Takip Et

Makale

Savaş ve “Mülteciler “

Tarafı olmadıkları, çıkarlarının olmadığı bir savaşın ağır bedelleri, bu insanlara ödetilemez. Emperyalist ve bölgesel gericilikler tarafından işgale uğramış topraklarından zorla sökülüp atılan bu insanların, kendi yaşam yurtlarına dönmeleri ise, en temel haklarıdır. Bunun sağlanmasının tek yolu, tüm işgalci güçlerin, işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi için mücadele etmektir

Savaşın büyük dramatik bir yanı da, “mültecilerin” yaşadıkları acılar, büyük ve içinde bulundukları içler acısı sonuçsuz yolculuktur. “Mültecilik”, insanın ve insanlığın her daim kanayan bir yarası olmuştur. Bu geçmişte de böyleydi ama dünyanın şimdiki hali içinde bu denli ağır ve sancılı olmadı hiç. Milyonlarca insanın yollara düşmesi, sınırlarda bekletilmesi, saldırılması, hırpalanması, aşağılanması ve hatta kimisinin tutuklanarak yaşamının tehlike ve risk altında olduğu ülkeye geriye gönderilmesi büyük ve derin bir dramdır.

Son yıllarda en çok konuşulanlar ise, emperyalist hegemonyanın bölgesel savaşlar biçiminde sürdürüldüğü alanlardan bir olan Suriye halklarının düşürüldüğü mültecilik statüsü olmuştur. Orta doğu ve Suriye’de sürdürülen kirli ve kanlı savaştan dolayı, topraklarını-yaşam yurtlarını terk etmek zorunda kaldı Suriyeli insanlar. Söylenenlere bakılacak olursa 5 milyon civarında Suriyeli insan topraklarını terk etti. Bu insanlara mülteci demek mi doğrudur yoksa göçmen mi? Bu tartışmanın hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bildiğimiz tek gerçek, gerici kirli savaşın uluslararası ve bölgesel aktörleri tarafından, bu insanlar yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda bırakılmış olmalarıdır. Gökten yağan bombalar altında yaşamlarını yitirmemek için kaçtılar, kaçmaya devam ediyorlar. Yaratılan bu savaşın tarafları olmadıkları halde, fatura bu insanlara ödettiriliyor. Ölmemek, sakat kalmamak, açlıktan ölmemek ve çocuklarına bir gelecek kurmak için kaçıyorlar.

Bunca insanın kaçmalarına, yer değiştirmek zorunda kalmalarına sebep olan kim? Petrol, enerji, su ve diğer kaynakları elde etmek ve fütursuzca talan etmek uğruna bunca insanı halden hale, ülkeden ülkeye sürenler kim? Rakiplerini devre dışına atmak adına insanların tepelerine akıl almaz silahlar kusturan ve kullananlar kim? Bebeleri, çocukları, yaşlı ve hasta insanı çamurlu, tozlu, buzlu yollara düşürenler ve sağ kalanları ise yaşamanın çok zor olduğu ve Hitler’in kinden pekte farklı olmayan kamplara kapatanlar kim ya da kimler?

Şimdi İdlib’te patlayan son Türkiye-Suriye askeri çatışması ile yeni bir mülteci akını bekleniyor. Selefi Sultan Tayyip sözcüleri ” yapılmakta olan katliama son vermek ve gelen insan akınını durdurmak için Suriye’deyiz demiyor mu? Bu söylem insan aklıyla alay etmek değil de nedir? Bir ABD’ye bir Rusya’ya dayanarak hedefine varmak uğruna bölgede ortalığı karıştıran güçlerden biri de sen değil misin? Karıştırdığın ve bombalar yağdırdığın topraklarda insanların zorunlu olarak gidecekleri yer aradıklarını biliyorlar bilmesine de, lakin yalandan kim ölmüş diye bir söz var. Selefi sultan Tayyip’in yalanları kendisini bile bıktırmış mıdır bilinmez ama dünyayı yalanlarına inandıramadığı ortada. Son Suriye rejim güçlerinin saldırısı sonrasında dünya devletleri ve bunların ortak kurdukları veya üye oldukları BM ve NATO gibi kurumlar bile inanmıyor olmalı ki genel geçer destek ve başsağlığı mesajları iletilmekle geçiştiriyorlar işi. 33 askerin öldürülmesinden doğrudan sorumlu olan Rus hükümet sözcüsü bile “Türkiye’ye başsağlığı diliyoruz” demez mi? Yani kısacası hiç ama hiç kimse savaş ağası Tayyip ve ortaklarının yalanlarına inanmıyor ve bu nedenle yalanlarına yalan açıklamalarla karşılık veriyorlar.

Bizim için hiçde tuhaf olmayan şey, bölgede egemenlik kurmak isteyen şer ve savaş güçleri olan dünya gericileri askerler için baş sağlığı dilerken, bombalardan, açlık ve yoksulluktan ve daha da fazlası aşağılanmaktan ve ırkçı saldırılara maruz kalmaktan kaynaklı yeniden yollara düşen mültecilere dair tek söz ettikleri yok. Yanı sıra selefi sultan Tayyip’in batıya bakan Türkiye kapılarını ardına kadar açtı. Peki bunu nasıl okumalıyız? Bu insanlara yol vermek, daha iyi bir yaşamaya kavuşmasını sağlamak için midir? Tabi ki hayır..

Sultan Tayyip, Suriyeli ve diğer ülkelerden gelmiş olan bu insanların zorunlu mültecilik hallerini kirli ve yayılmacı politik amaçlar doğrultusunda kullanageldi, bugün de kullanmaktadır.

Açıklayacak olursak;

1-Milyonlarca insanın mültecilik durumunu, özellikle Avrupa emperyalist ülke yönetimlerinden mali destek elde etmenin aracı olarak kullandı. Mali ve diplomatik destek sağlamak için, “gerekirse kapıları açarım” tehdidiyle, “mültecileri” , kirli emelleri için kullandı.

2- “Güvenli Bölge” politikası adı altında Suriye topraklarının bir bölümünü işgal ve ilhak etmenin aracı olarak ele aldı. Mültecileri sağlıklı alanda barındırma adı altında “Güvenli Bölge” argümanıyla ABD, Rusya ve Batı devletleri ikna etmeye çalışarak, yayılmacı bölge stratejisine pratik alan açmayı hedefledi. Hem mali imkanlar elde etmenin hem de bölgesel yayılmacı stratejisine alan açmanın aracı yaptı, “mülteci” insanları.

3-“Güvenli Bölge” oluşturmayı başarması durumuna paralel olarak, bölgesel stratejisinin bir parçası olarak, “İslam kardeşliğinin” lideri olarak yeni Osmanlıcılık hayallerine yürümeyi planladı. Ve ayrıca “Güveli Bölge” ile Batı Kürdistan’ın yaşadığı toprak parçası üzerinde statü elde etmesini engellemeyi, dört parçada birleşme trendinde olan Kürdistan gerçekliğinin dağılan bölge statükoları üzerinden en basitten ulusal demokratik haklarını kazanmasını engellemeye çalıştı.

4-) Bölge üzerindeki politikalarına, emperyalist blokların bölge stratejileri denkleminde alan açarak, işgalci hamlelerle, sahada güç oluşturmaya çalışan AKP-Erdoğan iktidarı, ideolojik-tarihsel ortakları cihadist güçlerle kurduğu ittifak ilişkileri üzerinden, fiili askeri güçle bölgede konumlanması, emperyalist bloklar ve bölgesel güçler özgülünde çatışmaları derinleştiren bir rol oynamaktaydı.

Son tahlilde öyle de oldu. İdlib özgülünde, Esad rejimi ile yaşanan askeri çatışma ve Türk Ordusunun aldığı ağır kayıplar, sıradan bir askeri çatışmadan öte, “TC” nin bölge üzerinde belirlediği stratejilerin yeniden tıkanması, çamura saplanması olarak okumak gerekir. “Güvenli Bölge”, “Gözlem Noktaları” hamlesiyle, bölgede avantajlı konum yaratmaya çalışan Erdoğan iktidarı, bu çatışma ile bırakalım hamle üstünlüğünü elde etmeyi, üstünde yürümeye çalıştığı askeri-sosyal (cihatçı çeteler) zemini kaybetmeyle yüz yüze geldi.
Dolayısıyla, yukarıda maddeler halinde açıklamaya çalıştığımız planların suya düşmesiyle, parçası olduğu bir savaşın masum mağdurları olan insanları, kirli emelleri ışığında, emperyalist güçlere karşı kullanmaktadır. Ve tam da bu nedenle sultan Tayyip’in yüksek emirleri doğrultusunda Türkiye’nin batıya bakan kapıları ardına kadar açıldı. Bu ne demektir? Elbette bunun bir politik anlamı var. Hep söylerler ya A-B-C planlarımız var diye. İşte durum öyle görünüyor ki A ve B planları tutmadı ve şimdi ise C planı devreye konulmuş gibi gözükmektedir. Bu plana göre kapılar ardına kadar açılarak çeşitli ülkelerden gelmiş mülteciler ve göçmen insanlar adeta batıya gitmek üzere uğurlanmaktadır. Madem bu insanların yaşamı sizler için bu denli önem arz ediyordu da o halde neden çok önceleri açılmadı bu kapılar? Bunun nedenini biliyoruz ve söyledik. Önceleri tehdit etmek dışında kapıların açılmasını gerektirecek şartlar henüz yeterince oluşmadığından bu uygunlaması gerekli bir politika değildi. Çünkü mülteciler A ve B planlarına hizmet görecek bir araç durumundaydılar. Şimdi sıkışan bölge politikasına sahada karşılık yaratmak için, “mülteciler” C planının kirli pazarlık masasında.

Suriye topraklarında Türk egemenlerine fazlaca yer kalmadı

Çünkü durum kökten değişiyor gibi.

Bunların fıtratında insana sevgi ve saygı yoktur. Bakmayın “yaratılanı yaratandan dolayı severiz” demelerine. “Af edersiniz bana Ermeni dediler” diyenlerin yüreklerinde sevgi olamaz. Evet gerçekten sevgi yoktur bunların yüreklerinde. Her şey ve bu arada bunlar için insan egemenlik kurmanın ve çıkar elde etmenin birer aracıdır. “Mülteciler” bu nedenle siyasi şantaj aracı haline getirildi. Biraz sevgi taşıyanlar her sıkıştığında şu lafı etmez. “Yardım etmediğinize göre, destek vermediğinize göre bende kapıları açar mültecileri size yollarım” demezdi. Ve şimdi zaten pratik olarak yapmaya başladılar. Kapıların açılması esasında yine C planın bir parçası olarak ele alındı. C planına göre şimdi Batılılardan Rusya ve Suriye aleyhine kendilerine güçlü destek vermelerinin peşinde. Sistemin tüm partilerinin uygulanan ırkçılık araçsal politikada paylarından ayrıca söz etmek gerekir. Mesela “İYİ partinin mülteci nüfus ilerde patlayarak ülkemizde ciddi bir güce dönüşecek” şeklindeki uyarısı tam bir köklü ırkçılığa işaret eder. Keza CHP’nin mülteci sorunundaki tutumu bunlardan farklı olmadığını biliyoruz.

Irkçı ve inkarcılık üzerine kurulu bir sistemden ve onun yöneticilerinden bebekler, çocuklar, yaşlı ile hastalar ve de tüm mülteci insanlar için iyi şeyler beklemek abesle iştigal etmek olur. Şimdi yeniden ve bir kez daha yollara düşürülen mültecilerin durumu her şeyi açıklamaya yetmektedir. Bu insanların durumu, içinde yaşadıkları koşullar, neden geldikleri gibi sorular ırkçı faşist sistem ve temsilcilerini nedense ilgilendirmez. Olayda kendilerine düşen payları her daim kapatmanın yollarına bakarlar. Kendi halkının emeğini kapitalist tekellerin çıkarları uğruna gerici savaşlara harcayan birilerinden dışardan gelenleri gözetmeleri beklenemez. Dünyanın zenginlik kaynaklarını talan etme üzerine kurulmuş kapitalist tekelci sistem ve onların politik temsilciliğini üstlenmiş emperyalist güçler ve bunların denetiminde hareket eden despot devlet ve temsilcilerinden insan ve parçası olduğu doğal yaşamı korumaları beklenemez.

ABD, RUSYA ve diğer emperyalist güçlerin yanı sıra bölgenin Türkiye, İran, İsrail gibi despot devletleri soygun, sömürü ve talan savaşının dolaylı ya da doğrudan içinde yer almaktadırlar. Ve milyonlarca insan, bunların talancı politikaları ve birbirleriyle yarışmaları nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalıyor. Ne var ki kaçmak zorunda kalarak bu ülkelerin bazılarına sığınan insanlara karşı içerde ırkçılık körüklenmekte ve bu insanlar tüm kötülüklerin anası olarak lanse edilmektedir. Yerli halk ile sonradan gelmek zorunda bırakılan insanlar düşmanlaştırılarak, yerlileri bu ırkçı politika üzerinden yoksulluğun nedenini kapitalist sistem ve onun özel politikalarından kaynaklı değil de, mülteciler olduğu propagandası yapılmaktadır.

İşgalci güçlerin, işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi için mücadele zorunludur

Bölgede süren gerici ve kirli savaşın mağdurları olarak, yaşanan katliamlardan kaçarak kurtulmuş insanlar üzerinden, emperyalist güçler dahil, tüm gerici bölgesel iktidarların çıkar hesapları yapması, bu insanların kirli politikalara araç haline getirilmesi, yaşanan insanlık dramının, diplomatik-politik sahada devam ettirilmesidir. Gittikleri her coğrafyada, eşit vatandaşlar gibi, bu savaş mağdurlarının yaşam haklarının garanti altına alınması, kayıtsız şartsız tüm yaşamsal statülerinin tanınması, bir lütuf değil, en demokratik haktır. “TC” iktidarının, dün mali ve politik rant aracı olarak kullandığı bu savaş mağdurlarını, bugün, derin çatışmalarla süren bölge politikasına emperyalist güçlerden destek almanın aracı haline getirmesi, insanlık suçudur. Göç yollarında, Yunanistan başta olmak üzere, geldiği ülkelerde “mültecilerin” gördüğü şiddet ve insanlık dışı uygulamalar, bu insanlık suçunun, emperyalist-kapitalist dünyanın gerici iktidarları tarafından devam ettirilmesidir. Gerici savaşın aktörleri, kirli savaşın mağdurları olan bu insanların nerede yaşamak istemelerini kayıtsız şartsız tanımalı, sınırlar koymamalıdır. Bu talep, ezilen-yaşam yurtlarından koparılan insanların en demokratik hakkıdır. Tarafı olmadıkları, çıkarlarının olmadığı bir savaşın ağır bedelleri, bu insanlara ödetilemez. Emperyalist ve bölgesel gericilikler tarafından işgale uğramış topraklarından zorla sökülüp atılan bu insanların, kendi yaşam yurtlarına dönmeleri ise, en temel haklarıdır. Bunun sağlanmasının tek yolu, tüm işgalci güçlerin, işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi için mücadele etmektir. Bir tecrübe olarak, ”biz buradayız, çünkü siz oradasınız” diyen Afrikalıların, tarihin ilerici dinamiğinden yükselen çığlığı, bugün Ortadoğu, Suriye, Afganistan vb gibi işgal ve ilhaka uğramış topraklarda günceldir. Gerici-kirli savaşın yarattığı her insanlık dramı gibi, bu dramda, nesnel olarak bu savaşın aktörleriyle hesaplaşmaktadır

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler