Takip Et

Güncel

MKP’den açıklama: Güney Kürdistan’ın işgaline karşı çıkalım!

MKP Merkez Komitesi-Siyasi Büro tarafından yapılan yazılı açıklamada, Türk devletinin 2018’deki Efrîn işgali, işlediği katliamlar ve halkın göçe zorlanmasına dikkat çekerek, “TC”nin izini taşıyan taşeron kurumlaşmalarla asimile edilen bir Kürt bölgesi durumuna getirilmeye çalışılmaktadır” dedi.

Maoist Komünist Parti, Merkez Komitesi-Siyasi Büro “Güney Kürdistan’ın işgaline karşı çıkalım! Kürt ulusu ile dayanışmayı büyütelim! Kürt ulusunun demokratik kazanımlarını koruyalım!” başlığı ile kamuoyuna yaptığı yazılı açıklamada; “Tarihi bir haksızlık olarak devlet olma-kurma hakkı ellerinden alınarak dört parçaya bölünen ve dört gerici egemen devletin ilhakına uğrayan Kürdistan, egemen gerici devletlerin ve emperyalistlerin gerici bölgesel çıkarlarının konusu olmaya devam etmektedir.” İfadelerine yer verdi.

Geçen senenin başlarında Efrin, emperyalistlerin ve bölge egemen sınıfları arasındaki pazarlıkların sonucu olarak “TC” devleti tarafından işgal edildiğini ve on binlerce Efrin’linin yerlerinden edilerek doğal zenginliklerinin talan edildiğini söyleyen MKP devamında,  “yurdunu terk etmek istemeyen Efrin’liler ise ya tehditle göçe zorlanmış veya katliama uğramışlardır ve halen bu tehditleri yaşamaktadırlar. Diğer yandan ise işgale uğrayan Efrin, yeniden yapılandırılma adı altında on binlerce cihatçının yerleştirilerek demografik yapısının değiştirildiği, asayişinden polisine, okullarından hastanesine ve yerel yönetimlerine kadar “TC”nin izini taşıyan taşeron kurumlaşmalarla asimile edilen bir Kürt bölgesi durumuna getirilmeye çalışılmaktadır.” dedi.

Devrimcilerin ve Komünistlerin, Güney Kürdistan’ın işgaline karşı Kürt Ulusu ve hareketi ile dayanışmayı büyüterek omuz omuza mücadeleyi yükseltmelidir vurgusunun yapıldığı açıklamanın devamı ise şöyle:

“Yine geçen sene Kürdistan tarihi açısından tarihsel bir önemi kadar, İran ve Türkiye’ye sınır olması açısından coğrafik bir özelliği de olan Güney Kürdistan’da ki Bradost alanına  ’’ TC’’ devleti işgal saldırısında bulunmuş ve Lelikan tepesine asker konumlandırmıştı. Sırf bunlarla da sınırlı olmayan işgalci saldırılar yöre halkının katledilmesiyle, Lelikan tepesi civarı başta olmak üzere Güney Kürdistan’da oluşturduğu onlarca askeri üs ve çevresini ve gerilla alanlarını insansızlaştırmak için katliamlara girişmiş, yöredeki Kürt halkının geçim kaynaklarına saldırmış-bombalamış, halkı göçe veya işbirliğine zorlamıştı.

“TC” egemenler sisteminin AKP-MHP faşist iktidarı eliyle Kemalist diktatörlükten devraldığı Kürt düşmanlığı öncellerini aratmayacak şekilde devam etmektedir. Kuzey Kürdistan’da ulusal demokratik devrimci mücadeleye ve legal siyaset alanında Kürt rengine karşı geliştirdiği faşist-katliamcı-inkârcı politikalar hız kesmeden devam ederken, aynı zamanda, Batı ve Güney Kürtlerinin demokratik kazanımlarına yönelik saldırıları da gündemdeki yerini korumaktadır.

Açıktır ki, tekçi-militer faşist Kemalist paradigma “TC”nin kuruluşundan beridir faşist diktatörlüğün felsefesi olmaya devam etmektedir.

En son Bradost alanındaki Xakûrkê bölgesine yönelik geliştirilen işgalci saldırılar da bunun göstergesidir. Onlarca savaş uçağı, kobra-atak tipi savaş helikopterlerinin yoğun bombalamaları altında yapılan asker sevkiyatıyla Xakûrkê bölgesi de denetime alınarak, askeri olarak üs bölgesi haline getirilmek istenmektedir. Daha şimdiden bölgedeki yerleşim yerleri ve çevreleri bombalanarak alandaki yaklaşık 500 köy ve yerleşimin boşaltılması hedeflenmekte ve buralar insansız bir coğrafya haline dönüştürülmek istenmektedir. Geliştirilen işgal saldırısı kürdün her türlü kazanımına ve egemenlik hakkına karşı yapılmaktadır. 4 parça Kürdistan’da gerçekleştirilen saldırılar bu gün Güney Kürdistan’da daha yakıcı bir durum haline gelmiştir. Bölgenin insansızlaştırılması ve işgal girişimi bütün devrimci güçler tarafından karşı durulması gereken bir durumken aynı zamanda bütün Kürt güçlerinin de ortak tavır takınma ve işgal karşıtı adım atmalarını gerektirmektedir. Türk egemen sınıflarının politikası PKK’nin bölgedeki etkinliğini gerekçe gösterip işgali meşrulaştırmak, aynı zamanda yerel işbirlikçi unsurlar ile birlikte Kürt kazanımlarını tırpanlamaktır.

 AKP-MHP faşist iktidarı, düşünü kurduğu ve Kürdistan’ın en batı ucu olan Afrin ’den başlayarak Güney Kürdistan’ın en doğu ucu olan Bradost-Xakûrkê ’ye uzanan kendi denetiminde bir koridor-bölge yaratmayı hedeflediği ve bölgenin yeraltı-yerüstü kaynaklarını da yağmalamanın planını yaptığı ortadadır.

Kadim bir ulus olan Kürtlerin dört parça Kürdistan’da ilhakçı-işgalci egemen zorba güçlere karşı yürüttüğü mücadeleler ve ortaya çıkan bazı tarihsel fırsatların sunduğu olanaklar üzerinden elde ettiği demokratik kazanımlar, Kürt ulusunun canı pahasına yürüttüğü direnişlerin, destansı mücadelelerinin bir sonucu olarak haklı, meşru ve sahiplenilmesi gereken bir yerdedir.

Tarif edilemeyen katliamlarla kimliği, toplumsal-ulusal gerçekliği, dili, kültürü, coğrafyası inkâr edilen Kürtlerin; faşizme, gericiliğe, işgal ve ilhak saldırılarına karşı geliştirdiği demokratik-devrimci mücadele ve direniş, demokratik-devrimci değerleri referans alan her birey-örgüt ve kurumlar açısından tartışmasız sahiplenilmeyi gerektirir.

Bir ulusun en demokratik ulusal haklarının gaspedilmesi’nin hiç bir gerekçesi olamaz. Nasıl ki Güney Kürdistan’da yapılan “bağımsızlık” referandumu, Güney Kürdistan Kürtlerinin demokratik ulusal hakkı olarak gündeme geldiyse ve meşru bir zemine oturmuşsa, ortaya çıkan tarihi fırsatların değerlendirilmesiyle Batı Kürdistan da ilan edilen yönetim biçimi de Batı Kürdistan Kürtlerinin demokratik ulusal hakkı olarak meşru bir yerde duruyorsa, aynı biçimde “TC” devletinin Güney Kürdistan’a yönelik her işgal saldırısı da Güney Kürdistan Kürtleri’nin ulusal demokratik haklarına saldırı olarak ele alınmalı ve karşı durulmalıdır.

Açık olarak görülmelidir ki; faşist AKP-MHP iktidarı tarafından Kürt ulusunun kazanılmış tüm demokratik haklarına karşı geliştirilen ve Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasını aşan işgal yönelimli saldırılar, içte geliştirdiği savaş politikasından bağımsız değildir. Faşizm kendi iktidarını korumak için gerekli gördüğü  “beka” sorununu “dış tehdit” ile güncelde tutmayı hedeflerken, işgal girişimiyle de yeni Osmanlıcılık hayalini gerçeğe dönüştürmeye çalışmaktadır.

Batı Kürdistan’da Efrin’de, Güney Kürdistan’da Bradost-Xakûrkê’de ve diğer yerlerde geliştirdiği işgal hedefli elde edeceği her sonuç faşizmi güçlendirecektir. Aynı zamanda Kürt ulusu başta olmak üzere bölgedeki emekçi halkların ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da ki emekçi halkların büyük bedeller ödeyerek elde ettiği demokratik kazanımları zayıflatacak ve daha büyük faşist saldırılara zemin sunacaktır.

Fakat diğer yandan faşist diktatörlüğün içte-dışta yürüttüğü karşı devrimci savaş politikası karşısında irili-ufaklı gösterilecek her direniş ve mücadele ise ezilen bağımlı ulus ve halkların, emekçi halk kitlelerinin kazanımlarını koruma ve geliştirmeye hizmet edeceği de bir gerçektir.

Bu işgal saldırısı Efrin ‘de olduğu gibi yalnızca bir toprak parçasının işgali değildir, aynı zamanda bireyi-örgütü demokratik-devrimci yapan dünya görüşünün-duruşunun da bilinçlerdeki işgali anlamına gelmektedir.

Devrimcilerin ve komünistlerin, Türk hâkim sınıfları tarafından geliştirilen Güney Kürdistanı işgal saldırıları karşısında somut görevi bu gün Kürt Ulusu ve Hareketleri ile dayanışmayı büyüterek, omuz omuza mücadeleyi yükseltmektir. Her alanda işgal ve ilhak karşıtlığının somut örgütleyicisi ve öznesi olmaktır.

Faşist diktatörlüğün Bradost-Xakûrkê saldırısıyla gerçekleştirmek istediği işgal saldırısını nefretle kınarken, bu işgal girişimi karşısında, Kürt Ulusal Hareketinin yürüttüğü fedaice direnişi sahipleniyor ve selamlıyoruz, bu haklı ve meşru direniş her cepheden desteklenmeli, sahip çıkılmalı ve büyütülmelidir.”

Günün Haberleri

Güncel konulu diğer haberler