Connect with us

Makale

Korku Bacayı Sardı!

Faşist AKP- MHP iktidarının ezberi artık bozuluyor. Yalan, korku ve devlet terörü üzerine kurulu iktidar, kan kaybını durduramıyor. Kazan alttan alta fokur fokur kaynamaya başladı. Yönetilenler, artık yönetilemez durumda. Hiçbir yalan, hiçbir korku açlığın, yoksulluğun, işsizliğin önünü alamaz.

Yıllardır Hitler faşizmine rahmet okutan bir süreç yaşanıyor/ yaşatılıyor ülkemizde. Baskının, zorbalığın, en sıradan demokratik haklara tahammülsüzlüğün bini bin para. Hitler Almanya’sı ile AKP- MHP Türkiye’si karşılaştırıldığında iktidara geliş veya getiriliş nedenleri aynı gerekçelere dayanmasa da iktidarda kalma, iktidarlarını koruma gerekçeleri, yol ve yöntemleri tıpa tıp birbirine benziyor. Faşizmin, dünyanın neresinde olursa olsun, halka dönük ve kendisinden olmayan her kesime yönelik baskı, yıldırma, korkutma ve katliamlara varan politika ve uygulamaları değişmez, aynıdır. Hele bir de sonlarının yaklaştığını fark ettiklerinde daha da pervasızlaşırlar. Şu anda, AKP- MHP iktidarının geldiği nokta bu pervasızlık noktasıdır.

Faşistlerin iktidarda kalabilmelerinin en önemli argümanları baskı, korku ve şiddet uygulamaları iken, öte yandan; su içer gibi, ekmek yer gibi yalan söylemek, yalanların en büyüğünü bıkıp usanmadan sürekli tekrarlamak; Kitlelerin en değer verdiği din gibi inançlarını siyasal iktidarının çıkarları doğrultusunda kullanmak; yargıyı, basını faşist iktidarın emrine sokmak; Tek adamı, Hitler, Musolini, Franco, Saddam ve benzerleri gibi tanrılaştırmak; parlamentoları tamamen işlevsizleştirmek; hırsızlıkları, yağma ve talanları meşrulaştırmak; kitleleri birbirlerine düşmanlaştırmak gibi politikaları çoğaltılabilir. Bütün faşist diktatörler akla hayale sığmayacak baskı ve entrikalarla iktidarlarını sürdürmeye çalışırlar. Kendi lehlerine olacak olan, kimden ve nereden gelirse gelsin her şeye göz yumulur; aleyhlerine olabilecek her şey haksız ve hukuksuz bir şekilde cezalandırılır. AKP- MHP iktidarının uygulamaları tamı tamına budur. Yıllar önce, uçurtmayı vurmasınlar sinema filimi, bugün ne ilginçtir ki hayatla buluştu. Kapısının önünde uçurtma uçuran çocukların uçurtma uçurmaları yasaklandı. Baskının, devlet terörünün hangi seviyede olduğunu sanırım en güzel bu örnek açıklar. Tarikat yurtlarında çocuklara yapılan taciz ve tecavüzlere göz yumulurken, iki sevgilinin ele ele tutuşmaları, kız ve erkeklerin okulda aynı sınıfı paylaşmaları neredeyse yasaklanır noktaya getirildi. İktidarın yalanlarını, hırsızlıklarını, yağmalarını, övenler mükafatlandırılırken; en ufak bir eleştiride bulunanlar baskıyla, devlet terörüyle susturulup zindanlara dolduruluyor.

Faşist AKP- MHP iktidarının sonu yaklaştıkça, kendilerinden olmayan her kesime yönelik baskılarını, tehditlerini en son perdeden yükseltmeye başladılar. Bir yandan ne ilginçtir ki Faşist diktatörlüğün başı, muhalifleri “faşist”likle suçluyor, öte yandan, televizyon ekranlarında halkımızı ölümle tehdit eden o zavallı trollerine açıktan açığa destek veriyor. Kavanoz dolusu mermi göstermeler, ölüm listesi hazırladıklarını ilan etmeler, her gün yüz yüze baktıkları komşularını öldürme alçaklığından haz duyanlar hakkında en ufak bir hukuki işlem yapılmamaktadır. Ama diktatöre ve diktatörlüğe en ufak bir haklı eleştiride bulunanları zindanlara tıkmak ve tabi ki diktatörün gözüne girebilmek ve mevkilerini koruyabilmek için sözde yargıç ve savcılar sırayı kapma yarışındalar. Kendi burjuva hukuk kuralları ve vicdanlarının sesine kulak vererek “görev”lerini yapmak için değil, diktatöre yaranmak için akılları donduran bir yarış içindeler. Bu sözde savcı ve yargıçlar, 12 Eylül faşist cunta dönemindeki savcı ve yargıçların pabucunu çoktan dama attılar. Hiçbir aklın, hiçbir hukukun kabul edemeyeceği bir “gizli tanık” hikayesiyle, istedikleri her kişiyi sorgusuz sualsiz cezalandırabiliyorlar.

Faşist AKP- MHP iktidarının ezberi artık bozuluyor. Yalan, korku ve devlet terörü üzerine kurulu iktidar, kan kaybını durduramıyor. Kazan alttan alta fokur fokur kaynamaya başladı. Yönetilenler, artık yönetilemez durumda. Hiçbir yalan, hiçbir korku açlığın, yoksulluğun, işsizliğin önünü alamaz. Borç batağına batmış, hazineyi sıfırlamış faşist iktidar, ekonomik ve siyasal krizin bütün yükünü yoksul halkın omuzlarına yüklemiş ve pandemi sürecini fırsata çevirme gayreti içindedir. Ama, tarımın sıfırlandığı, üretimin durma noktasına geldiği, yoksulluğun, işsizliğin sınır tanımadığı, zalimin zulmünün artarak devam ettiği bu süreçte, pandemi de iktidarın tepe taklak aşağı gidişine çare olmayacaktır. Ateş bacayı sardı. AKP- MHP faşist iktidarı için ölüm çanları çalıyor artık. Bu sadece ülkemiz açısından değil, dünya hegemonyasını ellerinde tutan bir avuç halk düşmanı canavarlar için de böyledir. Yaşanan süreci dünya halkları açısından iyi görüp değerlendirmek gerekir.

Devrimci- demokrat kurum ve kuruluşların, süreci doğru değerlendirip gidişata acil müdahale etmek gibi görev ve sorumlulukları vardır. “Gözünün üzerinde kaşın var” türünden gereksiz tartışmalarla bölük pörçük hareket tarzının yerini, güçleri bir araya getirme ve kitlelerle bütünleşmenin yolları aranmalıdır. Kitleler korku çemberini kırma gayreti içinde iken, halka önderlik etmeye soyunmuşların, “bakkalım da bakkalım” diye, sadece ve sadece kendi bakkallarına kapanmalarını halkın affetmeyeceğini bilmeleri gerekir. Emperyalist- kapitalist sistemin içine düştüğü ekonomik- siyasal kriz ve bu kriz ortamında, nasıl ve ne şekilde olursa olsun mevcut pandemi sürecini bir avuç halk düşmanları kendileri için fırsata çevirme gayreti içindeler. Süreci kendi lehlerine çevirmeye çalışan sadece bu emperyalist canavarlar değil, toplumun her kesiminden sınıflar ve bu sınıfların temsili durumunda olanlar durumu fırsata çevirme çabaları içindeler. Bu durum önümüzdeki kısa süre içinde daha belirgin olarak ortaya çıkacaktır. Neo- Liberal sistemin dibe vurduğu bu dönemde, devrimci demokrat çevrelerin de durumu devrimin lehine fırsata çevirmeleri için ortak bir yol haritalarının olması bir zorunluluktur. En sosyal demokrat kurumlardan, en devrimci kurumlara kadar hiç kimsenin tek başına sürece müdahale edip, süreci halkın ve devrimin lehine çevirme imkanı olmadığı açıkça ortadadır. Bundandır ki devrim ve halkın lehine bir süreci örgütlemek, bir avuç halk düşmanı canilere fırsat vermemek için, başta devrimci çevreler olmak üzere, halk sınıf ve katmanları içinde yer alan tüm sistem muhalifi kesimlerin ortak bir noktada sürece denk düşecek ortaklıklar, birliktelikler oluşturmaları ve zaman geçirmeden harekete geçmeleri halka, devrime ve tarihe karşı sorumlulukları gereğidir. Süreç inanılmaz derecede hızla ilerliyor. Lenin‘in „bugün erken, yarın geç“ deyimini rehber alarak, gereksiz tartışmalar içinde boğulup kalmadan, doğru bir yol haritası etrafında ortak hareket noktaları oluşturmak için zaman kaybetmeden bir araya gelinmelidir. Komünistler, komünistlerin birliğini; devrimciler, devrimci birliktelikleri ve kitlelerle birliği esas alarak alanlara çıkmalıdırlar. Emperyalist sistemin bel kemiğinin kırılacağı zamanıdır bu zaman. Bazı özgün durumlar devrimin ilerlemesi veya gerilemesi koşullarını doğurur. İşte bugün ki durum, devrimin ilerletilmesi, devrim lehine koşulların yaratılması adına önemli bir dönemdir. Doğru bir şekilde ele alınıp hayata geçirilmezse aleyhedir durumun yaratılacağından hiç kimsenin kuşkusu. Olmasın. İşte bu, devrimci sorumluluk ve görevlerimizi yerine getirememiş olmanın sonucu anlamına gelir. Hiç kimsenin, hiçbir kurumun böyle bir lüksü yoktur, olmamalıdır.

Günün Haberleri

More in Makale