Connect with us

Editörün Seçtikleri

Geleceği Değiştiren Geçmiş Olarak Kaypakkaya’yı Anlamak

Bilmeyi ya da yorumlamayı değiştirme edimine ulaştırmak ve sonrasında bilinçli edimlerle değiştirilenin bilmeyi ya da yorumlamayı aktüalize edip değiştirmesi yeni kıtaları keşfetmeyi sağlayan haritanın vazifesi gibidir. Yani yöntemsel bir eylem kılavuzu olabilmesidir. Bilincin maddeye maddenin bilince dönüşerek yeşillendiği dallı budaklı hayat ağacıda bunu anlatır.

Yunus Emre’nin anlamlı sevdiğim bir sözü var; ” bizi bilmeyen ne bilsin bilenlere selam olsun” Dediği bilmenin erdemine işaret eder.

Bilmek yapmaktır, bildiğini yapmamak bir tarlayı sürüp tohum atmamaya benzer, vecizesi teori ile pratik arasındaki ilişkiyi ya da Marks’ın on birinci tezini çok güzel açıklıyor. Bilginin büyük derdi, bilinmek ve açıklanmak istemesiyse bilginin dermanı da bilinir ve açıklanmış olmasıyla mümkündür. Bin yılların hakikat arayıcılığı antikiteden günümüze olimpiyat oyunlarının geleneksel sürdürülüşü gibi her devrin bilgesince sürdürülmüştür. Somut koşulların somut değişkenliği alt genlerde farklılaşmaya ya da başkalaşıma haiz oldursa da hakikatin özünü kodlayan temel gen aynı kalmıştır. Şeyh Bedrettin’in hakikati ve ortaklık düşüyle, Marks’ın ayakları üzerine oturttuğu felsefesi ve komün düşü arasında aynılık ya da paralellik olmadığını kim yadsıyabilir.

Bilmeyi ya da yorumlamayı değiştirme edimine ulaştırmak ve sonrasında bilinçli edimlerle değiştirilenin bilmeyi ya da yorumlamayı aktüalize edip değiştirmesi yeni kıtaları keşfetmeyi sağlayan haritanın vazifesi gibidir. Yani yöntemsel bir eylem kılavuzu olabilmesidir. Bilincin maddeye maddenin bilince dönüşerek yeşillendiği dallı budaklı hayat ağacıda bunu anlatır. Daha kolay bir anlatımla ancak bildiğinizi değiştirirsiniz, bildiğinizde sizi değiştirir. Diyalektiğin terziliği budur. Çıplak yoksulu giydiren, kuşamlı kralı meydanlara çıplak salan ve ahaliye “kral çıplak” dedirten terzi, praksisin kendisidir. Praksisi kinetize eden ilk hareketidir ve tarihin akışını geri dönülmez biçimde değiştirir. Kulaklara “kral çıplak” diye fısıldayan o çocuk bu ilk hareketi yapmıştır. Kralın muzaffer şekilde endamını arz ettiği meydandan pısırıkça kaçışını hazırlayan o çocuğun “kral çıplak” deyişiydi. Tarihin ilerleyişi de benzer. Cılız da olsa hakikatin söylenmesi ve o cılız sesin koro hali haykırışa dönüşmesi fikrin gerçekleşmesi demektir. Anlaşıldığı üzere muazzam değiştirici etkisi vardır.

Akışın tersine her gidişat farklı bir niteliğin doğum sancısıdır. Semavi dinlerin İbrahim peygamberi akışı değiştiren eylemine bir gece tapınaktaki putları kırarak başladı. O gecenin sabahında her şey değişmemiş olabilirdi ama yeni bir dinin çıkışı için start verilmişti. Süreç bunu sağladı. İbrahim’in put kırıcılığı döneminin tüm ağırlığını yüklenme cesareti olanın, o ağırlığı atacak hüneri de gösterebildiğine güzel bir örnektir. Son asrın İbrahim’i de benzeri faaliyette bulunmuş ve tabu olan bir çok konuda çığır açmış, muhafazakarlaşma ve dogmatiklikten dolayı önünü göremez, değişimi okuyamaz ya da zıttı addettiğinden tam anlamda kopamaz olmuş ideolojik-politik çizgilerden ayrılmıştır. Niteliği veren marksist bilgi teorisini özümsemesi “bilme-yapma”yı hayata uygulamasıdır. Gününü aşarak bugünümüzde güncel olması böyle bir metodolojik cevher taşınmasından ve cevherleri bulup işleyen iyi bir zanaatkar olmasındandır. Yoksa bir çok dönemdaşı gibi belli bir çeperde kalması, dönemsel çekimlerin yörüngesinde salınması kaçınılmaz olurdu. Tarihsel geçmiş, dönemin kitleselliği ve politik atmosferi, en önemlisi de BPKD’nın etkileri gibi faktörler diğer oyuncuları da oyna alıyordu. Fakat İbrahim’in diğerlerinin arasından sıyrılıp gelerek oyun kurucu olmasında onun içsel gelişimi çok alakalıdır ve belirleyici olanda bu içsel gelişim olmuştur.

Son demini dahi iyimserliğini yitirmeden sürdürmesi (savunma taslağındaki kuramsallığa ve babasına yazdığı son mektubunda ki ruh haline bakar mısınız) ve sır vermeden gidişi sanki “ben bugünde kalan bu ana fikirler koyan biri değil, geleceğe yürüyen biriyim ölsem de yaşayan bir fikirim” dememin vesikası gibidir. Gelecekte de var olacağım diyeni o anda söyledikleriyle durağanlaştırmak, tabirin daha doğrusuyla putlaştırmak ne büyük haksızlık olurdu. İbrahim’i bilmek bu anlamda düşünüldüğünde yaşamı bilmektir ve İbrahim ancak bu şekilde anlaşıldığında doğru anlatılabilir. Hayatı 18 Mayısta kalmasıydı bıraktığı beş belge ve onbir ilke üzerine de çok şey koyacağını ve söylediklerini aşacağını söylemek bir kehanet olmasa gerek. Zira onun yaşamı kendini bazen çürütme bazende aşma üzerine ilerlemişti. Okul yıllarının ilk döneminde “Yeşili Sevmiyorum” başlıklı kompozisyon yazan yakası rozetli bir “Atatürkçü”ydü belki de. Sonrasında üniversite yılları geliyor. TİP’le başlayan reformist yasalcı çizgiden FKF tartışmalarında yılmaz bir MDD’ci oluyor. Ve oradan dönemin akıl küpü Doğu’nun PDA’sında yer alırken büyük kavgalar verip tahlillere ulaşarak yollarını ayırıyor. Bunları yaparken hepsini aşarak nitelikler oluşturmuş. Bugüne büyük bir miras bırakmıştır.

Neden Hala Günceldir?

İktidarın askeri temelli, altı oklu faşist paradigmayla yükselen, tepede diktatörlük bayrağının sallandığı bir bina olduğunu söyleyerek kemalizmin kodlarını çözmüştür. Ülkenin siyasal tarihinin cunta, muhtıra, e-muhtıra, darbe, post-modern darbe, tiyatral darbe vd. askeri müdahaleler olması devletin temelinde ordunun şekillendirici olduğunun beyanı gibidir. Bu temelden dolayı Avrupai bir parlamento hiç hayat bulmamıştır, bu nitelikle bulamazda. Her şey altı oku koruma için yapılır ve yerel yönetimlerde dahi aykırılık diktatörlükle bastırılır. Güncel hali kayyumlardır. Devletin açık ya da gizli tüm klikleri askeri faşist diktatörlük tabiatına uyar haliyle varlar. İbrahim’in güncelliği bu haklı tanımın sürmesinden ve şartsız koşulsuz ezilen ulusun kendi devletini kurma hakkı gibi evrenselliği yakalayan doğruları korkusuzca söylemesinden kaynaklanıyor.

Mevcut sistemin inkar ettiği çok uluslu yapı karşısında suni varlığını olumlaması (tek dilli tek milletiz tek dinciyiz başkasını bilmeyiz) tabiatı gereğidir. Bu varlık gayretiyle, imhayı fiziki ve kültürel olarak sürdürmek devletin hâla esasıdır. Ezilen ulus olarak Kürtlerin bu inkara (Kürt yoktur) karşı varlığını dayattığı olumlamasının ilk İbrahim’in tezlerinde bulunması yaşadığı dönemin başka yönden de İboca aşılmasıdır.

Söylenmiş on bir ilkenin uygulanabilirliği aynı coğrafyada farklı bir özne ile hayat bulmuş atmosferi değiştirmiştir. Abartı olmazsa İboca aşı tutmuştur. İbrahim bu ilkeleri çıkarırken elbette söyledikleri sihirle kulağına fısıldanmadı. Bir mucize de gerçekleştirmedi. Yaptığı şey dönem geriliklerine angaje olmadan, öğretilene takılıp kalmadan, sorgulayan araştıran biri olmasıdır. İşin özü o yalnızca tarihsel ve diyalektik felsefeyi içselleştirip uyguladı.

Sona yaklaşırken

Başlarken Yunus Emre’yle başladık. Sona yaklaşırken yine Yunusla bitirelim. Rivayet olunur ki Yunus Mesnevi’yi inceleyince Mevlana için lafı çok uzatmış, şunu söylemek kafiydi: “Ete kemiğe büründüm, Yunus gibi göründüm” demiş. Marksizmin yaşayan ruhunu da Lenin “somut şartlara somut tahlil gerek” özetlemiş. İbrahim Kaypakkaya ezilenlerin tarihinde yarı sömürgeleşmiş bir ülkede büyük insanlığın evine getirdiği fikir ve eylemle misafir oldu. Onu anarak ondan bişeyler almakta hala ısrarcı isek büyük insanlığın evine sahip olmasının yolunu düzlemeli ya da kısaltmalıyız. Tarihin sahipliği sağlansın misafirlik son bulsun diye sonsuz arayış ve yürüyüş doğaldır, lazımdır. Hayat yeni çıkışları sever.

Onu o yapan şeyler mutlaka daha fazlasıdır. Yazarken onu anlatma gayretinde olundu. Övmek gibi bir amaç güdülmedi. Seneler önce Sırrı Süreyya Önder’in söylediği* gibi olsun: “Onu övmek haddimiz değil, buna ihtiyacı da yok.” Anma anlamayla mümkündür. Anlamadığını anamazsın… Bu şekilde İbrahim Kaypakkaya anılmış olsun

Gazete Patika Okuru


*Sırrı Süreyya Önder’in köşe yazısı:
http://m.radikal.com.tr/yazarlar/sirri_sureyya_onder/kirmizi_gul_buz_icinde-1038398

Günün Haberleri

More in Editörün Seçtikleri