzey Kürdistan sathına yaydığı tüm bu saldırıları iç ve dış sahada sürdürdüğü savaş konseptinin stratejik ayakları olarak ele almaktadır. “TC” hâkim sınıflarının mevcut iktidarı olan AKP-Erdoğan diktatörlüğünün sürdürdüğü gerici savaş, ulusal-sosyal ezilen halkların kurtuluş mücadelesi veren devrimci/komünist kurum ve önderlikleri, bu önderliklerin savaşan dinamiklerini hedef almakla sınırlı kalmayıp, örgütlü ya da potansiyel olarak var olan tüm ulusal-sosyal toplumsal dinamikleri hedeflemektedir. Gerici iktidarın savaş stratejisinin bir ayağı bu iken, bir diğer ayağı da sürdürdüğü gerici savaş stratejisinin teorik kuramı ve ideolojik dokusu olan tekleştirme zihniyetine göre başta tüm toplumu ve devamında, burjuva siyaset sahası dâhil politik sahadaki tüm öznelerin bu zihniyete göre dizayn edilmesinde yatmaktadır. İktidarları açısından tehlike olarak gördükleri yakın zamanın politik ihtiyaçlarına göre, ulusal ve sosyal toplumsal dinamikleri, bu toplumsal dinamiklere önderlik eden devrimci-komünist kurumları tasfiye etmek, sürdürülen savaşın bir hedefi iken, iktidarlarının geleceği için uzun vadeli stratejik planlamalarına alan açmak, politik hedefleri ekseninde toplumsal gelişmelere yön vermek ve stratejik tehlike olarak gördükleri toplumsal örgütlenmeleri, toplumsal kitle dinamikleriyle birlikte teslim almaya çalışmak, sürdürülen bu topyekûn savaşın stratejik hedefleridir. Bu anlamıyla AKP-Erdoğan güruhunun, iktisadi, siyasal ve askeri olarak, savaş stratejisinin birer parçaları halinde gündeme getirdiği her saldırıya karşı, hangi alanda ve hangi araçla olursa olsun, geliştirilecek her karşı koyuş, birbiriyle organik ilişki içinde ele alınmak durumundadır. Somut olarak bugün “TC” egemenler sisteminin ortak senfonisi ile Türk hâkim sınıflar iktidarının icra ettiği, Kürt topraklarına gerçekleştirilen askeri işgal, ağır koşullarda çalışıp reva görülen sefalet ücretini dahi alamadığı için Eskişehir’den Ankara’ya ekonomik hakkı için yürüyen işçilerin maruz kaldığı baskı, şiddet ve tutuklamalar, aynı gerici merkezin topluma dayattığı saldırılardır. Sermayenin gerici burjuva iktidarlarının -biçimi ne olursa olsun- toplumun sömürülen sınıf ve halk katmanlarına, ezilen uluslarına ve inançlarına karşı geliştirdiği saldırılarını ayrıştırmak, bu saldırılara karşı gelişen toplumsal tavrı da ayrıştırır ki, bu tam da gerici iktidarların değirmenine su taşımaktır. Ezilen ve sömürülen halkların, ekonomik, demokratik, akademik hak arama talebi, özgür ve barış içinde yaşanılır bir dünya yaratma ütopyamızın stratejik duruşuyla birleşerek, Türkiye-Kuzey Kürdistan sathında, gerici burjuva ve türevi tüm iktidarların kurumsal duruşunu parçalayarak yol alması gerekmektedir.

Kayyum, AKP-Erdoğan İktidarının Kuramsal Temel Mantığıdır

AKP-Erdoğan iktidarının, kurumsal yönetim tarzı olan “kayyum” siyasetini, hedefleri ve kapsamı bağlamında ele alırken, bu genel değerlendirmeyi referans almak durumundayız. Yani bugün somut olarak kayyum siyasetinin, HDP’nin kazandığı Kürt illeri ve ilçelerinde uygulanıyor olması, bu AKP/Erdoğan iktidarının seçimlerle alamadığı Kürt illerini, kayyumla yönetmek için başvurduğu bir yol olarak ele almak, bu siyasetin stratejik ayağını görmemek, asıl resmi ıskalamak olur. Kayyum, AKP/Erdoğan iktidarının, güncel politik ihtiyaçları için, somut olarak Kürt ulusal mücadelesinin kazandığı mevzileri tasfiye etmeye çalışmak olsa da, kayyum siyaseti Türkiye-Kuzey Kürdistan geneline yayılmış, gerici iktidarın sınıfsal karakterine uygun şekillendirdiği iktidar olma ve iktidarını sürdürebilme mantığıdır. “TC” hâkim sınıfları, yasama-yürütme-yargı organları başta olmak üzere, mevcut devlet kurumlarıyla, merkezileşmiş bir devlet egemenliğini tesis edemediği için –ki bu mevcut süreç bağlamında yaşanan bir sistem krizi idi- OHAL ve KHK’larla bu süreci yönetti ve kayyum siyasetini de bu ihtiyacın ürünü olarak gündeme getirdi. Bürokratik askeri vesayetçi (Ergenekon, Balyoz gibi davalarda “terbiye” sürecinden geçirilen) eski klasik Kemalist diktatörlük çizgisi ile AKP/Erdoğan ve MHP’nin temsil ettiği burjuva kliğin diktatörlük çizgisi altında, açık faşizm koşullarının diğer saldırıları gibi kayyum da bu ittifak içinde şekil almıştır. Diğer bir anlatım ile kayyum siyaseti, Türk egemenler sisteminin, tarihsel, ideolojik, siyasal özelliği olan, tekçi, tepeden inmeci, ırkçı dayatmacı zihniyetin, toplumu zapt-u rapt altına almak için, Türk hâkim sınıflarının özgün tarihsel ihtiyaçlarına göre kurulan gerici ittifak ilişkileri içinde güncellenmesidir.

Bir paragrafla tarihsel hafızayı yenilemek faydalı olacaktır. Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde, iktidar ilişkisinin dışında bırakılan klasik Kemalist çizginin en gerici ve bağnaz kliği, AKP-Erdoğan güruhunun tarihsel-ideolojik ortağı olan Cemaat ile çatışması sonucunda tekrar iktidar ilişkisi içinde olmuştur. Cemaat ile iktidar çatışmasında galip çıkan AKP-Erdoğan kliği, süreci tek başına yönetemez hale geldiği için, burjuva klikler içinde “yeni” bir ittifak kurma sürecine girmiştir. Bu süreç aynı zamanda, gerici burjuva siyaset sahasına balans ayarı verme sürecidir. Tabiri caizse, Türk hâkim sınıfları ilk kayyumu bu balans ayarının bir biçimi olarak AKP’ye atamıştır. Yani bugün HDP başta olmak üzere, devrimci, sosyalist, ilerici güçlerin kazandığı, meşru demokratik mevzileri tasfiye etmek için, kirli bir silah olarak kullanılan kayyum, ilk adım olarak burjuva siyaset ve ekonomik sahasına balans ayarı vermek için kullanılmıştır. AKP-Erdoğan iktidarının mantığını buradan tanımlamak gerekmektedir. Bu süreçle birlikte AKP’nin burjuva siyasal bir parti olmanın ötesinde, bürokratik-askeri ve politik eksende bir devlet biçimi olarak tek adam diktatörlüğüne göre dizayn edilmesi süreci, politik ve ekonomik olarak AKP içinde güç olabilecek kişi ve anlayışların tasfiye edilerek tek adama biat eden bir yapılanmanın oluşturulması, gerici burjuva klikler içinde buna uygun bir ittifak ilişkisinin kurulması, tepeden inmeci olarak atamalarla yapılmıştır. Bütün bunlar Erdoğan’ın eliyle gerçekleştirilirken irade halkın oyu değil, Türk hâkim sınıflarının devlet denen mekanizma ile harekete geçirdiği güçtü.

Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde kayyum, burjuva siyaset sahasına çekilen balans ayarları akabinde, Kürt ulusal mücadelesine, sosyal kurtuluş mücadelesine, ezilen halk yığınlarının ekonomik, demokratik, akademik hak arama mücadelesine karşı sürdürülen kapsamlı saldırıların bir ayağı olarak gündeme gelen “TC” iktidarının temel mantığıdır. Siyasal ve iktisadi alan başta olmak üzere, akademi, hukuk, eğitim alanlarını da kapsayan bir saldırıdır. Erdoğan’ın seçimlerin sonuçlarına, ekonomik sürece, eğitim sistemine, yargı ve yasama organlarına, “Dediğimizi yapmazlarsa gerekeni yaparız, görevden alırız” deme cesareti, ceberut iktidarda kurumsallaşmış bu mantıktan güç almaktadır. AKP-Erdoğan iktidarının, bekası ve geleceğinin garantörleri olarak icra ettiği siyasal, ekonomik yönelimlerden biri olan kayyum, temelde iki anlayış  baz alınarak kullanılmaktadır. Biri, güncel politik ihtiyaçlarına cevap olmak, bir diğeri de, uzun vadeli stratejik planlamalarına cevap olmaktır. Gerici burjuva iktidarların, güncel politik ihtiyaçları ve uzun vadeli stratejik planları, özünde sömürülen sınıf ve halk katmanlarının, ezilen ulus azınlık ve inançların gelişen veya gelişme dinamiği taşıyan mücadelesini bastırma üzerine şekillenmektedir. Ezilenler ve sömürülenler cephesinde, süreç olarak en örgütlü ve ileri mücadele mevzileri, gerici burjuva merkezlerin ana hedefi konumuna gelirler. Güncel politik hedefleri bağlamında, bu mevzileri tasfiye etmeye çalışırken, ideolojik ve siyasal olarak, ezilen toplumsal kesimleri umutsuzluğa itmek, savaş ve mücadele ile bir şeylerin kazanılamayacağı bilincini topluma yaymak ve egemenliklerinin baki olduğunu, yenilmez güç olduklarını toplumda yaygın bir fikir olarak kabul ettirmek, güncel politik saldırıları ile yaratmak istedikleri ideolojik, siyasal kuşatmadır. Bu bağlamda, HDP başta olmak üzere, devrimci sosyalist güçlerin kazandığı yerel yönetimlere süren kayyum saldırıları ve tehditleri, gerici diktatörlüğün güncel politik hedefleri ve uzun süreli stratejik planlarının birer ayağı olarak işlemektedir.

Askeri işgal, katliam, tutuklamalar ve kayyum, Kürt ulusuna ve ezilen halklara karşı sürdürülen savaş konseptidir

Sömürülen sınıf ve halk katmanlarının, ezilen Kürt ulusunun meşru demokratik haklarını ve mücadele ile elde ettiği kazanımlarını, her koşulda ortada kaldırmayı, kendi varlık zemini olarak gören Türk hâkim sınıfları, Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki demokrasi kırıntıları ortamında büyük bir mücadele ile HDP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde büyük bir oy oranı ile kazandığı belediyeleri yeniden gasp etti. Amed, Mardin, Van belediyelerine kayyum atanması ile başlayan süreç, HDP’nin kazandığı onlarca belediyeyi daha gasp etmeyle devam etti ve diğer devrimci-sosyalist adayların kazandığı belediyeler üzerinde bu tehdit devam etmektedir.

AKP/Erdoğan ve MHP faşist bloğunun, 31 Mart yerel seçimleri süreci dâhil genel niteliği ele alındığında, bu sürecin yeni planlanmadığı, Kürt ulusuna, ezilen, sömürülen halklara karşı sürdürdüğü kirli savaşın stratejik planlamaları içinde ele alındığı çok kolay anlaşılmaktadır.

“Mart seçimleri geliyor. Bu seçimlerde de bu tür teröre bulaşmış olanlar, olur ya sandıktan çıkacak olurlarsa -öyle bekleyelim, şu olsun bu olsun yok- anında gereğini yapıp kayyum tayinleriyle yolumuza devam edeceğiz. Beklemek yok.” (31 Mart yerel seçimlerinden önce Selefi Sultan Erdoğan’ın açıklaması)

Yine, AKP-Erdoğan iktidarının yamağı, Turancı geleneğin “modern süvarisi” MHP Başkanı Bahçeli, Kürt il ve ilçelerinde, özellikle sınır boylarında HDP’nin seçimi kazanmasını, devletin “beka” sorunu olarak ortaya koymuş, HDP’ye karşı “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü aşkına”, diğer burjuva partilere çağrı yapmıştı. Çok fazla detaya girmeden bu iki açıklama, AKP/Erdoğan ve MHP koalisyonunun kirli savaş planlarını ortaya koymaktadır. Kayyum bu kirli savaşın talan ve gaspı olarak gündeme gelmektedir. Daha önce kayyumlarla gasp ettiği belediyeleri bunca eşitsiz koşullara karşın HDP’nin yeniden geri alması, iktidarın, Kürt ulusu ve devrimci, demokrat, sosyalist güçlerin bu alanlarda iradesini kıramadığını ortaya koymuştu. Katliam seferleri ve burjuva hilelere rağmen, ezilen ve sömürülen halklar, AKP/ Erdoğan-MHP bloğuna hayır demişti. Kürt illeri dâhil Batı’da büyük şehirlerin iktidar bloğundan kopması, AKP-Erdoğan için çalan tehlike çanlarıydı. Bu tehlike çanlarını seçimle aşamama durumunda, seçimlerden önce AKP-Erdoğan iktidarının cebinde zaten bir B planını hazır tutmaktaydı. HDP’nin kazandığı belediyeleri, “terör” manipülasyonu ile el koyarak, HDP başta olmak üzere, devrimci, sosyalist, demokrasi güçlerinin iradesini kırmak, seçimde güç kaybeden Erdoğan’ın intikam duygusundan öte, sürdürdüğü gerici savaşın stratejisi gereğidir. Meşru demokratik her kazanıma karşı faşist iktidarın tahammülsüzlüğü bundandır.

Lakin gerek Kuzey Kürdistan ulusal mücadelesi ve gerekse de bölgesel gelişmeler akabinde Kürt ulusunun yakaladığı tarihsel fırsatlar, Türk egemenler sistemini stratejik olarak tehdit etmektedir. Statükocu, ırkçı, tekçi, üniter devlet geleneği, bu tarihsel gelişmeler karşısında varlığını sürdüremeyecektir. Bu anlamıyla Kuzey Kürdistan’ı kuşatmakla sınırlı kalmak devletin zevalini kurtaramayacaktır. Bu kuşatmayı bölgesel gelişmelerde de özne olmak adına, Kürt ulusuna karşı lokal olmaktan çıkarıp, bölgesel tüm kazanımlarını hedef alacak şekilde genişletmek gerekir. Seçimlerden önce plan dâhilinde olan Rojava işgali hayalinden kaynaklı, özellikle sınır boylarındaki kentlerde HDP’nin seçimleri kazanması devletin “beka” sorunu olarak görülmesi bundandı. Askeri işgalin hemen arifesinde üç büyük Kürt kentinin kayyumla gasp edilmesi ve fiili askeri işgalle birlikte, sınır boylarından Kuzey Kürdistan’ın stratejik görülen kentlerine sömürge valiliklerinin atanması, sürdürülen bu topyekûn savaşın sonucudur. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da geliştirilen kapsamlı saldırılar ve gerçekleştirilen askeri işgalde, yerel kurumları, merkezi otoritesine kayıtsız bağlamak isteyen AKP-Erdoğan diktatörlüğü, hem yerel kurumlardan merkezi beslemek ve hem de geliştirdiği gerici savaşa yerel alanlardan lojistik destek yaratmak için, iktidar bürokrasisini bu yerel ayaklarda kurumsallaştırmak istemektedir. Kayyum atanan her bürokratın, ilk elden Kürt coğrafyasının işgalini savunması ve buna uygun pozisyon alacakları beyanı bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Kuşkusuz AKP-Erdoğan iktidarının kayyum siyasetini sadece bu hedeflerle sınırlayamayız.  AKP-Erdoğan güruhu, kayyum hamleleri ile toplumsal muhalefeti ve iç siyaseti de dizayn etmek istemektedir. Yani kayyum siyaseti ile birden fazla mevzi almayı hedefleyen AKP-Erdoğan iktidarı, öncelikle ekonomik ve doğal yıkımlara karşı gelişen toplumsal muhalefeti göz önüne alarak, stratejik politikasını güncel ihtiyaçlarına göre taktiksel olarak revize etmektedir. Kaz Dağları özgülünde oluşan toplumsal tepki, ekonomik darboğaz ve sefalet ücretine mahkûm edilmiş işçi sınıfı ve diğer emekçi kesimlerin eylemleri, egemen ideolojinin söylemlerini yayan yandaş medya aracılığıyla da siyasal ideolojik kuşatmaya alınmak istendi ve bu yaklaşım fiili militarize müdahalelerle pasifize edilmek için boyutlandırıldı. Bu örnekten de anlaşıldığı gibi, AKP-Erdoğan iktidarı, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerine karşı geliştirdiği savaşı ve bu savaşta kullandığı askeri, ideolojik, siyasal araçlarla, ekonomik, demokratik, akademik hak arama ekseninde gelişecek toplumsal muhalefeti de engellemek istemektedir.

İşgal, savaş, ekonomik çöküntü ve anti-demokratik uygulamalar toplumsal çelişkileri derinleştirmekte, toplumsal hoşnutsuzlukları büyütmektedir. Süreç, AKP-Erdoğan diktatörlüğünün çöküşünü büyük bir hızla mayalamaktadır. Tam da bu kesitte, Erdoğan beka sorununu düşünmektedir. Toplumsal çelişki ve hoşnutsuzların derinleştiği bu süreçte Erdoğan’ın kendisine uygun bir koşulu hesaplayarak “başkanlık” seçimlerini erkene alması güçlü bir olasılıktır. Bunun için sadece toplumun değil, burjuva siyaset sahasının da dizayn edilmesi gerekmektedir. Bu hesabın bir sonucu olarak 31 Mart yerel seçimlerinde karşısında oluşan siyasal blokları parçalamak istemektedir. HDP ve ittifakı olan devrimci-sosyalist güçleri, geliştirdiği savaşın araçlarıyla zayıflatmak, engellemek stratejisinin bir yanı iken, iktidarda olmayan burjuva kliklerin ittifakı olan “Millet İttifakı”nı dağıtmak süreci için elzemdir. Kayyum ve işgalde taraf olup olmama tartışması içinde, “Millet İttifakı”nın yumuşak karnına oynamaktadır. Bu ittifakın yumuşak karnı İYİ Parti’dir. CHP’nin HDP özgülünde “terörle” ittifak halindedir manipülasyonu üzerinden, İYİ Parti’nin kayyumlara ve işgale olan açık desteğini, önümüzdeki genel seçimlerde yanına almak istemektedir. Bu siyaset sonuç alır mı almaz mı başka bir konudur. Ama AKP/Erdoğan güruhu olası erken seçime göre burjuva siyaset sahasında bir ittifak geliştirmek istemekte ve karşısında olan ittifak güçleri parçalamak istemektedir.

“TC” hâkim sınıfları gerici iktidarının tüm bu kapsamlı stratejik planları ve barbar saldırıları karşısında, ezilenlerin, sömürülenlerin vereceği tek bir yanıt vardır; isyan etmek ve direnmek… Meselenin cevabı bu derece yalın ve açıktır. Bu gerici iktidarın, bu barbar güruhun yumuşak karnı, ezilenlerin geliştireceği direnişlerdir. Faşist iktidarın en ufak bir itiraza, en ufak bir sese, en ufak bir toplumsal tepkiye tahammülsüzlüğü bundandır. Ve bugün iktidarın işgal ve kayyumlarla somutlaşan, tekçi, ırkçı, faşist siyasetine karşı, Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının birleşik, örgütlü, sürekliliği sağlanmış direniş çizgisi, faşist iktidarın tüm beyhude politikalarını yerle bir edecektir.

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğünde yayımlanmıştır

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler