Connect with us

Makale

İ.Hakkı Adalı Yazdı: Halk Gençliği “Aksaçlılar”ın Değil, 33’lerin Hayallerini Yarım Bırakmayacaktır!

Kadın ve gençlik, sokaktaki ayak seslerinin gürleşmeye başladığı, itirazlarını örgütlü birleşik bir güce dönüştürmenin araçlarını oluşturmaya giriştiği şu sıralarda “Aksaçlılar”ın uyarılarına elbette kulak kabartacaktır ve sessiz kalmayacaktır. Fakat, gençlik, “Aksaçlılar”ın bugüne kadar gittiği, denediği ve önerdiği yoldan değil, “O” yolla bağlarını radikal biçimde koparan ‘71 devrimci kopuşunun devrimci önderleri olan İbrahimlerin, Mahirlerin, Denizlerin, Mazlumların açtığı yoldan, tarif ettiği güzergahtan yürüyecektir

AKP-MHP faşist iktidarının kendinden öncekilere rahmet okuturcasına uygulamaya soktuğu politikaları ve yayılmacı emeller doğrultusunda savaş ve işgale kilitlenmiş yöneliminin ekonomik, toplumsal-siyasal alanda ortaya çıkan sonuçlarının yıkıcı etkisi karşısında toplumun çeşitli kesimlerinden yükselen itirazlara “Aksaçlılar”da katıldı. Yurttaşları “daha cesur ve daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya” çağıran sanatçıların ardından “Aksaçlılar” da kamuoyuna bir bildiri yayınlayarak “hepimiz tehdit altındayız” dedi. 101 “Aksaçlı”nın imzasının bulunduğu bildiri sanatçılar girişiminden farklı olarak gençlere seslenmesiyle dikkat çekiyor. Bildirinin AKP-MHP faşist iktidarını ve politikalarını hedef alırken iktidarı uyarması, muhalefete ise iktidarın “topyekûn” tehdidi karşısında “topyekûn” karşı koyuş için “demokrasi ittifakını’’ geciktirmemesi yönündeki seslenişi imzacılara bakıldığında hayli anlamlı. Fakat en önemlisi de “Aksaçlıların” gençlere hitaben “size hak ettiğiniz aydınlık ülkeyi bırakamamış olmaları’nın’’ özeleştirisini vermeye çalışmalarıdır.

En sağından “en sol” una, liberalinden faşistine kadar birçok kesimin buluştuğu bildirinin pandemi sürecinin ekonomik ve siyasal alandaki etkisinin halk kitlelerinde görünür olmaya başladığı ve sokaktaki seslerinin yavaş yavaş ama sistemli bir biçimde yükselmeye başladığı bir dönemde tecrübeli, deneyimli, görmüş-geçirmiş “Aksaçlılar”ın imzasıyla ortaya çıkması ise ayrı bir tartışma konusu olmaya aday.

Kadına yönelik şiddet ve katliamlarındaki artış, devamında iktidar tarafından “İstanbul sözleşmesi”nden çekilmenin tartışmaya açılması, kadına yönelik şiddeti yeniden gündem yaparken, yaşanan kadın katliamları erk egemen sisteme ve devlete olan itirazları tekrardan ve daha canlı olarak sokağa taşıdı. Yürütülen kampanyalar, sokağa taşınan itirazlar destek görerek büyüyor.

Bir süredir ortak mücadele siperlerinde buluşmanın yol ve yöntemlerini arayan, küçük küçük denemelerle sokağa inen gençlik, adımlarını büyütmeye başladı.  Suruç katliamının yıl dönümü vesilesiyle 33 düş yolcusu yoldaşına verdiği sözü yineledi ve sokakta güçlü bir şekilde “hayalleriniz yarım kalmayacak” dedi. Bazı alanlarda ise faşizmle mücadeleyi anlayacağı dilden artık sokakta yürüteceğinin de işaretini veriyor.

Bunlar sırf toplumun bir kesiminin gidişata ve faşizme yönelik itirazları. Toplumun diğer kesimlerinin itirazları da mayalanıyor. İşçi sınıfı pandemi sürecinin perdelediği hak gasplarını sorgulamaya başladı, sarı sendikaların pasif tutumuna rağmen güçlü itirazların hazırlığını yapıyor. Çevreciler, ezilen inançlar, LGBTİ’ler vb… toplumun diğer kesimleri baskıya rağmen talana, ayırımcılığa, ötekileştirmeye itirazda ısrar ediyor.

Kürt ulusu ise, milli zulme karşı direnişinden geri adım atmıyor. Yerel yönetimlerine el konması, siyasetçilerinin tutuklanması karşısında kendini yeniden yeniden örgütleyerek mücadelesini yürütürken, faşizmin işgali karşısında ise işgal edilen yerleri düşmanına dar ediyor. Gerillanın yaratıcılığıyla, bilinçli dinamik rolü karşısında düşmanın bel bağladığı teknik teneke yığını haline gelmiş durumda. Gerillayı durduramıyor.

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da bunlar olurken, sınır ötelerinde de durum iyiye gitmiyor. Suriye’de ve Libya’da sıkışıyor. İdlip’te çetelerin hamisi olarak Ruslar karşısında verdiği sözleri tutamayan faşist iktidar, çetelerle karşı karşıya gelmiş durumda. İdlip’i çetelerle tutmaya gücü yetmiyor ve on binlerce askerle ve araç-silahlarla idlip’te tutunmaya çalışıyor. Libya’da da durum beklendiği gibi gitmiyor. Mısır “sınır güvenliği” gerekçesiyle her an Libya iç savaşına Hafter’den yana dahil olabilir. Almanya, Fransa, İtalya üçüncü ülkelerin Libya’ya silah sevkiyatı karşısında yaptırım yapmayı planlıyor.

İçte mayalanan ve yer yer sokakta radikalleşen kitlelerin mücadelesi, Birleşik mücadelenin sistemleşen milis eylemleri, “bitirdik” propagandalarına rağmen gerillanın taktik yeteneği düşmanı şaşkına çevirmiş durumda.

Dışta da iflasla yüzü yüze gelmiş yayılmacılık hayalleri, iç siyasette kullanılmaktan başka işe yaramayan efelenmeler.

Sonun başlangıcı olmasada, her yönüyle tıkanmışlık hali ortada. Tüm diğer gelişmeler ekonomik olarak yaşanan krizle birlikte ele alındığında faşist iktidarın sahip olduğu medya üzerinden toplumu tutsak eden eski şaşaalı propagandalarını yapmakta zorlandığı da bir gerçek.

Bunları ve daha fazlasının söylenebileceği bir süreçte “Aksaçlılar”ın yayımladıkları bildiri birçok açıdan anlamlı olmaktadır. Gidişatı okumaları, tehlikeye işaret etmeleri bakımından kullandıkları argümanlar doğrudur, öngörüler ise ciddiye alınacak türdendir. Saçlarını ağarttıkları sürecin birikiminden ve tecrübelerinden süzülen öngörüler demek yanlış olmaz. Toplumu uyarması ve faşist iktidarı hedef göstermesi, faşizme karşı “sesinizi yükseltin” demeleri bu anlamda değerlidir.

Lakin, işaret edilen tehlikenin AKP-MHP faşist iktidarıyla gündeme gelmediğinin belirtilememesi, iktidar karşıtlarına “ittifak” çağrısı yaparak karşı devrim güçleriyle, liberalleriyle, yorgun demokratlarıyla toplumun ileri dinamiklerini buluşturmaya çalışması AKP’yi iktidara taşıyan “ehven-i şer”ciliğin (veya “yetmez ama evet”çiliğin)farklı bir versiyonu olarak okunmaya adaydır. “Yetmez ama evet”ten ders çıkarılamamıştır.

Dikkat çeken bir yanda, “Cumhuriyetin temel kurumları”nın bugüne kadar kimden yana ve nasıl bir işlev gördüğü deneyimlenmemiş olacak ki bugün “tek tek işlemez hale getiriliyor” denerek “cumhuriyet Kurumları’nı- “geçmişi” aramaları “Aksaçlılar”ın tecrübelerini sorgulatır niteliktedir. Anlaşılıyor ki, gençlere hak ettikleri “aydınlık ülkeyi” neden bırakamadıklarını bunca deneyim ve tecrübeye rağmen hala çözebilmiş değiller.

“Aksaçlılar”ın saçlarını ağarttıkları sürecin aynısını gençlere tekrarlatmaktan ve yaşatmaktan başka bir şey önerememeleri üzücüdür. Gençliğin böylesi bir geleceğe özlem duymadığı, aksine “33”lerin hayallerine sahip çıktıkları görülememektedir.

Kadın ve gençlik, sokaktaki ayak seslerinin gürleşmeye başladığı, itirazlarını örgütlü birleşik bir güce dönüştürmenin araçlarını oluşturmaya giriştiği şu sıralarda “Aksaçlılar”ın uyarılarına elbette kulak kabartacaktır ve sessiz kalmayacaktır. Fakat, gençlik, “Aksaçlılar”ın bugüne kadar gittiği, denediği ve önerdiği yoldan değil, “O” yolla bağlarını radikal biçimde koparan ‘71 devrimci kopuşunun devrimci önderleri olan İbrahimlerin, Mahirlerin, Denizlerin, Mazlumların açtığı yoldan, tarif ettiği güzergahtan yürüyecektir.

Günün Haberleri

More in Makale