Takip Et

Perspektif

Her Adrese Açık Anonim Tavsiyeler

Lokal bir sorunda doğru olmak totalde doğru olmak anlamına gelmez. Dahası, lokaldeki doğruluk total doğruya zarar verecek biçimde kullanılamaz. Esas olan azınlık değil, genel çoğunluk-kolektiftir. Parça-bütün ilişkisi gibi. Parçanın bütüne feda edilmesi ne anlama gelir? Parçadaki durumu genelin önüne koymamak veya parçanın çıkarını genelin çıkarının önüne koymamak, parçayı tali ele alıp bütünü esas almak anlamına gelir. Lakin parça ile bütün ilişkisi her durumda bu zaviyeden okunmaz. Örneğin parçaya karşı alınan tutum veya parçanın zayıflaması/zayıflatılması, bütünü-kolektifi öyle ya da böyle etkiler. Eğer parça bütünle çatışmamış ise, bilakis bu parça bütünle birlik-uyum halinde ise, parçanın zayıflatılması doğrudan bütünün zayıflatılması anlamına gelir.

Kelimenin olumlu manasında uyanık olmak bizler için her zaman gereklidir, hatta vazgeçilmezdir. “Hinliğine uyanıklık” değil, olumlu anlamda uyanık olmak ne demektir? Buna verilecek yanıtlar arasında her durumda ve her zaman istisnasız olarak yer alacak en genel yanıt bilimsel davranmak biçiminde verilebilir. Diğer muhtelif yanıtları bir kenara koyarsak, uyanık olmanın karşılığı mantıklı olmak ve/veya bilimsel davranmaktır. Uyanık olmanın en doğru karşılığı budur ve uyanık olmaktan bu anlaşılmalıdır.

Uyanık olmanın bu tarifi, ‘‘ince eleyip sık dokuyan” ya da ‘‘bin ölçüp bir biçen” olmamızı salık verir. Mümkün mertebe yanlışa düşmemek, azami gayretle en az hata yapmak, hataları minimuma indirmek ve mükemmel olamasa da ona en yakını başarmak benimsenmesi gereken perspektiftir. Gerek muhatap olduğumuz olay ve olgular karşısındaki davranış, tepki, tavrımız olsun ve gerekse de bu olay ve olguların doğru yorumlanarak anlaşılması bakımından olsun, soğuk kanlı davranma basiretiyle genel ya da somuttaki amaç, ilke ve ideolojik-politik hedeflerimizin çıkarlarına uygun davranmayı becerebilmeli, sınıf orijininden tecrit olmayan bu doğrultuyu terk etmemeliyiz. Bilimsel ve mantıklı yaklaşım budur, bunu gerektirir.

Bazen hiç hesaplamadığımız halde ve hiç istemediğimiz biçimde küçük/büyük hatalar yapar ve bunların faturasını bir biçimiyle (hafif ya da ağır) öderiz. Hemen her kes bunu yaşamı, özellikle de mücadele yaşamı içinde tecrübe etmiştir. Amaç ve niyet farklı olduğu halde sonuç daha farklı olmuştur, olabilmektedir. İstemsizce yapılan hataların hepsi son tahlilde yapılan hatadan pişmanlık duymakla sonuçlanır. Sonradan pişman olmamak için atacağımız adımları titizlikle seçmeli, en sonunda söylenecek şeyleri en başta söylemekten sakınmalıyız. Bu anlamda aceleci olmamalı, şeylerin iki yanına bakarak tek yanlılığa düşmemeli ve ulaşabileceğimiz tüm ayrıntılara vakıf olduktan sonra belirlemelerde bulunmalıyız. Aceleci tavırların çoğu kez bizleri pişmanlıkla yüz yüze getireceğini unutmamalıyız. Pişmanlığın önemi istemeden verilen zarar veya tahribattan ileri gelir. Hataya düşüp zarar vermemek için ne aceleci olmalı ne de karar vereceğimiz şeyde tek yanlı ve yetersiz bilgilerle harekete etmeliyiz. Genellikle gerçeğe ulaşmak için yeterli zamanımız vardır ve gerçekler kaçmazlar. Onun için acele etmeden ve muhtemel yanlışa düşmeden mümkün olan en geniş zamanı kullanmalı ve en ayrıntılı-yeterli bilgiye ulaşmayı hedeflemeliyiz. Bilimsel davranmak ve önlenebilir olan hatalardan sakınmak böyle mümkün olabilir…

Yaptığımız ya da yapılan hatalar bilinçli ya da bilinçsiz olmak üzere esasta iki kategoride toplanır, iki niteliğe ayrılırlar. İrademiz dışında düştüğümüz hatalar düzeltilmeyi gerektirecek düzeyde ciddi ve ama kavrayışsızlığın ürünü olması bakımından makul karşılanacak niteliklerdedirler. Fakat irademiz dahilinde bilinçli olarak yaptığımız hatalar ise, düzeltilme süreci ciddi ideolojik mücadeleyi gerektiren ve her durumda anlayışla karşılanabilecek kadar masum değildirler; hatadan ziyade suç niteliğine girerler. Bunların tarifi, ciddiyetlerine bağlı olarak ilke, kural, disiplin vb. vs. çerçevesinde ele alınarak cezai yaptırımlarda karşılık bulur…

Meselemiz suç veya cezai yaptırımlar değil, önlenebilir hataların ve bazen de istenmediği halde göz göre göre yapılan hatalara dikkat çekerek bunları engellemektir. Bu tür hatalar genel olarak metot sorunundan veya hatalı yöntem sorunundan ileri gelir ki, dikkat çekmek istediğimiz tam da budur. Dolayısıyla bilimsel davranmanın önemiyle birlikte, yöntemde de bilimsel davranmanın önemine işaret ediyor, bu konuda gerekli hassasiyetin taşınmasına vurgu yapıyoruz. Evet meramımız suç veya ceza meselesini öne çıkararak bunun üzerinden bir tartışma yürütmek ve bu unsur üzerinden disiplinle sınırlı biçimsel bir bilinçlenmeyi amaç edinmiyoruz. Tersine tüm meseleyi doğru/yanlış yargısında ele alıyor, tepkisel reflekslerle düşülebilir muhtemel hatalardan sakınılmasını amaçlıyoruz. Fakat, hataları tartıştığımız zemin devrimci sınıf mücadelesi ve hareketiyle ilgili bir sahadır ki, burada sosyalist hareket ve bireyleri adına uyanık olmak, sınıflar mücadelesinin önümüze koyduğu bir zorunluluktur. Sadece ve her durumda iyi niyetle hareket etmek, olumsuzluk veya kötü olasılığı hesaba katmamak, gelişmeleri yalnızca görünen yanlarıyla sınırlı okumak ve bunlarda bir arka planın olmadığı kesin kanaatinden hareket etmek vb vs ön görmediğimiz bir dizi olumsuzlukla karşı karşıya gelmemize yol açabilir. Muhtemel olumsuzluklara düşmemek veya bunlarla karşılaşmamak için azami dikkati-uyanıklığı taşımak durumundayız. Sınıflar mücadelesi acımasızdır; “sürprizler” ve sıra dışı gelişmelerle doludur. Bütün tecrübe bunu kanıtlar…

Uyanık olmak, doğru ile yanlışı isabetli olarak ayrıştırmak, dostlarla düşmanları aynı hassasiyetle doğru ayrıştırmak, görünen ile görünmeyeni hesaba katmak, dolayısıyla her şeyin görünenle sınırlı olmayıp görünmeyen yanlarının da olduğunu/olacağını varsaymak, her hangi bir tavır-tutumun hangi sonuçlara yol açacağını ve son tahlilde hangi saflara zarar vereceğini vb. es geçmeden incelemeyi gerektirir; en önemlisi de bütün bu ögelerin dikkate alınıp açığa çıkarılmasından sonra değerlendirmelerde bulunmayı gerektirir. Tersi yaklaşım amacımız dışında hatalara sürüklenmemize-sürüklenmeye yarar…

***

Devrimci sınıf hareketi cephesinde proleter devrimci mücadele saflarının bir kurumu olarak bulunuyoruz. Mütevazi mevzileniş ve pozisyonumuzu böyle tanımlayabiliriz. O halde bütün gelişme ve olayları, sorun ve çelişkileri bu pozisyon ve mevzilenişimize uygun olarak ele almak durumundayız. Proleter devrimci sınıf mücadelesinin ve dolayısıyla da bu mücadele mevzisinin stratejik unsuru olan hareketimizin temsil ettiği proletarya ve halkların çıkarlarını esas alıp gözetmek durumundayız. Bütün hareket noktamız bu temel meseleden beslenir, bundan feyz alır. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu devrimde konumlanan hareketimizin çıkarları ve son tahlilde devrimin hedefleri ve proletarya ile halkın çıkarları açısından karara bağlanır; bu terazide ölçülür. Proleter devrimci bir hareket söz konusu ise, ona zarar vermek, devrime ve halka zarar vermek anlamına gelir. Doğru ya da yanlış tarafta olmanın en genel ölçütü budur.

Lokal bir sorunda doğru olmak totalde doğru olmak anlamına gelmez. Dahası, lokaldeki doğruluk total doğruya zarar verecek biçimde kullanılamaz. Esas olan azınlık değil, genel çoğunluk-kolektiftir. Parça-bütün ilişkisi gibi. Parçanın bütüne feda edilmesi ne anlama gelir? Parçadaki durumu genelin önüne koymamak veya parçanın çıkarını genelin çıkarının önüne koymamak, parçayı tali ele alıp bütünü esas almak anlamına gelir. Lakin parça ile bütün ilişkisi her durumda bu zaviyeden okunmaz. Örneğin parçaya karşı alınan tutum veya parçanın zayıflaması/zayıflatılması, bütünü-kolektifi öyle ya da böyle etkiler. Eğer parça bütünle çatışmamış ise, bilakis bu parça bütünle birlik-uyum halinde ise, parçanın zayıflatılması doğrudan bütünün zayıflatılması anlamına gelir. Bütün veya kolektifin parçalardan teşekkül olduğu düşünüldüğünde, bütünün parçası durumundaki bu uyumlu parçaya tavır almak doğrudan bütünü/yani kendimizi zayıflatmak anlamına gelir. Daha da önemlisi, belli bir bütün olarak belli bir muhatapla ideolojik mücadele-tartışma içinde olunduğu koşullarda, bu ideolojik tartışmanın hedefine dönük yaklaşım gerekçesiyle ideolojik-siyasi safımız olan bütünün bir parçasına aldığımız tavırda kim zayıflamış ve kim güçlenmiş olur, bunun iyi muhasebe edilmesi lazımdır! Devam edelim; içinde bulunduğumuz ideolojik-siyasi hareketin bir parçasına da olsa yürüteceğimiz eleştirinin dışa açık yapılması, internet gibi ortamlara taşınması kimi-neyi yıpratarak zarar verir, bunun bin kez düşünülmesi gerekir! Son yılların kötü modası (teknolojik olanakların gündeme getirdiği kötü moda), iç sorunların internet ortamlarında tartışılması ve bu tartışmaların güvenlik, deşifrasyon ve illegalite meselelerinin dikkate alınmadan yürütülmesidir ki, bu tarz asla devrimci değildir. Devrimci olana zarar verendir, tahrip edip yozlaştırandır. Devrimci sorumluluk ve samimiyet bu konudaki hoyratlıkla bağdaşmaz.

Bu meselenin bir önemi şudur. Söz konusu alan üzerinden yürütülen her tartışma ve ifade edilen her şey bizlerden daha çok, objektif olarak internet-teknolojiyi kontrol eden düşmanın denetim ve bilgisine sunulmaktadır. Bu sahada yürütülen her tartışma veya ifşa edilen her bilgi düşmanın eline geçmektedir. Bu bilgileri alan düşman, bu bilgiler üzerinden planlar, komplolar, oyunlar kurmakta ve devrimci hareketleri deşifre edilenlerin dışında daha ciddi tehlikelerle karşı karşıya bırakıp darbeler vurmakta, en kirli emellerini gerçekleştirme fırsatı bulmaktadır. Dolayısıyla, internet-teknolojik alanları hoyratça kullananlar, yani iç tartışmaları, özel meseleleri, illegal bilgileri buralar üzerinden ifşa edenler objektif olarak düşmana hizmet ediyor demektir. O halde bu alanı kötü kullanan devrimcilerin bu alanı terk etmesi, tartışmalarını bu alan üzerinden yürütmemesi en doğrusudur. Burjuvaziye servis edilen bilgilerin düşman tarafından değerlendirildiği, kullanıldığı unutulmamalıdır. Verilen bu bilgilerin, düşman tarafından devrimci hareketler ve bireyler aleyhine kullanıldığı, komplo ve oyunlar devreye soktuğu unutulmamalıdır. İşte uyanık olmanın en önemli noktası budur. İnternetde yazılanların kimler tarafından ne amaçla ne doğrulukla yazıldığı belli değildir. Art niyetsiz eleştirilerle art niyetli eleştiriler iç içe geçmekte ve hatta hatalı olarak bu ortamlarda yapılan eleştiriler art niyetli unsurlar-düşman unsurları tarafından kullanılmaktadır. Bütün bunların dikkate alınarak ilgili tartışma kültürü ve tarzının terk edilmesi gerekliyken, o ortamlarda yazılan bilgilerin art niyetli düşman unsurları tarafından da servis edildiği bilinmelidir… Devrimcilerin amaçları belli olduğu gibi, kullanacağı araç ve yöntemler de bellidir. Nasıl ki, dedikodu ortamı devrimci değil ve düşman bu mekanizmayı kullanarak devrimci hareketleri güvensizlik vb. şartlarına iterek emellerine ulaşıyorsa, teknolojik saha da düşmanın oynadığı kirli alandır. Kirli ortamlar asla devrimcilerin tenezzül edeceği ortamlar değildir. Buna rağmen kullananların ise niyeti tartışmalıdır…

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler