Connect with us

Analiz

Komünal gelecek yolculuğu tüm mesafelere ve sınırlara itirazla başlar

Belki tekrar olacak, ancak bir kez daha vurgu yapmakta fayda var. İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal varlığı ise dahil olduğu üretim ilişkilerinde oynadığı rol ile tarif edilir. Bu henüz çürütülememiş bir doğrudur. Bu varlık, sosyal yanını ancak öldükten sonra yitirir. “Yaşayan ölüler” kavramının hiçbir nesnel karşılığı yoktur. Bilgiye ve emeğe dayalı olarak insana ve doğaya kattıkları şeyler haricinde insanın ölümsüz bir yanı yoktur. Hatta bu “katkıları” bile görecelidir. Her katkı, yerini daha başka ve güncel bir doğruya bırakma potansiyeli nedeniyle izafi özellikler taşır

İnsanlık, küresel boyutta, güncel ve de yakıcı sonuçlar doğuran pandemiyle mücadelede, “virüs üreticisi” güçlerin de “desteklediği” uzmanlar tarafından ortaya atılan “sosyal mesafe” reçetesiyle mücadeleye koyuldu. Hani hiçbir eczanede bulunmayan ve iki kişi arasına konulan mesafeden bahsediyoruz. Çoğu reçetelerde pek de okunaklı olmayan doktor yazıları yerine, alfabeyi bilen her insanın okuyabileceği büyük puntolarla yazılan “Sosyal Mesafe ilacı!”

Bu “ilacın” bizzat virüs üreticisi durumundaki güçlerin yanı sıra, doğayı ve onun bileşeni olan insanı esas alan güçler tarafından aynı duyarlılıkla kabul görülmesi, pandeminin yarattığı psikolojik baskılanma ortamında gündeme gelmiş bir yanıltma-yanılsamaydı. Virüsün sözüm ona bulaşma, yayılma yollarını kapatmaya yönelik olarak ortaya atılan “fiziksek mesafeyi koruma” önlemi çoğunluk tarafından kısa sürede ve yaygın bir şekilde kabul görüp desteklendi. Bu “önlem” yönteminin ileriki süreçte etkisini daha da hissettirecek olan insan ilişkilerindeki kopuşa bir tür “kültürel altyapı” hazırladığı net görülecektir.

Zaten insanın giderek yalnızlaştırıldığı ve yalnız yaşama isteği-arzusunun özendirilir, önemsenir hale geldiği bir süreçten geçiyoruz. Pandemi önlemi olarak gündeme getirilen ve giderek kanıksanan sosyal kısıtlamalar ve “mesafeli hayat” tarzının, bunun yaratacağı kültürel şekillenişin yaşamımızda önemli bir oranda yer edineceği kesindir.

Haksızlık yapmamak için, bu süreçte bir karşı ses olarak varlık göstermeye gayret eden “dayanışma yaşatır” diyenlerin varlığını da bu arada kısaca anımsatalım. Dayanışmayı önemseyen bu kesim, sürecin getirdiği ağır şartları hep birlikte göğüslemeyi önerdi ve önceledi. Özellikle de virüsün doğrudan tehdidi altında olan yaşlılar ve kronik hastalarla günlük ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde ilişkilenmeyen “sosyal mesafecilerin aksine, dayanışma yaşatır diyenler yaratılan “izolasyon” kültürünü reddettiler.

Mesafenin sosyali!

Belki tekrar olacak, ancak bir kez daha vurgu yapmakta fayda var. İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal varlığı ise dahil olduğu üretim ilişkilerinde oynadığı rol ile tarif edilir. Bu henüz çürütülememiş bir doğrudur. Bu varlık, sosyal yanını ancak öldükten sonra yitirir. “Yaşayan ölüler” kavramının hiçbir nesnel karşılığı yoktur. Bilgiye ve emeğe dayalı olarak insana ve doğaya kattıkları şeyler haricinde insanın ölümsüz bir yanı yoktur. Hatta bu “katkıları” bile görecelidir. Her katkı, yerini daha başka ve güncel bir doğruya bırakma potansiyeli nedeniyle izafi özellikler taşır.

Pandemiyi önlemenin, virüsten korunmanın neredeyse tek çözüm yoluymuş gibi topluma sunulan “sosyal mesafe” uygulamasının aslında pandemiyi engellemekten, virüsten korunmaktan çok daha fazla anlamlar taşıdığı rahatlıkla söylenebilir.

Bu önlem yolu, üzerinde etraflıca düşünülmüş ve dünden bugüne sermayenin gadrine uğramış insanı ve elbette doğayı yeni zamana uygun olarak biçimlendirme, kalıba dökme potansiyelini de içinde taşımaktadır. Bu anlamda, ilgili uygulamanın kapitalizmin yeni “sosyal ilişkiler” yaratma ve var olana biçim verme gayreti için bir tür “deneysel” çalışma alanı yarattığını söyleyebiliriz. Mevcut uygulamaya göre, bireyler dahil oldukları sosyal çevreye ancak “sosyal mesafe” kültürüyle dahil olacak ve dijital çağa uygun bir varlık haline gelecek!

Sermayenin direktiflerini harfiyen uygulamak için kurulmuş ulus devletler, yasalarıyla, çizdikleri sınırlarla, işleyiş biçimiyle toplumlar arasında zaten bir mesafe, eşitsiz bir “statü” yaratmışlardır.

Dinlerden kültürlere kadar uzanan geniş bir alanın sunduğu manevi destekle de beslenen bu gidişat, milyonlarca insanın dünyasında sermayeyi ve işleyişini neredeyse “kutsal” bir varlık haline getirildi. Sermayenin dinsel-itikat sistemlerini özenle koruması, onun kitleler nezdinde kendisine bir tür kutsallık atfetmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Yeri ve zamanı geldiğinde onu ihtiyacına göre kullandı-kullanıyor. Toplumlar arası mesafeyi irdelendiğinizde, karşımıza en önemli olgu olarak din, devlet, renk, kültür öğeleri çıkmaktadır. İşte, toplumları ayrıştıran, bölen, ötekileştiren, mesafelendiren, birbiri üzerinde üstünlük kurduran olgulara yön verenler, bugün bir adım daha “ileri” giderek, toplumlar arası uyumu, bireylerin bir gruba dahil olmasını virüs gerekçesiyle kabul etmeyen, sosyal varlık olgusunu yok sayan uygulamalara gidiyorlar.

Bu anlamda, yeni kültürel dalganın virüs harmanında yoğrulduğu söylenebilir.

“Sosyal Mesafe” tezini şu 6 aylık uygulama süreci içinde herkes öğrenir duruma geldi. Hal-hatır sormalar fiziksel mesafenin ötesine geçti ve sosyal mesafe savunucularının iletişim kuramı olan dijital zemine adım atılmış oldu. Akademisyenler, doktorlar, güvenlikçiler, siyasetçiler hep bir dilden konuştular-konuşturuldular. Virüsten korunmak için yeterli olan fiziki mesafeyi, sosyal mesafe olarak topluma yedirdiler.

Ne yapmalı?

Sosyal varlık olarak insan, kendi türevleriyle arasına konulmak istenen mesafelere itiraz etmelidir. Sınırlar kabul edilmemeli, sorunlara lokal düzeyde değil, küresel ölçekte ve komünal bir gelecek düşüyle çözüm aramalıdır. Komünal gelecek yolculuğu tüm mesafelere ve sınırlara itirazla başlar. “Sosyal mesafe” safsatası virüs salgınını önlemek için değil, insanı sosyal varlık olduğu gerçeğinden çıkarma, asosyal varlığa dönüştürme çabasıdır. Mutlaka itiraz edilmelidir

Düzgün Kobane

Günün Haberleri

More in Analiz