Takip Et

Makale

‘‘Savunmasız‘‘ ve ‘‘Güvencesiz‘‘ Kaygı Toplumu Projesinin Parçası Olarak Yeni Barolar Yasası

Yargı-hukuk sisteminin bir parçası olan savunmanın zapturapt altına alınarak kontrol altına alınması faşist kurumsallaşmanın derinliğine ilerleyişine ışık tutmaktadır. Nitekim bu gün, barolara dönük çıkarılmak istenen yasa, savunmayı denetime alarak salt bir biçimsel prosedüre indirgeyip baro ve avukatlığı boş bir tabela haline getirmeyi hedeflemektedir


Erdoğan ve iktidar güruhuna karşıtlık kendi başına demokratlık kriteri değildir, devrimciliğin kriteri hiç değildir, olamaz da. Ancak bu karşıtlık demokratlık cephesinde olduğu gibi, devrimcilik cephesinde de karşılık bulur, bulabilir. Yani, somut siyasi gelişme ve demokratik, devrimci ya da politik mücadele zemininde Erdoğan ve iktidar güruhuna karşı gelişen bu iktidar karşıtlığı kuşkusuz ki, ilgili nitelikleri taşır, temsil eder. Kısacası, hiç bir demokratik muhteva ve nitelik taşımayan, hatta burjuva muhalefet kimliğinde faşist düzen partileri durumundaki cephenin Erdoğan ve iktidarı karşıtlığı, salt Erdoğan ve iktidarı karşıtlığıyla sınırlı olup demokratlık taşımaz. Ama genel demokratik muhteva taşıyan güç ya da cephenin, bu niteliğine uygun olarak gösterdiği Erdoğan ve iktidarı karşıtlığı diğeriyle kıyaslanamayacağı gibi, demokratlık taşır. Demokratlık kriteri, Erdoğan ve iktidarıyla sınırlı değildir fakat demokratlık Erdoğan ve iktidarına karşıtlığı da barındırır.
Özcesi, demokratik tepki ve hareketlerle birleşmek, bu hareketleri desteklemek, sadece Erdoğan iktidarı karşıtlığı olarak değil, demokratik mücadele ve hareketin geliştirilmesi için gereklidir. İktidara karşı toplumsal veya kitlesel direniş ve hareketler objektif olarak demokratiktir. Politik mücadelede bu direniş ve hareketlerle birleşmek ve onları desteklemek isabetle doğrudur. İktidar uğruna mücadele edenlerin, reformlar için de mücadele etmesi ve reformlar uğruna mücadelelerle birleşmesi, bütün bunları iktidar mücadelesinin hizmetine sunması vazgeçilmezdir. Faşizmin geriletilmesi, direniş ve mücadelelerle karşılanması ve ona karşı mücadelede kazanımlar elde edilmesi ileriye doğru adımlardır. Devrimin gelişim seyri istisnasız olarak bu yolu izler.

Erdoğan başkanlığındaki AKP-MHP iktidarının devlette aşağıdan yukarıya kadar hemen tüm kurumlarda örgütlendiği, yasama-yürütme-yargıda ifade bulan güçler ayrılığını kendisinde birleştirdiği, devlet hiyerarşisini ele geçirerek kontrol altına aldığı, devlet bürokrasisine çöreklenerek nüfuz ettiği ve hatta STK’larda örgütlenerek belli bir etkinlik sağladığı, dördüncü kuvvet veya yumuşak güç diye tabir edilen medya alanında tekelleşme düzeyinde inisiyatif ve otorite kurduğu, bütün bunlar toplamında ve kuşkusuz ki manipülasyon ve saldırganlık maharetinden de destek alarak önemli bir ideolojik tesire ulaşarak toplumsal kitlelerin belli bir kesimini yedeklediği söylenebilir bir gerçekliktir. Korku ve kaygı toplumu yaratarak bu toplumu kontrol ederek yönetme, dolayısıyla faşist iktidarının ömrünü uzatma stratejisinde faşist bir başarı grafiği ortaya koymuş, bunu derinleştirerek sürdürmek istemektedir. Korku ve kaygının toplumsal kitleleri aşarak hukuk-yargı sistemini sarmalaması sıradan bir gelişme değil, iktidarın karakteri ve gidişatını resmeden bir gelişme olarak okunabilir. Devlet ve gücü adına ne varsa tekeline alan Erdoğan ve iktidar güruhu, bu tekelcilikle hiç bir boşluk bırakmayacak şekilde ve neredeyse tek inisiyatif boşluğu yaşadığı yargı sistemin parçası olan savunmaya el uzatarak burayı da tekeline dahil etmek istemektedir. Barolarla ilgili yapılmak istenen ve meclise sunulan düzenlemenin anlamı budur. Faşizmi derinliğine örgütleyip oturtmanın adeta son adımı durumundadır Barolarla ilgili çıkarılmak istenen ya da çıkarılacak olan yasa-yasal düzenleme. İşte bu nedenledir ki, Baroların ‘‘savunma‘‘ protestoları ve 3 Temmuz yürüyüşü önemlidir, desteklenmesi gereken bir direniştir.

Yargı-hukuk sisteminin bir parçası olan savunmanın zapturapt altına alınarak kontrol altına alınması faşist kurumsallaşmanın derinliğine ilerleyişine ışık tutmaktadır. Nitekim bu gün, barolara dönük çıkarılmak istenen yasa, savunmayı denetime alarak salt bir biçimsel prosedüre indirgeyip baro ve avukatlığı boş bir tabela haline getirmeyi hedeflemektedir. Buna maruz kalan savunma, kendisinin kuşatılarak faşist girdaba alınıp boğulmasına karşı haklı demokratik tepkisini göstermekte, bu faşist tünele girmeme tavrıyla iktidarın faşist kurumsallaşmasındaki derinliğe dur deme kararlılığını yansıtmaktadır. Savunma yürüyüşü özetle bu anlama gelmektedir ki, bu tavır son derece haklı ve sahiplenilmesi gereken bir direniş değerindedir.
Baroların protestoları ve direniş yürüyüşü ilerici demokratik bir tepki ya da karşı koyuş niteliğindedir. Devlet ve kurumları ve bürokrasisinde faşist Erdoğan iktidarının kendi barosu, kendi avukatı ve memuru haline getiremediği ve kendi burjuva hukuk düzeni açısından da olsa kontrol kurmakta sorun yaşayıp ele geçiremediği ve bu düzen içi yasal mekanizmada kontrolü dışında kalarak adeta ‘‘tek kale‘‘ durumunda kalan savunmayı dizayn ederek kendine bağlama girişimine karşı, savunma cephesinden yükselen direniş tavrı kıymetlidir. Çünkü, bu tavır veya direniş, burjuva yasalarca bile hak olarak tarif edilen savunma hakkını ortadan kaldırmaya dönük faşist saldırıya, faşizmin anayasal zeminde derinleştirilmesine karşı gösterilen bir direniştir.

Barolar yasasının mecliste ve dolayısıyla anayasal zeminde yeniden düzenlenmesi, iktidarın savunmayı susturması, etkisiz bir kurum haline getirerek kendine bağlaması demektir. Bu, hukuk ve yargı sisteminin siyasileştirilerek iktidara angaje edilmesi anlamına gelmektedir. Savunma, burjuva yargı ve hukuk sisteminin burjuva anayasal meşruluğa sahip bir bileşeni-parçasıdır. Savunmanın, burjuva anayasal çerçeve ve burjuva hukukla sınırlanmasına karşın, bir kez daha derin faşistleşmeyle tahrif edilmesi, yargı ve hukuk sistemini rafa kaldırarak açık faşizm hukukunun anayasal çerçeveye oturtulmasıdır. Savunma hakkı en temel haklardan olup, tüm toplumun veya toplumsal bireyin vazgeçilemez yaşamsal hakkıdır. Burjuva hukuk ve yargı zemininde de olsa ve tamamen biçimsel de olsa, bundan bile mahrum bırakılan bir toplum ve her bir birey alenen ve duygusunda savunmasız bırakılarak faşist iktidara emanet edilmiştir. Kısacası, savunmasız ve güvencesiz bir kaygı toplumu yaratılmak istenmektedir. Toplumsal birey de aynı girdapta esir alınmak istenmektedir. Bireyin hiç bir anayasal-hukuksal güvencesi yoktur, faşizmin ve faşist iktidarın keyfiyetine, hoyratlığına ve en barbar baskılarına mahkum edilmiştir birey… Erdoğan ve iktidar güruhunun savunmaya müdahalesi, çıkarmak istediği yasal düzenleme bu anlama gelmektedir. Toplum gibi, toplumdaki her bireyin de, kaygı toplumu içinde ve savunmasız hukuk-yargı sisteminden yoksun olarak kendisini savunmasız-güvencesiz his ederek iktidar erkine kayıtsız şartsız teslim olması amaçlanmaktadır. Bu yasal düzenlemeyle, iktidarın önünde burjuva anayasal hukuk bağlamında meşrutiyeti olan savunma engelinin kaldırılarak en katı keyfiyetçi faşizmin önünün sınırsızca açılması istenmektedir. Savunma makamına giydirilmek istenen cüppe gamalı haç işaretinden başkası değildir. Savunmanın direnişi buna karşıdır, demokratiktir.

En geniş kitlesel katılımla savunmanın 3 Temmuz yürüyüşü desteklenmelidir. Toplumsal muhalefetin sokağa taşınması için son derece meşru ve geniş kitlelerin katılması için son derece uygun bir koşuldur 3 Temmuz yürüyüşü…
Demokratik ve ilerici her tepki bu muhtevası itibarıyla desteklenmeyi hak eder. Ki, iktidarın faşist derinleşmeye dönük adımlarını ve bu adımlarla yaratılmak istenen biat toplumu ya da kaygı toplumu hedefini engelleyen bir direniş özelliğiyle desteklenmeyi kesinlikle hak eder.

Erdoğan ve iktidar güruhu, önündeki her engeli kaldırarak dikensiz gül bahçesi yaratma peşindedir. Bunda önemli oranda yol almıştır. Kalan engelleri de ortadan kaldırma yönelimiyle açık faşizmini iyice kökleştirip iktidar sultasını sürdürmeyi hayal etmektedir. Barolar yasasını yeniden düzenleme girişimi bunun bir adımıdır. Saldırganlığının zirvesinden geri inişe geçtiğini gören Erdoğan ve iktidarı tüm faşist baskı ve saldırılarına paralel olarak yeni yasal hamlelerle düşüşünü engellemeye, kan kaybı ve erimesini durdurmaya çalışıyor. Bu uğruda kapsamlı saldırı politikaları yürürlüğe koyup en geniş ölçekte faşist milliyetçiliği körükleyip üzerine oturduğu tabanını sıkılaştırmaya çalışırken, burjuva anayasal hukuk açısından da iktidar sultasının çıkarlarına uygun düzenlemeler yapıp burjuva muhalefet dahil, tüm muhalif kesimleri ve toplumsal dinamikleri de etkisizleştirmeye çalışıyor. Yaratmak istediği toplumla iktidar sultasını sağlama almak istiyor. Ne ki, eriyerek gerilemesi durdurulamaz bir eğilimdir. Tabanı gevşemiş, kitlesi erimiş ve iktidarı bıçak sırtındadır. Kitlelerin homurtusu açık direnişlere varmış, toplumsal muhalefetin büyüme emareleri görülür olmuştur. Ekonomik takati tükenmiş, siyasi ömrü dolmuştur. Faşist milliyetçilik ve saldırganlıktan başka umarı kalmamıştır. Barolar yasası bu çırpınışın bir parçasıyken, seçim sistemi ve siyasi partiler yasası ile ilgili muhtemel adımları da son çırpınışları olacaktır. Tam da bu şartlarda, gerek toplumsal muhalefetin sokaklara taşınarak büyütülmesi ve gerekse de açık faşizm kurumsallaşmasının daha da derinleştirilmesini engelleme, en azından direnişle karşılama ve direnişleri geliştirerek büyütmek elzemdir. Baroların savunma yürüyüşü bu momentte anlam kazanıp demokratik muhalefet ve kitlesel devrimci hareketin geliştirilmesi için bir fırsattır. Desteklenmesinin önemi bundandır.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler