Takip Et

Perspektif

Kavram ve Argümanlar Işığında Rojava Bir Devrim mi? Reformsal Bir Süreç mi?

Rojava’da yaşanan gerçekliğin bir reform olarak değerlendirmesi ya da tanımlaması daha uygun ve bilimseldir. Nitekim, tarihsel haksızlıklar sonucu da olsa merkezi Suriye devletine bağlı veya onun devlet sınırları içinde bulunan ve bu sınırlar içinde kendi toprakları üzerinde bir bölgesel statü-yönetim biçimi elde ederek kazanan bir gerçeklik hüküm sürmektedir. Bu tamı tamına bir reforma denk gelmekte, reformsal bir gelişme, ilerleme veya iyileşmeye tekabül etmektedir. Rojava bölgesel yönetimi, bilinen koşullarda ve Kürt ulusunun yürüttüğü ciddi savaş ve zaferinin sonunda elde edilmiş, önceki duruma göre ileri bir statüdür

Her kavramın nesnel gerçekte bir karşılığı vardır. Bu istisna tanımayan bir doğrudur. Devrim’in de, reformun da, tarihin de toplumsal yaşam ve siyasi gerçekte kesinlikle bir karşılığı vardır. Bunların karıştırılması, nesnel gerçeğin inkar edilmesine, siyasi gerçeğin ise bozulmasına ve yozlaştırılmasına yol açar…

Bundan hareketle, kavram veya argümanların isabetli ve yerinde kullanılması son derece önemli bir sorundur diyebiliriz. Günümüzde bunların ulu orta ve özensiz kullanıldığı maalesef bir gerçektir. Kavram ve argümanlarla oynamak, yani onları dikkatsiz ve rastgele kullanmak, siyasi tehlikelere ulaşacak kadar risklidir. Çünkü kavram ve argümanların, çoğu kez sınıf niteliği taşıdığı bir gerçektir. Sınıfların bunlara anlam yüklediği doğrudur. Dolayısıyla kavram ve argümanları doğru kullanmak, içeriklerine ve sınıfsal yüklenimlerine uygun kullanmak fevkalade ciddi bir iştir. Hatalı kullanmak onların içeriğini boşaltarak sulandırır. Silah olmaktan çıkarıp etkisiz sözcüklere dönüştürür. 1 Mayıs, 8 Mart gibi tarihsel anlam ve siyasi içeriği olan gün-argümanların burjuvazi tarafından nasıl kullanıldığını ve ne amaçla, nasıl kullandıkları aşikardır. Lakin mesele sadece burjuvazinin bu tarihleri sınıf ve devrimci özünden uzaklaştıran saldırılarıyla sınırlı değildir. Burjuvazi bütün argümanlarımıza dönük aynı tasfiyeci sinsi saldırıyı yürütürken, ne yazık ki, devrimci sınıf saflarında da kavram ve argümanlar üzerine ciddi bir kafa karışıklığı yaşanmakta, bunların özensiz kullanılmasına tanık olunmaktadır… Özellikle devrim argümanı indirgemeci bir yaklaşımla kullanılmaktadır. İndirgemeciliğin karşıtı ise yüceltme-mübalağa etmektir. Ya devrim basite indirgeniyor ya da devrim olmayan devrim vasfına yüceltiliyor; ikisinden biri… Fakat her halükarda bugün yapılan her ikisidir ve yapılan hatadır. Ki, bu, tartışmaya değer ciddi bir sorundur… O halde, sınırlı da olsa bu hatalı kullanma biçimi ya da hatalı anlayış üzerinde durmak ve belli bir tartışma yürütmek gereklidir…

Devrim kavramı, devrimci sınıf ve güçleri tarafından kullanıldığı gibi, karşı-devrimci sınıfların da kullandığı, dolayısıyla coğrafyamız toplumunda ve hatta dünya ölçeğinde en sık kullanılan kavramlardan biridir. Bu kavram, sanayi, bilim-teknoloji, ulusal/sınıfsal zeminde siyasi vb niteliklerde olmak üzere birçok alanda kullanılan ve ortak olarak kullanılabilir olan bir kavramdır. Her biri farklı bir nitelik taşısa da, niteliklerde farklılaşmalarına karşın hepsi birer devrimdir-devrim olarak tanımlanır. Örneğin, sanayi alanında yaşanan köklü-niteliksel gelişme veya sanayide bir atılım anlamına gelen kapitalist sanayinin gelişmesi sürecine sanayi devrimi denir ki, bu haklı bir değerlendirmedir. Bunun gibi, teknoloji devrimi, kültür devrimi, ulusal devrim, sınıfsal devrim gibi değişik devrim ve niteliklerinden de sıklıkla söz edildiği bilinmektedir. Bütün bunlarda sözü geçen devrim’in ya da devrimlerin ne tür ve nasıl bir devrim olduğu vurgulanarak, bahis konusu devrim(ler)in, sanayi-kültür-teknoloji-ulusal-sınıfsal devrimi olduğu belirtilip, devrim(ler)in niteliği açıklanmıştır…

Ancak bunlardan üçü, yani kültür, ulusal ve sınıfsal nitelikte olan üç devrim niteliği, diğerlerinden farklı olarak siyasi karakter ve farklı anlamlar taşır. Bu siyasi karakter ve anlam, bu devrimlerin doğrudan bir zor-şiddet hareketi olarak gelişip bir sınıf iktidarını yıkma ve öteki sınıf iktidarını kurma içeriğiyle, sadece alt-yapıda değil, üst-yapıda da olmak üzere bütünlüklü bir değişim eylemiyle-süreciyle, toplumsal sistem ve iktidarda köklü bir alt-üst oluşu sağlayan özelliğinden ileri gelir. Tersinden bu özellik bu devrimlere bu anlam ve karakteri verir… Burada şu parantezi açmak faydalıdır. Kültür devrimi, günlük yaşamda veya siyasi nitelik-anlam dışında salt kültürel gelişmenin düzeyini ifade etme biçiminde de kullanılmaktadır. Fakat bizim burada Kültür Devrimine yüklediğimiz anlam, sosyalist toplumda yozlaşan iktidar veya organlarına karşı, devrim veya sosyalizmin egemenliğini koruyup sürdürmek için başvurulan siyasi içerik ve nitelikteki Kültür Devrimidir. Daha açıkçası, burada ele aldığımız kültür devrimi, Büyük Proleter Kültür Devrimidir; bu niteliğidir.

Burjuvazinin bugün kendisinden ileri olan bir kültüre sıçrama-geçme, daha ileri bir kültür yaratma ve egemenleştirme gibi bir şansı yoktur. Çünkü onun geliştiği en ileri seviye bugünkü emperyalist kapitalist kültürdür. Daha ilerisi, demokratik halk kültürü ve sosyalist kültürdür. Emperyalist kapitalist burjuvazi halk kültürü ve sosyalist kültür geliştirmeyeceğine veya onun devrimini gerçekleştirmeyeceğine ve bu mümkün olmadığına göre, onun gerçekleştireceği-gerçekleştirdiği bir kültür devriminden söz etmek de tamamen yanlıştır. Yalnızca kendi yoz-çürük kültürünü geliştirebilir. Bu, bir kültür devrimi olamaz, siyasi karakter ise hiç taşıyamaz. O halde, kültür devriminden, yalnızca ve yalnızca Büyük Proleter Kültür Devrimi ve onun temsil ettiği kültür anlaşılabilir…

Sanayi devrimi gibi süreçler de bir sınıfın tasfiyesi ve başka bir sınıfın egemenleşmesi-iktidarlaşması olarak değerlendirilebilir. Feodal sınıfın tasfiye edilerek Kapitalist sınıfın hakim hale gelmesi biçiminde okunabilir. Fakat bu süreç; 1)- Gerici sınıf iktidarları içinde siyasi bir devrim, bir sınıf iktidarı değişimi olmadan da, aynı sınıf iktidarı-aynı iktidar altında yaşanabilecek bir süreçtir. Dolayısıyla siyasi devrimi, bunun gerektirdiği zor-şiddeti şart koşmaz, siyasi devrime gerek olmadan da bir sanayi devrimi yaşanabilir…  2)- Bu süreç, yani, feodalizmin tasfiye edilerek kapitalist sınıfın hakim hale-iktidara gelmesi süreci, gerici sınıflar arasındaki bir iktidar değişimi niteliğindedir. Burada da bir sınıf iktidarından-devriminden bahsedilir; feodal sınıf yerine kapitalist sınıf iktidar olmuş, ikincisi birincisini devrim yoluyla tasfiye eder-etmiştir. Tarihsel olarak ilerici olup devrimci barut taşıyan burjuvazi, feodalizme karşı böyle bir rol oynar-oynadı. Ancak feodalizmin tasfiye olup sınıf olarak değil de, çözülmüş bir sınıf durumuna düşmesiyle ve elbette feodal sınıf ve kalıntılarının burjuvaziyle kol-kola girip gündeme gelmiş olan proleter devrimlere karşı savaşıp burjuvazinin safında ve yedeğinde yer almasıyla birlikte, bu devrimler-burjuva devrimler dönemi kapanmış, burjuvazi devrimci barutunu tüketmiştir.  Evet, kapitalist-burjuva sınıfın feodal sınıfları tasfiye etmesi bir devrimdir fakat bu devrim burjuva devrimidir. Burjuva devrimler dönemi kapanmış, proleter devrimler çağı açılmıştır. Bu çağda esas olan proleter devrimlerdir. Burjuva devrimler dönemi kapanmış, bu devrimler ulusal kurtuluş devrimleri olarak proleter devrimlerin omuzlarına yüklenmiştir ve proleter dünya devriminin yedeği haline gelmiştir. 3)- Bütün bunlardan ötürü, burjuva demokratik devrimleri tarih olmuş, burjuva demokratik devrimler proletaryanın önderliğinde Yeni Demokratik Devrimler niteliğine dönüşmüştür. 4) Bugün artık burjuvazinin önderliğindeki klasik burjuva devrimlerden söz etmek mümkün değildir. 5)- Günümüzde artık burjuvazinin önderliğinde bir sanayi devriminden söz etmek zordur, söz edilse bile bunun siyasi bir karakter taşımayacağı kesindir.  Bundan sonra yaşanacak sanayi devrimi proletaryanın önderliğinde ve tamamen siyasi karakterde gelişebilecek bir sanayi devrimi olabilir. Bunun dışında burjuva sınıf iktidarında gelişecek sanayi devrimi, salt bir sanayi atılımı-devrimi olarak anlam taşıyacak, siyasi nitelikten yoksun olacaktır. Artık devireceği bir feodal sınıf yoktur. Kendisini deviremeyeceğine-sınıfına karşı bir devrim yapamayacağına göre, bir devriminden söz etmek de mümkün olamayacaktır… O halde, sanayi devrimini bugün itibarıyla siyasi devrimleri kategorisinde değerlendirmek gerçeğe aykırıdır…

Siyasi devrim bir kılavuzdur; bir direktif olarak yol ve görev gösterir

Ulusal kurtuluş devrimleri, ulusal kurtuluş mücadeleleri gerçekliği dikkate alındığında gündemden kalkmamış olarak değerlendirilebilirler. Ancak bu, hatalı bir değerlendirmedir. Zira, burjuva demokratik devrimleri dönemi kapanmış, bu devrimler proleter devrimlerin parçası ve yedeği haline gelmiştir. Buna karşın, ulusal kurtuluş mücadeleleri-hareketleri aktüel ve yaygındır. Fakat bu hareketlerin olması, ulusal kurtuluş devrimlerinin(tam bağımsızlıkçı ve devrimci nitelikte) olduğu veya gerçekleştiği-gerçekleşeceği anlamına gelmemektedir. Bu hareketlerin ulusal bağımsızlıkçı ve devrimci olabilmesi için, burjuva önderliklerden bağımsız, proleter devrimci veya devrimci sınıf önderliklerine sahip olması gerekmektedir. Burjuvazi devrimci barutunu tükettiğine göre, tamamen gericileşmiş olan burjuvazinin ulusal nitelikte de olsa gerçek bir devrime-siyasi devrime önderlik yapması düşünülemez. Nitekim bugün aktüel olan ve hatta bu hareketlerin yaygın olarak gündemde olmasının ‘’burjuva devrimler dönemi kapanmıştır’’ değerlendirmesine karşı çıkma yanılgısına yol açan bugünkü ulusal hareketler-mücadelelerin hiç birinin devrime varmaması-varamaması bu tezimizi doğrulamaktadır. Tam bağımsızlıkçı temelde gelişip bağımsız devletini kuran bir ulusal kurtuluş devrimi var mıdır? Hayır. İşte tam da bu burjuva önderlikten, yani devrimci barutunu tüketmiş olan bu burjuvazinin ulusal kurtuluş mücadelelerine önderlik yapmasındandır ki, bu hareketler-mücadeleler bir siyasi devrime ulaşamamakta, bilakis emperyalist kapitalist devlet veya güçlerle ilişki içine girerek kısmi haklar, ulusal haklar elde etmekle yetinmektedirler. En ilerisi, özerklik ve konfederasyonu geçmemekte, geçememektedir. Bu, ulusal kurtuluş mücadeleleri temelinde bir devrim, bir burjuva demokratik devrim olduğu anlamına gelmez, tersine bu devrimden-siyasi devrimden uzak oldukları anlamına gelir… Dolayısıyla, ulusal kurtuluş mücadeleleri ve devrimlerinin proleter devrimlerin yedeği haline geldiği ve onlar önderliğinde bir siyasi devrim niteliğine kavuşabilecekleri, bağımsız devletlerine ancak bu önderlikler altında kavuşabilecekleri vb vs tezi kesinlikle doğrudur…

Devrimi, siyasi zeminde edindiği nitelik açısından ya da kullanılan diğer devrim niteliklerinden farklı olarak edindiği siyasi niteliği açısından, ortak olarak kullanılan devrim kavramından farklı olarak bir argüman olarak ifade etmek en doğrusudur.  Zira siyasi devrim bir kılavuzdur; bir direktif olarak yol ve görev gösterir. İçinde, sanayiden, ekonomiye, ideolojiden kültüre, stratejiden siyasete, sanattan edebiyata, insandan doğaya, üretimden paylaşıma, bilimden teknolojiye, felsefeden teoriye,  görev ve hedeflerden amaca, alt-yapıdan üst-yapıya kadar bütünlüklü bir sistemi ve bu sistemin sınıf karakteri taşıyan bütün hukuk ve ilkelerini açıklayan ve siyasi iktidarda anlam bulan bütünlüklü savunuyu içeren, en önemlisi de siyasi niteliğine uygun olarak zor ve şiddeti barındırıp bütünlüklü bir değişimi öngören kapsamdır… Bir sınıfın başka bir sınıfı zor yoluyla iktidardan alaşağı edip iktidara geçme eylemidir devrim. Toplumsal bir sistemi sınıf karakterine uygun olarak baştan sona yenileyen, gerici olanı zora dayalı olarak tasfiye edip, yerine ilerici olanı ikame eden ve en önemlisi de bunu kitlelerle gerçekleştiren bir kitle hareketidir… Özel mülkiyeti ortadan kaldırmayı hedefleyen ve kaldıran, yerine toplumsal-kamu mülkiyetini egemen kılan bir köklü niteliksel değişim hareketi ya da sürecidir devrim… Bir sınıfı tüm imtiyazları dahil iktidardan eden ve başka sınıfı iktidara getiren ilerici bir hareket, devrimci bir değişim sürecidir. Üretim ilişkileri ve üretim tarzından, mülkiyet niteliğine ve oradan da siyasi egemenliğe kadar toplumsal sistemin temel karakterini ilerici muhtevada değiştiren muazzam bir atılımdır… Ki, bütün bu süreçler, keskin bir sınıf çatışması içinde ve bu savaşının bir ürünü olarak yaşanan bir alt-üst oluş eylemiyle cereyan ederler. Bu savaş yürütülüp zafere taşınmadan, barışçıl yol ve uzlaşmalarla bir sınıf devriminden, bir sınıf iktidarı değişiminden söz etmek mümkün değildir. Gerici sınıfların kendi iktidarlarını kendi rızalarıyla devrimci sınıflara devrettiği görülmemiştir, görülemez de…

Devrim argümanı üzerine yaptığımız bu özet tanımlama, tartışmamıza ışık tutma babında yeterlidir. Elbette daha ayrıntılı ve sağlam tanımlamada bulunmak mümkündür. Fakat yukarıda özet olarak yapmış olduğumuz tanımlama çerçevesi, devrim argümanından ne anlamamız gerektiği konusunda belli bir fikir vermeye yeterlidir. Bu tanımımız ekseninde bakıldığında, günümüzde devrim argümanının sorunlu ya da eksik-hatalı dillendirildiğini görebilir, söyleyebiliriz. Daha açıkçası, ‘’Rojava Devrimi’’ söylemi, en sık duyduğumuz ve kanaatimizce (yaptığımız tanımlamaya göre de) hatalı olarak kullanılan bir tanımlamadır. Yukarıda yaptığımız devrim tanımı dikkate alındığında, Rojava’da yaşanan gelişmenin devrime denk gelmediği açıktır. Kuşkusuz ki, Rojava’da yaşanan gelişme ciddidir, küçümsenemez ve kesinlikle demokratik muhtevaya sahiptir; sahiplenip geliştirmemiz gereken bir durumdur. Burada yaşanan ileri adım ve demokratik gelişmeyi objektif olarak okumak ve buradaki gelişmeye gereken önemi vermek ayrı bir şeydir ama onu olduğundan fazla göstermek-abartmak ayrı bir şeydir. Yapılmaması gereken ikincisidir. Birincisinde sorun yoktur. İleri ve demokratik bir adım ve gelişmedir, demokratik içeriği kapsamında desteklenmeli, sahiplenilmeli ve kesinlikle ilerletilmelidir. Buradaki görev hiçbir tanımlamayla ortadan kaldırılıp karartılamaz ya da küçümsenip reddedilemez, gerçekliğini değiştiremez. Fakat, abartılı-yüceltici sübjektif tanımlamayla, ona yüklediğimiz devrim argümanını basitleştirip sulandırmış, devrimin içeriğini-altını boşaltmış oluruz. Rojava’nın bir devrim olarak tanımlaması, devrimi ona indirgemek, onu devrime yüceltmek hatasıdır. Bu hata, Rojava gerçekliğine katkı sunmayacağı gibi, devrim argümanını zayıflatmaktan başka bir işe yaramaz. (‘’Rojava’’ isminin bile resmiyette kaldırıldığı koşullarda ora devriminden bahsetme düpe düz mübalağa olur.)

Rojava’da yaşanan gerçekliği reform olarak tanımlanması bilimsel olandır

Devrim argümanı üzerine yaptığımız tanım Rojava’da bir devrim olmadığını gösterir. Rojava’da sağlanan gelişmenin, ileri-demokratik adımın nasıl ve hangi koşullarda ortaya çıktığı, yorum yapmaya gerek olmayacak kadar açıktır, bilinmektedir. Kürt ulusu güçlerinin IŞİD faşist çetelerine karşı yürüttüğü kahramanca savaş ve bunun başarısı asla karartılamaz devrimci gerçektir. Bunda söylenecek bir söz yok, bilakis taktir ve saygıyla karşılamaktan söz edilebilir. Ama Rojava’da hangi sınıfların hangi sınıfları devirdiği, daha doğrusu devrilen bir sınıfın, devrilen bir iktidarın olup olmadığı ya da bu realitenin nasıl olduğu, daha da önemlisi yıkılanın yerine bağımsız bir iktidarın ya da bir iktidarın kurulduğundan söz etmek oldukça zor. Ortada bir iktidar değişiminden söz etmek zor çünkü, Rojava yönetimi, bir bölgesel yönetim olarak merkezi Suriye devletinden-merkezi iktidarından bağımsız değil, bilakis ona bağlı bir bölgesel yönetim durumundadır, bunu kabul edip deklere eden bir yönetim statüsü durumundadır. Bu statü, ileridir, demokratik kazanımdır vb vs. Lakin, zorla dahil edilip tutulduğu devletten bağımsızlığını kazanmamış ve bunun aksi eğilimini açıklayarak Suriye merkezi devletine bağlı bir yönetim statüsündedir. Bütün gelişmeler de bunu doğrulamaktadır… Aynı yönetimin esasta ABD ile olmak üzere emperyalist devletlerle ilişkisi de, henüz geleceği tam belli olup kesinleşmemiş olan bu yönetimin geleceği hakkında negatif anlamda ciddi ipuçları vermektedir… Daha da önemlisi, Rojava’da kurulan veya egemen olan bölgesel yönetim sistemi hangi toplumsal ilişki sistemine denk gelmektedir? Özel mülkiyet, üretim ilişkileri, sınıflar ve sınıf farklılıkları açısından hangi sistem ilke ve ilişkileri sürmektedir? Nasıl bir üretim tarzı ve ilişkisi hakimdir, sürmektedir?  Hangi sınıflar iktidarlarından ve imtiyazlarından edinip alaşağı edildi ve yerine hangi sınıf ve imtiyazları oturtuldu? Üretimi ve toplumsal üleşim, bunların biçimi nedir? Kamusal-toplumsal mülkiyet biçimi mi egemendir ve bu mu egemen olacak? Sınıflar arası farklılıklar nasıl ve hangi biçim ve politikalarla ortadan kaldırıldı, kaldırıldı mı? Bağımsız bir ekonomi mi, yoksa bağımlı bir ekonomi mi söz konusudur? Siyasi irade ve yönetim bağımsız mıdır, yoksa bağımlı mıdır? En azından Suriye devletinden bağımsızlığını kazanan veya bunu talep ve mücadele eden eğilimi-pratik tutumu var mıdır? Yoksa tersine Suriye merkezi devletine bağlı kalıp bölgesel yönetim statüsü mü benimsenmektedir?… Bu sorulara vb esasta olumsuz yanıt vermek rasyonel olandır. Eğer olumsuz yanıt verilecekse, bu durumda nasıl bir devrimden bahsedilebilir, siyasi bir devrimden bahsetmek mümkün olur mu? Açık ki, hayır. O halde ‘’Rojava Devrimi’’ objektif bir tanımlama değil, sübjektiftir. Siyasi ajitasyonda ‘’Rojava devrimi’’ demek bir nebze anlaşılır olsa da, bu tanımlama esasta yanlıştır.

Oysa, Rojava’da yaşanan gerçekliğin bir reform olarak değerlendirmesi ya da tanımlaması daha uygun ve bilimseldir. Nitekim, tarihsel haksızlıklar sonucu da olsa merkezi Suriye devletine bağlı veya onun devlet sınırları içinde bulunan(zorla tutulan da olsa) ve bu sınırlar içinde kendi toprakları üzerinde bir bölgesel statü-yönetim biçimi elde ederek kazanan bir gerçeklik hüküm sürmektedir. Bu tamı tamına bir reforma denk gelmekte, reformsal bir gelişme, ilerleme veya iyileşmeye tekabül etmektedir. Rojava bölgesel yönetimi, bilinen koşullarda ve Kürt ulusunun yürüttüğü ciddi savaş ve zaferinin sonunda elde edilmiş, önceki duruma göre ileri bir statüdür. Bu ileri statü demokratik yan ve muhtevasına karşın, kahramanca bir savaş vermenin sonucunda elde edilmiş olmasına karşın, bağımsız değil-bağımsızlığını kazanmış bir gerçekliği değil, eski durumuna göre daha ileri bir statünün kazanılmasıyla sınırlıdır; daha ilerisi değil! Yani devrim değil, reformsal bir kazanım düzeyindedir. Suriye merkezi devleti de en fazla bu kadarına razıdır ve bu kadarını tanımaktadır, bölgesel Kürt yönetimi de mevcut durumda buna razı durumdadır. Bu durum tam bir reformsal gelişme olarak anlam kazanır, devrimi değil!…

Devrim olabilmesi için, bütün egemen gerici sınıf ve devletlerden bağımsız, en azından onlara bağımlılık taşımayan rotada gelişmesi-bağımsız olarak gelişmiş olması, dolayısıyla bağımsızlıkçı devrimci bir çizgi ve devrimci sınıf önderliğine sahip olması ve bu temelde de ne merkezi Suriye devletine ne de emperyalist bir devlete bağlı veya bağımlı olmaması, bölgesel yönetim statüsünde değil bağımsız devlet statüsünde olması, kendi yönetimi altında alternatifi olduğu gerici sınıflara ait mülkiyet ve üretim ilişkisi sistemini değil, toplumsal mülkiyet ve üretim biçimi ve ilişkilerini hakim kılması, sistemini özel mülkiyet sistemi dışında inşa etmesi ve hepsinin de ötesinde siyasi sistem olarak bağımsız, demokratik-devrimci ya da sosyalist bir sahip olması gerekirdi. Ne yazı ki, mevcut Rojava gerçekliğinde bunlardan bahsetmek oldukça zor ve hatta imkansız… Bölgesel yönetim olarak ve bu anlamda, demokratik niteliğinden söz etmek mümkün. Bundan hareketle demokratik bir kazanım ve ilerlemeden söz etmek isabetli. Ama hepsi bu kadar. Devrim’den bahsetmek ise, zor. Nasıl ilerler, neye evrilir orası geleceğin işi ama şimdi mevcut gerçek bu…

Bilimsel gerçeklere karşın, ‘’Rojava Devrimi’’ argümanını kullanmakta ısrar edenler ya devrim argümanından bihaberdir ve Rojava gerçeğini abartmaktadırlar ya da siyasi ajitasyon adına devrim argümanını kolaycılığa kaçarak kurban edip, bilinçli ya da bilinçsiz, onu sulandırıp yozlaştıranlardır… Zira bugüne kadar ‘’Rojava Devrimi’’ argümanını teorik olarak veya pratik gerçek olarak sağlam ilkelere dayalı ciddi bir savunuyla ortaya koyabilen olmamıştır. Tersine gerekli ciddiyetten uzak bir söylemle dile getirmekle yetinmişlerdir… Nesnel gerçekler ve teorik ilkeler zemininde ikna edici bir izah yapılabilirse, dinlemeye, öğrenmeye hazırız!…

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler