Takip Et

Makale

İki Yanlış Bir Doğru Etmez!

Doğru çizgi/siyaset, teori-pratik bütününde sağ-sol olmak üzere ikisinden arınmış, ne ilerisinde ne de gerisinde olmak koşuluyla nesnel gerçeğe uygun ve bilimsel düşünceyle örtüşen tahlil-tespite dayalı siyaset veya çizgi niteliğidir

Bugün yine iki hatadan bahsetmek gerekiyor ki, bu iki hata (bugün aktüel olduğu gibi) devrimci mücadelede tarihi boyunca en sık rastlanan ve bu tarihi mücadele sürecinin başından sonuna kadar gündemde olma özellikleriyle en kadim hataları temsil etmektedir. Bunlar, devrimci sınıf siyasetini sağdan veya soldan okuma ya da devrimci çizgide sağa meyil eden ve sola meyil eden yorumlar, anlayışlardır. Düşünce tarihinin diyalektik bir kaderi ve fikir faaliyetinin tabii seyri olarak vuku eder bu karşıtlıklar. Bundandır ki, bunlardan kaçınılamaz ve hatta bunlar yadırganamazlar. Düşünce, siyaset, teori ve dolayısıyla pratiğin gelişmesinde objektif (veya sübjektif) bir meydan okuyuş hali olması bakımından yadırganamaz ve sakınılamaz olmalarına karşın,  bu karşıt eğilimlerin doğru-yanlış mücadelesi zemininde bilimsel gerçekliğe oturtulması şarttır. Şarttır çünkü, iki yanlış bir doğru etmez. Sağ anlayışın alternatifi sol anlayış, sol anlayışın alternatifi sağ anlayış değildir. Sağ ve sol hata genellikle mümkün olsa da, bunların birbirine reaksiyon-tepki olarak filizlendiğine de sıklıkla tanıklık yapılmıştır. Her ikisinin de yanlış olduğunun altını çizmekte yarar vardır. Dolayısıyla, sağ hatanın olması sol hatayı haklı çıkarmaz, sol hatanın olması da sağ hatayı haklı çıkarmaz.

Doğru çizgi/siyaset, teori-pratik bütününde sağ-sol olmak üzere ikisinden arınmış, ne ilerisinde ne de gerisinde olmak koşuluyla nesnel gerçeğe uygun ve bilimsel düşünceyle örtüşen tahlil-tespite dayalı siyaset veya çizgi niteliğidir. Bu bağlamda sağ eğilime karşı mücadelede sola meyletmemek, tersinden de sol eğilime karşı mücadelede sağa meyletmemek diyalektik bilimsel tutum olarak şarttır. Sağa karşı sola savrulmak, tersten yanlışa düşerek sağa karşı mücadeleyi zayıflatır. Aynı biçimde sola karşı sağa savrulmak da benzer yanlışa düşerek sola karşı mücadeleyi zayıflatır. Etkili, güçlü ve bilimsel mücadele ancak doğru çizgi ve siyaset zemininde yürütülebilir. Bir yanlış başka bir yanlışla alt edilmez. Yanlışın panzehiri doğrudur…

Zayıflık ve yetersizlikler bakımından zengin olan devrimci hareket koşullarından ne anlaşılmalıdır? Ya da bu zayıflık ve yetersizliklere aynı zenginlikle sahip olan devrimci veya Komünist hareketin birer parçası olan her parti-örgüt açısından durum ne anlam taşır?

Bu sorulara bir açıdan verilecek yanıt şudur: Zayıf ve yetersizlikler taşıyan ve hatta bu zaviyeden zengin olan devrimci hareket ve bunun her bir parçası, tarif edildiği zayıflık ve yetersizlikler durumuna bağlı olarak üstlendiği görev ve sorumluluklar karşısında negatif-geri durumdadır. Zayıflığı ve yetersizliği bu anlama gelir, böyle anlaşılır. Zayıf ve yetersiz tarifi yapıldığı taktirde; güçlülükten, yeterlilikten, başarıdan ve sorunsuz bir gidişattan pek tabiî ki söz edilemez. Bunun çıplak biçimde anlaşılması gerekir. Dolayısıyla kabul edilerek sahiplenilen zayıflık ve yetersizlik durumu karşısında, ‘’şu yapılamıyor, bu yapılmıyor, gerilik var, sağ var, sol var’’ gibi-gibi bir dizi eleştiride bulunmak bilinmezi açıklama, bilinmeyeni icat etme veya sorunu aşma mahareti taşımaz! O halde doğru tavır-tutum nedir? Bahsi geçen zayıflık ve yetersizliklerin giderilmesi için gerçekçi ve bilimsel çözümlerin ortaya koyulması, hepsinden de önemlisi bu zayıflıkların aşılması için doğrudan pratiğe girerek durumu değiştirme eyleminde bulunmaktır…

İkinci açıdan verilecek yanıt ise şudur: Sağ eğilimlerin hangi koşullarda boy verdiği hatırlanmak durumundadır. Zayıflıklar ve yetersizlikler egemen ise, bu şartlarda sağ eğilim ve fikirlerin filizlenmesi için ideale yakın şartlar var demektir ve bu şartlarda keskin devrimci fikirler gibi, bunların aksine sağ fikirlerin boy vermesi tamamen olanaklıdır. Yani, ister devrimci hareket ölçeğinde olsun ve isterse tek-tek parti-örgütler çapında olsun, eğer içinde bulunulan durum zayıflıkların egemen olduğu bir durum ise, burada sağ eğilimlerin gündeme gelmesi sürpriz değil, anlaşılır bir gelişmedir. Bahis konusu şartlarda, tek taraflı olarak dört başı mamur militan bir eğilim ve ruh halinin gelişmesinden bahsetmek hayal olur. Ama sağ eğilimlerin gelişmesi veya gelişme koşullarından bahsetmek gerçeğe uygun olur…

Hiç şüphesiz ki, koşullar, nesnellik, şartları anlamak vb vs onların esiri olmak anlamına gelmez. Zayıf ve geri durumu kabullenmek anlamına hiç gelmez. Bilakis her şarta karın devrimci görev ve sorumluluklarda ısrar etmek, devrimci irade ve duruşu yükseltmek ertelenemez devrimci tutumdur. Hatta sağ eğilimlerin eleştirilmesi de reddedilemez bir devrimci görev ve sınıf mücadelesi tavrıdır. Sorun şu ki, her şeyi aynı torbaya koyarak ve her şeyi mahkum ederek, en küçük sorunu büyük ilkesel sorun haline getirerek sol uç noktadan eleştirmek de hatalıdır. Eleştiri ve ideolojik mücadele mekanizmalarının doğru kullanılması, güvenlikten demokratiklik normlarına kadar bütünlüklü bir sorumluluk içinde yürütülmesi zorunludur. Eleştiri ve ideolojik mücadelenin geliştirici, birleştirici ve yapıcı niteliği esastır. Bunu karartan her yöntem hatalıdır. Şayet eleştiri ve ideolojik mücadele geliştirmeye, değiştirip ilerletmeye hizmet etmiyor, tersine geriletip zayıflatmaya ve hatta yıkıp bozmaya hizmet ediyorsa orada sorun var denmektir. Bu durumda yürütülen eleştiri ya da ideolojik mücadele amacı dışında işlev görüyor demektir ki, bundan sakınmak en doğrusudur… 

Bütün bunlar ne anlama gelir? Eleştiri yürütürken nesnel gerçekliğin dikkate alınmasının gerekliliğine işaret eder. Öyle ya da böyle nesnel durumun tezahürü de olan çıplak gerçeklik üzerinde dar eleştiri ufkuna düşmeden sürecin bütünlüklü eleştirisiyle sorunu çözmeye cüret eden ve bütünlüklü eleştiriden hareket ederek parçacı mahkumiyet tavırlarına düşmeden sorunu sahiplenici ortak çabanın örgütlenmesine girme tavrı sorumlu devrimci bir anlam kazanır. Elbette sağ tehlike, pasifist eğilim, dejenerasyon, geri anlayış ve yaklaşımlar bugün yaygındır. Ve bu durum ciddi bir sorundur. Lakin vurgulamakta fayda var ki, bu durum karşısında sol anlayışlarla ortaya çıkmak ve bu durumun gerektirdiği mücadele ihtiyacını sol açıdan geliştirilen eleştirilerle karşılamak bir başka yanlışa düşmektir. Sağ pasifist eğilim ve bunun pratik tavra yansımaları önemli bir sorunken, bu durum karşısında gelişen sol anlayış ve eleştiriler, çözüm değil, sağa soldan eklenen başka sorunlar rolü olmaktadırlar.

Bugün on eleştiridense, bir müspet pratik yeğdir. Günün ihtiyacı budur. Eleştiri zemini zengin ve kullanılmaya müsait bolluktadır. İsteyen, devrimci hareket ve tek-tek parti-örgütü yerle yeksan edebilir eleştiri yağmuruyla. Nitekim bunu yapan da gereğinden fazlasıyla vardır. Ama bir eksiği tamamlayan son derece azdır. Sözü bırakıp eyleme geçen pek azdır. Konuşan-eleştiren çok ama yapan azdır. Sorun buradadır. Devrimciler sorumluluktan ve sorumlu davranmaktan tecrit değildir. Onların asıl işi pratiktir. Heyecana gerek yok ki, kast ettiğimiz bu pratik devrimci teoriden bağımsız bir pratik tarifi değildir. Fakat, her kesin konuştuğu ama bu herkesin konuştuğunun çeyreği kadar iş yapmadığı koşullarda, devrimciler bu niteliklerine uygun taşıdıkları sorumluluk gereği konuşmaktan çok pratiğe girmeyi tercih ederler…

Bugün burjuvazi azgınca devrimcilere saldırmaktadır. Mutlak bir egemenlik ve otorite peşindedir burjuvazi. Tek söze tahammül etmeyecek kadar azılı ve kudurgandır saldırısı. Belli bir başarısından söz etmek de yanlış olmaz. Bu şartlarda devrimin sahiplenilmesi elzemdir. Burjuvazinin çanağına su taşırcasına devrimcileri karalama zemininde eleştiri yağmuruna tutarak zayıflatmak en hafifiyle aymazlıktır. Bunu yapan yeterince vardır. Devrimcilerin bundan kopması ve bunlarla aralarına kalın çizgiler çekmesi şarttır. İster burjuva cepheden olsun ve isterse devrimci sınıf hareketi içindeki aymazlar(hatta bozguncular) cephesinden olsun, devrim cephesindeki kazanımlara yoğun bir eleştiri bombardımanı yaşanmaktadır. Devrim cephesindeki kazanımların anlamsızlaştırılması, karalanması, gözden düşürülüp değersizleştirilmesi bu saldırı biçiminin en masum olanıdır ki, bu devrimci cephe adına konuşmaktan geri durmayan aymaz ve bozguncu tiplere aittir. Burjuvazi ise, devrimcilere ve devrimci cephe kazanımlarına çok daha acımasız ve haydutça saldırmaktadır. Bu koşullarda, devrimciler devrimci hareket ve partilerin sorunlarını kendi sorunları olarak sahiplenme bilinciyle hareket etmeli ve en önemlisi de eleştiriye odaklandıklarının birkaç katı daha fazlasıyla devrimci mücadele ve örgütlenmenin geliştirilmesi pratiğine harcamalıdırlar. Devrimcilik burada anlam bulur. Belli tarihi kesitler, devrimcilere sorumluluklar yükleyerek sorunları ayırarak öne çıkarmalarına yol açar. Burjuvazi tarafından boğulmak istenen devrimci hareketin, bir de devrimci cepheden bunaltıcı tekrarlarla sıralanan eleştirilere boğulması sorumlu davranış olamaz. Burjuvazinin saldırıları karşısında devrimcilerin birleşmesi doğal devrimci reflekstir ve bu devrimcidir. Devrimcilerin bu birliği mutlak eleştirisizlik anlamına gelmez elbet. Lakin saldırılar karşısında önce birlik olmak gelir, eleştiri sonradır, saklı kalır.

Özellikle, devrimci mücadele adına dinamizm gösteren, mücadeleyi omuzlayan, şu ya da bu ölçüde devrimci duruş ve temsiliyeti sürdüren yapılara, kadrolara ve devrimcilere dönük yıpratıcı, yıkıcı, tahripkar eleştiri biçimi kabul edilemezdir. Ne yazık ki, yaygın olarak görülen şudur; devrimci mücadele ve örgütlenmede ısrar eden, onu şu veya bu biçimde temsil ederek sürdüren yapılar ve kadrolar teşhir hedefine koyulup ‘’eleştiri’’ adına yıkıcı saldırıların odağına oturtulmaktadırlar. Devrimci cephedeki kazanımlar adeta baltalanmaktadır… Bu, olağan bir eleştiri ve devrimci sorumluluk değildir… Eleştiri veya ideolojik mücadele doğru metotla birlikte, doğru devrimci anlayıştan beslenmiyor ve devrimci çizgi temelinde vücut bulmuyorsa, tahribatlara yol açması veya olumsuz rol oynaması kaçınılmaz olur. İnsanları hata ve olumsuzluklara sürükleyen özel tercihleri değil, çizgi sorununda kilitlenen anlayış sakatlıklarıdır.

Kaba materyalist olan toptancı yaklaşımdan sakınmak zorunludur. Objektif ve analitik seçiciliğe sahip olmak bilimsel olandır. Her süreç iki yandan oluşur. Doğru ve yanlış yan yana bulunur. Bunları seçerek ayrıştırmak bilimsel tutum ve adil olandır. Olumsuzu gördüğümüz kadar, olumluyu da görmek durumundayız. Bir şey ya da bir süreç ya yanlış ya da doğrudur katılığında değerlendirilemez. Egemen yan kuşkusuz ki vardır ama bu tali yanı ortadan kaldırmaz. Hata ve eksiklikler esas eğilim olabilir ama bu olumlulukları reddetmeyi gerektirmez. Sağ pasifist eğilim ve zayıflıklar önem kazanabilir ama bu sol hataları hoş göstermez. Diyalektik bilimi öğretici kılavuzdur. Ciddi yanlış ve hataların olması her şeyin olumsuz olduğu anlamına gelmez. Her şeyi kötülemeyi gerektirmez. Yanlışa karşı mücadele etmek ne kadar hayati ise, doğruları sahiplenmek de o kadar hayatidir. Bu bakış açısına sahip olunmaz ise, karamsarlığa saplanmaktan kurtulunamaz… Gerilemelerin, bırakmaların, kendiliğindenciliğin, boş vermişliğin, örgütlenmeyi gereksiz görmenin, baneneciliğin ve bencilliğin her türü tam da bu karamsarlığın eseri olan kırılmalardır. Devrim karamsarlıktan değil, devrimci iyimserlikten beslenir…

Şartlar devrimcidir! Devrimci kitle dalgalanmaları mümkündür. Devrimci hareketin yükselişi bir temenni değil, devrimci emareler ile objektif şartların koşulladığı gelişme yönüdür… Gece karanlık ise, gündüz aydınlıktır. Karanlığı yırtacak bu kuvvet kitlelerle birleşen devrimci savaşa hastır!…

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler