Takip Et

Makale

Jeostratejik ve Jeopolitik Önem -2

Avrupalı ve Amerikan enerji şirketlerinin dünya pazarlarındaki paylarını giderek artırması onların, enerji sanayisindeki konumlarının dünya pazarları itibarıyla tek ve göz ardı edilmesi olanaksız güçlü küresel şirketler olmalarındadır. Farklı ülkelerden oluşan bu şirketlerin ortakları devletler bütçesini aşan bir boyuttadır, işte bu gerçeklikten ötürü Brüksel’den Avrupa için ortak bir enerji stratejisini belirlemek bugün itibarıyla pek de kolay görülmüyor.

Teorik taban

Kaynak: BP (Britanyalı Enerji Şirketi)

https://www.globehopper.nl/trans-siberie-express-trans-mongolie-express/

a- Kafkasya, Orta ve Uzak Doğu Asya gibi bölgelerde gün be gün büyüyen ‘siyasal İslam’ın’ dinsel tepkileri ve beraberinde getireceği bölgesel veya küresel etkinlikteki yeni çelişkiler yığını.

b- Afganistan’da var olan resmi veya gayri resmi (iktidar veya muhalefetin iktidar talebi) yönetim; birçok yönüyle gerek bu ülkede gerekse de uluslararası anlamda ve bölgede önemli bir tehdit unsuru olmayı sürdürecektir. Bu oluşum, ister istemez bölgenin uluslararası anlamdaki jeostratejik öneminin de çekim kuvveti olacaktır.

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız bu olgular ışığında; önümüzdeki süreçte bu gelişmelerin kendini zorla dayatması, jeostratejik ve jeoekonomik öneminin sancıları barış değil, ancak şiddet veya tehdit yoluyla çıkarların paylaşılmasının söz konusu olduğu saptamasını geçerli kılmaktadır. Sonuçta, geçmiş yıllardan beri petrol üretimindeki servet (Petro-dolar), barışı, Ortadoğu’ya ne kadar getirmişse Kafkasya’ya, Orta ve Uzakdoğu Asya bölgelerine de o kadar getirecektir.

Bu bölge ülkelerinin elbette dini temellere dayanan Ortadoğu ülkelerinden nitel ve nicel farklıları vardır. Ancak petrol üretiminin ve gelir kaynaklarının dağılımı uluslararası şirketlerin denetiminde olduğundan, elde edilen karın eşit bir şekilde dağıtılacağını beklemek mümkün değildir. Çünkü kâr hırsı ve azami sömürü oranı, uluslararası şirket ve tekellerin yaşama felsefesidir. Malumunuz, son 50 yılda Ortadoğu’daki petrol üretimi dünyada ilk sırayı alırken, bu bölgede maalesef aynı düzeyde barış ve huzur yaşanmamıştır. Aksine Ortadoğu, dış dünyaya trajik olayların yaşandığı dünyanın ilk sıradaki ülkeler bütünü olarak resmedilmiştir. Son 50 yılda bu bölgede elde edilen milyarlarca dolar petrol geliri, bölge ülkelerinin çehresini olumlu bir biçimde değiştirmezken, bölge devamlı savaşların, yıkımların, terörün, kısacası kan ve göz yaşının aktığı bir adres olmuştur. Aşağıdaki tabloda belirtilen veriler, söz konusu ülkelerin önümüzdeki dönemde, Batılı ve Amerikan menşeili şirketlerle nasıl bir iş birliği içinde olacaklarının açık bir işaretini de vermektedir. (17)

Değişen uluslararası dengeler

 Günümüzde Baltık Denizi’nden Hazar Denizi’ne uzanan bu koridorda, açıktan petrol diplomasisi Rusya ile Batı ülkeleri arasında adeta mekik dokurcasına gündemin en baş sayfasını oluşturmaktadır. Klasik anlamda (geleneksel) jeostratejik etkinliğin tüm güncelliğiyle tekrar sahnelendiğini söyleyebiliriz, herhangi bir ideolojik kaygı ve hedef taşımaksızın. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Japonya ve geleceğin yeni iki büyük devleti Çin ve Hindistan şimdiden geleceğe dair petrol ve gaz tüketiminin garantili yollarını ararken Rusya, İran ve Venezuela da aralarındaki iş birliğini daha güçlü kılma çabasındalar. Rusya tüm bu gelişmelerin bilincinden hareketle, gaz/petrol satışını açıktan dış politikasının önemli bir malzemesi yapmaktadır. Rusya bu yoğun ilgi odağı içinde bulunurken, NATO veya Avrupa Birliği ülkelerinin bu jeostratejik etkinlikte ülkesinin batı veya güneybatı bölgesine (Gürcistan, Ukrayna ve Moldavya) yerleşmelerinden olabildiğince rahatsızlık duyduğunu zaman zaman dile getirmektedir. (19) Rusya, Batı’nın ve Amerika’nın, ülkesindeki demokrasi, insan hakları meselesi, Çeçenistan ve azınlıklar sorunu gibi meseleleri bilinçli olarak öne sürerek, ülkesinden Batı’nın ihtiyaç duyduğu gaz akımını kolaylaştırıcı politikaların sergilenmesini sık sık dile getirmektedir.

Tüm bu gelişmelerden rahatsızlık duyduğunu belirten Rusya; Baltık ülkelerinin (Estonya, Letonya ve Litvanya) Avrupa Birliği ve NATO’ya üye olmalarını isterken, Batı’nın bu ülkelerdeki Rus azınlıkların dışlanmasına ve horlanmasına neden olduğunu iddia eder olmuştur. (20)

Litvanya Başbakanı Brazauskas bir yandan Batı ile olan yakınlaşma ve iş birliği anlaşmalarından ötürü memnuniyetini dile getirirken, diğer yandan da ülkesinin Rusya ile olan gerginliklerden dolayı büyük bir rahatsızlık duyduğunu dile getirir. Brazauskas, Litvanya’nın enerji ihtiyacı noktasında da Rusya’ya büyük oranda bağımlı olduğunu, dolayısıyla ülkesinin jeostratejik bağlamda kendisini son derece izole hissettiğini (21) belirtirken, Batı ile olan iş birliği ve yakınlaşmanın önemine işaret eder.

Rusya’nın enerji kaynaklarının, bu ülkenin jeostratejik ve jeoekonomik önemini ister istemez daha da öne çıkardığı iddiasında bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in enerji danışmanı Bayan Mitrova, şu açıklamalarda bulunur:

“Pazar ekonomisi günümüz uluslararası iktisadi dengelerini belirlerken, Rusya ’sız hiçbir ekonomik karar mekanizmasının işlemesi veya belirlenmesi mümkün değildir. ABD askeri gücüyle etkili olmak isterken unutmamak gerek ki, Rusya dünyada en etkili enerji gücüne sahip bir bölge ülkesidir. Oysa, ABD’nin dış petrol bağımlılığı bugün itibarıyla yaklaşık %50’nin üstündeyken, bu oranın 2030’da %70’in üstünde olacağı bekleniyor”. (22)

Bu açıklamalarla, Rusya’nın enerji avantajına ve dünyanın bu ülkeye olan bağımlılığına daha işaret edilirken, önemli bir bölge ülkesi olduğu noktasında son derece ısrarlı bir tavır içindedirler. Günümüzde enerji şirketlerinin sınır tanımaz gücü ve birçok ayrıcalığa sahip olma konumları, onların politik ve ekonomik bir blok oldukları gerçeğini öne çıkarır. Bugünden geleceğe dair şu görülmektedir ki, enerji şirketlerinin petrol va gaz üretimi üzerindeki belirleyici rolünün yanı sıra petrolü ve gazı uluslararası pazarlara taşımaya kadar yegâne belirleyici konumları nedeniyle, onların küreselleşme yolunda tüm yönleriyle ciddi bir faktör olduğunu söylemek mümkündür.

 Petrol ve gaz üretiminin paylaşılmasının ve pazarlanmasının “asimetrik” (23) nitelikte olması, konjonktürel anlamda birçok sorunun ana kaynağını ortaya koymaktadır. Enerji üretiminde arzın talebi karşılamaması, ‘dünya ekonomik konjonktürü ’nün sınır tanımaz spekülatif baskılara maruz kalmasına, sonuçta da fiyat belirsizliğindeki boşluk yeni konjonktürel gerginliklerin doğmasına neden olacaktır. Tüm bu olumsuzluklar dikkate alındığında, Avrupa’nın büyük şirketleri daha şimdiden muhtemel geleceğin çözümsüzlüğüne karşı birleşerek güçlerini artırırken, geleceğin beklenmedik olumsuz ekonomik konjonktürüne karşı kendilerini korumaya alıyorlar. Bugün itibarıyla Bürüksel ve Avrupa Konseyi, enerji şirketlerinin birleşme ve görüşme planları karşısındaki sessizliğini sürdürüyor. Bunun nedeni ise, Avrupa’nın henüz (2020’de de aynı noktadadır) birlik adına uluslararası enerji rekabet politikasını yönlendiren bir stratejinin belirlenmemiş olmasıdır. (24)

 Avrupalı ve Amerikan enerji şirketlerinin dünya pazarlarındaki paylarını giderek artırması onların, enerji sanayisindeki konumlarının dünya pazarları itibarıyla tek ve göz ardı edilmesi olanaksız güçlü küresel şirketler olmalarındadır. Farklı ülkelerden oluşan bu şirketlerin ortakları devletler bütçesini aşan bir boyuttadır, işte bu gerçeklikten ötürü Brüksel’den Avrupa için ortak bir enerji stratejisini belirlemek bugün itibarıyla pek de kolay görülmüyor.

 Gümüz koşullarında uluslararası nitelikte aktivitelerini sürdüren şirketler, ulusal düşünmek yerine küresel olmayı tercih etmektedirler. Çünkü onlar kâr kaynağının büyük bir bölümünü ulusal sınırların dışındaki ülkeler ötesi ilişkilerden elde etmektedir. Genel anlamda; enerji şirketlerinin kâr ve rekabetinin varlık gücünün etkili ve de belirleyici olduğu bir üretim sürecindeki bu küresel devleşme karşısında, ortak bir “Avrupa Enerji Politikası” şeklinde bir strateji oluşturmanın somut adımları bugün itibariyle pek de net değildir.

Avrupa tüm bu çelişkili konumuna rağmen, enerji ihtiyacının %50’sini ithal ederken, bu oranın 2030 yılında %70’e çıkacağı beklenmektedir. Zira, Avrupa Birliği ülkeleri enerji tüketiminin %50’sini Norveç, Cezayir ve Rusya’dan ithal ederken (25), Avrupa’daki enerji kaynakları da giderek tükenmektedir ve önümüzdeki süreçte enerji fiyatlarındaki artışla enerji şirketlerinin spekülatif baskıları var olan belirsizliklerin sürüp gitmesinde de önemli bir rol oynamaya devam edecektir.

 Dünya petrollerinde sürekli bir fiyat artışı görülüyor; Japonya’nın yeni enerji alternatiflerine yöneldiği gözlenmektedir. Bu ülke enerji krizinde risk payını mümkün olduğunca minimum düzeye indirmek istiyor. (26) ‘Az petrol, çok nükleer enerji’ şiarıyla, enerji sorununu 2030 yılına kadar yeni alternatiflerle çözmeyi amaçlayan Japonya, petrol bağımlılığını minimuma çekmek istiyor:

Japonya’nın bu yeni enerji alternatif planlarına istinaden, Avrupa ülkelerinin de uzun vadede bu yolu izlemeleri kaçınılmaz olacaktır. Ancak, petrol şirketlerinin o milyarlarca dolarlık harcama ve yatırımları, Avrupa ülkelerinin alternatif enerji kullanma noktasında açıktan fikir belirtmesi hiç de zannedildiği kadar kolay değildir. Zor ve hatta imkânsız gözüken Avrupa ortak enerji politikasının, uzun vadede, Japonya gibi, başka alternatiflere yönelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Sonuç olarak, Petrol fiyatlarındaki artış trendinin devamlılığı, petrol rezervlerinin giderek azalması, petrol bağımlılığının daha da artmasına neden olup, uluslararası boyutta petrol krizi ve gerginlikler yaratırken, dünya genelinde petrol talebini de yansıtacaktır. Petrolün dünya pazarlarındaki talebi karşılayamaması, uzun vadede alternatif enerji üzerinde yoğunlaşmayı kaçınılmaz kılacaktır.

 Uzun vadede petrol fiyatlarının aşırı derecede artmasına paralel olarak, tüketime talebin de aynı oranda artması; kömür, doğalgaz ve nükleer enerji gibi seçeneklerin devreye sokulması önemli alternatif kaynaklar sunacaktır.

Tüm bu muhtemel çözümlemelere başvurmanın doğal bir sonucu olarak, doğa kirlenmesi ve ekolojik dengenin bozulması gibi sonuçlar kaçınılmaz olmuştur ve bu durum daha da büyüyecektir. Görünen o ki yine kapitalist sistem kâr uğruna savaşlara, çevre kirliliğine, insan yaşamına neden olmaya devam ederken, çözümü insan unsuru üzerindeki denemelerle “insan refahı diye” aklanmak istemektedir. Örneğin; yapılan birçok mega projeler sonucu akarsuların ve nehirlerin doğal seyrini bozup HES’ler (hidroelektrik), barajlar vb.ler yapılırken oluşan göller, ormanları yok edip delik deşik edilen dağlardan geçen yol projeleri gibi. Bu noktada şunu ısrarla belirtmek gerekir ki, yaşama hakkı bütün insanlığa özgü bir gerçeklik olmakla birlikte; vahşi kapitalizmin bu doyumsuzluğunu bütün insanlığın dur demesi gerekmektedir. Üzerinde yaşadığımız bu gezegenin, artık kapitalizmin doğa ve çevre kirletmesine ve yeni farklı müdahalelerine daha fazla dayanma gücü kalmamıştır. Yoksa doğal afetler, sel, erozyon, heyelan, kuraklık, kıtlık, fırtına, kasırga, hortum, iklim değişikliğinden ozan tabakasının delinmesine ve tüm bunlarla birlikte son yıllarda bariz bir şekilde hissedilen küresel ısınmanın da tek sorumlusu kapitalist sistemin yoğun üretim ve tüketim anlayışı olmuştur!..

 Kullanılan ve yararlanılan kaynaklar:

1- Sullivan, M.P., “International Relations, Theories and Evidence, Englewood Cliffs”, New Jersey Prentice Hall 1977, sayfa, 110-117,

2- Amineh, M. P., “Geopolitik van Enerjibronnen in de Kaspische regio”, Universiteit van Amsterdam, 2002.

3- İnternationale Spectator, februari 2002, LVI-nr.2, sayfa 81-89 Nederland 2002.

4- Amineh, M.P., (2002), sayfa 89.

5- Spykman, J. Nicholas, “American Strategy and World Politics”, Harcourt, New York 1942. (Aktaran: Douherty, J. E.&Pfaltzgraff, R. “Contending Theories of İnternational Relations”, Harper&Row Publishers, New York 1981, sayfa 4.).

6- Rustow, D. A., “Defense of the Near East”, FRUS, C.XXXIV, No. 2, january 1956, sayfa 273.

7- Rustow, D. A., “Unutulmayan Müttefik-Türkiye”, Milliyet Yayınları, 1989, sayfa 151.

8- A.g.e., (1989), sayfa 158.

9- Amin, S., Szentes, Marini, T.R., “Imperialisme en Onderontwikkeling”, SUN, Nijmegen 1976, sayfa 135.

10- A.g.e., (1976) sayfa 157-158.

11- Bult, J., “Russische geopolitiek en Baltische Boosheid”, İnternationale Spectator, nr. 5, mei 2006, sayfa 250.

12- Actueel İnternationaal, Dirken F., 27 september 2010 Nederland. https://nl.globalpetrolprices.com/gasoline_prices/ https://www.alletop10lijstjes.nl/top-10-landen-met-de-grootste-oliereserves/ https://www.rtlnieuws.nl/economie/bedrijven/artikel/5101891/olieprijs-olietankers-opslagcoronavirus-vlcc-transport

13- Amineh, M.P., “Towards the Control of Oil Resources in the Caspian Region, St Martin’s Press, New York 1999, İnternationale Spectator, februari 2002-LVI, nr. 2, sayfa 89.

14- A.g.e. (2002) sayfa 88-90.

15- Houwelinh, H., İnternationale Spectator, jaargang 59, nr.1, 1 januari 2005 Nederland.

16- Trouw, 27 augustus 2007 Nederland. https://www.globalpetrolprices.com/Kazakhstan/gasoline_prices/http://www.kazakistan.kz/ kazakistan-dogal-gaz-boru-hatlari/http://www.kazakistan.kz/kazakistanin-enerji-yataklari/ https://www.globalpetrolprices.com/Kazakhstan/gasoline_prices/

17- De Volkskrant, “De volgende krisisgebied – Kaspische Zee”, 18 januari 2003 Nederland.

18- Amineh, M.P., (2002), sayfa 90-91.

19- Bult, J., (2006), sayfa 250-251.

20- Bult, J., “Baltische landen en Rusland – Oud Zeer en Diep Wantrouwen”, İnternationale Spectator, december 2005, nr.3 sayfa 21-26.

21- Der Spiegel, 10 Ekim 2005, nr.41.

22- NOS, 30 Ekim 2006 Hollanda.

23- Coby, Linde van der, “Energie in de een Veranderende Wereld”, İnternationale Spectator, Jaargang 60, nr. 4, april 2006, sayfa 166-167.

24- A.g.e., sayfa 168-169.

25- A.g.e., sayfa 169.

26- NRC-Handelsblad, 29 oktober 2006 Nederland.

27- FG. İnstitute of Enery Economics, (Aktaran: NRC-Handelsblad, 28 Ekim 2006 Hollanda).

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler