Takip Et

Analiz

Kaypakkaya’nın Tespitleri Bir Rastlantı Değil Bilimsel İspattır

Çin devrimi ve devrimin sosyalizmi inşa ederek ilerleyen gelişim düzeyi ile Proleter Kültür Devrimiyle ulaştığı bilimsel sosyalizm teorisindeki ileri nitel aşama, bu Troçkist ve Hocacı dogmatik revizyonist görüşleri çürüten bir pratik süreç olarak tecrübe edilmiştir. Maoist çizginin bilimselliği siyasal devrimlerle kanıtlanırken, bu çizginin ideolojik hasmı olan dogmatik revizyonist çizginin öznelciliği yaşanan tarihsel süreçle ortaya çıkmıştır.

Kaypakkaya yoldaş coğrafyamızda Maoist çizginin kendi dönemindeki tek temsilcisidir. Kaypakkaya çizgisi Maoist çizgidir demek on ikiden isabet olur, yanlış olmaz. Maoist çizgiye getirilen eleştiriler coğrafyamızda Kaypakkaya çizgisine getirilmiş demektir ya da Kaypakkaya çizgisine aynı coğrafyada getirilen eleştiriler fiilen Maoist çizgiye getirilmiş anlamına gelir. Daha doğrusu coğrafyamız devrimci hareketinin getirdiği ilgili eleştiriler de bu gerçeği yansıtır. Mao ve Kaypakkaya çizgisine getirilen eleştiriler farklı değil, aynı kulvarda ortak eleştirilerdir…

 Hemen söyleyelim ki, Kaypakkaya yoldaşın toplumsal ekonomik-siyasi sistemin yapısına ilişkin somut koşulların tahlili bağlamında yaptığı tahlil-tespitlerin (sadece bu ya da buna bağlı tespitlerin) bugünün toplumsal gelişme gerçekliğiyle örtüşmemesi, Onun o günün somut koşullarına özgü yaptığı tahlil-tespitlerin hatalı-yanlış olduğu anlamına gelmez. O günün toplumsal sistem somut gerçeği, gelişme düzeyi ve çelişkileri farklı, bugünün gerçeği daha farklıdır. O günden bugünün somut gelişme ve durumunu tahlil etmek mümkün değildi, olamazdı. Ogün, o günü tahlil edebilirdi, etti. Bugünün somut tahlili dün değil, bugün yapılabilir. Sürecin gelişme yönüne işaret etmek farklı ama somut durumunu tahlil etmek daha farklıdır. İşte Kaypakkaya yoldaşın yaptığı o günün tarihsel toplumsal somut koşullarını tahlil etmekti, etti de. Bugünden yola çıkarak dünkü somut tahlil-tespitlerin yanlış olduğunu söylemek diyalektik dışıdır, diyalektik gelişme ve kavrayıştan yoksundur…

Çin devriminin başarısı, Maoist çizginin köylülüğü devrimci görmesini ve devrimin temel gücü olarak ele almasını olumladı. Köylülük KP önderliğinde devrime katıldı, devrimde temel gücü oluşturdu ve devrimci rolünü kanıtladı. Maoist çizgi, modern revizyonist kapitalist yolculara karşı ideolojik savaşımı ve sosyal emperyalizm tespiti itibarıyla tarihsel gelişmeler neticesinde kesin biçimde doğrulandı. Halk Savaşı stratejisi ve Yeni Demokratik Devrim tezi, sosyal emperyalizmin çöküşüyle birlikte diğer devrim modellerinde yaşanan donma durumuna karşın, günümüze kadar uzayıp devam eden aktüel devrim stratejisi ve devrim modeli olarak rüştünü ispatladı. Avrupa merkezci sınıf indirgemeci ve özü sınıf işbirlikçisi görüş iflas etti, emperyalizmin zayıf halkalarından devrimlerin gelişmesi patlak verdi. İşçi sınıfının gelişkin olmadığı koşullarda devrimlerin gerçekleşeceği ve sosyalizmin inşa edileceği Çin devriminin sosyalizm deneyiyle somut biçimde ispatlandı. En önemlisi de Komünist Parti iktidarına çöreklenen kapitalist yolcu modern revizyonist yeni burjuvalara karşı, kitlelerin özne yapıldığı Proleter Kültür Devrimi ile yeni bir siyasi devrim açığa çıkarılarak modern revizyonizmle siyasi mücadelede başarı elde edildi. ML’in hazinesine devasa bir katkı sağlandı…  Kısacası, Maoizm ve Maoist çizgi, tüm eleştiri ve saldırılara karşın bilimsel doğrultusunu kanıtlayarak günümüze ışık tuttu, tutmaktadır…

***    

Maoistlere ‘‘köylü devrimcileri‘‘ dediler ve diyorlar… Bunu iddia eden görüşler, Maoist çizgiyi ML dışına iterek Komünist devrimci niteliğini yadsıyan ve onu ideolojik-siyasi olarak eleştiren ya da küçümseyen görüşlerdir. Maoist çizgiye bu eleştiriyi getiren anlayışlar esasta Trotskist olup Enver Hoca-AEP çizgisindeki kulvardır. Ve kuşkusuz ki, bu tartışma tarihte yapılarak tamamlanmıştır, lakin her şeye karşın keskinliğini yitirse de günümüze kadar uzana gelmiştir…

Söz konusu eleştiriye temel oluşturan nedir? Yani, Maoist çizgi kulvarını ‘‘köylü devrimciliği‘‘ ile yaftalayıp eleştiren görüşün kaynağı nedir, neye dayanmaktadır? 1)- Mao ve Maoist çizginin, köylülerin-köylü sınıfının tarihsel şartlardaki devrimci rolünü, bu tarihi şartlarda oynadığı devrimci rolü görerek onu belirli devrim aşamasında devrimin temel gücü olarak tespit etmesinden, yani köylülüğe, köylülüğün oynadığı role uygun olarak devrimci misyon yüklemesinden, tabiatıyla devrimde de onu göz önüne alarak devrimin temel ittifaklarından biri ve demokratik devrimin temel gücü olarak görmesinden ileri gelmektedir. Proletarya önderliğinde gerçekleştirilecek demokratik devrimde temel güç olarak köylülüğün tanımlanması, yani, demokratik devrimde ‘‘önder güç proletarya, temel güç köylülüktür‘‘  ve bu devrimde yapılan işçi-köylü temel ittifakı belirlemeleri koparılan ‘‘fırtınanın‘‘ nedenidir.

Köylülüğün devrimci rolü-devrimci olması, özetle demokratik devrim aşamasında köylülüğün devrimden çıkarı olması, iktidardaki sınıflar tarafından baskı ve sömürü altında tutuluyor olması ve dolayısıyla devrimi isteyip onda yer alması gerçeğine dayanır. Ki, köylülük toplumsal kitlelerin ezici çoğunluğunu temsil ederek devrimin gövdesini oluşturuyordu ve buna bağlı olarak proletaryanın temel ittifak gücü ve devrimin temel gücü olmayı hak ediyordu. Ne yazık ki, bu bilimsel gerçekler reddediliyordu, ediliyor…

2)- Eleştirilerin dayandığı ikinci neden, Troçkist görüşlerden feyiz almakla birlikte, Hocacı dogmatik revizyonist düşüncelerin temsil ettiği  sınıf indirgemeci anlayıştan beslenen ve işçi sınıfı dışında diğer devrimci sınıf-halk katmanlarından olan köylülüğün devrimci niteliğini dogmatikçe reddeden ve tek devrimci sınıf olarak işçi sınıfını tanıyan salt sınıfçı bakış açısından kaynaklanmaktadır… 

Yukarıda iki madde halinde özetlemeye çalıştığımız ideolojik-siyasal zemin ve nedenler, Maoist çizgi kulvarının ‘‘köylü devrimciliği‘‘ ile damgalanmasının asıl sebepleridir.

Oysa, Çin devrimi ve devrimin sosyalizmi inşa ederek ilerleyen gelişim düzeyi ile Proleter Kültür Devrimiyle ulaştığı bilimsel sosyalizm teorisindeki ileri nitel aşama, bu Troçkist ve Hocacı dogmatik revizyonist görüşleri çürüten bir pratik süreç olarak tecrübe edilmiştir. Maoist çizginin bilimselliği siyasal devrimlerle kanıtlanırken, bu çizginin ideolojik hasmı olan dogmatik revizyonist çizginin öznelciliği yaşanan tarihsel süreçle ortaya çıkmıştır.

Özcesi, Demokratik Devrimin gerçekleştirilmediği ve dolayısıyla feodalizmin ve feodalizme ait sınıf olan köylülüğün tasfiye edilmediği, toprak devriminin gerçekleşmeyip toprak sorununun çözülmediği ya da feodalizmin çözülüp sınıf olma özelliğini yitirmesine karşın köylülük ve feodal sınıf kalıntılarının yoğun olarak bulunduğu ve bundan kaynaklı çelişkilerin toplumsal sisteme nitelik verdiği şartlara has yarı-feodal toplumlarda, köylülüğün temsil ettiği çelişkilerin tolumdaki çelişmeler içinde baş çelişme olarak kaldığı, toprak sorununun tüm yakıcılığıyla devam ettiği tarihsel şartlarda biçimlenen devrimin, özü toprak sorunu olup köylü toprak devrimi niteliği taşıyan burjuva demokratik devrimin emperyalizm-komprador bürokratik kapitalizm ve feodalizmi hedef alması ve Komünist Partisi-proletarya önderliğinde gelişmesi karakteriyle Yeni Demokratik Devrim olarak biçim alması ve bu devrim sürecinde köylülüğün devrimin temel gücü, devrimin temel ittifakı olması tamamen bilime uygundur. Stalin yoldaşın Çin devriminin özelliklerinden ve üstünlüklerinden bahsetmesi rastlantı değildi ama köylülüğün devrimci niteliğini inkar eden salt sınıfçı Troçkist anlayış ve 1978’ye kadar keskin Maoist olup da (Mao’nun ölümünden sonra) bu tarihte aynı keskinlikle Maoist çizgiden dümen kırarak  revizyonist mecraya oturan AEP kulvarı, ne Mao yoldaşın nesnel bilimsel tespitlerini, ne de Stalin yoldaşı anlayabildiler. Ne Çin’in toplumsal şartlarını anlayabildiler, ne de Mao ve Stalin yoldaşın bu şartlara göre biçimlenen Çin devriminin özgünlüklerine dönük yaklaşımlarını anlayabildiler. Ne köylülüğün devrimci rolünü, ne de demokratik devrimi anlayabildiler. Ne evrensel ilkeleri ne de evrensel ilkelerle özgün ilkeleri anlayabildiler. Tam da bu doğmatizmlerin ürünüdür ki, köylülüğün nesnel durumunu inkar ederek salt sınıfçı bakış açısıyla işçi sınıfından başka devrimci sınıf-tabaka göremediler, devrimin niteliğini de, temel güçlerini de tek tipte özetleyip daralttılar…

Maoist Kaypakkaya çizgisinin pratikte ispatlanmasının sonucu olarak yaşanan kısmi gelişmelere rağmen, coğrafyamız devrimci hareketinde benzer anlayışlar varlığını hala korumaktadır. Ne ki, önlerinde duran handikabı aşmak durumundadırlar. Bir taraftan Maoist çizginin temsilcisi olan Kaypakkaya çizgisinin tahlil-tespitlerini olumlarken, diğer taraftan aynı yaftaları yapıştırmaktan kurtulamayan tutarsızlık açıklanmak durumundadır…

Maoist çizginin coğrafyamızdaki temsilcisi Komünist önder Kaypakkaya yoldaş da aynı eleştiriye muhatap olan ve gelişen tarihsel süreçte rüştünü ispatlayan Komünist bir çizgidir. Kaypakkaya yoldaşın bugün karşı çıkılamaz biçimde kabul edilip kanıtlanan ideolojik-siyasal zemindeki tahlil ve tespitleri onun Komünist çizgisinin, dolayısıyla da Maoist çizginin ürünü ve ispatlarıdır. Bu tahlil-tespitler bir çizgi ve anlayışın yansımaları olmakla birlikte, birer rastlantı değildirler, rastlantı olarak açıklanamazlar. Coğrafyamız devrimci ve Komünist hareketinin ideolojik-siyasi çizgi ya da niteliğini doğrudan etkileyen ve tayin eden değerdedirler. İlgili tahlil-tespitler, Kemalizm ve Milli mesele/ulusal sorundaki tavır, buna bağlı olarak devrimin dostları ve düşmanları, devrimimizin niteliği ve izleyeceği yol başta olmak üzere, uluslar arası çizgi bağlamında sosyal emperyalizm tahlil-tespitleri olarak özetlenebilir ki, bütün bunlar tarihsel süreç ve günümüz gelişmeleri tarafından çıplak biçimde doğrulanmıştır. Devrimimizin programı, niteliği, izleyeceği yol gibi meseleler somut tahlil sorunları olarak günümüz gelişmeleri kapsamında değişikliğe uğramakla birlikte, o günün koşullarında tamamen bilimsel tahlil ve tespitler durumundaydı… Dünün tersine, bugün coğrafyamız örgütlü devrimci hareketi ekseri olarak Kaypakkaya yoldaşın Maoist kavrayış ve çizgi temelinde yaptığı bir çok tespit ve değerlendirmeyi olumlayarak doğru bulmaktadır. En azından Kemalizm ve ulusal sorundaki yaklaşım ve değerlendirmelerini net olarak olumlamaktadır. Ancak bu gerçekliğe karşın, Maoist olan Kaypakkaya çizgisini hala aynı yaftalarla damgalama tutarsızlığına düşmekten kurtulamamaktadırlar. Halbuki, Kaypakkaya yoldaşın ilgili tespit ve değerlendirmeleri bir tesadüf değil, bizzat Maoist kavrayış ve çizgisinin ürünüydüler. Yani, Kaypakkaya yoldaşın ilgili tahlil-tespitleri, ‘‘kuşun taşa çarpması‘‘ olarak açıklanamaz, bilakis onun bilimsel kavrayış ve çizgisinin ürünü olarak açıklanabilirler. Bu da Maoist çizgi veya Maoizm’in bilimselliğinden başka bir şey değil, doğrudan onun sonucudur. Ne kadar evirip çevirseniz de ispatlanan bilimsel çizgidir… Rastlantı denen bir şey yoktur, her şey sebep-sonuç ilişkisi içinde izah edilir, gelişir. Bilimsel sosyalizm teorisi ve felsefesi somut tahlil-tespitlerin yetkin olarak yapılmasına olanak tanır. Eğer Kaypakkaya yoldaşın temel tahlil-tespitleri doğru ise, bu onun bilimsel çizgisinin sonucudur. Nedenler bilimsel çizgi, sonuçlar da somut tahlil-tespitlerdir. Bu ikisi arasında uyumluluk-tutarlılık vardır ve bu tutarlılık rastlantı eseri olarak ele alınamaz…

***

Mao Zedung yoldaş dogmatik olarak da eleştirildi. Fakat, Mao yoldaş, Sovyet devriminin Çin‘e kopya edilmesine kararlı biçimde karşı çıkarak mücadele etti. Stalin yoldaşın bu konudaki yanılgılarına karşı çıkarak Çin’de devrimin farklı gelişeceğini iddia ederek ispatladı. Çinin şartlarının farklı olduğunu, devriminin de farklı biçimleneceğini ve farklı nitelikte olduğunu-olacağını söyleyerek somut koşulların somut tahlili ilkesinden hareket etti. Bilimsel tutum sergiledi. Nitekim, Stalin yoldaş da Çin devriminin niteliği, biçimi ve izleyeceği yol konusundaki ilk hatalı görüşlerini düzelterek, Çin devriminin ayrıdedici üstün özelliklerini açıkladı… Mao yoldaş, ML’ye yaptığı katkılar dışında, tamamen ML çizgiyi, Lenin ve Stalin yoldaşların bilimsel sosyalizm teorisini kılavuz aldı ve eserlerinde bu ustalardan alıntılar yaparak ML çizgiyi takip ettiğini alenen ortaya koymasına karşın, dogmatiklikle, küçük-burjuva köylü devrimciliğiyle damgalandı. Oysa, Mao yoldaş, ML’ye yaptığı katkılar haricinde tamamen ML’yi takip etti. Eserleri bunu somut olarak göstermektedir…

Kaypakkaya yoldaşın dogmatik olduğu söylenir, Çin’i-Mao‘yu kopya etmekle eleştirilir… Tarihsel şartlardaki sınırlılıklar belli hataları mümkün kılabilir. Bu son derece anlaşılırdır. Fakat bu sınırlılıklar içinde muhtemel olan bazı hatalar genel çizginin dogmatik olduğunu kanıtlamaz. Çizginin bütünü, o çizginin genel niteliğini belirler. Tek tek hatalar çizginin niteliğini ya da dogmatik olduğunu göstermez. Eğer iddia edildiği gibi Kaypakkaya yoldaşın çizgisi dogmatik olsaydı, Kaypakkaya yoldaş Lenin-Stalin yoldaşlar ve bir bütün olarak Komüntern çizgisine, hatta Mao yoldaşın Kemalizm hakkında esasta değil, belli yanılgılı yaklaşımlarına aksi istikamette Kemalizm’in sınıf tahlilini ve niteliğini bu berraklıkta ortaya koyamazdı. Kaypakkaya yoldaşın tamamen somut koşul ve siyasi gerçekleri izleyerek sonuçlara gidip tahlil-tespitlerde bulunduğu, Komünternin Kemalizm konusundaki değerlendirmelerinin tam tersi tespitlerde bulunmasıyla kanıtlanmaktadır. Dolayısıyla, Kaypakkaya yoldaşın tarihsel koşulların getirdiği sınırlılıklar içinde, Çin devriminin niteliği ve yolunu, aynı zamanda Mao Zedung‘un Komünist çizgisini coğrafyamız devrimine uyarlaması dogmatizm değil, bilimsel tutum esasında somut koşulların tahliline dayanmaktadır… Toplumsal sistem ve çelişkilerin büyük benzerlikler taşıdığı örtüşen somut koşullarda aynı devrim niteliği ve stratejisinin benimsenmesi dogmatizm değil, başka benzer devrimlerden öğrenme erdemidir…   

***

Mao’nun katkılarından eleştiri konusu yapılan diğer meselelerden bazıları şunlardır: Birincisi, diyalektiğin tek yasasının ‘‘zıtların birliği‘‘ olduğunu billur biçimde ortaya koymasıdır. Diyalektik gelişmede, ‘‘yadsımanın yadsımasına‘‘ karşı çıkıp, ‘‘yadsıma-olumlama-yadsıma-olumlama…’‘ helezonunun geçerli olduğunu açıklamasıdır. İkincisi, Alt-yapının belirleyiciliğinin yanında belli koşullarda üst-yapının da belirleyici olabileceği-olduğu gerçeğini çıplak biçimde tespit etmesidir. Üçüncüsü, parti içinde iki çizginin varlığı ve kaçınılmaz olarak alacağı, dolayısıyla iki çizgi mücadelesini nesnel bir gerçeklik olarak her süreçte olduğunu açıklamasıdır. Dördüncüsü, sosyalizm şartlarında sınıfların ve sınıflar mücadelesinin varlığına dönük belirlemeleridir. Beşincisi, …

Bunlardan ikisi üzerinde durmayı şimdilik ve yazımızın sınırları açısından yeterli görüyoruz.

1)- Mao, yadsımanın yadsıması diye bir şey yoktur; yadsıma-olumlama-yadsıma-olumlama vardır. Şeylerdeki gelişme bu çizgiyi izler der. Bir şey kendisini yadsır, başka bir şeye dönüşür ve eskinin yerine gelen yeni şey (olumlama), yeniden eskiyerek(kendisini yadsıyarak) daha başka bir şeye dönüşür… Her sürecin gelişmesi veya her şeyin gelişmesi böyle mümkün olur, yaşanır. Eğer sadece yadsımanın yadsımasından bahsedersek, ilerleme-gelişmeden nasıl bahsedebiliriz. Eğer yadsınan şeyin yerine daha ileri bir şey gelerek bir olumlanma yaşanmıyorsa nasıl bir gelişmeden bahsedilebilir. Feodal toplumun yadsınması kapitalist toplumdur. Feodal toplum yadsınarak aynı kalmadı, kendisinden daha ileri olan bir toplum doğdu. Feodalizmin yadsınması-yadsıması kapitalizmdir, kapitalizm yadsınan feodalizmin olumlanması-olumlamasıdır. Köleci toplumun yadsıması feodal toplumdu. Feodal toplum yadsınan köleci toplumun olumlanmasıydı… Meseleyi böyle ortaya koymazsak gelişmeyi, ilerlemeyi açıklayamayız der Mao. Eğer bir yadsımadan sonra olumlama varsa gelişme var demektir. Yok eğer olumlama yoksa gelişme de yok demektir… Hep yadsıma ama hiç olumlama olmayan bir tek süreç, bir tek gelişmeden söz edilemez. Kapitalist toplumun yadsıması da sosyalist toplum olmuştur. Sosyalizm de kendisini yadsıyarak daha ileri toplumsal nitelik olan Komünist topluma yerini bırakacaktır… Kapitalist toplum şartları Marksizmi olanaklı kıldı. Kapitalizmin eleştirisi olmasaydı Marksist teori olamazdı. Marksizm, kapitalist toplumun eleştiri üzerinden onun yerini sosyalist topluma bırakacağını öngördü. Bu öngörü gerçeğe dönüştü…

2)-Ekonominin, alt-yapının belirleyici olduğunu Materyalist olmanın şartı olarak ifade eden Mao, aynı zamanda, belli koşullarda üst-yapı ve siyasetin de belirleyici olduğu-olabileceğinin görülmesi-kabul edilmesi gerektiğine işaret etti. Bu tamamen doğruydu. Nitekim, teorinin, planın, siyasetin, üst-yapının belli şartlarda belirleyici rol oynadığı sosyal pratiklerde kanıtlanmıştır. Sosyalist iktidarlar deneyimi bu iki materyalist ilkeye tanıklık yapmakta, ikisinin de doğru olduğunu açıklamaktadır. Kendiliğinden nesnel şartların bir devrim yaratması beklenemez. Devrim için nesnel şartlar, alt-yapı unsurlarındaki uygunluk kadar, sübjektif şartlar veya üst-yapı unsuru olan teori-siyaset ve örgütlü mücadele ve önderliklerin de mevcut olması gerekmektedir. Bunun tersini savlamak, evrimcilik ve kendiliğindenciliktir ki, bu, devrimci müdahale, mücadele, önderlik ve teorinin-bilimin rolünü yadsımaktır. Öyle ki, bu, devrimcilikle kendiliğendenci evrimcilik, devrimci çizgi ile reformist çizgi arasındaki temel ayrımdır. Sosyalizmden geriye dönüşlerde, sınıfların varlığı ve mücadelesi, sosyalizmde uygulanan politika-siyaset ve yönetim hatalarının rol oynadığı yadsınabilir mi? Eğer, nesnel koşulların, ekonomik alt-yapı ve üretim ilişkileri gibi temelin burjuvazinin doğup büyümesine uygun olmasaydı burjuvazi iktidarı geri alabilir miydi? Ve aynı biçimde bu şartlarda, yönetim hataları, yanlış mücadeleler, yanlış örgütlenmeler ve yanlış-hatalı önderlikler sergilenmesiydi burjuvazi iktidarı geri alabilir miydi? Kuşkusuz ki hayır. O halde sosyalist iktidarların yeni burjuvalar tarafından gasp edilip ele geçirilmesinde, ekonomik alt-yapı gibi, siyasi üst-yapının da belirleyici rol oynadığı açıktır. Sosyalizm şartlarında geliştirilen toplumsal ekonomik alt-yapı, doğrudan sosyalist çizgi ve siyasetin eseridir. Hataları kadar, olumlulukları da vardır siyasi üst-yapının. Olumlulukları Sosyalist toplumun inşa edilip geliştirilmesinde ve Sosyalizm altında sağlanan gelişmelerde rol oynarken, hataları Sosyalizmden geriye dönüşlere neden(en azından bir neden) olmuştur. Yine, modern revizyonistlerin-yeni burjuvazinin iktidarı almasında eğer siyasi eylem ve çalışmaları olmasaydı, sadece ekonomik koşullar, alt-yapı kendiliğinden sosyalist iktidarı yıkıp burjuva bir siyasi iktidar kurabilir miydi? Kuşkusuz ki hayır. Evet, burjuvazinin icra ettiği siyasi rol, alt-yapının buna uygunluğu zemininde mümkün olmuştur denilebilir. İşte bu, bahsi edilen o belirli şartlardır. Yani, hiç kuşkusuz ki belirli-belli şartlar olmasa siyasi üst-yapı belirleyici etkide bulunamazdı… Yapılan bir planı tasavvur edelim. Eğer yapılan plan, alt-yapı şartlarına uygun değilse başarılı olması düşünülemez. Siyaset somut gerçeği dikkate almazsa başarılı olamaz. Ama aynı zamanda yapılan planın siyaset olarak doğru ve bilimsel olması, üst-yapı unsurunda doğru kurgulanması o planın başarısı açısından zorunlu bir şarttır. Doğru ve bilimsel bir plan, devrimci teori ve ilkelere uygun bir plan, devrimci çizgi ve yöntemlere sahip olan bir planın-siyasi planın başarılı olması tamamen mümkünken, bunlardan yoksun olan bir planın başarısız olacağı kesindir. Doğru çizgiye sahip olmak, başarının zorunlu bir kuralıdır. Siyaset doğruysa başarı mümkündür, tersinde ise mümkün değildir. Doğru çizgi, olmayan bir ordunun yaratılmasını sağlar, küçük güçlerin büyük güçlere dönüşmesini sağlar, en önemlisi de küçük güçlerin bu çizgi ekseninde uygulayacağı planla büyük güçleri mağlup etmesini mümkün kılar… Bütün bunlar yaşanan somut pratikler ve inkar edilemez derecede kanıtlanmış gerçeklerdir. Eğer böyle olmasaydı, önderliğin rolü, bilimin rolü, teori ve çizginin rolü, insanın bilinçli dinamik rolü ve bunlar temelinde tayin edici eyleminden nasıl söz edilebilir… Kısacası, iç çelişki belirleyicidir fakat belli şartlarda dış etki de belirleyici rol oynar.

Bu bilimsel gerçeklerin, ‘‘madde mi, düşüncemi birincildir-belirleyicidir?‘‘ şeklindeki felsefenin temel sorusundan hareketle çürütülmeye çalışılması ya da dış etki veya üst-yapının belli şartlarda belirleyici olabileceği tespitinin idealist felsefe olduğuna kanıt edilmeye çalışılması hatalı ele alıştır. Zira, mesele bilimin ilk adımındaki yalın ‘‘madde-düşünce‘‘ sorusuna yanıt aramaktan geçmiş, bilim ve siyaset gelişerek nitel evreler ortaya koymuştur. Tartışma bu gelişmelerin ortaya çıkardığı siyasi şartlarda yürütülüyor ve ilk evrelerdeki fakir şartları geride bırakarak siyasetin etkin olduğu gelişmeler niteliğinde biçimleniyor. Bilim de siyaset de devasa gelişmeler ve pratik alt-üst oluşlar sürecinin ortaya çıkardığı birikimler üzerinde biçimlenip ilerliyor… ‘‘Madde mi önce gelir, düşünce mi?‘‘ sorusu yanıtlanarak tarihte bırakılmıştır. Tartışma burda değil, düşüncenin-bilimin gücü üzerine yürütülüyor. Canlının kopyalandığı, yapay zekanın üretildiği bir evredeyiz… Ve düşünce madde üzerinde belirleyici etki göstermeseydi, en azından büyük gelişmeler sağlanamaz, ilerleme ve değişimler gerçekleştirilemezdi. Maddenin düşünce üzerindeki hapsi o kadar mutlak olsaydı, düşünce gelişemezdi. Ve maddeden yola çıkan düşünce maddeyi değiştirme gücü elde etmiş, onu geride bırakarak ileri ufuklara ulaşmış durumdadır…

Evet alt-yapı belirleyicidir. Madde birincildir, düşünce ikincildir. Ama bu doğruya paralel olarak, evet düşünce, üst-yapı belli şartlarda belirleyici rol oynar-oynayabilir. Birinciyi reddetmeden ikinciyi de kabul etmek doğru olandır. İki doğruyu karşı karşıya koyarak birinden birini mutlaklaştırmak ve ötekini reddetmek materyalist diyalektiğe terstir. Bilimsel nesnel gerçek ikisinin de doğru olduğunu göstermektedir. Şeyler başka bir şeye dönüşür, karşıtına dönüşür. Bir şey hem kendisi hem de başka bir şeydir. Bir şey ya ‘‘a‘‘dır ya da ‘‘b‘‘dir görüşü formel mantıktır. Eğer bu belirleyici ise, hiçbir şartta başka birşey belirleyici olamaz demek anti-diyalektiktir, anti-bilimseldir, anti-materyalisttir. Bilim- diyalektik tarihi materyalizm felsefesi, hiç bir şey kesin değildir der. Bir şartta bir şey belirleyici iken, diğer bir şartta başka bir şey belirleyici olabilir. Felsefenin pratik felsefe yaratma aşamasına ulaşmasıyla birlikte, felsefenin-bilimin gerçek devrimci rolüne ulaşılmış oldu. Eylemin, teorinin, siyasetin, üst-yapının, kendiliğinden koşullar üzerinde etkide bulunarak devrimci rol oynadığını, değiştirme pratiğinde belirleyici olduğunu gösterdi-kanıtladı. Evrimin yerine devrimin esas alınması-esas olması Marksist felsefenin temel özelliklerindendir. Şayet bu olmasaydı, sınıflar mücadelesine, devrimlere gerek olmaz, kendiliğinden gelişmelerle devrime ulaşılacağı tasavvur edilerek beklenirdi. Ama Marksizm buna temelden karşı çıktı. Bilimsel teorinin rolüne işaret etti. Lenin sonra şunu söyledi; ‘‘Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz.‘‘ Bu, teorinin-siyasetin veya üst-yapının belirleyici olduğunu-rolünü açıklıyordu. Teori ile pratik arasındaki ilişkide teoriyi öne çıkarıyordu. Ama aynı Lenin yoldaş, maddenin düşünceden önce olduğunu asla inkar etmedi-etmiyordu. Evet düşünce pratikten çıkıyordu ve pratik düşünceden daha yaşlıydı. Lakin, pratikten-maddeden çıkan düşünce, dönüp maddeyi biçimlendiriyor, üzerinde etkide bulunuyor, onu değiştirip başkalaştırıyordu. O halde düşüncenin etkisi yadsınabilir mi? Yadsınamaz. Fakat bu kabule rağmen, düşüncenin madde üzerinde belirleyici etkide bulunması aynı kolaylıkla kabul edilmemektedir. Oysa, düşüncenin madde-pratik üzerinde doğrudan rol oynadığı ve belirleyici etkide bulunduğu inkar edilemez. Dolayısıyla, üst-yapının belirleyiciliği noktasındaki gerçeğin, katıksız-yalın biçimde ‘‘madde mi, düşünce mi‘‘ ikileminde tartışılmasıyla değil, siyasi gerçek veya sosyal pratik açısından ele alınması gerekmektedir ki, Mao’nun da Lenin de ele alışları esasta böyledir…       

Stalin yoldaş, Sovyetler Birliğinde olmayan bir maddenin üretildiğini açıklamıştı. Düşüncenin madde ürettiğini anlatıp açıklamıştı. Üretilen madde gerçekti, doğruydu. Üretilen bu yeni maddenin bileşenleri-karışımı olan maddeler vardı. Fakat üretilen yeni madde yoktu. Bilim veya bilimsel deneyler neticesinde var olan maddelerin karışımından yeni bir madde üretilmişti. Bilimin bir üst-yapı unsuru olduğunu düşünürsek, olmayan bir maddenin üretilmesiyle bilim-üst-yapı belirleyici olmuştu. Yeni maddenin üretilmesini olanaklı kılan maddeler kendiliğinden vardı ama bunlar kendiliğinden yeni maddeyi üretmedi. Tersine bilim-düşünce yeni maddeyi üretti. O halde belli koşullarda üst-yapının belirleyici olabileceğini söylemek idealist değil, somut bilimsel gerçektir.

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler