Takip Et

Editörün Seçtikleri

Nuriye Gülmen: Bu mücadele zaferle sonuçlanacak

Nuriye Gülmen: Duyumsamak istiyorum, hayata karışmak istiyorum, insanların arasında olmak istiyorum. Bunlar da olacak bunu iyi biliyorum. Bu mücadele zaferle sonuçlanacak

Açlık grevinin 293’üncü gününde olan Nuriye Gülmen, geride bıraktığı bunca zaman içerisinde çok acı çektiği günler olduğunu, ancak vücudu ile bir noktada anlaştığını belirtti. İşlerine geri dönmeleri kararı verilerek artık açlık grevinin bitmesini ve dışarı çıkmayı arzulayan Gülmen, “O kadar soğuk mu hava, kış mı geldi” dedi.

Nuriye Gülmen, Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever  ve Selman Güzelyüz’e konuştu.

2016 yılının son ayında verdiğiniz röportajda “Sonuç almazsak açlık grevine başlayacağız” diye, eylemin sinyalini ilk kez vermiştiniz. O zamanlar işlerin bu noktaya geleceğini düşünüyor muydunuz?

Düşünmemiştim tabi. Yani koskoca bir 2017 yılını geride bıraktık. Çok ilginç geliyor şimdi düşününce. İnsanlar bir şeyi yapmadan önce onu yapabileceğini ya da ne kadar yapabileceğini falan bilemiyor ama ‘böyle bir şey var ve buna başlayabilirim’ diye düşünüyorsunuz. Açıkçası, 293 gündür açlık grevinde kalabileceğimi asla düşünmezdim ya da işin bu boyuta gelebileceğini.

Neden? 

Çünkü insan şöyle bakıyor, daha çok temel ve basit bir talep, ne olacak ki? Biz sesimizi duyurduğumuzda bunu karşılarlar. Bu söylediğim, faşizmden haberdar olmamak gibi bir şey değil. Evet, bu ülkede faşizmle yönetiliyoruz ama zorlarsak, derdimizi anlatırsak onlar da bir yerden sonra bunu kabul etmek zorunda kalırlar, diye düşündük. Ha! Kabul etmedikleri noktada bizde ona göre yolumuzu çizecektik. Yolumuzu çizerken, teslim olmadığın noktada sana açık bir savaş açıyor. Ya diyeceksiniz “savaşın kabulüm”  ya da “çekiliyorum, benden bu kadar…”

Siz ilkini seçtiniz ve bu günlere geldik…

Evet, o yüzden bu kadar saldırdı ve biz bu saldırılar karşısında geri adım atmadığımız için mesele bu kadar büyüdü. Asıl sorunuza dönersek, işlerin bu noktaya geleceğini öngörmek gerçekten mümkün değildi. 292 günlük bir açlık grevini nerdeyse 2017 yılının hepsi hemen hemen açlıkla geçti. 10 aylık bir açlık grevimiz var, devam ediyor. Zaferi, sanki çok yakın gören aynı zamanda çok isteyen, çok arzulayan bir açlık var. Bu artık onların utancı. Dünyanın Türkiye’sinde iki öğretmen 10 aydır açlık grevinde. Bundan utanmıyorlar, bizi ölümün kıyısına getirmekten utanmıyorlar. Dertleri biraz bu yani sonuna kadar zorlamak ve bizi ölümle sınamak. Bununla uğraşıyorlar. Hodri meydan! Biz varız!

Hükümetin bu süreçteki politikalarını nasıl izlediniz, nasıl değerlendirdiniz? 

Süleyman Soylu’nun saldırıları,  hükümetin geri adım atar gibi yumuşak söylemleri,  Soylu’yu sahiplenir gibi söylemleri ile karşılaştık. Onlarda ne yaptıklarını bu konuda çok bilmiyorlar. Farklı stratejiler izlediler. Ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Onlar da öngöremedi. Şok oldular. Çünkü çok sahiplenildi. Devletin en yetkili ağızları çıkıp, “bunlar terörist” demesine rağmen sahiplenildi. Kimse inanmadı, “Hayır terörist değil” dedi insanlar. Soylu hakkımızda açılmış davaları sayıyor, yandaş basına çıkarıyorlar, kitapçık çıkarıyorlar. Artık acizliğin bu kadarı!

Bütün bunlar karşısında çaresiz kaldılar. Çünkü halk hala sahiplenmeye devam ediyor. En sonunda davadan ceza verdiler. Ceza aldım ama yine de insanların gözünde beraat etmişim. Bunu değiştiremezsiniz. Yüksel Caddesi’ndeki bariyerler, kurulan karakol bunların hepsi devletin acizliğinin bir göstergesi. Direnişin gücünü gösteriyor. ‘Burada kimseye eylem yaptırmayacağız’ diyorlar. Yüksel’de 5 kişi basın açıklaması yapmasın diye karakol kurdular. Bu kadar acizler. Evet, 2 kişi işine geri dönmesin diye Ankara’da eylem yapmayı yasakladırlar. Yapmadıkları şey kalmadı.

Gözaltına alındığınızda ilk önce Sincan Cezaevi’nde sonra da Sincan Cezaevi’nde bulunan hastanede ve en son Numune Hastanesi’nde tutuldunuz. Şimdi ise 25 gündür evinizdesiniz. Bu sizi nasıl etkiledi?

Burada kendimi tabi ki çok daha iyi hissediyorum. Annem, babam, kardeşim yanımdalar. Dostlarım yanımda. Her gün insanlar ziyaret ediyor. Çok büyük bir moral, güç veriyorlar. Oradaki yere göre kendimi çok çok iyi hissediyorum. Oradaki koşullar çok olumsuzdu. Hiç uyumamak gibi bütün bu problemleri aşmama yardımcı oldu burada olmak. Fiziki koşullarımın iyi olması, moral, desteğin iyi olması çok etkili.

Evdeki bir gününüzü nasıl geçiriyorsunuz?

Sabah erken kalkıyorum, saat 7.30-8.00 arası gibi. Eğer çok ekstra bir durum yoksa kaçta yatmış olursam olayım kalkıyorum. Evdekiler uyanana kadar kitap okuyorum. Her yerde yatan birileri oluyor. 3 tane refakatçi oluyor. O yüzden sabah kalktığımda evdekilerin uyanmasını bekliyorum. Uyandıklarında hemen refakatçilerim sabah çayımı koymuş oluyorlar, onlardan içiyorum. Sonra saat 11 gibi röportaj vermiş oluyoruz genelde. Ya da bir randevu almış oluyoruz. 11’e kadar yüzümü yıkıyorum, hazırlanıyorum, hazırlanmam çok uzun sürüyor. Çünkü çok yavaş hazırlanıyorum. Yaklaşık 1 saat sürüyor hazırlanmam. Saat 13.00-15.00 arası ziyaretçi kabul ediyoruz. Bazen sarkıyor bu. Tüm bunlar bittikten sonra ben çok yorgun oluyorum. Enerjim tükenmiş oluyor. Sonra bir saat kadar uyuyarak dinleniyorum. Sonra mutlaka sosyal medya halletmem gereken işler oluyor. Günün bir kısmı zaten bunlarla geçiyor. Paylaşım yapıyorum, insanlara günümün nasıl geçtiğini anlatmaya çalışıyorum.

Fiziki koşullarınız herhangi bir uğraşa izin müsaade ediyor mu?

Perşembe günü sergimiz var onların işlerini halletmeye çalışıyorum. Şimdilerde çizim yapıyorum. Bir tane resim öğretmenim var o geliyor birlikte yapıyoruz. Çok eğlenceli bir iş gerçekten, bayılıyorum buna. Çeşitli etkinlikler yapıyoruz. Ev içinde de mutlaka iç etkinlikler oluyor. Öyle geçiyor. Geceyi bulmak çok kolay ve kısa oluyor.

Açlık grevini tıbbileştirmek gibi bir amacımız yok. Siz de bu tip sorulardan hoşlanmıyorsunuz. Bunun yanında da toplum sağlık durumunuzu çok merak ediyor.

292 gündür vücudumdan tek bir lokma ekmek, yiyecek herhangi bir şey geçmedi. Şeker, su ve B1 vitamini ile besleniyorum. Dolayısıyla çok uzamış ve vücutta tahriplere yol açmış bir açlık var. Çok zayıfladım. 35 kiloya kadar düştüm. Kaslarım çok zayıfladı. Kemiklerim çok zayıfladı. Vücudum o kadar narinleşti ki, doktorlar muayene ederken normal dokundukları zamanda benim için acı verici oluyor. Kalkarken mesela refakatçilerin tutması bile çok özenli olmalı. Daha pek çok şey sayabilirim yani. Saymaya kalksam, çektiğim acıları anlatmaya çalışsam, bu insanları ajite etmekten başka hiçbir şeye yaramaz. Evet, bazen çok acı çektiğim oldu bugüne kadar. Çünkü insan vücudu, bir şekilde bu açlığa tepki gösteriyor. Bunu istemediğine dair bir şeyler söylüyor. Bunu anlıyorum. Ama benimde vücuduma söylediğim bazı şeyler var, ‘devam ettiğimi’ söylüyorum. Dolayısıyla bir yerde anlaşmak zorunda kalıyoruz. Ve vücut buna uyum sağlıyor. Yani vücut şunun farkında: “Bu açlık devam ediyor ve ben buna uyum sağlayacağım ve bu daha az akut şeklinde devam edecek. Ya da bu daha yüksek acı veren bir şey olacak.”

Bu durumda vücudunuz nasıl tepki veriyor?

Uyum sağlamayı tercih ediyor. Bu doğanın bir kanunu. İnsan iradesinin çok güçlü olduğunu açlık grevi sayesinde tecrübe ettim. Her şeyin üstesinden gelebiliyor. İkinci fark ettiğim şey ise, insan vücudunun uyumlanması. Doğaya uyumlanma hali var ya, onun gibi açlığa uyumlanıyor vücut. Bu meseleyi giderek ve daha çok uzayabilecek bir duruma getiriyor. Normalde daha kısa sürmesini beklersiniz. Ama bu vücudun uyumlanma gücü sayesinde açlık 589’uncu gününe kadar uzayabildiğini görebiliyoruz. 19 kiloya düşen insanlar var. Bu iş daha uzayabilir ama tabi çok ağır tahribatlar olabilir. Geri dönüşü olmayan noktalara varabilir. Biz o yüzden bir an önce açlığımızın bitmesini istiyoruz. Bitirilmesini istiyoruz. Kazanalım istiyoruz.

“Açlığımız bitmesini istiyoruz” demişken. Geçtiğimiz gün sosyal medyadan “Manzaram çok güzel ama ben artık dışarı çıkıp üşümek, kara dokunmak ve hayata karışmak istiyorum” paylaşımı yaptınız. Bize bu duygudan bahseder misiniz?

Bir süredir iyi ihtimalle manzara izliyorum. Çünkü hareketlerim çok sınırlı, hayati riskim yüksek ve dışarı çıkamam, gezemem. Numune Hastanesi’ndeyken bambaşka bir şey vardı. Bunların hiç birini yapamamakla birlikte bir manzaram da yoktu. Bugün bir manzaram var. Bu insanlar açısından sevindirici olabilir benim açımdan da öyle. Dışarıyı, karı görmek güzel ama daha güzeli var onu biliyorum. Dışarıda olmayı, insan gerçekten istiyor. Artık bir manzaradan fazlasını istiyor. Mesela mevsimleri içeriden seyretmek istemiyorum. Üç mevsimdir tutsaktım, dışarıya çıkamıyordum. Şimdi hala dışarıya çıkamıyorum. Çünkü bunu yapamam, doktorlar yasakladı. İnsan çok değişik hissediyor. Sonbahar gözünüzün önünden böyle geçip gidiyor. Kıyafetler değişiyor. İnsanlar mont giyip içeriye gelmeye başlıyor. Ve diyorum ki, o kadar soğuk mu hava, kış mı geldi? Ama siz bunun gerçek halini duyumsayamıyorsunuz. Hep kapalı bir yerde oturuyorsunuz. Duyumsamak istiyorum, hayata karışmak istiyorum, insanların arasında olmak istiyorum. Bunlar da olacak bunu iyi biliyorum. Bu mücadele zaferle sonuçlanacak. Biz dışarı çıkacağız, tedavimizi olduktan sonra. O rüzgar yüzümüzü yalayacak. Ama bizi bedenimizle sınıyorlar. Ama biz bu savaşı çoktan kabul ettik ve geri adım atmayacağız.

Sana ceza veren mahkeme gerekçeli kararını açıkladı. Bir paylaşımınız üzerinden ceza verilmiş. Nasıl değerlendirdiniz?

Mahkemenin gerekçeli kararı şaşırtmadı beni. Tabi bir şey bulmaları lazımdı. İki tane tanık beyanı var, onları gösteriyorlar. Açık açık söylüyorlar; açlık grevi yapmak suç değil ve bu kişilerin örgüt talimatıyla bunu yaptıklarına dair elimizde somut delil yok. Ama şu var; Nuriye Gülmen örgüt üyesi çünkü bakın bunlar böyle söylüyor. İkincisi ise Devrimci Genç’e selam göndermiş. Dev-Genç kim? Ben onlara selam gönderdiğim için niye örgüt üyesi oluyorum? Çok saçma sapan bir şey. Başka kime selam göndersem örgüt üyesi olurum? Bunun bir listesi var mı devletin elinde? Emniyetin elinde böyle bir liste varsa lütfen yayınlayabilir mi? Selam gönderdiğimizde örgüt üyesi olacağımız kişiler, kurumlar listesi yayımlayabilirler mi?

Bunun haricinde Eylem Ataş ile ilgili bir paylaşımım olmuş. Hatırlamıyorum. Ne Dev-Genç’i ne de Eylem Ataş’ı hatırlayabiliyorum. Milyonlarca paylaşım yapıyor insan. İkisi de suç bulunmuş. Ama neden? Selam göndermede bir suç unsuru yok. Kimi öveceğimizi kimi övmeyeceğimizin listesini yayınlasınlar biz de bilelim. Bundan sonra boş yere 6 yıl ceza almayız. 6 yıl ceza kolay değil kimse yatmak istemez. Bende yatmak istemiyorum.

OHAL Komisyonu ilk kararını verdi, ancak kararın kimleri kapsadığı konusunda kamuoyuna bir açıklama yapılmadı henüz. Siz bu karardan ne bekliyorsunuz? 

Karar verdikleri söyleniyor. Semih’in komisyonla ilgili “Adı var kendi yok” şeklinde bir söylemi var. Biraz öyle bir komisyon. Henüz varlığından emin değilim. Karar vermiş deniyor ondan hiç emin değiliz. Verdi mi, verdiyse niye sır gibi saklıyor, açıklamıyor? Vallahi bilmiyorum. Bir gün OHAL Komisyonu karar açıklarsa biz de öğreneceğiz, işimize iade edildiğimizi ya da edilmediğimizi. Ona göre bizde açlık grevimizi değerlendireceğiz. Ama bunun için bir karar görmemiz lazım. Somut bir şey olması lazım önümüzde. Kararlarını saklamasınlar kendilerine biraz güvensinler. Neden saklıyorlar, neden korkuyorlar? Hiç anlam verebildiğim bir şey değil. Osmanlı’da oyun çoktur. Devlet de çok farklı hesaplar düşünebilir. Biz öyle hesaplar yapmayız. Açlık grevindeyiz, kararınızı verecekseniz verin. Bizim için bu kadar net.

2018 yılına giriyoruz, beklentileriniz nasıl?

Sürecin sonunda 2018’e dair beklentilerimin çok iyi olabileceğini söyleyemem. Kendi açımdan işime geri dönebilirim ama bunlar neyi gösterir ki? Bu ülkede yaşadığımız onca şeyi yok saymaz. Halkların ortaklaşan bir talebinin olması, halkları artık böyle yönetilmek istemiyor oluşu bütün bu krizler, dünyada yaratılan bu kaos, bu bir şeye gebe ve umut verici. Ama bunun için üzerimize düşen görevler var. Biz de üzerimize düşeni en iyi şekilde yapmalıyız. Biz iyi dövüşmeliyiz! Semih’in böyle bir sözü vardı. Biz iyi direnmeliyiz. Bugün ülkemizdeki faşizme karşı iyi direnmeliyiz. Biz bunu 2017 yılında iyi yaptığımızı düşünüyoruz. O yüzden onurlu, gururlu bir yıl geçirdik. Bundan dolayı mutluyuz.

2018 yılına girerken yeni yıl mesajınızı paylaşır mısınız?

2018’e direnişle giriyoruz ama direnişle çıkacak mıyız bilmiyorum. Başlangıcı direnişle olacak o kesin bundan da gurur duyacağız. Direniş devam ettiği sürece zafer taçlanana kadar bu onuru yaşayacağız. 2018’in devamında da umarım bizim açımızdan direniş, mücadele olacak. Bu olduğu sürece ben iyi bir yıl olacağını düşünüyorum.

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler