Connect with us

Makale

Siyasi Çalışma ve Siyasi Çizginin Belirleyiciliği Üzerine

Çalışmanın çehresini parlatan, muhtevasını güçlü kılan, etkisini büyüten, amaca uygun rotaya sokan ve gelişmesini sağlayarak ruh veren, hatta başarısını olanaklı kılan en temel etmen siyasi niteliktir. Siyasi karakter ve nitelikten yoksun bir çalışma her şey olabilir ama siyasi zeminde devrimci olamaz

Politik çalışmanın diğer bütün çalışmalar üzerinde belirleyici etkiye sahip olduğu, bu çalışmalara ruh ve anlam verdiği, dolayısıyla siyasi çalışmanın bütün çalışmaların can damarı olduğu şeklindeki görüş, bilimsel teori ve sosyal pratiğin tecrübelerinde doğrulanan bir özet olarak proletaryanın büyük öğretmenleri tarafından sentezlenerek devrimci sınıfların teorik hafıza ve siyasi hazinesine eklenmiştir. Bu perspektif, devrimci sınıf hareketinin devrim çalışmalarında mutlak bir öneme haizdir. Devrimin mantığına uygun olarak bütün çalışmalar içinde siyasi çalışma esastır. Devrim perspektifi taşıyan her çalışma istisnasız biçimde siyasi karakter taşımak, ona oturmak durumundadır. Siyasi çalışma esasına oturmayan her çalışma son tahlilde düzen içi, reformist bir çalışma olarak kalmaya mahkumdur. Devrim sonrasında ise sorun, doğrudan proletarya ve emekçiler iktidarının korunup sürdürülmesi değerinde hayatidir.

Çin devrimlerinin lideri ve proletaryanın büyük öğretmeni Mao, Sovyet iktisadının eleştirisinde, üretimin kitlelerin temel tüketim ihtiyaçlarından uzaklaşarak büyük ve teknolojik sanayide odaklandığını, kıyı bölgeler ile merkezi bölgeler arasında bir dengenin gözetilmeyerek kıyı bölgelerin ihmal edilip sanayileşmenin merkezi bölgelerde yoğunlaştığı şeklinde bir dizi eleştiri yürütürken, meselenin can alıcı noktasını ‘‘uzmanlık mı, kızıllık mı” sorununda düğümler. Sovyet iktisadında izlenen politikanın ağır sanayi ve teknoloji ağırlıklı yönelimle uzmanlaşmayı esasta önceleyen ve komünist çizgiyi ihmal eden bir politika olduğu eleştirisi temelinde meseleyi, komünist çizgi ve siyasetin ihmal edilerek, uzmanlığın tek yanlı olarak geliştirildiği hatasına bağlar. Bu eleştirisi temelinde net biçimde, iktisadi politikada da olsa, ‘‘önce kızıllık” sonra ‘‘uzmanlık” belirlemesini net olarak yapar.

Yukarıda başvurduğumuz alıntı ve sözlerin bizler için önemi, komünist ideoloji ve siyasi çizginin, devrim ve devrimin sürdürülmesi kapsamında bütün sorunlarda tayin edici temel olduğunu, aynı tayin ediciliğin ekonomide-iktisatta da çıplak biçimde geçerli unsur olduğunu göstermesinden ileri gelir. 

Siyasi çizgide berraklık olmadan ve siyasi çizginin belirleyiciliği olmadan, hiçbir yetenek, hiçbir uzmanlık, hiçbir makinalaşma, hiçbir üretim ve hiç bir çalışma başarılı olarak yürütülemez, kalıcı başarıya taşınamaz. Çizgi bilimsel ve doğru ise, küçük bir orduyla büyük bir orduyu yenmek mümkündür. Eğer çizgi yanlış ise, en büyük ordular bile yenilgi almaktan kurtulamaz. Çünkü, ordunun başarısı doğru yönetilmesiyle orantılıdır ki, doğru yönetmek de doğru siyasetle mümkündür. Siyasi çizginin tayin edici önemi bu kadar berrak, bu kadar nettir. Siyasi çizgi doğru ise, örgütsel gücün zayıf olmasından korkma. Çünkü, örgütsel gücü inşa eden siyasi çizgidir. O çizgiye sahip olanlar örgütsel güç yaratma olanağına sahiptir ama doğru çizgiye sahip olmayanların böyle bir şansı yoktur.

Siyaset savaşla et-kemik gibi iç içedir; siyasetin silahlı-kanlı biçimidir savaş. Siyasetin belli bir niteliğiyle çözülemeyen çelişkiler ya da çelişkilerin barışçıl siyasetle çözülmeyen niteliğinde siyasetin savaş biçimi devreye girer. Ve bu nitelikteki çelişkilerin çözümünün yegâne yolu savaştır. Savaş, siyasetin üstün hali, silahlarla yürütülmesi biçimidir. Ama savaşa siyaset komuta etmek durumundadır. Siyasetin komutası dışındaki savaş kör bir savaştır. Savaşın siyaset dışında olmadığı ve bizzat siyasetin bir niteliği olarak anlam kazandığı doğru olduğuna göre, siyasetin nüfuz alanı veya geçerliliği en geniş yelpazede kanıtlanır ki, bu nüfuz çerçevesi siyasetin evrensel ölçekteki geçerliliğine dayanır, bu niteliğini açıklar.

Siyaset, ekonominin yoğunlaşmış halidir. Ekonominin siyasetle kopmaz ilişkisi bu sözde (doğruluktan öteye) kesinlik kazanır. Biçimsel bakışla siyasetten en bağımsız bir alan olarak algılanan sporun siyasetle alakası, devasa yatırım ve sermaye dolaşımına sahne olarak sektör haline gelmiş olmasıyla alenen ortadadır. Devlet ve iktidardaki sermayenin de diğer sermayenin de iştahını kabartan bu alanın, yani sporun ticarileştirilerek, siyasete hükmeden ya da etmeyen sermaye ve gurupları arasında bir dalaş alanına dönüştüğü alenen izlenmektedir. Doğal muhtevasından çıkarılarak profesyonelleştirilen sporda gündeme gelen şikeler, rüşvetler, yolsuzluklar, astronomik transfer ücretleri, iddia ve yarışların gölgesinde kumara dönüştürülmesi ve kuşkusuz ki siyasi iktidarların buraya el atması, spor-siyaset ilişkisindeki durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Çünkü toplumsal bir üretime dönüşmeyen bu yatırımın temel amacı kitlelerin özellikle bütün genç kuşakların sosyal sorunlardan dikkatini alıkoyup uyutmayı ve apolitikleştirmenin sürekliliğini amaçlar.  Aynı biçimde, sanatın, edebiyatın, üretimin, kültürün vb doğrudan siyasetle bağı vardır. İdeolojik-teorik-ekonomik-sosyal-örgütsel-askeri tüm süreçlerin ve bura olgularının siyasetle direk ilişkisi vardır. Özcesi, sınıflı toplumlar gerçeğinde, yaşamın tümünde ve yaşama ait her şeyde siyaset değişmez bir rol olarak vardır. Toplumların bütün ilerleme süreci ve faaliyetinde siyasetten bağımsız bir etkinlik tasavvur edilemez. Siyaset, bütün bu ilerleme süreçlerine olduğu gibi, mücadele ve üretim faaliyetlerine nüfuz eden en etkili silahtır. ‘‘Siyaset yapma” sözünün kendisi de bizzat siyaset yapmaktır ki, siyasetin sınıflı toplum insanı ve söz ve eyleminde kopmaz bir parça olduğu tartışma götürmez kesin gerçektir. Her insan bir sınıf damgası taşır ise, o halde her insan bir sınıf siyaseti de taşır demek yanlış olmaz. Siyasetsiz bir çalışmanın sakatlığı ya da her çalışmada siyasetin tayin edici olduğu gerçeği buradan da teyit alır. Kısacası, siyasetin toplumsal yaşamın tümünde olduğu gibi, sınıflar arası mücadelede çok daha keskin biçimde yer tuttuğu, dolayısıyla devrimci çalışmalarda da tayin edici yerde durduğu tartışma götürmez doğrudur.

Devrim çalışmasının tek biçimi, tek yolu ve tek aracı yoktur

Siyasi çalışmanın bütün çalışmaların can damarı olması yukarıdaki paragraflarda ifade ettiğimiz bu bütünden ayrı ele alınamaz, bu zeminden bağımsız tartışılamaz.

Bizler için siyasi çalışmanın önemi, çalışmamızın toplumsal sistem ve sınıf iktidarına dönük bir devrim çalışması olarak nitelik almasından, siyasi iktidar mücadelesinin her bileşen ve parçasının siyasi iktidar hedefine tabi olmasından ileri gelir. Siyasi iktidar perspektifi taşıyan bir çalışma (ki bu devrimci çalışmadır), bu karakterine uygun olarak siyasi niteliğe bürünmek ve bu esas üzerinden biçimlenmek zorundadır. Devrim çalışması, açık-kapalı, legal-illegal zeminde, demokratik-devrimci, silahlı-silahsız biçimlerle en geniş yelpazede değişik yöntem ve biçimleri, değişik araç ve nitelikleri, değişik kurum ve çalışmaları kapsar. Devrim çalışmasının tek biçimi, tek yolu ve tek aracı yoktur; bilakis en geniş biçim, en zengin yöntem ve kullanılabilir tüm araçları ihtiva eder ki, bütün bunlarda tek kriter amaca uygunluktur. Devrim süreci bir değil, binlerce çelişki ve sorunla yığılıdır. Ekonomik, demokratik, siyasi, kültürel, akademik vb talepleri içerir. Lakin, bütün bunlar içinde siyasi iktidar hedefi merkezi görev olarak öne çıkar ve tüm çalışmalara damgasını vurur. Sayılabilir bütün çalışma ve görev biçimleri kayıtsız şartsız biçimde siyasi iktidar hedefine bağlanır, ona hizmet eder, ona uygun ele alınırlar. Siyasi iktidar hedefinin görevlerin veya çalışmaların merkezinden çıkması, o görev ve çalışmaları sakatlayarak devrimci dinamikten yoksun bırakır, reformist kulvara oturtur.

Reformlar uğruna mücadele ilke olarak reddedilemez. Devrim çalışmasının bir biçimi olarak önem taşır bu çalışma. Ekonomik talepli, demokratik talepli, kültürel ya da akademik talepli tüm mücadele biçimleri; demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, sendika hakkı, çalışma saati, çalışma koşulları ve ücretlerin arttırılması, parasız bilimsel eğitim, kadın hakları, çocuk hakları, doğanın korunması, pahalılık ve zamlara karşı mücadele, söz ve irade özgürlüğü, yürüyüş ve gösteri hakkı, inanç özgürlüğü, ulus ve azınlık hakları, diller arası eşitlik, dernek kurma hakkı, gazete ve dergi çıkarma hakkı, haberleşme ve haber alma hakkı, seyahat hakkı, eşit işe eşit ücret mücadelesi gibi yüzlerce ve binlerce mücadele biçimi ve bunlara dönük kurumsallaşma, örgütlenme ve mücadele etme temelinde yürütülen tüm çalışmalar son tahlilde reformcu mücadele kapsamındadır. Ama bunların tümü devrimci çalışma ve mücadelenin reddedilemez biçimde destekleri, yöntemleri, biçimleri ve nefes borularıdır. Bunlarsız bir devrim çalışması, kitlelerle buluşamayan dar, marjinal bir çalışma olmaktan ileri gitmez. Ancak, bütün bu çalışma ve mücadeleler siyasi iktidar perspektifinden yoksun ele alınır ve ondan bağımsız olarak yürütülürlerse, devrimci çalışmadan tecrit edilmiş reformcu bir çalışmaya dönüşür. Siyasi iktidar hedefinde karşılık bulan siyasi çalışma esası tam da burada açığa çıkar, önem kazanır. Hiç şüphe yok ki, bütün bu çalışmalar, mücadele biçimleri ve yöntemleri devrimci çalışmada kullanılmak durumundadır. Aksi halde devrimin örgütlenerek geliştirilmesi hayal olur. Fakat bunun kadar, bütün bu çalışma biçimleri ve mücadele yöntemlerine yön ve karakter verenin de siyasi iktidar hedefli mücadele ve görevleri olmak durumundadır.

Bu içerik ve kavrayış temelinde, somut tartışmamız olan politik çalışmanın diğer bütün çalışmaların can damarı olması gerektiği şeklindeki çıplak doğruya inebiliriz.

Devrimci savaş çalışması yürüteceğiz! Eğer bu çalışmayı siyasi çalışmadan yalıtık biçimde yürütürsek, yani siyasi amaç, hedef, görüş ve görevlerimiz bağımsız olarak yürütürsek, salt askeri bakış açısına düşeceğimiz gibi, savaşımızın ne için olduğunu, neyi hedeflediğini, neye göre yürütülüp biçimleneceğini, dolayısıyla dost ve düşmanlarının kimler olduğunu doğru tarif edemeyerek savaşmak için savaşmış oluruz. En önemlisi de, savaşımızı doğru orantılı hedeflerine ulaştıramamış, siyasi hedeflerine taşımamış oluruz. Yani, savaşımızı siyasi iktidarın ele geçirilmesi hedefine uygun yürütememiş, devrim hedefini muğlaklaştırmış oluruz. Bunlardan kurtulmak için, savaşımızın amaç ve hedeflerini, dost ve düşmanlarını, izlediği yol-yöntemleri bilimsel zeminde açıklığa kavuşturup kavramak durumundayız. Bunun biricik yolu siyasi çalışmalardır. Siyasi çalışmalarla/siyasi eğitim çalışmalarıyla savaşımızın amaç ve hedeflerini, ne için ve kim için olduğunu, savaşımızın başarısı için uygulanması gereken siyasetleri, taktikleri ve stratejileri öğrenerek bilince çıkarmak durumundayız. Bunlar yapılmaksızın savaşın niteliği belirsizleşeceği gibi, çalışması da kör dövüşe dönüşmekten kurtulamaz. Siyasi geriliğin giderilmesi için de siyasi eğitim ya da çalışmaların yürütülmesi, hem de sistematik olarak yürütülmesi şarttır. Silahların siyasete komuta etmesi siyasi geriliğin ürünüdür. Siyasetin silaha komuta etmesi ise, siyasetin tayin ediciliğidir. Savaş doğrudan siyasettir, siyaset olarak ve siyasetle yürütülür. Siyasetin savaşa kumanda etmesi tam da budur, bunun içindir. Savaşta siyaset, savaşın başarısına endeksli biçimlenir ve düşmanı yenmek, kendini korumak esasına göre yürütülür. Savaşın başarısı sadece askeri bir başarı olarak değil, siyasi başarıyla birleşen ya da siyasi başarıyla tamamlanmış niteliğiyle anlamlıdır. Düşmanı ezip geçen ama iktidarı ele geçirmeyen bir savaş askeri bakımdan ne kadar muzaffer olursa olsun, siyasi hedeflerini gerçekleştirememiş olmakla başarısızdır.

Politik çalışma, doğrudan siyasi amaç ve hedeflere dönük geniş gövdeli çalışmalarda başat olan bir çalışmadır

Sendika kurma hakkı uğruna mücadele yürüteceğiz! Eğer bu mücadeleyi siyasi mücadeleden soyut başlı başına sendika kurma hakkıyla sabitler ve siyasi iktidar mücadelesinin hizmetinde ele almazsak, bu, ekonomizm indirgemeci bir sendikalizm olur. İşçileri örgütlerken, bunları yalnızca sendika hakkını kazanma bilinciyle örgütler, siyasi bilinç verip siyasi iktidar bilinciyle devrimci örgütlenmeye dahil etme hedefiyle örgütlemezsek, bu çalışmamız devrimci özden yoksun reformist bir örgütlenme olur.  Demokratik, ekonomik kazanımları veya bu kazanımlara dönük mücadeleyi amaçlaştırmak reformculuğun en çıplak halidir. Ama bunları siyasi amaçların hizmetinde ve merkezi göreve tabi biçimde ele alırsak, bu, devrimci çalışmanın bir parçası, destekleyeni ve kan taşıyanı olur.  O halde işçilerin örgütlenmesinde veya sendikal mücadele ve örgütlenmede siyasi çalışmayı esas almak veya bu çalışmamızı siyasi hedeflerle birleştirmek durumundayız. Bunun için, siyasi çalışmayı bu çalışmanın merkezine koyarak, siyasi bilincin taşınması, bu bilinç temelinde örgütlenmenin yapılması ve siyasi mücadelenin yürütülmesini esas almalıyız. İşçileri ne için ne uğruna, nasıl ve hangi hedeflerle örgütleyeceğimiz sorunu doğrudan siyasi bilincimize ve siyasi çalışmamıza bağlıdır. Siyasi çalışma yürütmeden ekonomik çalışma yürütmekten kurtulamayız. İşçileri düzen içi mücadelelere odaklayıp siyasi iktidar mücadelesine çekememiş oluruz.

Demokratik kurumlar aracılığıyla demokratik mücadele yürütülmektedir. Eğer bu örgütlenme ve mücadeleleri kendi başına bir amaç olarak ele alır, ideolojik-siyasi perspektif ve yörüngeden yalıtırsak, demokrasi mücadelesinin bir aracı, bir biçimi ve metodu olarak sınıf mücadelesinin soluk boruları haline getirmezsek ve devrimin objektif tabanı olarak ele almazsak, demokrasicilik oynamaktan ileri gidemeyiz. Burjuva demokrasisini biraz genişletmek, biraz iyileştirmek ve hatta burjuva demokrasisini mükemmelleştirerek kalıcı kılmaktan öteye işlev göremeyiz. Demokrasi için demokratik çalışma ve mücadele ama hangi demokrasi için mücadele? İşte buna yanıt vermek belirleyicidir. Ve bu yanıtın özü, dünya görüşü temelinde sınıfsaldır, ideolojiktir, siyasidir. Demokratik mücadele ve örgütlenmenin hangi hedeflerle, hangi siyasi kaygılarla veya hangi ideolojik-siyasi perspektifle ve hangi sınıf demokrasisine bağlı olarak biçimlenip karakter edindiği belirleyicidir. Bu içeriğin hepsi politik çalışmayla, siyasi özle belirlenir. Sınıf niteliği belirtilmeyen bir demokrasi ve demokratik mücadele, niteliği belirsiz, muğlak ve sınıflara kayıtsız bir demokrasi ya da demokratik mücadeledir. Salt demokratik mücadele, burjuva demokrasisi ve burjuva sistem içinde pekala mümkündür ve orayla da sınırlıdır. Demokratik mücadelenin ideolojik-politik arka planı ve sınıfsal niteliği mutlaka vardır ve bu, demokratik mücadeleye anlam katan temel zemindir. Bu zemini politik çalışmalarla geliştirmek elzemdir. Aksi halde burjuva düzen içinde demokrasicilik oyunu sergilemekten ileri geçilemez. Demokratik mücadele, kurum ve örgütlenmelerin, kendiliğinden, sebepsiz ve bağlantısız biçimde yağmurdan sonra açan güneşle birlikte mantar misali yerden fışkırdığını sanmak ahmakçadır.  Buna oturan demokratik kurum ve demokratik mücadele algısı, sınıf bilincinden ve siyasi özden yoksundur. Politik-demokratik kitle örgütleri ve mücadelesini sivil toplumcu anlayışla iğdiş edendir. Sözün kısası, demokratik kurum ve mücadeleler öyle ya da böyle siyasi mücadelenin uzantılarıdır. Onların biçimi, yöntemleri, görevleri ve nitelikleri ne olursa olsun, nasıl şekillenirse şekillensin, son tahlilde bir sınıf ve siyasi karakterleri, ideolojik-politik dokuları mutlaka vardır. Sorun, hangi sınıf damgası, hangi ideolojik-siyasi dokudan beslendikleri ve hangi yönde rol oynadıklarıdır. Bu gerçeklik demokratik kurum ve örgütlenmelerde politik çalışmayı merkeze koymayı koşullar. 

Özetle; politik çalışma, doğrudan siyasi amaç ve hedeflere dönük geniş gövdeli çalışmalarda başat olan bir çalışmadır.  Bu çalışma yürütülmeden ve esas alınmadan, çalışma gövdesine dahil olunsa da yürütülen diğer çalışmalar devrimci mecradan uzak reformist çalışmalar niteliğinde kalırlar.

Politik çalışma/siyasi eğitim yürütmeden, elde ettiğimiz her kazanım, örgütleyeceğimiz her kurum, uygulayacağımız her yöntem ve yürüteceğimiz her çalışma, siyasi içeriği zayıf, devrimci dinamizmi güdük, başarısı cılız bir uğraş olmaktan ileri gitmez.

Çalışmanın çehresini parlatan, muhtevasını güçlü kılan, etkisini büyüten, amaca uygun rotaya sokan ve gelişmesini sağlayarak ruh veren, hatta başarısını olanaklı kılan en temel etmen siyasi niteliktir. Siyasi karakter ve nitelikten yoksun bir çalışma her şey olabilir ama siyasi zeminde devrimci olamaz.

Sorun, bir devrim mücadelesi ise, politik çalışma yaşamsal önemde tüm çalışmaların merkezinde olmak ve tüm çalışmanın kan taşıyıcı damarı ve pompalayan organı olmak zorundadır. Politik çalışmaların yön verip yönetmediği bir çalışma, adına ne denirse densin, yönünü şaşırmaktan, savrulmaktan ve yozlaşıp çürümekten kurtulamaz. Devrimin siyaseti devrimin pratiğine yön vererek onu etkili silah gücüne taşır. Silahın nereye doğrulacağı siyasi çizgi tarafından belirlenir. Siyasi çalışma, silahın doğru ve etkili kullanılması için olmazsa olmaz değerindedir. Bu, devrimci çalışmanın tümü için istisnasız olarak aynılıkla geçerlidir. Kitlelerin devrime kalkışması siyasi bilinç ve çalışmanın eseridir. Devrimci teori olmadan devrimci pratik olamaz.

Günün Haberleri

More in Makale