Takip Et

Makale

Mezarlıklara Saldırının Sosyolojik Anatomisi

Tarih boyunca savaş meydanlarında bile fazla rastlanmayan bu ahlaksızlıklar, yıllardır yağmadan beslenen bir iktidar erkinin kültürel kodlarını bize bildiriyor. Savaş meydan ve siperlerin de, tarafların karşılıklı olarak ölülerini toplama ve gömme geleneğine duyduğu saygıdan, böylesine bir namert çağa geçiş yapılmış olundu

Son günlerde faşist bir trend haline gelen bu devlet politikasının sebeplerinin, arka bahçesinde ki Tarihsel, Sosyo psikolojik ve Kültürel yönlere dokunan küçük bir ön tezini çıkarmaya çalışacağız.

 Bingöl /Adaklı da, Partizan halk savaşçısı Sevda Serinyel ve Kürt yerleşim yerlerinde ki gerilla mezarlarına yapılan barbar saldırılar, gitarından başka silahı olmamış Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçeğin cesedine karşı bir tedhiş hareketine dönüşmüştür. Tarih boyunca savaş meydanlarında bile fazla rastlanmayan bu ahlaksızlıklar, yıllardır yağmadan beslenen bir iktidar erkinin kültürel kodlarını bize bildiriyor. Savaş meydan ve siperlerin de, tarafların karşılıklı olarak ölülerini toplama ve gömme geleneğine duyduğu saygıdan, böylesine bir namert çağa geçiş yapılmış olundu. Kürdistan da bu politika ordu eliyle, batıda ise sivil denilen varoş çakalları ile yürütülmektedir. Oysa Türk halkının töreleri arasın da, düşmanlarının cenazelerini yakma eylemi yoktur. Büyük Selçuklu ve Osmanlı döneminde, İkta ve Tımar sisteminden oluşan Asyatik tarz iktisat üretimi dolayısıyla, despotluk ve barbarlık hakkı, merkezi devlet idaresi elinde hep toplanmıştır. Anadolu halkı bizzat bu despotluğun mağduru olmuştur. Bireysel toprak mülkiyetinin olmayışı ve bu hakkın devletin malı sayılması dolayısıyla, devlet ile tanrının özdeşleştirilmesine rağmen, Osmanlı dönemi yer yer, Selçuklu dönemi ise bir bütün olarak baldırı çıplaklarla verilen bir iç savaş tarihidir adeta. Babailer de olduğu gibi, Dönemin Kızılbaş isyan liderlerinin mezarlarının gizlenmesi veyahut İbret – i Âlem olsun diye cesetlerine saman doldurulup bir deve üzerinde gezdirildiği kaydedilmişse de, bu ve benzeri barbar uygulamalar, Toprak/Rant Aristokrasisinin bir kültürüdür.

Genel olarak devlet aklı, ve özel olarakta bu yaşananların Sosyo psikolojisi, Ermeni soykırımının tarihsel özelliklerinden bağımsız ele alınamaz. Ermeni soykırımı ile yüzleşilip hesaplaşılamadıkça, Türk tipi faşizm tam olarak anlaşılamaz. Geçmişte Ermenilerin çoğunlukla yaşadığı yerler de, bindirilmiş kıtalar halinde yapay Devlet Türkçülüğünün bu kadar elde diri tutulmasının tarihsel sebepleri vardır. 1. Dünya savaşı yılların da, Kayseri de Köylü iktisat bankası ve Milli iktisat Anonim şirketi kuruluyor, soykırıma bulaşan İttihatçı kadrolar tarafından… Terk edilmiş mal ve mülklerin transferi anlamına gelen, “Emval ,- i Metruke Kanunu” vasıtasıyla, Ermeni malları ve gayrimenkulleri bu şirketlere aktarılıyor. Muzaffer Oruçoğlu,nun son olarak anlattığı, gayrı müslümlerin servet gaspı üzerinden bir Burjuva sınıfı palazlandırma siyasetini bu örnekler iyi açıklıyor. Törelerden dolayı bir kişi ölü yakmak istiyorsa bu Sosyal Psikolojinin ve Kültürün alanına girer. Ama ölü yakıcılığının altında bir töre yoksa, Sosyal Psikolojik eşik aşılarak, insan/hayvanın bilinç altında ki ilkel dürtülerin köklerine, yani bastırılmış suçluluk duygusuna kadar uzanır… Devletin çekirdeğine hakim olan geleneksel strateji akıl, bilerek sivillerin hayvanlık öz geçmişinden kalan ilkel dürtülerini kışkırtır ve harekete geçirir. Bu kadar ilkelliğin kara deliklerinde kaybolma durumu, sadece yaratılmış düşmanlık histeri ve sanrılarıyla açıklanamaz. Bu zihin alçaklığı, bilinç altında ki kaygılarla ters orantılı bir ilişki içerisindedir. Sosyal bir varlık olarak insanın, ters yüz edilmiş bir hastalıklı tarih bilinciyle, doğal yollardan Sosyal Reaksiyon ve yapısallık özelliği göstermesi mümkün değildir. “Ölüm ve ebedi istirahate çekilmek”, insanın kabullenmekte zorlanmakla birlikte, kurgusal genel canlı/cansız yaşam plan ve arzulamalarının bir parçasını oluşturur. Bu son parça, bireyin varoluş kaygısından çok uzaklaşmış bir bölüm değildir. Böylece hedeflenen toplumun varoluşuna sadece saldırılmakla kalınmaz, ölülerini toprağa gömme ritüelleri olan ezilenlerin, kültürel varoluşunun izlerini silip köklerini kazımak hedeflenir. Tarifi mümkün olmayan travmalarla, onları hiçliğe, anlamsızlığa ve hafızasızlığa gömme mesajı, bitmeyen artçı şoklar şeklinde verilir. Bu soykırımın psikolojik aşamasıdır. Ailelerden çocuklarının mezarını tahrip ettiklerine dair fotoğraflar talep etmeleri hadisesi, insan hikayesinin köklerine, tarihin kaydettiği en kapsamlı bir saldırıdır. Ezen ulusun kültürel psikolojik dokusu da, bu stratejik derin tedhiş hareketlerinden yara alır. Tarihsel kültürel bilinç bozukluğu, Nevrotik bozunum, bir maymunlaşma süreci olarak sağ popülizm, ajitasyon ve öfke dolu bir güncel politik yaşam ve nihayet bindirilmiş linç kıtaları şeklinde, Sosyalizasyon süreçlerinden köklü kopuş gerçekleşir. Bence en işe yarar model, insan davranışlarını anlamaktan çok, bu davranışları önceden görmektir. Bu psikolojik ve kültürel soykırım hazırlığının hedefin de bütün inançsal, kültürel ve muhalif siyasal topluluklar/hareketler olduğu gibi, ateşli silahlara bürünerek, ibrenin yönünün Kürtlere doğru gittikçe kayacağına dair emareler vardır.

Anton Ekmekçi

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler