Takip Et

Analiz

Salgın Sürecinin Özeti

‘‘Ferman padişahın dağlar bizimdir‘‘ diyenler sınıflı toplumlar yaşamında her zaman vardır. Elinde tutukları sermaye gücüyle dünya sistemini elinde tutan günün teknoloji haydutları, yeni ihtiyaçları uğruna kendi cephelerinden korkunç program ve hamleler devreye soksa da ve kitlesel ölümler yaşatarak bu hamlelerinin önünü açmaya çalışsalar da, üretken olan emek dünyası ve insanlık bu hesapları boşa çıkarma kudretine kesinlikle sahiptir

Her şey, özellikle yeni olan her şey belli bir tartışmadan sonra daha iyi anlaşılır. Yürütülen tartışmalar şeyler hakkında daha fazla bilginin açığa çıkmasına yol açar. Tartışmalar belli bir doygunluğa eriştiğinde şeyler hakkındaki fikir veya gerçeklik daha iyi kavranır, doğrular hasıl olur. Ya da kanaat ve yorumlar zenginleştikçe şeyle ilgili tüm ayrıntılar veya bilinen ve bilinmeyenler açığa çıkarak belli bir zemine otururlar. Bilgi ve bilime dayalı olmak kaydıyla, ne kadar fazla tartışma yürütülür, ne kadar fazla yorum yapılırsa doğruya o kadar çok yaklaşılmış olur… Konuşulmayan ve tartışılmayan şey bilinmez ama konuşulup tartışılan şey bilinir. Aydınlanma ve aydınlık buradan doğar. Sorunlar neden-sonuç denkleminde anlam kazanan tartışmalarla açığa çıkar. Çözümler ve ilerlemeler, inceleme ve araştırmaya dayalı teorik/pratik emek ve üretim süreçlerinde elde edilirler.

Salgın ile ilgili büyük-yoğun tartışmalar yaşandı, yaşanıyor. Tartışmalar devam da edecektir. Fakat tartışmaların bu aşamasında salgınla ilgi önemli gerçekler, doğrular, bilgiler açığa çıkmış durumdadır. Buna rağmen bazı gizlerin-bilinmezlerin  ya da arka plan gerçeklerinin olduğu da inkar edilemez. Tıpkı tartışma sürecinde spekülatif bilgilerin de olması gibi.

Her toplumdan insanlar büyük bir tehditle, kıyımcı bir salgınla, ölümcül bir virüsle karşı karşıyadır. Mevcut ana kadar 200 bin dolayında insan öldü. Dünya nüfusunun %75’i bu salgına yakalanacak yorumları yapılmaktadır. Bazı ülke-toplumlarda önemli başarıların sağlanarak salgının kontrol edilmesinde umut verici gelişmelerden söz edilirken, kimi yerlerde salgının hırçınlığını sürdürdüğü izlenmektedir. Bazı bölgelerde daha agresif, bazı bölgelerde daha uysal olduğu ifade ediliyor. Karantina/yarı-karantina gibi salgın tedbirleri kimilerine göre 2022, kimilerine göre 2025’e kadar devam edecektir. Aşının geliştirilmesinden de sıklıkla bahsediliyor vb vs… Karamsarlığın aşılandığı ise başka bir gerçek. Ve değişmeyen o şey sırıtıyor; ‘‘her koyun bacağından asılır‘‘ misali kapitalist bireycilik-bencillik terk etmiyor egemen sınıfları. Dünyasal sorun karşısında dünyasal ortaklık içinde bir mücadele benimsemiyor hegemonik ve kapitalist beylerce… Kimileri ırkçılıklarını hortlatarak genlerine güvenirken, kimileri kendi başarısına kilitlenerek diğerlerinin hırpalanıp ekonomik çöküşü için el ovuşturuyor. Emperyalist kapitalist dünyanın hali bu.

Devlet yönetimleri, siyasi iktidarlar ve sistemleri salgın vesileli tipik bir kriz/objektif kriz süreci yaşamaktadırlar. Kimi ülkeler, siyasi iktidarlar, özellikle de virüsten sorumlu tutulan ‘‘günah keçisi‘‘ namlı ülkeler bu krizi nispeten iyi yönetip salgının kontrol edilmesinde başarı sağlarken, uygarlık beşikleri dokuz şiddetinde sarsılmaktan kurtulamamakta ve akıl yerine hurafe ve batıl inançla dualara sarılıp, krizi siyasi egemenlikleri için fırsata çeviren/basit fırsatçılık güden Erdoğan-AKP iktidarı gibi numunelik iktidarlar tökezlemekte, krizi yönetemeyerek daha fazla insanın ölümüne neden olmaktadırlar. Üstelik salgını kontrol altına alıp esasta yenmeyi başaran ülkelerin tedavi tecrübelerinden, ilaçlarından vb vs yararlanma imtiyazlarına rağmen bu yeteneksizliği sergilemektedirler. Yönetememe krizinden muzdarip olan Erdoğan-AKP iktidarı salgın krizini de yönetememektedir. Çünkü, onlar için önemli olan insan değil, Umrecilerini korumaktır, camilerde dua etmektir, iktidara koşulsuz ve mutlak biat etmeyi sağlayarak iktidar ömürlerini uzatmaktır vb vs…

Salgın meselesinin mercek altına alınmasının esas boyutu Erdoğan iktidarı ve suçlarının sınırlarını aşıp, emperyalist kapitalist sistem ve bu sistemin, sermayesi hesaplanamaz olan lortların sistemine dayanmaktadır. Bu devlet ve güçlerin başında gelen doyumsuz sermaye devleri veya küresel aktörler, bilişim teknolojisi, ilaç sanayi kartelleri, çok uluslu tekeller, sermaye ve siyasi sistem erkleri olan küresel  egemenler gibi, teknoloji ve sermaye nüfuzunu birleştiren emperyalist gericiliğin devleridir. Dolayısıyla pandemi niteliğine ulaşmış salgın meselesinde, Erdoğan-AKP iktidarı gibileri, sadece krizi yönetememe, krizden nemalanma ve bütün bunların sonucu olarak daha fazla insanın ölümüne neden olma politikaları açısından sorumludurlar; ırkçı ve ilkel yaklaşımlarını hariç tutarsak. Oysa meselede esas sorumlular, suçlular ve elbetteki totalde hedefe oturtulması gerekenler büyük resimdekilerdir; teknolojiyi sistemlerinin temel parçası haline getirerek astronomik karlarla bunalan dünya zengini çok uluslu tekeller, sistemleri ve bunların sahipleridir. Yanlış anlaşılmaya yer vermemek için belirelim ki, bu söylediklerimiz Erdoğan-AKP iktidarının suçsuz olduğu, mücadele oklarının dışında tutulması gerektiği vb vs anlamına gelmez. Fakat karşı karşıya olduğumuz salgın sorunu sadece coğrafyamız sorunu değil, dünya sorunudur ve bu sorunda sorumlu tutulacaklar listesinin ana aktörleri dünyasal nüfuz ve tahakküme yaslanan çok uluslu tekellerdir, bunların sistemidir; emperyalist dünya gericiliğidir.

Olgu ve Emarelerin Kritiği ve Gelişmenin Yönü

Yapılması gereken önemli özetlerden biri spekülatif ama muhtemel olan sahaya ilişkindir. Devasa bir teknolojik süreçten, teknolojik gelişme sürecinden geçiyoruz. ‘‘Teknoloji çağı‘‘ denmesi boş laf değildir, teknolojinin hemen her dalda temel unsur olarak ‘‘geçer akçe‘‘ olduğu, öne geçen tesirde bulunarak üretimden tüketime, ticaretten piyasaya, borsadan yatırıma, bankacılıktan hizmet sektörüne kadar hemen her alanda genel bir nüfuz kurduğu esasta doğrudur. Teknoloji dışında kalan bir tek alandan söz edilemeyeceğini söylemek abartı değil, katıksız yalınlıkta yaşanan gerçektir. (Bilişim teknolojisi, nano teknoloji, makina ve elektronik teknolojisi, yazılım-internet-bilgisayar teknolojisi, kopyalama ve yapay beyin teknolojisi, robot ve çip tekniği teknolojisi, gen teknolojisi ve gelişen teknolojinin tıpta kullanılarak tıp-tedavi teknolojisindeki devasa gelişmeler…) Sermaye yeni biçimlerde büyümekte, merkezileşmektedir. Bilgi, bilgiye ulaşma, aynı teknoloji üzerinden en uzağı en yakın yapan imkanlara sahip olarak satın almak ya da satmak, para transfer edip yatırım yapmak, sermaye dolaşımını sağlamak, spekülatif sermaye biçimlerinin öne çıkması gibi klasik sömürü araçları ve ilişkilerinin teknoloji sahasında biçimlenmesi vb, sermaye hareketi, birikimi ve merkezileşmesi üzerinde belirleyici etki gösteriyor… Bu ağ içinde sermaye, teknolojiyi kontrol eden (örneğin bilişim teknolojisini kontrol eden) ellerde birikip merkezileşmektedir. Tabi ki, bu eller teknolojinin hükmettiği her üretim ve sanayi dalında da varlık gösterip kontrol sağlamaktadırlar. İlaç sanayi de bunlardan biridir ki, hastanın müşteri görüldüğü, sağlık hizmetinin özelleştirme politikalarıyla girdiği düzlemde sağlık alanının da tamamen ticarileştiğini, büyük bir sermaye alanı ve sektörüne dönüştüğü izlenebilmektedir.

Özcesi, sermayeyi elinde tutan eller, merkezileştiği kadar, tek-ellerde birikerek kabına sığmayacak kadar büyüyen o sermaye, haksız rekabet ve serbest piyasa ahlakıyla edindiği birikim ve yakaladığı dinamizmine uygun hareketini ve genişleyerek sınırsız büyüme eğilimini mevcut sistemle hal edemez ve bu sistemle yetinemez derecede kabarmış durumdadır. Yeni bir toplumsal sistem, aşırı birikmiş ve mevcut sistemle dünya pazarı kendisine dar kalan bu sermayenin yönelimidir ki, ‘‘egemeninin egemeni olma‘‘ ihtiyacına artık mevcut sistem değil, yeniden düzenlenmiş yeni bir sistem yanıttır. Yeni bir dünya sistemi ve bütünlüklü bir sistem elbette… Üretimden tüketime, kültürden ahlaka, siyasetten yönetime ve yeni değerlere, nihayetinde bütün bunlarda teknoloji esaslı yeni biçime ihtiyaç duyan bütünlüklü bir dünya sistemi. Ki bu, doğrudan teknoloji eksenli siyasi-ekonomik toplumsal sistem, eknolojik biçimlenişle yenilenmiş sınıf orijinli bir dünya sistemidir. (Belirtmekte fayda var ki, bütün bunlar kesin ve ispatlanmış bilgilere dayalı net tespitler değil, belli ip uçlarının okunmasına dayalı muhtemel görülen ya da öngörülenlerdir…)

Bu sistemi isteyen ve kurmaya çalışan teknoloji devleri, dünya sistemi düzeyinde bir eylem gerçekleştirmek istedikleri için, bu hedeflerine uygun büyüklükte hamleler gerçekleştirmek, bu büyüklükte adımlar atmak durumundadırlar, bunu tercih ettiler. Küçük veya kolayca tasavvur edilen adımlarla değil, ancak imkansız gibi gelen ve olasılık verilmeyen derecede sarsıcı ve korkunç dalgasal süreçlerle yeni bir dünya sistemine adım atabilirler. Dünya sistemi kapsamında bir yeni sistem ve toplumsal yaşamın kurgulanarak devreye sokulması veya bu sürece adım atılması alelade politikalarla değil, elbette sarsıcı süreçlerle ve hatta büyük dram ve acılarla mümkün olabilir… Nitekim bugün olan-yapılan tam da budur. ‘‘Teknoloji toplumu‘‘ denilen sürece adım atmak üzere, Koronavirüs salgını devreye sokulmuştur. Bu virüsün yıllarca öncesinden patentinin alındığı, bu virüs üzerine çalışıldığı, namı belli bilişim teknolojisi devlerinin bugün yaşanan durumu yıllarca önce yaptığı konuşmalarına yedirdiği artık saklı değil, bilinen gerçeklerdir. Bu unsurlar sosyal patlamalar yüzyılı‘‘ tespitlerinde bulunurken, ellerini-kollarını bağlayarak bu sosyal patlamaları beklemeyeceklerdi elbette. ‘‘100 yıllık planlamalar yapmakla‘‘ övünen bu bayların, kendilerine uygun yeni bir dünya sistemi oluşturmaları da akıl dışı olamaz. Teknolojilerini denedikleri üretim ve ilişkiler bugünden mevcuttur. Maskot teknolojik toplum dünyalarını kendi sanayi-şirket merkezlerinde, ‘‘Silikon vadilerinde‘‘ vb vs kurmuş durumdadırlar. Denemeye geçirdikleri küçük dünyalarındaki deneklerde başarı sağlamalarındandır ki, artık dünya sathında denenmesine karar vermiş, salgınla başlatılan süreçle toplumlara gerekli his verilmiş, istenen algı yaratılmış ve toplumlar sistemlerine uygun rotaya koyulmuştur.

Salgının pandemi düzeyinde izlemesi ve zengin kesimleri de etkilemesi kafa karışıklığı yaratmaktadır. İsterse kendi toplumundan, ırk ve ulusundan insanların kitlesel ölümü olsun, bu, bir dünya sistemi ve yeni bir süreç olarak devasa muhtevada yeniden kurgulanacak bir teknolojik dünya sistemi/toplumsal sistem karşısında engel olamaz-dı, olamaz da. Sermaye kardeşliğinin milli kardeşlikten daha önemli olduğu bütün gerici sınıf egemenliklerinde görülerek ispatlanmış bir gerçektir… (‘‘Amerikalılar da, Avrupalılar da ölüyor, bu nasıl komplo olabilir?‘‘ diyenler bu gerçeği unutmamalıdır.)

Önermenin İkinci Parçası: Teknoloji Haydutları Emekçi Dünya ve İnsanlığı Yenemez!

Doyumsuz dünya haydutları kurdukları stratejiler temelinde, sahip oldukları tüm olanak ve imtiyazları kullanarak manipülasyon ve demagoji silahını kullanıp algıyı yönetimiyle toplumsal kitleleri hazırlayarak nesnel şartları hasıl eder ve gerekli dizayn/düzenlemelere girişirler. Çoğu kez da başarılı olurlar. Lakin hep başarı dünya haydutları için de geçerli değildir. Onlar oyun kurup oynamak ister fakat aynı gerici dünyanın iç dengeleri her zaman buna el verişli olmayacağı gibi, esasta da devrimci sınıf ve halk kitlelerinden yoksul dünya dinamikleri bu oyunu bozma kudretine sahiptir.. Onların her istediğini mutlak suretle yapabildiği bir dünya yoktur. Onlar karanlığı ve köleliği saltanatlarının sonsuzluğu için daim kılmak ister ama emeğin dünyası devrimlerle tarihi değiştirdiği gibi, kaderinin belirlenmesinde sözünü illa da kullanır ki, anemik gericiliğin hesapları tam da burada bozulur.

‘‘Ferman padişahın dağlar bizimdir‘‘ diyenler sınıflı toplumlar yaşamında her zaman vardır. Elinde tutukları sermaye gücüyle dünya sistemini elinde tutan günün teknoloji haydutları, yeni ihtiyaçları uğruna kendi cephelerinden korkunç program ve hamleler devreye soksa da ve kitlesel ölümler yaşatarak bu hamlelerinin önünü açmaya çalışsalar da, üretken olan emek dünyası ve insanlık bu hesapları boşa çıkarma kudretine kesinlikle sahiptir. İşte korkunç ve kitlesel ölümlerle dünyayı hapishaneye çeviren salgına karşı, tıp dünyasından emekçiler, bilim emekçileri ve ezilen milyonların dayanışma kültürüyle ve sağlıklı yaşama sarılarak tedbirler alıp ölüme karşı koyarak bu teknoloji haydutlarının saldırısını boşa çıkarma yeteneği sergilemektedir. Milyarlarca insan dinamiğini kontrol edip ezip geçmeleri, dolayısıyla her saldırı ve stratejisini kusursuzca başarabilmeleri tasavvur edilemez. İşte insanlığın umudu buradadır. Karamsarlığı yıkan kudret buradadır. İnsanlık kendi değerlerine sahip çıkacak, geleceğini ellerine alarak aydın yarınlara doğru önlenemez ilerleyişini sürdürecektir..Hiç bir gerici güç ve haydut bu tarihsel akış ve insanlık dinamizminin önünde engel olamayacaktır. Lakin bir şey daha kanıtlanmaktadır ki, bu haydutlardan ve köhnemiş sistemlerinden kurtulmanın biricik yolu, Komünist toplum perspektifiyle sosyalizm mücadelesine sarılıp onu yükseltmektir!…

Virüs de Olsa Eşitsizlerin Eşitliğinden Söz Edilemez!

Sorun dünyasal-insanlık sorunu da olsa, bu, bazı demagojilere destek çıkmaz. Örneğin; ‘‘salgın-virüs zengini-fakiri ayrıt etmiyor, her kesi eşit vuruyor.‘‘ söylemi en yaygın ve neredeyse tüm toplumlarda kabul görmüş bir düşüncedir. Halbuki, durum bu değil, bu söz gerçeği yansıtmamaktadır. Dolayısıyla bir demagoji olarak işlev görmektedir, saf dillilikle söylenenler dışında, demagojiden ibarettir. Tamam, virüs zengini-fakiri ayrıt etmiyor ama zenginle fakirin virüse yakalanma şansı ile ondan etkilenme koşulları bir ve aynı mıdır? Kuşkusuz ki hayır. Demek ki, eşit vurmuyor. Yaşam standartlar düşük olan, ancak aç karnını doyurabilen bir işçi ve ailesinin bağışıklık sistemi, sağlığı, sağlık koşulları nasıl milyarderlerle, zenginlerle eşit olabilir. Doktora gitmesi lüks olan bir yoksulla doktor kontrolünde spor yapan bir burjuva nasıl eşit olabilirler ve nasıl bunlara eşit vurur virüs. Virüs, kimin bağışıklık sistemi zayıfsa, kimin sağlığı iyi değilse, bünyesi sağlam değilse, yani kim beslenip düzenli sağlık kontrolü yapma koşuluna sahip değilse, kim gerekli besin, hijyen ve iyi yaşam şartlarına(tabi yaşlılıkta da aynı şey geçerlidir) sahip değilse onları vuruyor. Nasıl olurda virüs zengin fakir seçmiyormuş ve ikisini de eşit vuruyormuş. Özcesi, söylenen şey demagojiden ibarettir, gerçek yaşamdan soyut söylemdir. Dolayısıyla eşitsizlerin eşitliği olmaz-yoktur. İşçi karın tokluğuna en ağır ve sağlıksız koşullarda çalışırken yeterince besin-beslenme şartlarına sahip değilken, eşitlediğiniz o zengin sağlığı için gerekli olan tüm koşullara fazlasıyla sahiptir. Biri sağlıklı beslenip yaşarken, diğeri kötü beslenip sağlıksız yaşamaktadır. İkisinin bağışıklık sisteminden, hastalık-sağlık sorunlarına kadar tüm koşullarında eşitsizlik vardır. Virüsten de buna göre etkilenirler. Virüs zayıf bünyesi olan, bir yığın sağlık sorunu yaşayan işçiyi vurur, semiren zengini değil… Önce işçiyi sömür ve açlığa mahkum et, bu açlık içinde sağlık koşullarını kötüleşir, sonra salgın işçiyi de zengini de eşit vurur de!…

ABD’de salgından ölenlerin %60‘nı siyahilerin oluşturması nasıl bir rastlantıdır? Nasıl bir eşitliktir? Şayet doğrudan ırkçı-faşist bir politikanın ürünü değilse, ırkçı-faşist politikanın sonuçlarıdır siyahileri yaşam ve sağlık koşullarıyla virüse karşı dayanaksız kılan… Siyahiler diğer Amerikalılarla aynı koşullara sahip midir, aynı değer ve muameleyi görüyor mudur, bunlar arasında bir eşitlikten söz edilebilir mi? Asla. İşte bu eşitsizlik bile(bilinçli bir neden olmasa bile), salgın karşısında siyahilerin daha fazla ölmesinin bir sebebidir. Tıpkı, Erdoğan-AKP iktidarının yaptığı gibi, karantinadan bahset ve insanlara evde kalın de ama üretim yapmak zorundayız diyerek işçilere işe gitme-çalışma zorunluluğu getirerek karantinayı anlamsızlaştırıp insanları salgın karşısında savunmasız kılan politikayla ölümleri çoğalt. Bazı politikalar insanları salgının kucağına iterken, bazı politikalar korumaya alabilir. Bu iki politika aynı ve eşit değildir. Eşitlik dediğiniz şey düpe düz zırvalıktır.

Sağlık sistemini özelleştirmeler politikasıyla ticarete çeviren bir toplumun sağlık koşulu ile sağlık sistemi insanı esas alan-insan merkezli politikaya dayanan toplumların sağlık koşulları bir ve aynı olabilir mi? Virüsün uyguladığı nasıl bir eşitlik olabilir? Biri zenginliğiyle, imtiyazlı oluşuyla virüs karşısında sağlıklı ve sağlam dururken ve diğeri tam tersine virüs karşısında çelimsiz bünyesi, besin-et görmeyen beslenme şartlarıyla hastalıklar pençesinde çırpınan cılız sağlığıyla virüsün karşısında rahat yutulur lokma durumundayken, nasıl virüs herkesi eşit vuruyor denilebilir?…

Bir Özet de şudur: Üretemeyen sömüremeyen kapitalist sistemler içinden geçilen bu süreçte karşı karşıya kalacakları ekonomik daralma-küçülme ve sonuçları kime fatura edecek, nasıl ‘‘kayıplarını‘‘ telafi edecekler? Ekonomik krizlerle karşı karşıya kalınacağı öngörüsü nesnel duruma dayanarak genel bir doğruyu ifade etmektedir ve hemen herkes bunu kabul etmektedir. O halde ikinci bir süreç olarak kapıları çalmakta gecikmeyecek olan ekonomik kriz süreci nasıl göğüslenecek ve tabiki hangi kemerler sıkılarak hangi sınıflara fatura edilecektir? Bu sorunun yanıtı istisnasız tek adresi gösterir. Emekçi sınıflar kemer sıkma politikalarından, pahalılıklara, zamlara, ucuz iş gücü olmaya ya da düşük ücretle çalışmaya, enflasyon tarafından ezilmeye kadar en ağır sömürü ve baskı dönemine tabi tutulacaktır. Ekonomik krizin yansımaları sadece bunlarla sınırlı kalmayacak, siyasi baskılara da yansıyacaktır. Asıl mücadele dönemi işte bu süreçte başlayacaktır. Bu zemindeki gelişmelerin doğru orantılı sonuçlara taşınması siyasi iktidarların baskıcı politikalarına karşı kitlelerin hareketinin de gündemde olacağını öngörmeye götürür. Ki, bu yabana atılacak bir öngörü veye beklenti değildir. Dolayısıyla, önümüzdeki sürecin büyük baskılar kadar, büyük mücadele ve hareketlere de sahne olacağını şimdiden düşünüp pozisyon almak ya da gelişecek hareketlere şimdiden hazırlıklı  yapmak isabetli olacaktır. Ki bu sürecin devrimci harekete sahne olacağı, devrimlere olmasa da siyasi iktidarlarda sarsıntılara yol açacağı söylenebilir.

Her şey olmasa da bir çok şey eskisi gibi olmayacaktır. Yaşamlarıyla sınav edilen kitlelerin yaşadıkları deneyimlerle daha doğru yargılamalara gidip sorunların kaynağına yaklaşmada ve elbette alternatiflere yönelme anlamında yeni çözümlere meyledeceği daha şimdiden anlaşılmaktadır.  Bu anlamda salgın-karantina/yarı-karantina sürecinin bir okul görevi gördüğünü söylemek yanlış olmaz. Lakin kitlelerin kendiliğinden çıkaracağı sonuçlar, kendiliğinden başvuracağı çözümler ve kendiliğinden girişeceği hareketler devrimci karakterde de olsa, bunlarla yetinmek benimsenemez. Bilimsel teori ve siyaset ışığında kitlelerin aydınlatılarak yönlendirilmesi, yani kitlelere önderlik rolünün yerine getirilerek siyasi iktidar hedefli mücadelelere yöneltilmeleri gereklidir.

Salgın sendromu bir taraftan toplumlarda-insanlarda psikolojik ve fiziksel sonuçlar ve tahribatlar bırakacak bir süreç olarak anlam taşırken, diğer taraftan insan ilişkilerinden üretim alanına kadar ve dolayısıyla toplumsal sistem ve ilişkilerde belli sonuçlar bırakmaya kesinlikle aday bir süreçtir. Bilinçlere kazınan  ölüm korkusu ve unutulmayacak hapsolma hali toplumda kalıcı izler bırakarak toplumdaki psikolojik, kültürel, sosyal ve diğer bedensel yaraları derinleştirme ciddiyetine sahiptir. Sermaye ve sistemlerini üretim ve ekonomiye bağlı sorunlarla belli yönelimlere sevk edecek, en önemlisi de egemenleri ve iktidarlarını fırsatçı-pragmatist politikalarla süreçten nemalanma politikalarına baş vurmaya uygun zemin sunmaktadır. Pandemi gerekçesiyle her türden yasak, baskı ve sömürücü politikalar rahatlıkla devreye sokulup uygulama kolaylığına erişmektedir. “FETO” darbesi gerekçe edilerek tüm muhalif ve demokratik güçlerin tasfiye edilmesi, KHK’lar ve OHAL vasıtasıyla her politika, tasfiye ve saldırının sorunsuzca uygulanması gibi, Koronavirüs gerekçesiyle her türden muhalefet ve mücadele akarte edilerek faşimin uygulanmasının yolları sonuna kadar açılıyor, açılmaktadır da.

Sürecin sonucu spekülatif konuları da içeren son derece kaotik bir düzlem de barındırsa, faşist baskı ve saldırıların tırmanacağı kesindir. Faturanın yoksul-emekçi sınıf ve halk kitlelerine çıkarılacağı kesindir. Zira krizleri kaçınılmazdır ve bu krizin davet edeceği politikalar vahşi baskı ve sömürü zemininde barbar saldırılar, faşizmin itirazsız at koşturması biçiminde cereyan edecektir. Ancak bütün bu gidişatı alt-üst edecek dinamikler ve birikmiş dinamizm mevcuttur, bunun karşı koyuşunu yükseltmesi tamamen mümkündür. Bu karşı koyuş toplumsal kitleleri kavrayan genişlikte bir örgütlü harekete dönüşür veya dönüştürülebilirse, burjuva faşist baskılara ters bir sürecin gelişmesi ya da geliştirilmesi mümkündür. Salgın sürecinin pozitif sonuçları da oldu ki, bunlar esasta kapitalist sistem ve sınıf iktidarlarının sorgulanması, kitlelerde dayanışma kültürünün, örgütlenmeye uygun eğilimin geliştiği söylenebilir. İşte bu pozitif zemin devrimci gelişmeleri olanaklı kılan temellerden biridir. Halka yapılan yardımların yasaklanması geniş muhalefetin örgütlenmesinde ve demokratik hareketin örgütlenerek devreye sokulmasında uygun bir zemindir.

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler