Takip Et

Analiz

Parlamentodaki Komplo Neye İşarettir?

Erdoğan-AKP iktidarının geliştirmek istediği ve devreye koyduğu bir plan kuşkusuz ki mevcuttur. Bu planın başarısı (veya başarısızlığı) esasta yakın zamanda açığa çıkıp görülecektir. Fazla çaresi kalmayan Erdoğan ve iktidar güruhunun baskıya, komploya, manipülasyon ve entrikaya, elbette faşizme başvurmaktan başka bir şansı yoktur esasta. Dolayısıyla önümüzdeki günler sıcak gelişme ve çatışmalara tanıklık etmeye adaydır

Erdoğan’ın mutlak komutasıyla nüfuz ettiği, adına ‘‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi‘‘ ya da Türk tipi başkanlık/yarı-başkanlık sistemi denilen, gerçekte ise faşist bir ucube olan AKP(AKP ile MHP’nin zımni koalisyon) iktidarı, sadece sınıf düşmanı sosyalist, devrimci ve halk kitlelerine karşı değil, başta Kürt ulusu olmak üzere, tüm ulus, azınlık ve inanç kesimlerinin demokratik muhalefete, özellikle kadın cinsine ve hatta sınıfdaşı kliklerden burjuva muhalefete de faşizm uyguluyor. Amansız baskı ve saldırılar eşliğinde açık faşizme başvuruyor, sivil faşist darbe hukuku işletiyor. Mutlak otorite ve mutlak itaat istiyor. Kendisinden olmayan yaşa ve fikre yaşam hakkı tanımıyor, her türden talep ve mücadeleye karşı azgın baskı uyguluyor, her eleştiriyi acımasızca ve en ağır biçimde cezalandırıyor. Uyguladığı hukuk ve sergilediği yönetim en iyimser haliyle budur; açık faşist karakterdedir.
Keyfiyetçi uygulamalarla burjuva hukukunu rafa kaldırıp, tekçi iktidarı ve tek adam(kendi) sultasının çıkarlarına endeksli siyasi saiklerle kararlar alıp yönetim sergiliyor. Başvurduğu bütün baskı ve saldırılar, gerçekleştirdiği katliam ve ırkçı-faşist saldırganlıklar, öğrencilerin, avukatların, gazetecilerin, akademisyenlerin, sanatçı ve yazar aydınların, seçilmiş belediye başkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanması, belediyelerin kayyum yoluyla gasp edilmesi, ulus ve azınlıkların, halk kitleleri ve kadınların demokratik iradesini hiçe sayarak ayaklar altına alması ve daha fazlası, uyguladığı keyfiyetçi hukuksuz faşist yönetimi ifade etmektedir. Bu baskı ve zulüm yelpazesinin, toplumun en geniş kesimlerini kapsayarak burjuva muhalefete kadar genişlemesi, sıradan bir durum veya kötü yönetim değil, açık faşizmin tek adama endeksli pervasızlığı göstermektedir. Hepsi büyük bir hukuksuzluk zemininde tırmanışını sürdüren faşizmi işaret etmektedir. Her şeyi tekçi ve tek adam sultasının çıkarları ve geleceğine bağlamış durumdadır. Bütün yetkiler tekelde toplanmış, tekelci bir tekçi paradigma hüküm sürmektedir. Burjuvazinin devletlerini laik demokratik cumhuriyet olarak pazarlandığı ve burjuva seçimler zemininde demokrasi sistemi ve yönetim biçimi olarak övündüğü sınıf düzenlerine dönük bu iddiaları, Erdoğan nüfuzuna tabi AKP iktidarıyla birlikte boşa düşmüş, manipülasyon ve safsataları çürümüş, yüzlerine çektikleri peçe düşmüştür. Burjuvazinin-devletlerinin demokrasi diye dayanıp sattıkları biçimsel olan güçler ayrılığı esprisi, bu biçimselliğinden ortadan kaldırılması niteliğinde tüm güçlerin tek elde merkezileştiği tekçi katı bir despotik sistem ve yönetime dönüşerek, maskesiz-peçesiz çıplaklıkta açık faşizme oturmuştur.

Seçimleri demokrasi şöleni demagojisiyle göklere çıkarıp faşizmine manivela eden burjuvazinin, kendi seçimleri yoluyla ve halkın tercihiyle-oylarıyla seçilen, dolayısıyla halkın veya Kürt ulusunun demokratik iradesini temsil eden milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi ve göz altına alınmaları veya tutuklanmaları karşısında söyleyebilecekleri tek söz, yapacakları tek demagoji kalmamıştır. Seçim demokrasisiyle övünenlerin, seçilmişleri(milletvekili ve belediye başkanlarını) görevden alıp tutuklamalarıyla, övündükleri demokrasiyi ortadan kaldırdıkları, bu ‘‘demokrasiden‘‘ geriye bir şey bırakmadıkları bir gerçektir. Seçim sonuçlarını, dolayısıyla seçimleri ve seçmen iradesini tanımayarak, seçimleri ve dolayısıyla seçimlerin dayanak edildiği ‘‘demokrasi‘‘ de rafa kaldırılmıştır. Şimdi neyle övünüp neyle demokrasi var iddiasında bulunabilirler? Fakat Erdoğan ya da AKP-MHP iktidarının ‘‘demokrasi‘‘ diye bir derdi yoktur. Hukuk diye bağlayıcı bir değeri de yoktur. Muhalefeti dikkate alma, halkı dikkate alma ve teşhir olmalarını dikkate alma onlarda yoktur, önem taşımamaktadır. Onlar için sadece iktidarlarını korumak, geleceklerini garanti altına almak önemlidir. Erdoğan sultasının durumu budur ve tüm uygulamaları da bu zeminde vücut bulmaktadır. Milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi faşist icraatlarından sadece biridir. Vekilliklerin düşürülmesi sıradan bir olay-gelişme değil, bilakis önemlidir. Fakat bu Erdoğan/AKP-MHP iktidarının sistemli ve istikrarlı yönelimlerinden veya baskılarındandır; genel faşist karakterinin ürünüdür, dolayısıyla vekilliklerin düşürülmesi bu zeminde okunmalıdır.
Halkın ve Kürt ulusunun iradesine bir kez daha darbe yapılmıştır. Üç milletvekilinin vekilliklerinin düşürülmesi, göz altına alınmaları, tutuklanmaları, adı geçen vekillerin haklarının gasp edilmesinden ve şahsi olarak hukuksuzluk mağduru olmalarından öteye, halkın ve ulusun iradesini çiğneyen, bu iradeye yapılan bir darbe olarak anlamlıdır.

HDP milletvekilleri Leyla Güven, Musa Farisoğulları ve CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun milletvekillikleri mecliste okunan fezlekeyle yapılan göstermelik görüşme sonunda, önceden kararlaştırıldığı üzere AKP ve MHP’li emme-basma tulumbadan ibaret vekillerin oylarıyla kaldırıldı. Meclise getirilen fezlekenin ve yapılan görüşmeyle vekilliklerin düşürülmesi kararının, Erdoğan’ın siyasi hesaplar ve intikam duygularıyla verdiği talimattan bağımsız olmadığını söylemek yanlış olmaz. 2020’de meclise getirilen fezlekenin 2018 yılına ait olması, bu fezlekenin belli amaç ve planlar temelinde gündeme getirildiğini anlatır ki, bu da doğrudan Erdoğan’ın içinden geçilen süreçte karşı karşıya kaldığı siyasi açmazlar ve bunlara dönük muhtemel siyasi gelişmeler hesabından bağımsız olmadığını gösterir.
HDP saldırılara göğüs gerebilme kabiliyetini sürdürüyor.

İktidar erkini kullanan Erdoğan, yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlıkta ün salan kendi bakan ve vekilleri için ‘‘kimseye yedirmem‘‘ derken, aynı erk sayesinde HDP ve CHP vekillerini ‘‘yerim‘‘ demektedir; ‘‘yemektedir de.‘‘ Peki Erdoğan neden pervasızlığını derinleştiriyor, neden bu hamleleri yaptı-yapıyor?
Kürtler siyaset arenasında tayin edici rol oynuyor ve iktidarı zora sokuyor. Bitmek bilmeyen mücadele-savaşları iktidarı zorluyor, kan kaybına maruz bırakıyor. Kürt ulusuna karşı düşmanlık, tekçi paradigmaları tek adamla tahkim eden ırkçı-faşist iktidar politikasında bakidir. Üstelik Türk milliyetçiliğinin basamak edilmesi ve bu milliyetçiliğin iktidara devşirilmesi için de fevkalade bir demagoji yapma zeminidir Kürtler. Kürtler, HDP, PKK bir ve aynıdır demagoji için; bunlar teröristtir demek yetiyor. Demagoji PKK üzerinden bina edilmekte, HDP buradan vurulmaya çalışılmaktadır. Kısacası Kürtler adına ne varsa onun ezilip teslim alınması başat siyasettir Erdoğan için. Seçimlerde HDP temel engellerdendir. Erken seçim de ufukta gözükmektedir. O halde HDP hırpalanıp ezilmeli…

CHP mi? O, klik iktidarları için de olsa, Erdoğan iktidarına muhalefet edip ediyor. Dahası, İyi Partiye yaptığı gibi, kurulacak partilere vekil transfer edeceğini söylüyor. Onun da milletvekillerini ‘‘yemeli‘‘?! HDP ile aynı zeminde buluşturmak için CHP‘den de vekil ‘‘yemeli‘‘ ve ikisinin vekil sorununda ortak hareket etmesini siyaset malzemesi yaparak, ‘‘Millet ittfakını‘‘ parçalamalıyım hesabı güdülmektedir. İyi Parti’nin CHP ile HDP’nin ortak hareket etmesinden rahatsız olduğu deklere edilmişti. Akşener özüne uygun olarak, HDP’yi PKK’nin yanında görüyorum diyerek mesajını vermişti. (CHP’nin vekil transferiyle uzattığı el, boynuna sarılacak el olabilir. Milletvekilliklerinin düşürülmesine olanak veren yasaya destek vermesi de bugün sonuçlarını veriyor. CHP iflah bir aymazlık içerisindedir, ki, bu sınıf karakterinden ileri gelir. Daha iyisini CHP’den beklemek başka bir aymazlıktır…) Özcesi, Erdoğan ve AKP-MHP iktidarı siyasete yön verme, siyasi arenayı maniple ederek peşine takma, gündemi belirleyerek muhalefeti kuyruğuna takma ve istediği karar ve politikaları alıp uygulama yeteneğini, özellikle CHP’nin sınıf niteliği ve siyasi karakterinden bağımsız olmayan tutarsız, yalpalayan ve devletçi-milliyetçi çizgisinin çelimsizlikleri sayesinde göstererek her şeye rağmen iktidar etmeyi sürdürüyor.
Lakin ne yaparsa yapsın Erdoğan için her şey o kadar kolay değil ve CHP’nin zaafları ve objektif destekleri de Erdoğan’a dikensiz gül bahçesi sunmaya yetmez. Bütün şartlar Erdoğan ve iktidar şurekası için bir korku ve kabusa işaret etmektedir. Ki, şuursuz saldırganlığının asıl nedeni de budur. Durumu ve gelişmeleri okuyan Erdoğan ve iktidar güruhu, yaşayacağı ciddi sancı ve sorunları görerek erken hamle yaparak durumu kotarmaya, lehine çevirmeye çalışıyor. Muhalefet ve mücadeleyi etkisizleştirmek için klasik saldırganlık ve baskılarda çare arıyor. Elbette, bilinçli planlarla siyasi süreci yönetip lehine kullanmak istiyor. Fakat içinden geçilen ve gelişecek olan süreç bu güruhun hesaplarını boşa çıkarma dinamiklerine sahiptir. Gelişmeler bunu gösteriyor…
HDP ve CHP millet vekilleri mecliste protestolar sergilerken, HDP saldırılara göğüs gerebilme kabiliyetini sürdürüyor. Niteliğini teşhir ederek isimlendirmekten sakınmadılar. Leyla Güven’in ‚‘‘Berxodan Jian e‘‘ yanıtı güçlü bir tokat olarak iktidarın faşist suratında patladı.

Dolayısıyla şunu söylemek mümkün; ciddi bir demokratik Kürt direnişi sahnede olacaktır. CHP kendine dönük saldırıları önlemek ve muhtemel siyasi süreçte varlık göstermek ya da bu süreci iktidarı hesabına-lehine kullanmak için belli bir muhalefet çizgisini sürdürecektir.
Buradaki muhalefet ve mücadele, yoksulluk içinde boğuşan geniş kitlelerin, büyüyen işsizler ordusunun, işkence ve katliamı eksik olmayan kadının, kısaca devrimci halk kitlelerinin patlama noktasına gelmiş tepki ve mücadeleleriyle tam bir kabus yaşatacaktır, yaşatmaktadır faşist iktidara. Açlık ve yoksulluğun, işsizlik ve gelecek kaygısının derinleştiği toplumsal koşullarda, ekonomik olarak dibe vurmuş, siyasi olarak çürmüş keyfiyetçi hukuksuzluk abidesi bir iktidarın ayakta kalıp yönetmesi daha fazla olası değildir.
AKP bünyesinden koparak kurulan iki yeni partinin iktidara karşı pozisyon alması da iktidar adına kaygı verici başka bir gelişmedir. Bu partilerin seçimlerde alacağı pozisyon ve oynayacakları rol dengeleri iktidar aleyhine doğrudan etkileyen bir durumdur.
Bütün bu şartları değerlendiren Erdoğan ve iktidar güruhu açıktan arayışlara girmiş, tükenişine çareler aramaya koyulmuştur. Milletvekillerin vekilliklerinin düşürülmesi bu kaygı ve hesaplardan bağımsız olmamakla birlikte, geliştirilen süreçle bir karşıtlık yaratılmakta, bu karşıtlıktan faydalanmak için de HDP ile CHP’yi aynı zeminde göstererek Kürt düşmanlığı temelinde Türk milliyetçiliğine oynanıp buradan oy devşirilmek istenmekte, hatta CHP’nin başını çektiği iktidar karşıtı ittifak dağıtılmak, mümkünse bir kısmını kendi ittifakına dahil edilmek istenmektedir. Bütün bunlar erken seçim olasılığından da bağımsız değildir. Yaşanan süreç ve yakın gelecekteki iktidar aleyhine gelişecek şartlar dikkate alınarak bir erken seçime gidilmesi, daha kötü şartlara girmeden bir erken seçimle süreci atlatma eğilimi belirmektedir. CHP ile HDP’nin milletvekilleri sorunu nedeniyle aynı eleştiriler temelinde muhalefet etmesini planlayarak, bunu İyi Parti’nin önüne koyarak ‘‘Millet ittifakından‘‘koparılması hedeflenmektedir. Ancak, bu durumda, yani İyi Partinin CHP ittifakından koparak AKP ile ittifaka girmesi durumunda, MHP’nin kendi ittifakından çekilmesi de mümkün olacaktır. Bu da, MHP ile yakın süreçte iplerin koparılmasını gündeme getirecektir. Ki bu durumda MHP’nin zayıflatılması, İyi Partinin desteklenerek güçlendirilmesi gündeme gelecektir. Ancak bu düzeydeki yeni ittifak süreci ve politikası, iktidarı kurtarmaya yetmeyecektir. Zira kurulan yeni iki parti seçime girerse-girme koşullarını yaratırsa, iktidar İyi Partiyi yedeklese de düşeceği duruma çare olmayacaktır. Erken seçim olasılığının bir nedeni de, kurulan yeni partileri seçime koymama stratejisine oturmaktadır. Öyle ki, CHP’nin vekil transferiyle bu partileri meclise taşıma stratejisine karşı, AKP sözcüleri, ‘‘etik olmayan bu durumu engelleyici düzenlemeler yapmak mümkündür‘‘ şeklinde açıklamalarda bulunmaya başladılar. Erken seçim olasılığı bu açıklamalarla daha da güçlenmektedir. Fakat, yeni partileri seçime koymama stratejisi, eğer yeni bir yasal düzenlemeyle engellenmezse (ki engellenmesi zor gözükmektedir), CHP’nin vekil transferiyle boşa çıkarılabilir. Bu durumda, CHP’nin bu stratejisini boşa düşürecek bir baskın seçim planlanabilir. Elbette bütün sorun yeni partilerle sınırlı değildir ve engellenmeleri de mümkün olmayabilir. Dolayısıyla baskın erken seçime gerek duyulmayabilinir.

Toplumun terörize edilerek bu ortamdan yararlanmak Erdoğan ve iktidar güruhu için klasik burjuva siyasettir

Erdoğan-AKP iktidarının geliştirmek istediği ve devreye koyduğu bir plan kuşkusuz ki mevcuttur. Bu planın başarısı (veya başarısızlığı) esasta yakın zamanda açığa çıkıp görülecektir. Fazla çaresi kalmayan Erdoğan ve iktidar güruhunun baskıya, komploya, manipülasyon ve entrikaya, elbette faşizme başvurmaktan başka bir şansı yoktur esasta. Dolayısıyla önümüzdeki günler sıcak gelişme ve çatışmalara tanıklık etmeye adaydır. Erken seçim bu gelişmelerden biridir. Fakat provakatif gelişmeler mutlaka hesaplanmalıdır. Toplumun terörize edilerek bu ortamdan yararlanmak Erdoğan ve iktidar güruhu için klasik burjuva siyasettir. Güçlü olasılıkla çatışmalı, suikastli, katliamlı bir sürece adım atılacaktır. Provakatif açıklamalar, yapılan tehditler bunu işaret eden gelişmelerdir. AKP’nin beslendiği en kuvvetli olgu savaş, katliam ve kan olmuştur.
Sadece HDP’nin değil, CHP’nin milletvekilinin de düşürülmesi, Erdoğan’ın geniş bir toplumsal keşmekeş ve karşıtlık yaratma eğilimi içinde olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda bir çatışma ve karmaşa sınırlı değil geniş toplumsal dalgalanma ve güvenlik problemini gündemleştirecek niteliktedir. Hedeflenmek istenen budur. Zira, kitlelerin meşgul olup konuştuğu ekonomik şartlar iktidar aleyhine gelişmektedir ki, bu odağı değiştirip yapay gündemlerle kitlelerin dikkatini başka yöne çekmek, dolayısıyla algı yönetimiyle toplumu manipüle ederek ondan faydalanmak iktidarın temel stratejisidir. Milletvekilleri meselesi bu süreci geliştirmenin bir unsurudur. Başka komploların, provokasyon ve cinayetlerin devreye sokulması da mümkün olacaktır. İçerden çıkarılan faşist çeteler ve elbette özel örgütlenmeleri bu iş için yeterlidir. İktidar dışında ama iktidar lehine işler yapan sivil faşist çeteler. Erdoğan ve AKP bunu yapmak istiyor, bu yolda ilerliyor.
Aydın, demokrat ve devrimciler cephesinden soruna yaklaşım, Erdoğan ve iktidar güruhunun faşist baskı ve saldırılarına karşı birleşmek ve mücadele etmektir. Bu anlamda, HDP’nin vekilleri için gerçekleştireceği demokratik tepki ve mücadelelerle dayanışmada bulunmak, Kürt ulusunun demokratik iradesine yapılmış saldırıya karşı kararlı mücadele sergilemek doğru olacaktır. Bu mücadele faşist iktidara ve faşist uygulamalarına karşı mücadeledir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, sadece devrimciler, Kürtler değil, geniş toplumsal kitleler ve bunların muhalefet ve mücadelesi faşist saldırılara maruz kalmaktadır. Dolayısıyla en geniş toplumsal kitlelerin bu mücadelelere katılması gereklidir, mümkündür de…

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler