Connect with us

Perspektif

Görev Bizlerin, Zafer Proletarya Önderliğinde Devrimci Halkların Olacak

Siyasi iktidar uğruna savaşımda geçerli olan şudur; ya düşmanı devrimci zor yoluyla yeneceksin ya da düşmanın seni zor ve şiddetle ezip yenecek, kölelik boyunduruğu altında tutacaktır. Ya yenecek ya da yenileceksin, ya savaşacak ya da teslim olacaksın. Bunun dışında ara bir yol yoktur. Devrim muğlaklık, ikirciklik ve tereddüt tanımayacak kadar net ve keskindir. Mücadele bu kadar keskin ve uzlaşmazdır. Çünkü mücadele uzlaşmaz sınıflar arasında seyreden köklü bir düşmanlıktan beslenmektedir. Sınıflar mücadelesinin evrensel geçerliliği şu ki, silahlı devrim ile silahlı karşı-devrim savaş zemininde karşı karşıya olacaktır. Ta ki, gericilik yer yüzünden süpürülüp atılana kadar

Devrimci mücadele süreçleri amansız sınıf düşmanlığıyla biçimlenen acımasız doğasının tüm zorluk ve bedellerini yaşayarak tecrübe edilmiş, bu acımasızlıklar içinde birikim yaratarak gelişmiştir. Kansız-bedelsiz, özverisiz kolaylıklar ve barışçıl uyum içinde geçen tek bir devrim istisnası gösterilemez, yoktur. Büyük fedakarlıklarla göğüslenen ve ağır bedellerle omuzlanan mücadele pratikleri sınıf savaşımlarının değişmez bir niteliği, zorunlu biçimidir.

Tüm tarih tanıktır ki, devrim mücadelesi zorlu militan mücadelelerde tutsaklıkla, kan ve ölümle ödenen ağır bedeller, büyük yıkım ve kıyımlar üzerinde yükselmiştir. Bu bedellerin omuzlanmasını reddetmek sınıf çatışmasının doğasını unutmak, son tahlilde sınıflar mücadelesini reddetmekle eşdeğerdir. Bedelsiz mücadele yoktur, mücadeleyi kazanmak için bedel ödemek kaçınılmazdır. Sınıflar mücadelesi bir şey üzerine kuruludur ki, bu alenen devrim sorunudur ve devrimin konusu siyasi iktidardır. Siyasi iktidar uğruna savaşımda geçerli olan şudur; ya düşmanı devrimci zor yoluyla yeneceksin ya da düşmanın seni zor ve şiddetle ezip yenecek, kölelik boyunduruğu altında tutacaktır. Ya yenecek ya da yenileceksin, ya savaşacak ya da teslim olacaksın. Bunun dışında ara bir yol yoktur. Devrim muğlaklık, ikirciklik ve tereddüt tanımayacak kadar net ve keskindir. Mücadele bu kadar keskin ve uzlaşmazdır. Çünkü mücadele uzlaşmaz sınıflar arasında seyreden köklü bir düşmanlıktan beslenmektedir. Sınıflar mücadelesinin evrensel geçerliliği şu ki, silahlı devrim ile silahlı karşı-devrim savaş zemininde karşı karşıya olacaktır. Ta ki, gericilik yer yüzünden süpürülüp atılana kadar.

Karşı-devrim en yüksek nitelikte örgütlenmiş silahlı bir güçtür. Bütün, tahakkümü ve egemenliğini silahlı gücüne, buna uygun örgütlenmesine ve bundan doğan şiddetine dayanır. Bunun dışında ayakta duramayacak kadar kof ve çürüktür. O halde onun örgütlülüğüne ve silahlı terörüne karşı, işçi sınıfı ve geniş halk kitlelerinin silahlı devrimci mücadelesini geliştirmek zorunluluk ve elzemdir. Aslında  bu tartışma tarihsel olarak karara bağlanıp bitirilmiştir. Bunda bir muğlaklığa, tereddüt ve tutarsızlığa, devrimci savaşı sorgulamaya, esnetmeye yer yoktur. Tek sorun, bilinçli devrimci güç ve silahlı mücadele pratiğinin geçicilikle tuttuğu pasları söküp atarak militan duruşla daha kararlı rotaya sokmaktır.

Bugün bunun şartları yakın geçmişe oranla çok daha elverişlidir. Bu imkanı sunan politik gelişmelerdir. Şartlar, devrimci mücadeleyi günbegün olgunlaştırmaktadır. Onlarca, belki yüzlerce çelişki ve çatışma işçi sınıfı ve toplumsal kitleleri kavramış durumdadır. Azgın sömürü, ağır çalışma şartları ve hak gaspları işçi sınıfının direnişlerine tanıklık etmektedir. Kadınlar her zamankinden daha ağır baskı cenderesine alınıp nefes alamayacak durumu getirilmiş, dakikalarla ölçülür katliamlar zemininde uyandırılmış toprak misali ayaktadırlar. Yaşam alanları zehirlenip yok edilen köylüler objektif devrimci potansiyel olarak direniştedir. Pervasız baskılar ve ağır yaşam şartları geniş halk kitlelerini bezdirmiş, mücadele ve direnişlere girişmesine yol açmış, devrimci arayışlara yönelmiş durumdadır. Evet bugün devrimci mücadelenin gerekliliği daha geniş toplumsal kitleler içinde yaygınlaşarak çok daha açık bir ihtiyaç olarak görülmektedir.

Mevcut durumu devrimci çalışma ve pratikle  değiştirmek, hem mümkün hem de şarttır

Tekelci sermayenin zenginlikleri talan etmek için göz diktiği bakir topraklarımıza dozerlerini, yıkım araçları ve tahripkar talan projelerini sokmaları yerel halkın direnişleriyle karşılaşsa da, yaşanan gerçekler kitleler nezdinde silahlı devrimci güçleri aranır hale getirmiştir. Bu gerçekler silahlı mücadele ve devrimci savaşımızın gerekliliğini gözler önüne sererken, silahlı savaş güçlerinin ilgili yerellerdeki zayıflığının nelere mal olduğu da kitleler tarafından açıkça his edilmektedir. Büyük sermaye şirketleri adeta sahipsiz kalmış köylerimizde at oynatmakta, hoyratça köylüleri şiddete maruz bırakmakta, sularını, topraklarını ve tüm doğasını zehirleyerek yok etmektedirler.

Aynı saldırganlık çocuk istismarından, kadın ve çocuklara taciz-tecavüzle zulmedilerek katledilmelerine, hırpalanıp karanlık dehlizlerde yok edilmelerine, işkence ve cinayetlerinin internetlerden canlı olarak yayınlanmasına kadar cüretkar bir kudurganlıkla nüfuz etmektedir. işkence edilerek öldürülüp bir kenara atılmasına yeterli bir sebep olarak görülen kadının bu durumu, iktidarın şeri kanun ve kararlarıyla serbest bırakılması normalleşmekte, bu ortam vahşi cinayetlere özgürlük alanı doğurmaktadır. Küçük yaştaki çocuklara reva görülen iktidar destekli alçakça saldırılar kadının “kaderine“ benzer mecrada boy göstererek dinci gericiliğin eksilmeyen cani skandalları olarak eksik olmamaktadır.

İşçiler talan ve sömürü çarkının devam etmesi için zorunlu çalışmaya tabi tutularak covid-19 salgınının kucağına atılarak ölüme itilmektedir. Artan devasa işsizlik işçilerin başında ‘‘Demokles’in Kılıcı‘‘ gibi sallanırken, açlık ve yoksulluk boyutu işçi ve emekçileri çaresizlik içinde intihar etmeye sürüklemektedir. Kürt ulusu ve diğer azınlıklar ile ezilen inanç gurupları, ırkçı-milliyetçi faşist baskı, zulüm ve katliamlar eşliğinde esaret altına alınmakta, muhalefet eden ve eleştiren her kes mahkemelerden hapislere, polis ve özel güvenlik güçlerinin iktidar destekli faşist şiddetine maruz bırakılmakta, en vahşi baskılara tabi tutulmaktadır. HDP, tekçi-faşist linçe tabi tutulup terör damgasıyla saldırıların hedefine koyulmakta, TTB üzerinde terör örgütü olarak aynı biçimde hedef gösterilerek azgın bir devlet terörü estirilmektedir. Erdoğan ve şürekâsı, kişiliksiz tetikçileri olan Bahçeli ve Perinçek gibi ırkçı-tekçi faşist güruhu da yedekleyerek şuursuz bir saldırganlık, linç ve açık faşizm uygulamaktadır. Bütün bunlarda şaşılacak, yadırganacak ve yakıştırılmayacak hiçbir şey yoktur. Onlar kendi siyasal doğasına uygun olanı yapıyor. Onlardan daha iyisini beklemek, insani değer ve özelliklere sahip olmalarını istemek ham hayal olur. Onlar görevlerini, bizler görevlerimizi yapacağız; bunda ters olan bir şey yoktur.

İşte meselenin can alıcı yeri burasıdır; onlar görevlerini yaparken, bizler görevlerimizi yapıyor muyuz ya da ne kadar yapabiliyoruz! Bütün sorun budur. Burada tartışıp kafa yormak gerekir. Yukarıda işaret ettiğimiz üzere, geniş toplumsal kitlelerde yaygın bir hoşnutsuzluk boy vermekte, işçi, köylü emekçi kesimlerde parçalı da olsa direniş ve mücadeleler artarak vücut bulmakta, bilinçli devrimci hareket ve demokratik güçlerde yeterli olmasa da ileriye dönük bir duruş ve irade sergilenmektedir. Baskının olduğu yerde isyan sadece kaçınılmaz değil, meşrudur, haktır. Kendiliğinden bir isyan ya da kendiliğinden bir patlamayı beklemek devrimin tabiatına aykırıdır, devrimcilikle bağdaşmaz. Nesnel şartları inceleyerek, gözlemleyerek gelişmelere öngörüyle yön vermek ve ön açıcı olmak devrimci görevdir. Şartların değiştirilmesi esprisi budur. bu durum devrimcilerin önündeki görevdir. Bunda yetersizlikler, zayıflıklar olduğu genel doğrudur. Ancak bu durum da devrimciliğin durumu değiştirme dediğimiz görev alanına girer. Mevcut durumu devrimci çalışma ve pratikle  değiştirmek, hem mümkün hem de şarttır.  

En kötüsü, faşist baskı koşulları ve zayıflıklarımızla biçimlenen mevcut şartlar karşısında, toplumdaki hoşnutsuzluk, işçi-emekçi kitlelerdeki direniş ve mücadele gelişimini, yani devrimci hareket ve durumdaki gelişmeyi gözden kaçırarak faşist baskıları tek yönlü görüp karamsarlığa kapılma halidir. Ki, devrimci değiştirme pratiğinin en büyük kösteği budur. Militan devrimci mücadelenin geliştirilmesinde ve şartların devrimci değişiminde negatif etken olan tek şey elbette karamsarlık dediğimiz ideolojik kırılma değildir. İdeolojik kırılma hatırı sayılır bir neden olmakla birlikte, devrimci ve demokratik mücadele ve güçlerin birleştirilememesi-birleşmemesi devrim cephesinin zayıflıklarında önemli bir neden ya da faktördür.

Doğa-çevre-ekoloji mücadelelerinin parçacılık halinin birleştirilmesi, yani değişik yerellerde cereyan eden bu direniş ve mücadelelerin ortak bir potada buluşması, bugün elde edilen kazanımların çok daha fazlasını sağlayacağı gibi, ilgili mücadelenin çok daha büyük bir etkiye kavuşmasını sağlayacaktır. Aynı şey, demokratik mücadelelerin ve güçlerin birleşmesi, işçi ve emekçi kesimlerin parçalı direniş ve mücadelelerinin birleştirilmesi, en önemlisi de bu direniş güçlerinin ortak zeminlerde buluşması küçümsenemez bir mücadele dinamiğini gündeme getirecektir. Bu, önemli kazanım ve sonuçların elde edilmesini kolaylaştırıp mümkün kılacaktır.

Dahası, doğa-ekoloji mücadeleleriyle işçi-emekçi kesimlerin ve kadınların tüm toplumsal kitlelerin ortak paydalarda buluşup tek cephede mücadele etmelerinin sağlanması çok daha büyük bir mücadele enerjisini açığa çıkarıp kazanımlar elde edecektir. Devrim mücadelesi bütün bu mücadele ve çatışma alanlarını kapsayan bütünsel mücadele muhtevasıdır. İlgili direniş ve mücadelelerin hiç biri demokratik mücadele dışında olmayıp devrimci mücadelenin konuları ve içerikleridir. O halde devrimci güçlerin bütün bu sürece, direniş ve mücadele dinamiklerine, tüm çelişki alanlarına dönük müdahaleci siyasetler geliştirerek toplumsal kitlelere umut olması  görevleridir,; kaçınamayacakları sorumluluk alanlarıdır. Bunu başarmak, kazanımlardan öteye devrimin ivme kazanarak gelişmesine yol açacaktır. Fakat bu kolay bir iş değildir.

İşaret ettiğimiz mücadele ve güçlerinin birleştirilmesi meselesi aşılması gereken bir sorun olmakla birlikte  kolayca başarılacak bir gelişme değildir. Bilinçli devrimci hareket veya güçlerin zayıflığı ve zaafı buradadır. Oysa sözkonusu mücadele birliği sağlanabilirdir. En geniş kapsamda olmasa da, önemli güç ve mücadele dinamiğinin birleşik mücadelesi örgütlenip başarılabilir.  Dar gurup çıkarları ve basit hesaplar değil de, devrim ve mücadele kaygısı esas alınıp öne çıkarılırsa, ama sözde değil pratik gerçekte bu yapılırsa ortak devrimci görev paydalarında birleşik bir mücadele cephesi oluşturulabilir. Bu konuda bilinçli-örgütlü devrimci harekette zaafların tam aşılmadığı rahatlıkla söylenebilir. Ancak buna rağmen bu bilinç ve yönelimin somut olarak taşınması, pratik çabaların gösterilmesi ötelenemez bir şarttır.

Bu şartın yerine getirilmesinde temel sorunlardan biri, örgütlü devrimci hareket bileşenlerinin kendi örgütsel yapılarını sağlam zemine oturtup militan mücadelede boy gösterecek duruma getirmeleridir. Nitekim yaşanan mevcut tecrübe ve pratikler bunu doğrulamaktadır. Küçümsenemez sayıda devrimci ve demokratik güçlerin oluşturduğu kurumsal mücadele birliği mevcut olmasına karşın, bu bileşen sayısına uygun bir pratik ve mücadele dinamizmi sergilenememektedir. Bunu sebebi, ilgili hareketlerin örgütsel güç ve yapılarının zayıf olmasıdır. Dolayısıyla mesele dönüp dolaşıp her hareketin kendi örgütsel yapısına dayanmakta, orada düğümlenmektedir. Bundan hareketle, her devrimci yapının örgütsel güç ve durumunu geliştirme göreviyle karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz.

İşte, burjuvazi görevini yaparken, ‘‘bizler görevlerimizi yapıyoruz muyuz‘‘ sorusuna verilecek en gerçekçi yanıt burada anlam kazanır-kazanıyor. Kuşkusuz ki, görevlerimizi yerine getirmek için samimi devrimci çaba içindeyiz. Güçlerimiz oranında bir irade ve pratik sergiliyoruz. Fakat açık ki, bu kadarı yetmiyor, yetmez. O halde örgütsel yapılarımızı daha da sağlamlaştırıp örgütsel gücümüzü büyütüp belli bir niteliğe taşımamız zorunludur. Bu örgütsel yapı ve niteliğin öznesi olan savaşçıları, kadro ve önderleri devrimci militanlık zemininde yetiştirmek ve yaratmak kaçınılmazdır. Mücadelenin her niteliği bu zeminde olanaklı ve etkili olacaktır.

Gelişme anda yapılanlarla ilerletilir

Bizler neler yapacağımıza gönüllü olarak karar vermiş olup, verdiğimiz karara uygun davranmakla yükümlüyüz  ve bu yeteneğe de sahibiz. Fakat bunu öznel dünyamıza göre veya keyfiyet ve bir rastlantı eseri olarak ele alamayız. Tamamen bilinçli bir tercihle sınıf mücadelesinin görev ve sorumlulukları temelinde pozisyon almak, halkın ve devrimin ihtiyaçlarına göre hareket etmek ve devrimci eylem pratiğini geliştirmek zorundayız. Konumlandığımız devrim mevzileri bizlere hangi görevler yüklüyorsa, sorumluluklarımız ona göre ve o kadardır. Bu sorumluluğun asgari görevi devrimdir. Verdiğimiz kararın çerçevesi bundan daha geri ve daha az değildir, olamaz. Ezilip sömürülen milyonlara karşı sorumluluğumuz tarihi bir sorumluluktur ki, bu, proleter dünya devrimi ve onun önkoşulu olan parça devrimden başka bir şey değildir.

Sarsılmaz bir ideolojik-siyasi doğrultu duruşu, istikrarlı ve kararlı bir siyasi iktidar mücadelesi pratiği, bu pratikte göğüslenen devasa bedeller ve bu bedellerle yaratılan devrimci miras ve anlamlı değerler  Komünist kimliğimizin kanıtları olarak sınıf mücadelesindeki yerimizi tanıtmaktadır. Destansı direniş, kahramanca çarpışma ve mücadeleler üzerinden yükseldiğimiz büyük bir hazinedir. Komünist ilke, teori, ideoloji, strateji, siyaset ve örgüt/Parti kurumsallaşmasıyla menzil ettiğimiz doğrultu yenilmez bir yürüyüştür. Büyük bir tarih yazılmıştır. Ancak tarih yeniden ve yeniden yazılmaya muhtaçtır. Bu tarihsel rezerv yerinde tutularak sonsuza dek kullanılacak bir garanti sağlamaz.

Üstü küllenen veya aktüel pratikte yeterince temsil edilmeyen bir hazine ne kadar zengin olursa olsun somut ihtiyaca cevap olamaz. Geçmiş tarih ve ideolojik-teorik-siyasi arka plan kredisine yaslanıp yetinme ve onu tüketme lüksü daha fazla sürdürülemez. Ki bu hazine gereğinden fazla kullanılarak pratikte tüketilmiş duruma getirilmiştir. Komünist ve Devrimci hareketin günbegün eriyen örgütsel pratik ve mücadele aynasına bakıldığında bu birikimin tüketildiği görülmektedir. Geçmişin üzerine eklenen, geçmişi ilerletip geliştiren pek az şey vardır. Ekseri geçmiş tüketilmiştir. Devrim birikimi ve tecrübeleriyle geçmişe dayanır ama ‘‘şimdinin‘‘ sorunu olarak somutlanır, şimdinin devrimci görevleri ‘‘şimdi‘‘ yapılır. Ancak, günün somut sorunlarını açıklayan  politikaların üretilmesinde kesinlikle kabızlık vardır. Yeni kazanım ve ilerlemeler son derece cılızdır. İlerleme sadece geçmişe yaslanmakla ve geçmişle övünmekle sağlanamaz. Gelişme anda yapılanlarla ilerletilir.

Proletarya partisinin devrimci savaş tarihiyle ne kadar övünsek yeridir. Ölümsüzleşen yoldaşlarımızın kahramanlıklarıyla ne kadar övünsek haktır. Onları saygıyla yaddetmek devrimci görevdir. Fakat aynı tarihi, aynı kahramanlıkları ve aynı saygıyı yaşatarak yaratmak da önümüzde duran devrimci şarttır. Onlara bağlılık bununla anlamlıdır. Aksi halde Onları ve O geçmişi sömürmekten öteye geçemez, devrimci tutarlığa sahip olamayız. Meselemiz yoksul dünyanın kurtuluşu ve insanlığın özgürleşmesi ise, görevimiz devrim, işimiz savaştır. Kitlelerin kendiliğinden gelişen devrimci hareketine hayranlık besleme durumuna düşen bir devrimcilik, aslında büyük bir aciz içindedir ki, bu ruh hali esasta çözülmenin eşiğidir. Oysa, devrimci hareketin geliştirilmesi doğru orantılı olarak bu devrimci güçler tarafından ve önderlikleri altında pratiğe dökülmek durumundadır. Ne yazık ki, devrimci hareketi geliştirmesi gereken bilinçli devrimci güçler bu misyonunu yerine getirememekte, kitlelerin kendiliğinden gelişen hareketlerine gıptayla bakmak durumuna düşmüşlerdir. Kim öncü-önder, kim harekete geçirilmesi gereken kitledir, bu ,bugün tartışılmaya muhtaçtır adeta.

Görevimiz devrim, işimiz savaştır

Bu durum günün gerçeğidir, ancak değişmez veya  değiştirilemez bir gerçeklik değildir. Tersine değiştirilebilir ve değiştirilmesi şart ve mümkün olan geçici bir durumdur. Komünist devrimciler sadece gerici kasırgalara göğüs germe yeteneğinde değil, devrimci kasırgalarla dünyayı sarsma yeteneğindedirler. Onların yazdığı tarih tanıklarıdır. Bunda kuşkuya yer yoktur! Komünistlerin iradesi kırılamaz, tarihsel mücadelesi karartılamaz. Buna ölümsüzlerimiz kadar, bedel ödemekten sakınmayan özgür tutsaklar, ölü bedenlerine basarak sokakları fetheden kadınlar, köhne yaşama mahkum edilmek istenen gençler, alın teri kanlarına karışan işçiler, mücadele mevzilerini terk etmeyen komünist ve devrimciler, doğası ve yaşamıyla felaketlere sürüklenen insanlık müsaade etmez.

Tarih geriye doğru değil, ileriye doğru yapılır ve yazılır. Muzaffer olan ilerici sınıfların devrimci savaşıdır. Komünist ve devrimci hareket olarak eksikliklerimize, hata ve yetersizliklerimize karşı acımasız eleştiride bulunmuş olsak da, bilinçli devrimci hareketin çabalarını, pratik ısrarlarını, kararlı irade ve zayıf ta olsa eylem ve kazanımlarını yok sayamaz, inkar edemeyiz. Gerçeğin ifadesi karamsarlık değil, sorunun tahlili ve tespitiyle çözümüne dönük siyasetlerin geliştirilmesi içindir. Acımasız eleştirinin de hakkı ve yeri vardır. Zira, kitleler direnmekte, mücadele etmekte, sokaklara çıkarak  tavırlarını ortaya koymaktadırlar. Buna karşın bilinçli devrimci hareket tüm çaba ve iyi niyetine karşın hala bedel ödemekten sakınan, devrimci eyleme başvurmakta tereddüt eden ve esasta pasif tutumu içinde bulunmayı devam ettirmektedir. Devrimci durum nesnel açıdan olumlu gelişmeler içindedir. Devrimci hareketin gelişmesine az-çok şartlar uygundur. Lakin bilinçli devrimci hareket hala bölük pörçük durmaya, edilgenliğini esasta korumaya devam etmektedir. Şayet devrimci mücadele gelişmiyor ve geliştirilmiyorsa bunun birinci dereceden sorumlusu bilinçli devrimci harekettir.

En azından sürece karşı sorumluluklar taşımaktadır, taşımak durumundadır. Haklı eleştiriden rahatsız olamayız. İnternet ortamlarında mangalda kül bırakmayan cinsten laflar etmekten geri durmayan, konuşurken devrimcilikte sıra vermeyip en keskin devrimci kesilenler ne yazık ki, devrimciliğin gerçek pratiği ve görevlerine gelindiğinde vurdum duymaz davranarak sessizliğe gömülmeyi tercih etmektedirler. Ve yazık ki, bu durum sayılı kişilerle sınırlı olmayıp son derece yaygın bir haldir. Öyle ki, gelinen noktada militan eylem ve mücadele pratikleri bir yana, demokratik mücadele cephesinde bile büyük bir tutukluluk yaşanmaktadır. Kuşkusuz ki, bu kabuğu kıracak en tesirli silah devrimci eylem ve militan mücadeledir. Bu, devrimin stratejik aracı olan örgütten/Partiden bağımsız tasavvur edilemez.

Örgütlenme seferberlikleriyle militan mücadele dinamiğini hem nicel hem de nitel anlamda geliştirmek günün ivedi görevidir. Militan ruha oturmayan devrimci örgüt devrimin görevlerini icra edemez. Nitel ve nicel anlamda küçümsenemez bir potansiyel mevcuttur. Bunu seferberlikler temelinde yürütülecek kampanyalarla örgüte dönüştürmek ve bu örgüt zemininde militan mücadeleler geliştirmek tamamen mümkündür.

Örgütsüz kitleler harekete geçip tepki ve eylemini ortaya koyabiliyorsa, bilinçli devrimciler pekala fazlasını yapabilirler, yapmaya muktedirlerdir. Buna sorumludurlar. Her örgüt kademesi kendi çalışma alanında örgütlenme kampanyaları yürüterek örgütsel gücünü geliştirmekle yükümlüdür. Örgüt niteliği ve niceliğini geliştirerek militan mücadelelerin sergilenmesi için her komite, her çalışma alanı ve her yoldaş seferber olmalı, yoğunlaşmış kampanya çalışmalarıyla sorumluluklarına uygun davranmalıdır. Beklenecek bir şey, kaybedilecek bir zaman yoktur. Görevimiz devrim, işimiz savaştır. İşimizi yapalım, görevlerimize yoğunlaşalım!… Cüret edelim, öne çıkalım, kazanalım! Başarı bizlerin, zafer devrimin, gelecek Komünizm ‘indir!

Günün Haberleri

More in Perspektif