Takip Et

Makale

Siyasal muhafazakarlık

Devrimci siyaset, nesnelliğin eleştirisine göre belirleniyorsa nesnelliği analiz edip senteze ulaşamayanlar gerçekçi siyaset üretemezler

Diyalektik materyalist felsefe doğayı, tarihi, toplumu yorumlayan, ayrıştırma yöntemini ve bilgi anlayışını veren disiplindir. Nasıl ki hiçbir şey diyalektikten muaf değilse, bu felsefeyi kabul etmeyenler dahi ondan muaf olamazlar. Gelişmeyi ve değişimi reddedenler, ona ayak uyduramayanlar tarihsel akış içerisinde yitip gitmeye mahkumdurlar ve eğilimlere her alanda olduğu gibi siyaset üretirken de gelişmelere göre mevzilenmek, siyaseti objektif koşullara göre üretmek devrimci siyasetin özünü oluşturur. Sınıflı toplum gerçeği siyasetin sınıflara göre, yani her sınıfın siyasetini icra ettiğini gösterir. Doğru teorik felsefi yapıya sahip olup kavranmadan doğru siyaset de üretilemez. Burjuvazi sınıf karakterine, iktisadi çıkarlarına göre siyaset üretir. Onun siyaset tarzı sınıf çelişkilerini örtmek, sömürüyü gizlemek, toplumu ‘bekasının’ devamına ve dönemsel çıkarlarına uygun hale getirmektir. Proletaryanın siyaseti ise tarihsel arka plana yaslanarak, nesnelliğin eleştirisini yaparak, sınıfa karşı sınıf, topluma karşı toplum perspektifiyle devrimci siyaset üretir. Siyasal arenada bu iki kutup çatışkı içerisindedir.

Devrimci siyaset, nesnelliğin eleştirisine göre belirleniyorsa nesnelliği analiz edip senteze ulaşamayanlar gerçekçi siyaset üretemezler. Toplumun sosyal ve ekonomik analizi yapılmadan doğru siyaset üretilemez. Ya toplumun ve gelişmelerin gerisinde kalınıp sağ çizgi siyaseti izlenir ya da toplumun ve gelişmelerin ilerisinde sol bir siyaset izlenmiş olur. Hem sol hem de sağ siyaset çizgileri objektif olarak devrimi geciktiren, onun önünü tıkayan hatalı çizgi siyasetleridir.

Nesnel zeminler üzerinden inşa edilemeyen siyaset objektif olarak devrimci mücadeleye hizmet etmez dedik. Ülkede ve dünyada yaşanan sosyal ve ekonomik gelişmeler siyasetin yönünü belirler. Bu anlamda değişimleri göremeyenlerin, görmek istemeyenlerin; bugünün dün olduğunu ve yarının da bugün olacağı düşüncesiyle hareket edenlerin siyaseti de muhafazakâr olmaya mahkumdur. Mevcut toplumsal ilişkilerin fikirlerin değişmez olduğunu savunmak, değişim ve gelişmeleri yadsımak tutuculuğun bir tezahürüdür. Gelişmeleri göremeyen bir akıldan nesnel siyaset üretmeyi beklemek de hatalı olur. Burada bir parantez açıp siyasal muhafazakarlığın dogmatizmle olan ilişkisine değinmekte fayda var. Netice de hem siyasal muhafazakarlık hem de dogmatizm aynı havuzdan beslenmektedir. Dogmatizm felsefi idealizmin bir versiyonu olup tarihten ve yaşamdan ilkeler edinmek yerine tarihi ve yaşamı ebedi ilkeler üzerinde okumaya ve gelişmeleri bu ilkelere yerleştirmeye çalışır. Dogmatizm bir nevi nesnel durumu görmemek, gelişimlere kulak tıkamak nesnel durum yerine öznel istemlerle hareket etmektir. Teoriyi somut koşullara uygulamak yerine somut koşulları teoriye uygulamaktır. Bu anlamda ‘kitapta ne yazıyorsa odur’ anlayışı dogmatizmin ifadesidir. Dogmacılar teoriye kendi koşulları içerisinde ele almak yerine, onu zamanın ve mekanın koşullarından soyutlayarak yani ayaklarını yerden keserek ele alırlar. Böylece dogmacılığın siyaset üretmedeki yönteminin siyasal muhafazakarlığa denk düştüğünü söyleyebiliriz. Nitekim muhafazakarlarda mevcut olan her şeyi değiştirmeden olduğu gibi korumak isterler. Somut koşullar öznel istekleri dışında, iradelerinden bağımsız olarak değiştiğini anlamazlar. Her şeyi istedikleri gibi tasavvur ederek ona binaen şekillendirir.

Siyaseten muhafazakar olmak Marksist terminolojide sağ çizgiye tekabül eder. Buradaki sağcılık esas olarak ‘sol görünümlü sağ pasifist’ bir çizgidir. Politik olarak gelişmeler karşısında keskin, nesnel zeminin ilerisinde laflar edip pratik olarak da kendiliğindenci sağ bir çizgi izlemektedir. Burada siyasal tutuculuğun sol görünümlü olması, teoriyi toplumsal zeminden kopartarak öznel istemiyle ele almasıdır. Esasta sağ bir çünkü gelişmelerin gerisinde kalır ve beylik laflarla işi kotarmaya çalışır. Politik muhafazakarlık her bir alanın kendine özgü yanlarını görmez ve genel siyaseti mekanik bir tarzda bir alana aynı şekilde uygulamak ister. Böylece alanların kendi özgünlükleri içerisinde gelişmesini önlemiş olur.

Siyasal tutuculuk gelenekçiliktir. Gelenek ve gelenekçilik iki ayrı olgudur. Gelenek mirastır, tarihin akışından bu yana süre gelen zaman içerisinde toplanıp biriken, dağılan ve başkalaşım geçirerek yeniden toplanıp bütünleşen olumlu ve olumsuzlukları içine alan tarihsel birikimdir. Mirastan, gelenekten yararlanırız ki, tarih ne bugün nede bu coğrafyada başladı. Gelenekçilik ise, tarihin bir döneminde ki ilkeleri mutlaklaştırıp tarihsel toplumsal akışın önüne büyük ayalar koyup, tarihi orada durduran zihniyettir. Bizler siyasal olarak asla gelenekçi olamayız. Zaman zaman hareketimizi tarif ederken ‘’Kaypakkaya geleneği’’ diye ifadelendiririz. Burada iki şeyi bir birine karıştırmamak gerekir. Kaypakkaya geleneği derken bununla hareketimizin tarihsel gelişimini ve kültürünü kastedebiliriz. Geleneğimiz mücadele azmi, örgüt kültürü, vb’dir.  Yoksa fikirsel ve siyasal olarak gelenekçi olamayız. Siyaseten gelenekçi olmak tutuculuktur. Diyalektiği yadsımaktır.

Siyasal muhafazakarlığın saflarımızda vuku bulmadığı söylenemez. Saflarımızda bu tarz-ı siyasetin görüldüğü en bariz olan ülkenin iktisadı yapısını ilişkin savunularımızdı. Yıllar boyu, ülkemizin iktisadi yapısını Marksist, ekonomi politik metotla tahlil etmeden, Kaypakkaya yoldaşın 72’lerde yaptığı tamamlanmamış tespitini her oturumda onayladık. Kaypakkaya yoldaşın dönemsel sosyo, ekonomik tahlilinde yöntem ve bilgi bağlamında eksiklikler taşıyordu. Ve tamamlanmamış geniş iktisadi sosyal araştırmaya muhtaçtı. İbrahim yoldaşın gözlem ve deneyimlerinin üzerinde hareket etmişti. Tanımlanması döneminde büyük oranda doğru olmakla birlikte ; 1) Sosyo ekonomik tahlil iktisadi ve sosyal verilere dayandığından  araştırmada buna gereksinim vardır. Ama İbrahim yoldaşın Seçme eserlerinde Kürecik Bölge raporu dışında ekonomi, politik veri bulunmuyor. 2) Coğrafyanın ekonomi, politik sınıfsal araştırması yapılsaydı 1960’lardan itibaren feodal üretim tarzının çözülüş içinde olduğu ve eğilim kapitalizme doğru olduğu fark edilecek, politik, proğram ve stratejide buna göre şekillenecekti.

72’den bu yana neredeyse yarım asır geçmesine rağmen bizler bu tespitleri soyut olarak kendi zamanında kopararak ele aldık. Değişim ve gelişmeleri tahlil edemeyip tutucu siyaset ürettik. Ürettiğimiz siyasetle sadece devrimin niteliğini, görevleri vb. konularında yanlış yapmıyorduk. Aynı zamanda Kaypakkaya’nın fikirlerini belli kalıplara hapsediyorduk. Diyalektik materyalist zeminden hareket etmek yerine, öznelci ve tutucu anlayışlarla hareket etmenin sonucuydu bu politikalar.

Sonuç olarak coğrafyamızda ki değişimlerin gelişmelerin gerisinde kalırsak, onları diyalektik yöntemle ele alıp doğru siyaset üretemeyiz. Değişimlere, gelişmelere uzak kalmak, kulak tıkamak yapıyı bireyi tutuculaştırır. Her şeyin hareket halinde olması politik muhafazakarlığın yadsınmasıdır. Hiçbir şey değişmez ve kalıcı değildir. Bugün ürettiğimiz doğru siyaset, yarın koşullar değişince doğru olmayabilir. Sözü Mao’ya bırakıp bitirelim ‘’ Marksistler evrenin mutlak ve genel gelişme sürecinde her özel sürecin gelişmesinin göreli olduğunu ve dolayısıyla da mutlak gerçeğin sonsuz akışında, herhangi bir belirli gelişme aşamasında ki özel bir sürece ilişkin insan bilgisinin yalnızca göreli olarak doğru olduğunu kavrarlar. Sayısız göreli doğrunun toplamı, mutlak doğruyu oluşturur. ( Seçme eserler, Cilt 1 syf 391)

Cafer Çakmak

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler