Takip Et

Makale

Rojava işgal masasındaki bilumum gericiliğin bağrı tezatlarla doludur…

Erdoğan iktidarı artık bir tercih yapma zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Ya ABD emperyalizminin kukla karakolu olmaya devam edecek ya da Rusya emperyalizminin yeni müttefiki olarak pozisyon alacak! Her iki ihtimal ve tercihte de ağır yükümlülükler ve sonuçların Erdoğan iktidarını beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yapılan anlaşmaları iptali, ilgili emperyalist gücün uygulayacağı ağır yükümlülükleri ve takiben de ekonomik yaptırımları gündeme getirecektir.

Suriye’nin içişlerine alenen müdahale edip Esat iktidarına muhalefet eden tüm kesimleri destekleyerek örgütleyen, eğiterek silahlandıran ve hatta ‘‘Suriye milli ordusu‘‘ olarak ilan edip maaşa bağlayarak kullanan Erdoğan iktidarı, bütün bunları yapan olarak, ‘‘Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu‘‘ söylemekten de geri durmamaktadır. Erdoğan iktidarı için taban tabana tezatlık taşıyan bu durum şöyle izah edilebilir; 1)-Suriye’de Esat iktidarını istememesi ve 2)-Suriye-Esat iktidarının ‘‘TC‘‘ devleti ile olan sınırlarındaki Kürt yönetim bölgelerini, dolayısıyla Kürtlerden temizlemesini istemesi…

Erdoğan iktidarının buradaki tezatlıktan beslenen başka bir tezadı da şudur; ‘‘Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olan‘‘(!?) bu Erdoğan İktidarı, Suriye ile olan kendi sınır boyunda ABD’nin Rusya’nın bayrakları dalgalanır bundan rahatsız olmaz. Yetmez aynı sınır boyunda değişik silahlı fundamentalist, şeriatçı, dinci-radikal gurupların ve hatta IŞİD bayrağı dalgalanır bunlardan da rahatsız olmaz ve bunları tehdit görmez. Ama bu sınır boyunda Rojava Kürt yönetim bölgesinin bayrağı ve Kürtlerin varlığı ise, Erdoğan iktidarında(ve Türk hakim sınıflarında) muazzam derecede hazımsızlık yaratır ve devletin bekasına büyük bir tehdit olarak görülür… Bunun anlamı; Kürt ulusunun kazanımlarına ve Kürt ulusuna karşı derin bir düşmanlıktır. İşgal saldırganlığının arka planındaki siyasi saik bu gerçeklikten kaynaklanmaktadır…

Bir parantez açmanın yeridir: Sadece Erdoğan iktidarı değil, iktidarı-muhalefetiyle bütün Türk hakim sınıflarının (ve bunların ırkçı-faşist milliyetçiliğiyle zehirlenmiş olan büyük gerici bir güruhun da) Kürt yönetimi ve kazanımlarına karşı amansız bir düşmanlık içinde oldukları, bu düşmanlık zemininde ırkçı-faşist milliyetçilik harcıyla birleştikleri görülmektedir. Tam da burada, ‘‘İşte size CHP ve gerçek yüzü‘‘ diyerek, onu yeniden tanıtmak ve burjuva kliklerden hiç bir şeyin beklenmeyeceğini söylemek gereklidir. Bu da, söylemleriyle çelişen ya da söylemi ile özü çelişen CHP’nin sınıfsal karakterinden kaynaklanan gerçeği, gerçeği ile söyleminin tezatıdır. Ama onun sınıf karakteri ve niteliğine uygundur. Konumuz CHP olmadığı için parantezi uzatmadan kapatıyoruz.

Erdoğan iktidarı, Rojava Kürtlerinin reform niteliğinde sağladığı iyileşme-ilerleme statüsü şahsında ve burayı doğrudan hedef alarak, tüm parçalarıyla Kürt ulusunun kazanım ve muhtemel kazanımlarını hedefleyen ırkçı-faşist saldırganlıkla Batı Kürdistan topraklarına asker sokup işgal gerçekleştirdi. Erdoğan iktidarının işgal saldırganlığı, içerde, muhalefetten mümkün olan en geniş desteği alarak Türk hakim sınıfları devletinin işgali niteliğine geldi. Bu da, Erdoğan iktidarına karşı muhalefet pozisyonda bulunan burjuva muhalefet cephesinin tezatıdır. Lakin bu, ırkçı-faşist tekçi paradigmada birleşen sınıf karakterlerinin yadsınamaz ürünüdür…

Türk hakim sınıflarının siyasi iktidardaki egemen kliği olan Erdoğan iktidarı, gerçekleştirmiş olduğu işgal saldırısında amaçlarına uygun olarak büyük katliamlar yapıp ilerlerken, gelinen bugünkü aşamada ABD emperyalizminin devreye girerek Erdoğan iktidarıyla yaptığı anlaşma sonunda, büyük belirsizlik, gizem ve gölgeler bırakarak da olsa şartlı ve süreli olarak ‘‘durdu‘‘-donduruldu. Şartlı olarak dondurulan işgal değil, işgalci saldırganlığın silahlı katliamlarla ilerleme boyutudur. Hatta işgalin devam etmesi, fiilen bu saldırganlığın yürürlükte olduğu anlamına gelir ki, katliamlar da aslında devam etmektedir. Dolayısıyla ABD ile Erdoğan iktidarı arasında yapılan anlaşma yalnızca işgal saldırganlığının ilerlemesidir. Bu tabloda, başka bir tazatlıkla sırıtmaktadır. Süreli ve şartlı sağlanan anlaşmanın gizemi de gölgesi de burada saklıdır. Dikkat çekiyoruz; anlaşmayı ABD emperyalizmi yapmaktadır!

Taraflar kimler? Türk hakim sınıfları/Erdoğan iktidarı ve Rojava Kürt Yönetimi(biraz zorlarsak Suriye devleti). İşgal eden birincileri, işgale uğrayan ikincileri. Peki, anlaşma kimler arasında yapılıyor? ABD emperyalizmi ile Erdoğan iktidarı arasında! Bu, emperyalist gerici dünya gerçeği de olsa, uluslararası hukuk ve tüm demokratik normlara aykırı bir sahnedir. Bu sahne, gerici dünya şartlarını, işgal saldırganlıklarının arka planını, emperyalist aktörlerin bu saldırganlıklardaki rolünü ve bu saldırganlıkların emperyalist gericiliğin ulus ve halklar üzerinden yürüttüğü strateji ve oyunları resmetmektedir.

En azından işgale maruz kalan taraf açısından söylenebilir ki, işgal edilenle işgal eden arasında cereyan etmesi gereken ‘‘hukuk‘‘, tam tersine dış bir güç tarafından temsil edilip yürütülmektedir. Bu, olağan değil, dünyanın haydutlara teslim edildiği olağan dışı gerçektir. Savaşan taraflar ayrı ama anlaşma yapanlar ayrı… İşgale uğrayanın farklı bir ulus veya muhatap taraf olmasına rağmen, işgale uğrayan taraf ile işgal eden taraf arasında anlaşmayı yapanın üçüncü bir taraf olması, yani ABD emperyalizmi olması tam da emperyalist dünya barbarlığına ait, onu kanıtlayan gerçektir…

Bu tabloda; 1)- İşgale maruz kalan ve bizzat işgale karşı savaşan ilgili Kürt yönetim bölgesinin iradesi ABD emperyalizmi tarafından gasp edilerek ipotek altına alınmıştır ya da tersinden ilgili Kürt yönetim bölgesi iradesini ABD emperyalizmine teslim etmiştir. Her iki durumda da ilgili Kürt ulusunun iradesi çiğnenmiş, çiğnetilmiş, ulusal bağımsızlık gölgelenmiştir… 2)- Erdoğan iktidarı işgal ettiği toprakların Kürtlere ait olmasına rağmen, işgalinin geleceği ve durumu ile ilgili anlaşmada ABD emperyalizmini muhatap-taraf olarak tanıyıp karşısına alarak ya da almak zorunda kalarak, ABD emperyalizminin hegemonik güç ve egemenliğini meşru gören duruma düşmüş olup veya tanımak zorunda kalarak, ABD emperyalizminin yaptırım ve tehditlerine boyun eğip, ‘‘aptallık yapma‘‘ tehdit ve azarına boyun eğerek, ona biat etmeyi kabul etmiştir. Türk hakim sınıfları veya Erdoğan iktidarı açısından düşünüldüğünde, Türk milleti ve devletinin milli iradesi ABD emperyalizminin dayatmaları ve nüfuzu karşısında ayaklar altına alınmıştır. Zira ABD emperyalizminin harici müdahale ve dayatması kabul edilerek, milli karakterde bağımsız ve onurlu duruş sergilenemeyerek Türk milli iradesi yere serilmiştir… Bir kez daha serilmiştir ki, ‘‘aptallık yapma‘‘ tehditlerine rağmen meşru olmayan tarafla(ABD) ile masaya oturulmuştur… 3)- Türk hakim sınıf klikleri işgal saldırganlığının arkasında durup milli sorun algısıyla Erdoğan iktidarının arkasında birleşmelerine rağmen, işgal saldırganlığı ile ilgili anlaşmayı, diğer klikleri dışlayarak Erdoğan iktidarı yalnız başına yapmıştır. Kendi iktidar çıkarları ve politikaları temelinde gerçekleştirmiştir…

İşgal saldırganlığında ABD emperyalizmiyle yapılan anlaşma tablosunda açıkça görülen bu sonuçlar dışında, yapılan anlaşmanın arka planında nelerin yattığı veya hangi tavizlerin verildiği ise, henüz deşifre olmamakla birlikte, Erdoğan ile Trump arasındaki karşılıklı iltifat yağmuru ikiyüzlülüğünün gizleyemeyeceği gerçekler olarak uzun sürmeyerek gün yüzüne düşecektir. Ki, daha şimdiden ‘‘uyulmazsa devam ederiz‘‘ şeklinde beyanlar-mesajlar verilerek, anlaşmada verilen tavizlerin karşılığı istenmektedir aslında. Öte taraftan, ABD kongresinde yaptırım kararının çıkacağı mevcut eğilimdir. Ve elbette Rojava Kürtlerinin en azından resmi olarak katılmadıkları bu anlaşmayı ne kadar ve ne şartla onaylayıp onaylamadıkları ve dolayısıyla ABD heyeti tarafından ‘‘çekilecekleri‘‘ yönünde kendi adlarına verilen söze ya da yapılan anlaşmaya uyup uymayacakları da, yapılan bu anlaşmanın geleceği açısından ayrı bir etken olarak önem taşımaktadır.

ABD emperyalizmi, ‘‘TC‘‘ devletini yanında tutma veya rakibi olan Rusya emperyalizminin yanına itmeme, öte taraftan bölgede en sağlam müttefiki denilebilecek Rojava Kürtlerini de kaybetmeyerek mevcut ilişkisini sürdürme zemininde tamamen bir birine tezat bu ilişki sistemini sürdürme ve bu dengeyi koruyan bir strateji gütmekle yüz yüzedir. Ne ‚‘‘TC‘‘ devletini kaybetme ve Rusya’ya kaptırmayı benimsemekte, ne de Rojava Kürtlerini bırakmayı benimsemektedir. İkisini yanında tutmayı bölgedeki nüfuzu ve Rusya’ya karşı daha fazla pozisyon kaybetmeme adına her türlü güç ve nüfuzunu kullanmaktadır. (Geliştirdiği bazı politikalarla, örneğin askerlerini belli noktalardan çekerek, Erdoğan iktidarıyla Suriye-Esat iktidarının ve dolayısıyla Rusya emperyalizminin karşı karşıya gelmesini amaçlamakta, böylece ikircikli davranan Erdoğan iktidarını yanına almayı planlamaktadır.) Dolayısıyla ABD emperyalizmi, hem Rojava Kürtlerini çıkarlarına uygun kullanıp gerektiğinde desteğini zayıflatıp yem etmektedir, hem de Erdoğan iktidarını bölge çıkarlarına uygun olarak kullanıp gerektiğinde ters düşen politika ve stratejiler uygulamaktadır. ABD emperyalizminin Rojava Kürtlerini ‘‘TC‘‘ devletine rağmen tamamen gözden çıkarmaması durumu düşünüldüğünde, ABD emperyalizmi ile yapılan anlaşmanın Erdoğan iktidarı lehine ve aleyhine ciddi tavizler barındıran ama stratejik anlaşma içeriğine sahip olup Erdoğan iktidarını Rusya’dan uzaklaştıran öneme de sahip olduğu söylenebilir…

Bölgede Rusya emperyalizmi ABD emperyalizmine karşı önemli avantajlar elde eden bir aktör durumundadır. Rusya emperyalizmi de, ‘‘TC‘‘ devletini kaybetmemeyi ya da yanına çekmeyi hedeflemektedir. Ama aynı zamanda Esat iktidarını da destekleyip arkasında durmaktadır ki, bu anlamıyla Rusya emperyalizmi de hem Erdoğan iktidarını ve hem de Esat iktidarını yanında tutma gibi çelişik ilişki sistemini sürdürmekle yüz yüzedir. Ne Esat iktidarından desteğini çekmektedir, ne de Esat iktidarının devrilmesini hedefleyen Erdoğan iktidarının kendisinden uzaklaşarak yeniden ABD’nin sağlam müttefiki olmasını istemektedir. Bu denklemde, Rusya’nın esas tercihinin Suriye olacağı-olduğu, dolayısıyla güvenilir durmayan Erdoğan iktidarını belli tavizlerle tutma stratejisi gütse de tamamen Erdoğan iktidarının çıkar-istem ve politikalarına uygun davranmayacağı söylenebilir. Ki, ABD emperyalizmiyle yapılan anlaşmanın derinliği, Rusya emperyalizminin Erdoğan iktidarına karşı tutumunu da belirleyecektir…

Erdoğan iktidarı artık bir tercih yapma zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Ya ABD emperyalizminin kukla karakolu olmaya devam edecek ya da Rusya emperyalizminin yeni müttefiki olarak pozisyon alacak! Her iki ihtimal ve tercihte de ağır yükümlülükler ve sonuçların Erdoğan iktidarını beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yapılan anlaşmaları iptali, ilgili emperyalist gücün uygulayacağı ağır yükümlülükleri ve takiben de ekonomik yaptırımları gündeme getirecektir. Yapılan anlaşmaların devam ettirilerek derinleştirilmesi ise başka ilgili emperyalist gücün yaptırımlarına yol açacaktır. Anlaşmalar kadar, anlaşmaları bozmak veya anlaşmalardan çekilmekte, yapılan anlaşmalarla ağır yükümlülükleri içermektedir. Erdoğan iktidarı, çekilerek ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağı anlaşmalardan kolayca çekilemeyeceği gibi, tarihsel olarak gelişmiş ve parçası durumundaki emperyalist stratejik eksenden çıkmanın kaldırılamaz sonuçlarıyla yüz yüze olan pozisyonda olup iktidarına mal olacak düzeydeki sonuçlar nedeniyle kolayca eksen değişikliğine de gidemeyeceği bir durum içindedir.

Gerçekleştirdiği işgal saldırganlığıyla iç siyasette avantajlar elde etse de, neredeyse tüm dünyayı karşısına alan bir pozisyona düşerek büyük ölçüde teşhir olup uluslararası kamuoyunda büyük bir siyasi-ekonomik baskıyla yüz yüze gelmiştir. Dünyayı karşısına alan bu işgaliyle, görünümdeki ‘‘zafere‘‘ karşın, en zor duruma düşmüştür. Dünya kamuoyu nazarında işgalci konuma düşerek destek kaybedip baskıyla karşı karşıya kalan Erdoğan iktidarı bu ölçekte meşruluğunu yitirmiştir. Konjonktür Kürtlerin lehinedir. Kürtlerin meşru direnişi büyük avantajlara sahiptir. Kürtler adına karar verme durumunda değiliz elbet. Ancak, bu konjonktürü doğru değerlendirmeleri onlar lehine olacaktır. Kürtlerin direnişiyle dayanışma ve destek verme tüm demokratik, devrimci ve sosyalist güçlerin bir sorumluluğudur. Ama direnişin belirleyici öznesi Kürtlerdir. Kazanımlarını korumaları mümkündür.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler