Takip Et

Editörün Seçtikleri

Geçmişteki gelecek: 1871 Paris Komünü

28 Mart günü, Paris Komün Meclisi yaptığı toplantıyla faaliyetine başladı. Marx’ın deyimiyle komünün ortaya koyduğu ilk şey kendi varlığı oldu. Bu gelişme, Paris halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Belediyenin etrafında toplanan binlerce Parislinin önünde, Ulusal Muhafız Merkez Komitesi kendini lağvetti. Yetkilerini Komün Meclisi’ne devretti. Binlerce Parisli tek bir ağızdan “Yaşasın Komün” haykırışlarıyla, komünün ilanını kutladı. Paris’te göğün fethedilmesi başlıyordu.

“Bütün iyi yurttaşlar ayağa!

Barikatlara koşun! Düşman

şehrin duvarlarındadır!

Cumhuriyet için, Komün için,

Hürriyet için ileri! Silah başına!”

Milli Selamet Komitesi 22 Mayıs 1871

18 Mart 1871’de Paris Komünü ilan edildi. Komün dünya tarihinin ilk proleter devrimiydi. 72 gün süren bu deneyim, yeni bir tarihsel dönemin başlangıcını işaret etti.

Paris Komünü çıplak bir kavgayı ve muhteşem bir doğrudan demokrasi pratiğini simgeledi. Paris Komünü, proletaryanın kolektif aksiyon yeteneğinin en somut biçim alışı ve yıkıcı bir güç olarak taşıdığı potansiyeli açığa çıkardı. Paris’te yaşanan ütopyanın gerçek oluşuydu, “Gökyüzünün fethiydi.”

Gökyüzünü fethe çıkan Parislilerin (proletaryanın), Versailles’lılarla (burjuvaziyle) mücadelesi hala sürüyor ve sürecek…

1870 Fransa-Prusya Savaşı ve Sonuçları

1848-1850’de Fransa’dan Almanya’ya, İtalya’dan Avusturya’ya kadar kıta Avrupa’sı, devrim dalgalarıyla sarsıldı. Yenilgiye uğrayan devrimler zincirinin en önemli halkalarından biri Fransa’ydı.

1848 Şubat Devrimi proleter bir öz taşıyordu. İşçi sınıfı burjuva cumhuriyetçilerin karşısına toplumsal devrim şiarıyla çıkmıştı. Ne var ki burjuva cumhuriyetçiler devrimin rotasını belirledi. Ve burjuvazi hegemonyasını kurdu.

İşçi sınıfı Haziran 1848’de, burjuvazinin belirlediği sınırları tanımadı ve yeniden ayaklandı.Toplumsal cumhuriyeti kurmak için barikatlara koştu. Fransız burjuvazisi iktidardaydı ve karşı devrimci yüzünü çıplak bir şekilde ortaya koydu. Toplumsal devrim çağrısı Fransız köylüsünü ürküttü. Fransız köylüsü tutucu, küçük mülk sahibi ve bencil bir karaktere sahipti, tereddütsüz burjuvazinin safında yer aldı. Sonuna kadar devrimci kalan tek sınıf, proletaryaydı. Proletarya kendi otonomisiyle hareket ediyordu.

İşçi sınıfı bağımsız ve birleşik bir güç olarak burjuvazinin karşısına cüretle çıktı. Engels proletaryanın bu tutumunun burjuvaziyi çılgına çevirdiğini ve bir öç alma hareketine giriştiğini yazar.

Fransız proletaryası, 1848 Haziran ayaklanmasında ağır bir yenilgi aldı. Ayaklanma bir hafta sürdü. İşçi sınıfı sokak sokak, barikat barikat muazzam bir direniş gösterdi. Binlerce işçi barikat başlarında yaşamını yitirdi.

Yenilgiyle işçi hareketi geri çekildi. Bu süreç bir yanıyla yaraları sarma ve yeniden toparlanma süreciydi. Herşeye rağmen ayaklanma başta Paris, Lyon, Marsilya gibi proletaryanın kalbi olan her şehre tohumlarını serpmişti. Gelecek bu tohumların çatlamasıyla kurulacaktı.

Sessizlik, fırtınalı günlere hazırlık anlamı taşıyacaktı.

Burjuvazi zalimliğine rağmen son derece korkak ve pısırık. Proletaryadan olağanüstü korkusu devam etti. 2 Aralık 1851’de Louis Bonaparte’ın gerçekleştirdiği darbeye, sessiz kaldı. Kendi cumhuriyetine bile sahip çıkamadı. Bonaparte, ardından II. İmparatorluğu ilan etti. Burjuvazi yine sessiz kaldı ve biat etti. Hatta daha sonra  Bonapartizm diye literatüre girecek düzene alkışlarla karşılık verdi. Ekonomik iktidar sahibi olması ve sermayenin güvenliği her şeye değerdi ve siyasal iktidarsızlaşmasının bir önemi yoktu. Burjuvazi bu süreçten sonra birçok ülkede proletaryadan ve devrimden duyduğu korkuyla sık sık Bonaparte’ları iktidara çağırdı.

Marx,  Fransa’da Sınıf Mücadeleleri ve Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’i adlı çalışmalarında bu dönemi son derece ayrıntılı analiz eder. Fransa’da tüm sınıfsal konumlanmalar, klik savaşları, devletin aldığı yeni biçim incelemelerde ele alınır. Fransa’da İç Savaş’la birlikte bu kitaplar, Marx’ın en önemli siyasi metinleridir. Metinler sadece Fransa özgülüne yönelik bir içerik taşımaz, çok daha kapsamlıdır. Olağanüstü devlet biçimleri, devrim ve karşı devrim sarmalı, köylülük üzerine ve genel olarak sınıf savaşlarının bir nevi teori ve pratiğidir.

Gerçekten Fransa’da 1848-52 arası dönem yüksek bir konjonktürü ifade eder. Devrim dalgaları ve Louis Bonaparte pratiği siyasi tarihte ilginç bir momentumu oluşturur.

Fransa’da 1850’li ve 1860’lı yıllar Bonapartist diktatörlük altında geçti. Bu dönemde kapitalizm sıçramalı gelişmeler kaydetti. Bonaparte’nın işçi sınıfına “kızıl tehlike” olarak saldırması ve sınıfı etkisizleştirmesi, sermayeye olağanüstü olanaklar sağladı. Aynı yıllarda yaşanan sanayileşmenin bir başka yansıması ise işçi sınıfının sayısal olarak ciddi oranda büyümesiydi. Diktatörlüğün sömürüyü artırmak ve sınıfı kontrol etmek için yaptığı her hamle, Fransa topraklarında kavgayı besledi. Sınıf mücadelesi giderek keskinleşti. Her eylem ve direniş işçi sınıfının bilinç ve kimliğini şekillendirdi, örgütlenme arayışlarını hızlandırdı. İşçi sınıfı mücadele içinde biriktiriyordu.

Özellikle 1864 yılında gerçekleşen ve bütün ülkeye yayılan grevler Fransız işçi sınıfının yeniden sokaklarla buluşmasını sağladı. Yine aynı tarihte I. Enternasyonal’in kurulması işçi sınıfının mücadelesine güç ve moral kattı.

1860’lı yılların sonunda işçi sınıfı toplumsal-maddi bir güç olarak ağırlığını hissettirmeye başladı. Sınıfın nesnel ve öznel şekillenmesi derinleşti.

İşçi sınıfı zengin bir örgütlülük ağı kurmuştu. Savunma, kredi, yardımlaşma ve dayanışma dernekleri, işçi kulüpleri, kooperatifler, sendikalar bu örgütlenmelerin başlıcalarıydı. İşçi sınıfının mücadele gücü ve örgütlenme kapasitesindeki gelişme, siyasal arayışları beraberinde getirdi.

1870 kritik bir yıl oldu. Ocak ayında Paris’te yapılan gösteriye 200 bin kişi katıldı. Kitlelerin temel sloganı “Yaşasın Cumhuriyet” ve “Kahrolsun Bonapartlar”dı. Yaşananlar, Fransa’da ikinci imparatorluğun bunalımını açığa çıkarmıştı. İktidarda olan üçüncü Bonaparte, otoritesini (1865’ten başlayarak) giderek kaybetmişti.

Bonapartist iktidarın, Prusya’da Bismarck önderliğinde, Alman birliği için atılan adımlar karşısında yetersizliği ve somut bir karşı tutum geliştirememesi, 1860 yılında İngilizlerle imzalanan ticaret anlaşmasının yarattığı problemler Fransız burjuvazisinin, imparatorluğa karşı tepkili olmasına yol açmıştı.

Burjuvazi artık taleplerini karşılayamayan Bonapartist rejimden kurtulmak istiyordu. İşçi sınıfı ve ezilen yığınlar talepleri için sokaklardaydı. 1869 yapılan seçimlerde cumhuriyetçi adaylar oyların yarısını aldı.

Üçüncü Bonaparte, bu süreci tersine çevirmek ve otoritesini yeniden inşa etmek için, Prusya’yla yapılacak bir savaştan yararlanmak istedi. Kazanılacak bir zafer hem Alman birliğini engelleyecek hem de Fransa’nın özellikle Ren’in batısındaki toprakları ilhak etmesini sağlayacaktı. Ne var ki gelişmeler üçüncü Bonaparte’ın istediği gibi olmadı.

1866 yılında Avusturya’yı yenen Prusya, Alman birliğini tamamlamak yönünde önemli aşamalar kaydetmişti. Alman birliği Alman sermayesinin çıkarınaydı ve birlik yeni bir devlet, toplum ve birey ilişkisini beraberinde getirecekti. Bu durum Alman halkını ajite etmiş ve hızla mobilize olmasını kolaylaştırmıştı. Avusturya zaferi, Prusya’nın Fransa’ya karşı savaş hazırlıklarını güçlendirdi.

Bismarck, Fransa’yı kışkırtan ve provoke eden tavırlar sergiledi. Sonunda Bonapartist diktatörlük, Prusya’ya -1870’te- savaş ilan etti. Fransa’nın savaş için hiçbir hazırlığı yoktu. Askeri anlamda son derece yetersiz ve organizasyonsuzdu. Savaş başladığında, Prusya ordusu çok kısa zamanda Fransız birliklerini bozguna uğrattı. Özellikle 2 Eylül’de gerçekleşen Sedan Muharebesi’nde Prusya’nın ezici zaferi, Fransız halkının öfkesini tetikledi.

Paris halkı imparatorluğa karşı ayaklandı. 4 Eylül 1870’te halk, meclisi bastı. Halk, cumhuriyetin ilanını ve Fransa’nın savunulmasını istedi. İşçi sınıfı bu süreçte etkin rol oynadı. Yasama meclisi yaptığı toplantı sonucu imparatoru iktidardan uzaklaştırdı ve cumhuriyet ilan etti. Engels’in tanımıyla Bonapartist diktatörlük iskambilden bir şato gibi çökmüştü. 4 Eylül 1870 Devrimi olarak anılan bu gelişme sonucunda, yeni bir hükümet oluşturuldu. Hükümet kralcılardan ve cumhuriyetçilerin sağ kanadından gelen burjuvaziden kuruldu. Hükümet yapısı itibariyle gerici ve halk düşmanıydı.

Sedan muharebesini Fransa’nın kaybetmesiyle, Prusya birliklerinin Paris’i işgal etmesinin önü açıldı. Bu durum Paris işçilerinin harekete geçmesine yol açtı. İşçiler işgale karşı halkın silahlanmasını istedi. İşçilerin kararlı tutumu karşısında gerici hükümet direnemedi, halk silahlanmaya başladı. Çoğunluğu işçi, esnaf ve küçük memurlardan oluşan 200 Ulusal Muhafız taburu kuruldu. Paris, Prusya güçleri tarafından kuşatılmaya başlandı. Ulusal Muhafızlar, hemen harekete geçerek Paris’in bütün girişlerine barikatlar kurdu ve kenti savunmaya başladı.

Paris’in ve Metz’in kuşatılması Fransız birliklerinin bloke olmasına yol açmıştı. Bu durum halkın gönüllü müfrezeler kurarak, işgale karşı ev ev, sokak sokak hazırlık yapmasını sağladı.

Fransız halkının Fransa’yı ve cumhuriyeti ölümüne savunmasının, uluslararası düzeyde etkileri oldu. Birçok ülkenin ilericileri, cumhuriyetçi Fransa’yı savunmak için Paris barikatlarına geldi. İtalyan birliğini kuran Garibaldi’de oluşturduğu orduyla Prusya birlikleriyle savaştı. Garibaldi, Prusyalılara önemli zayiatlar veren Francis Tireus adlı milisleri örgütledi. Gelişmeler üzerine Prusyalıların tavrı giderek gaddarlığa dönüştü. Her öldürülen Alman askerine karşı 100 sivil kurşuna dizildi. Kentler, büyük mahalleler, köyler yakıldı. İşgal ve yaşanan vahşilikler Fransız halkının öfkesini ve kinini artırdı.

Fransız burjuvazisi ihanet içindeydi. Metz’de kuşatılmış 170 bin kişilik Fransız ordusu direnmeden Prusyalılara teslim olmuştu. Yapılan anlaşma (27 Ekim 1870) Fransa’nın direnişinin kırılması anlamını taşıyordu. Metz rezaleti, Prusya ordusunun güçlü direniş gösteren Fransız birliklerine saldırmasına olanak sağladı. Metz’in Prusyalılara bırakılması, Paris burjuvazisinin korkularını tetikledi. Zaten silahlı halk kitlelerinden son derece korkan burjuvazi, ne şart altında olursa olsun Prusyalılarla teslim anlaşmasının yapılmasını istiyordu. Fakat halk kitleleri Paris’i, işgalcilere terk etmeye niyeti yoktu; onlar sonuna kadar savaştan ve direnişten yanaydı.

Şubat 1871’de, Paris’te, Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi’nin kurulması halkın geleceğini kendi ellerine aldığının somut bir göstergesi oldu. Komite halk iktidarının nüvesi niteliği taşıyordu. Paris’te devrimci güçler gelişiyor ve güçleniyordu. Bu durum gerici Thiers hükümetini telaşlandırdı ve devrimci güçlerin bastırılması için önlemler almasına neden oldu.

Paris’e Karşı Versailles

Paris halkı, “Ulusal Savunma” hükümetinin ihanetinin farkındaydı. Parisliler Ekim 1870’te ve Ocak 1871’de olmak üzere hükümete karşı iki kez ayaklandı. Benzer gelişmeler işçi kenti Lyon ve Marsilya’da da yaşandı. Ayaklanmalar başarılı olmadı, ordu tarafından şiddetle bastırıldı. Hükümet Ocak sonunda Prusya’yla ateşkes imzaladı. Ateşkes sonrasında hükümet, Ulusal Meclis seçimlerinin yapılması yönünde karar aldı.

Gerici güçler, Katolik kilisesinin aktif desteğini alarak etkin bir kampanya yürüttü. Özellikle kırsal bölgelerde kilisenin yoğun faaliyetleri sonucu zengin köylüleri, büyük toprak sahiplerini, büyük burjuvaziyi ve kiliseyi temsil eden kişiler milletvekili seçildi. Meclise seçilen toplam 750 milletvekilinin 450’si kralcıydı.

Meclis yaptığı toplantıda cumhuriyet rejimini reddetti. Krallığın yeniden inşasının zeminlerini örmeye başladı. Bu yönde atılan en önemli adımlardan biri, işçi sınıfından nefret eden, ona düşman ve aynı zamanda oportünist ve zalim bir kralcı olan Thiers’in hükümet kurması oldu.

Ulusal Meclis Versailles’da toplandı. Çünkü halktan; işçilerden, esnaflardan ve aydınlardan yani Parislilerden korkuyordu. Onun için Paris’te toplanmaya cesaret edemiyordu. Bu durum ilerde Fransa’daki sınıf mücadelesinin karakterini belirleyecekti. Versailles gericiliği, burjuvaziyi ve karşı devrimi simgelerken, Paris işçi sınıfını, halkı, devrimi ve komünü simgeleyecekti. Paris halkı ateşkes anlaşmasından dolayı öfkeliydi. Ayrıca Thiers hükümetinin aldığı kararlar, Paris halkının ekonomik durumunu daha da kötüleştirmişti. Paris patlamaya hazır bir bomba gibiydi.

Şubat 1871’de, Paris’te, Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi’nin kurulması halkın geleceğini kendi ellerine aldığının somut bir göstergesi oldu. Komite halk iktidarının nüvesi niteliği taşıyordu. Paris’te devrimci güçler gelişiyor ve güçleniyordu. Bu durum gerici Thiers hükümetini telaşlandırdı ve devrimci güçlerin bastırılması için önlemler almasına neden oldu. Prusya karşısında diz çöken hükümet, halka saldırmak için ordu birliklerini Paris’in üzerine yolladı.

Devrim geliyor: 18 Mart 1871

Parisliler savaşa, açlığa, işsizliğe, egemen sınıfların ihanetine, Ulusal Meclisin cumhuriyeti tehlikeye sokan gerici kimliğine karşı ayaklanmaya hazırdı. İsyan, Paris sokaklarında büyüyordu.

17-18 Mart gecesi, isyan ateşlendi. Kitleler, hükümetin Ulusal Muhafızları silahsızlandırmak istemesi üzerine harekete geçti. İşçiler aynı gece silahlı ayaklanmayı başlattı.

Gerici Thiers hükümeti, Parislileri silahsızlandırmayı ve ani bir baskınla Ulusal Muhafızların toplarını ele geçirmeyi ve Merkez Komitesi’ni tutuklamayı hedefliyordu. Böylece Parisli emekçilerin örgütsel ve silahlı gücü kırılacaktı. Kısacası burjuvazi, proletaryaya karşı savaş açmıştı.

İşçilerin kolektif olarak topladığı paralarla toplar dökülmüş, bu toplar Ulusal Muhafızların denetiminde Paris’in en stratejik tepesi olan Montmartre’ye yerleştirilmişti. Hükümet birlikleri sabaha karşı Paris’e baskın düzenledi ve Montmartre’ye ulaştı. Topları koruyan az sayıda Ulusal Muhafız direnemedi. Toplar hükümet birlikleri tarafından ele geçirildi. Ne var ki topları taşıyacak atlar zamanında gönderilmediği için toplar taşınamadı. Olayın duyulması üzerine Parisliler, işçiler ve Ulusal Muhafızlar Montmartre’ye ulaştı. Askeri birliğe komuta eden general ateş etme emri verse de, askerler emre uymadı. General ikinci kez ateş emri vermesi üzerine, tutuklandı ve Ulusal Muhafızlar topların kontrolünü yeniden ele geçirdi (18 Mart 1871).

Aynı günün öğle saatlerinde Ulusal Muhafız Merkez Komitesi, kendi kontrolündeki birliklere Paris’in merkezine doğru ilerleme talimatı verdi. Birkaç saat sonra Paris’in tüm kritik noktaları Ulusal Muhafızlar tarafından kontrol edilmeye başlandı. Muhafızlarla halk kitleleri kaynaştı. Artık Paris, Parislilerindi. Halkın üzerine yollanan askeri birlikler, isyancı kitleler tarafından bozguna uğratıldı. Thiers ve bakanlar büyük bir korkuyla Paris’i terk edip Versailles’a sığındı. Thiers kendine bağlı bütün birliklerin Versailles’da toplanması için emirler verdi. Böylece dağılmış, bozguna uğramış birliklerin toparlanması amaçlanıyordu. Thiers topyekûn halkın üzerine, devrimci Paris’e saldırmayı planlıyordu.

18 Mart akşamı bütün devlet kuruluşları işçilerin ve Ulusal Muhafızların denetimine geçti. Paris Belediyesi’ne ve Savaş Bakanlığı’na kızıl bayraklar çekildi. Kızıl bayrak 18 Mart 1871 Devrimi’nin simgesi oldu.

18 Mart 1871’de bütün iktidar, Ulusal Muhafız Merkez Komitesinin elindeydi. Ama devrim, başından itibaren Paris halkının ve işçi sınıfının birleşik devrimci gücünün yaratılması problemini ortaya çıkardı. Devrimci bir partinin olmaması problemleri yakıcılaştırıyordu.

Ulusal Muhafız Merkez Komitesi devrimin yarattığı olağanüstü altüst oluşa ve kompleks gelişmelere müdahale etme yeteneğinden yoksundu. En başta dağılmış ve bozguna uğramış askeri birliklerin Thiers’in emriyle Versailles’a gönderilmesine izin vermeyebilirdi. Komite devrimci Paris’in yönetiminde ikircikli davranıyordu. Komite üyeleri, iktidarı “zorla ele geçirmek” suçlamasından korkmaktaydı. Bundan dolayı iktidarı bir an evvel terk etme eğilimindeydiler. Komün seçimlerinin yapılarak, iktidarı Paris Komünü Meclisi’ne bırakmayı hedefliyorlardı. Devrimin olağanüstü gelişmeleri karşısında şaşkına uğrayan ve yetersizlikleri ortaya çıkan komite, son derece kritik devrim günlerinde bekleyerek ya da seçim hazırlıklarına girişerek, karşı devrimci güçlerin Thiers hükümeti etrafında toplanmasına fiilen olanak hazırladı. Eğer Ulusal Muhafızlar, karşı devrimin merkezi işlevi gören Versailles’a doğru harekete geçseydi ve kontrolü bütünüyle ele alsaydı süreç farklı bir seyir izleyebilirdi.

“Yaşasın komün”

Komün Meclisi seçimleri 26 Mart’ta yapıldı. Meclise 86 temsilci seçildi. Paris’in zengin semtlerinden 21 burjuva meclise girdi. Diğer üyelerin yarısı işçiydi, geriye kalanlar ise demokrat nitelikli öğretmen, doktor, çeşitli memur ve gazetecilerden meydana geldi. Burjuva üyeler, komün daha faaliyete başlamadan meclisten çekildi. Komün Meclisi Paris halkının temsilcilerinden oluştu. Meclisin yönetimi işçilerin elindeydi.

28 Mart günü, Paris Komün Meclisi yaptığı toplantıyla faaliyetine başladı. Marx’ın deyimiyle komünün ortaya koyduğu ilk şey kendi varlığı oldu. Bu gelişme, Paris halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Belediyenin etrafında toplanan binlerce Parislinin önünde, Ulusal Muhafız Merkez Komitesi kendini lağvetti. Yetkilerini Komün Meclisi’ne devretti. Binlerce Parisli tek bir ağızdan “Yaşasın Komün” haykırışlarıyla, komünün ilanını kutladı. Paris’te göğün fethedilmesi başlıyordu.

En başta komün, burjuva devlet mekanizmasının parçalanması demekti. 18 Mart 1871 Devrimi’nin gerçekleşmesiyle, burjuva devlet mekanizmasının kilit unsurları Paris’i terk edip Versailles’a yerleşmişti. Burjuva devlet memurlarından bir kısmı ise Paris’te kaldı. Bunlar komünü sabote etmeye çalıştı. Komünarlar eski devlet mekanizmasıyla bir şey yapamayacaklarını gördüler. Parisli işçiler yaşamın kendisi tarafından yönlendirildi ve bonapartçı devlet mekanizmasını fiilen parçaladı. Aslında Paris’te devletsiz bir toplum yaşanıyordu. Komünden 20 yıl önce Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’inde belirttiği gibi yaşanan “devletin komünizmin geleceğinde zorunlu yok oluşuydu”. Bürokratik militer makine yıkılıyordu. Komün bu makineyi parçalamaya çalışarak ve ortadan kardırarak onun antitezini yarattı.

Marx, Fransa’da İç Savaş adlı çalışmasında  komünü ayrıca şöyle tanımladı:

“ Komün bir işçi sınıfı hükümeti, üreten sınıfın gasp eden sınıfa karşı mücadelesinin ürünü, emeğin ekonomik özgürlüğüne kavuşmasının somut siyasal biçimiydi”.

Özellikle devlet mekanizmasının parçalanması sorunu; Marx, Engels ve daha sonra Lenin’in devlet teorisinin mimarisini oluşturdu. Aynı konu anarşistlerle tartışmanın ana zemini olacaktı.

Komünün ilk işi ordunun dağıtılmasına yönelik yayınladığı kararname oldu. Kararnameyle ordu dağıtılarak Paris halkının silahlı gücü olan Ulusal Muhafızlar ordunun görevini üslendi. Silahlı halk, ordunun kendisine dönüştü. Böylece eski devletin militer yönü çökertildi.

Genel oyla seçilmiş Komün Meclisi, burjuva parlamentosu gibi yalnızca yasama organı değildi. Komün hem yasama, hem de yürütme organı gibi faaliyet gösterdi. Meclis doğrudan demokrasiyi hayata geçirdi. Komün temsilcileri, seçimle göreve geldi ve Parislilere (seçenlere) karşı sorumluydu ve seçenler tarafından her an geri çağrılabiliyordu.

Marx bu durumu şöyle anlatmaktadır:

“Komün kentin farklı semtlerinden genel oyla seçilmiş, sorumlu ve her an görevden alınabilir belediye meclisi üyelerinden oluşuyordu. Komün parlamenter bir organ değildi, aynı zamanda hem yasama hem de yürütme organı gibi çalışıyordu.”

Komün temsilcileriyle, tüm devlet memurları işçilerin aldığı ortalama ücrete eş ücret alıyordu. Polis örgütü dağıtılmış, yerine silahlı işçiler getirilmişti. Halkın güvenliği halk milisleri tarafından sağlanıyordu. Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Kilisenin tüm mülkiyetine el konuldu. Bilim, dinin etkisinden kurtuldu. Eğitim zorunlu ve parasız hale getirildi. Yeni okullar açıldı. İşçi çocukları için kreş ve bakım evleri kurulması kararı alındı. Kurulan komisyonlarla gündelik hayat örgütlendi. Gündelik hayat yeniden inşa edildi. Mali komisyonlar, kamu güvenliği, ihtiyaç ve iaşe komisyonları bu faaliyetlerin temelini oluşturdu. Komisyonlar çalışmaları hakkında meclise bilgi verdi ve denetlendi.

Komün çalışmalarını yürütürken, kitle örgütlerinden, sendikalardan ve devrimci kulüplerden destek aldı. Özellikle emekçi ve işçi kadınlar mücadelenin içinde aktif rol oynamaya başladı.

Paris Komünü 72 gün sürdü, bu 72 günde özgürlüğün rüzgârı Paris’in sokaklarında, atölyelerinde, caddelerinde esti.

Komün “yeni bir hayatı” örgütlemeye çalıştı.

İlk adım olarak ekonominin yeniden örgütlenmesi ve emekçi kitlelerin hayat standartlarının yükseltilmesi amaçlandı. Burjuvazinin terk ettiği bütün işyerlerine işçiler el koydu. İşçiler hem üretti hem de yönetti. Çalışma Komisyonu üretimi düzenledi. İşsizlere istihdam yarattı. Yoksul Parislilerin yaşamlarını sürdürmek için rehin olarak emniyet sandıklarına verdikleri eşyalara el konuldu ve sahiplerine iade edildi. O zamana kadar izbe, virane yerlerde yaşayan işçiler, buralardan alınıp kaçan zenginlerin evlerine yerleştirildi. Paris’te tam bir karnaval, özgürlüğün karnavalı yaşanıyordu. Emekçi kitleler komünle bütünleşti. Son derece zengin ve geniş örgütlenmeler kuruldu.

Komünün mimarları ve hamalları

Komünün faaliyetlerinde işçi sınıfı militanlarının son derece önemli rolü oldu. Komün deneyiminin en kritik momentlerinde bu militanlar taşıyıcı rol oynadı. Öne çıkan adlardan biri, Varlin’di.

Varlin çok küçük yaşlardan beri çeşitli işlerde çalışmıştı. Kendi kendini yetiştirmiş, birçok greve katılmış ve çeşitli grevleri örgütlemişti. Varlin, bazı sendikaların kurulmasında rol oynadı. Yardımlaşma sandıkları ve kooperatiflerde yer aldı. İşçi hareketinin aktif militanlarından biriydi. Birinci enternasyonalin Fransa yöneticilerindendi. 18 Mart 1871 Devrimi’nden sonra aktif görevlerde bulundu. Gereç Sağlama Komitesi başkanlığına getirildi. Ayrıca Askeri Komisyon’un üyeliğini yapıyordu.

Macar asıllı bir başka komünar Frankel’di. Frankel, işçi kökenli bir militandı ve Çalışma Komisyonu’nu yönetti.

Komün yöneticilerinin içinde aydınlar da bulunuyordu. Polonya kökenli Yaorslav Dombrowski komünün tarihinde önemli rol oynayanlardan biriydi. Dombrowski Ulusal Muhafız Merkez Komitesi’ne askeri danışmanlık yaptı. Devrim sonrasında, gerici hükümetin tutuklanmasını ve hızla Versailles’da yoğunlaşan karşı devrimci cephenin dağıtılmasını önerdi. Ulusal Muhafızların komutanlarının kararsızlıklarını şiddetle eleştirdi. Gelişmeler, Dombrowski’nin belirttiği yönde seyir izledi. Dombrowski, Paris’in stratejik bölgelerinden birinin komutanlığına getirildi. Ulusal Muhafızların sevgi ve güvenini kazandı. Özgür Paris’in en çok sevilen militanlarından biriydi.

Bunun dışında binlerce işçi, Ulusal Muhafızlar içinde ve komünün çeşitli örgütlenmelerinde yer aldı. İşçi sınıfı komünün hem mimarı, hem de hamalı gibi hareket etti. Kendi geleceğini tırnaklarıyla kazandı. Paris Komünü tarihsel bir başlangıçtı. Arkasından gelen başta Rusya’da Sovyetlerin ve Avrupa’yı saran işçi konseylerinin “ilk denemesi” ve “bir ön taslağıydı”.

Fransız proletaryasını etkileyen siyasal akımlar

Paris Komünü pratiğinde, Fransız işçi sınıfı üzerinde üç siyasal akım etkili oldu.

Bu akımlardan biri Blanquistlerdi. Blanqui 1830 ve 1848 devrimlerinde aktif olarak yer aldı. Uzun süre cezaevinde kalan Blanqui, 1830 yılından sonra Fransız işçi hareketinin en önemli kimliklerinden biri oldu. Teorik ve pratik olarak yaşadığı yüzyılda ütopyacı-toplumcu hareketleri etkiledi. Blanqui, kapitalist toplumun çelişkilerini sert bir biçimde eleştirdi. Devrimci bir azınlığın komplocu bir tarzda iktidarı ele geçirmesiyle kapitalist sömürünün sona ereceğini savunuyordu. Blanqui düşünsel yönelimleri, kararlılığı, inancı ve dava adamı olma özellikleriyle komün günlerinde işçi sınıfının içinde önemli bir akım oldu.

Diğer akım ise anarşistlerdi. Komünarların bir kısmı klasik anarşizmin en önemli kimliği olan (diğer ikisi Bakunin ve Kropotkin’dir) Proudhon’un takipçileriydi. Proudhon yoksulluğun filozofluğunu yaptı. Komünü anarşist devrimin esin kaynağı olarak gördü. Proudhon komünizmin özgür işçi federasyonu birlikleriyle gerçekleşeceğini savunuyordu.

Proudhon’un tezlerini savunan anarşistlerin komünarlar içerisinde azımsanmayacak kadar etkisi vardı. Militan ruhlarıyla komünün atmosferini belirlediler.

Üçüncü siyasal çizgi ise Marksistlerdi. Marx ve I. Enternasyonal, komünü ilk günden itibaren aktif destekledi. Her düzeyde tavsiye ve pratik önerilerde bulundu. Marx ve I. Enternasyonal, Paris’in kuşatılmasına rağmen komünarlarla çeşitli düzeylerde ilişki kurmaya çalıştı. Marx (komün günlerinde yapılan) I. Enternasyonal’in genel kurulunda (30 Mayıs 1871’de), işçi iktidarı olarak komünün doğuşunu selamladı ve tarihsel önemini ortaya koydu. Bu dönemde Bakunin ve taraftarları I. Enternasyonal’in içindeydi. İşçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olduğunu, bağımsız, birleşik ve siyasal bir güç olarak işçi sınıfının ancak kapitalizmi yıkabileceğinin altı çizildi. Komün ve gelecek toplum arasındaki diyalektiğe vurgu yapıldı. Marksist eğilimli komünarlarda kavganın ön saflarında yer aldılar.

Komünün köylülerle ittifakın stratejik önemini kavrayamaması ve önündeki fiziki engeller ve Paris’in işgalci ve karşı devrimci güçlerce kuşatılması, köylülerin 18 Mart 1871 Devrimi’ne katılımını engelledi. Karşı devrim güçleri, komünün tam tersine köylüler içinde etkin faaliyet yürüttü. Komün aleyhtarı propaganda yaptı. Köylüler, işçilere karşı kışkırtıldı. Özellikle kilise ve papazlar kırsal alanda devrim karşıtı çalışmaların başını çekti.

Komünün Yenilgisi

Paris Komünü’nün en önemli sorunlarından biri köylülerle ittifaktı. Komün her ne kadar köylülerle birçok defa ittifak girişiminde bulunsa da çabalar sonuç alıcı olmadı. Her şeyden önce komün köylülerle ittifakın ne derece stratejik önem taşıdığının farkında değildi.

Paris’in her taraftan karşı devrimci güçler ve Prusya birlikleri tarafından kuşatılması, kırsal bölgelere ulaşılmasını engelliyordu. Komünarların köylülerle bütünleşme çabaları başından bloke olmuştu. Bu engeller çeşitli yöntemlerle aşılmaya çalışılsa da somut bir gelişme sağlanamadı.

Komünün köylülerle ittifakın stratejik önemini kavrayamaması ve önündeki fiziki engeller ve Paris’in işgalci ve karşı devrimci güçlerce kuşatılması, köylülerin 18 Mart 1871 Devrimi’ne katılımını engelledi. Karşı devrim güçleri, komünün tam tersine köylüler içinde etkin faaliyet yürüttü. Komün aleyhtarı propaganda yaptı. Köylüler, işçilere karşı kışkırtıldı. Özellikle kilise ve papazlar kırsal alanda devrim karşıtı çalışmaların başını çekti.

18 Mart 1871 Devrimi ve Paris Komünü en başta Lyon, Marsilya, Toulouse, Creusot gibi birçok kent başta olmak üzere, taşrada devrimci gelişmelere yol açtı. Bu dalgasal gelişme, organik bir ilişkinin kurulamamasından ve özellikle Paris’le doğrudan bir bağın oluşturulamamasından dolayı yıkıcı sonuçlar yaratamadı. Bir müddet sonra lokalize olan devrimci gelişmeler, karşı devrimci güçlerce hızla ezildi.

Paris Komünü’nün gerekli önlemleri, gerektiği zamanda almaması, karşı devrim güçlerinin hızla Versailles’da toplanmasına ve organize olmasına yol açtı. Kırk bin kişilik askeri güç Nisan ayında özgür Paris’e karşı saldırıya geçti. Paris, sürekli bombalanmaya başlandı.

Komünarlar muazzam bir direniş gösterdi. Paris Komünü’nün bertaraf olması için Thiers’in ajanları, sabotörleri, suikastçıları Paris’e sızdı. Birçok operasyon yapıldı. Özgür Paris’in direnişi sürerken, gerici Thiers hükümeti Fransa adına Prusya’yla alçaltıcı bir anlaşma imzaladı. Anlaşma gereği, Fransa’nın iki zengin bölgesi Prusya’ya bırakıldı. Ayrıca Fransa savaş tazminatı olarak 5 milyon altın Frank ödeyecekti.

Fransız burjuvazisi Paris Komünü’nden duyduğu korkuyla Prusya’yla son derece onur kırıcı bir anlaşmayı imzalamıştı. Prusya sadece Fransa’yı soymakla kalmadı, komünün yaktığı devrim ateşinin Prusya’yı sarmasını engellemek için de önlemler aldı. Prusya “barış” anlaşması hükümlerine aykırı olsa da, Thiers’e bağlı askeri güçlerin sayılarını artırmasına izin verdi. Bunun yanında Fransız birliklerinin Prusya hatlarından geçip özgür Paris’e saldırmasına göz yumdu.

20 Mayıs günü karşı devrimci güçler Paris’e saldırdı. 21 Mayıs’ta askeri birlikler Paris’e girmeye başladı. Paris sokaklarında şiddetli çatışmalar yaşandı. İşçi sınıfı sokak sokak direniyordu. Barikat savaşları işçilerin kahramanlıklarına sahne oldu. Komünarlar kendilerinden kat be kat büyük bir güce karşı sokak sokak, ev ev savaşıyor, asla teslim olmuyorlardı. Barikatlarda işçiler ve emekçilerin yanında kadınlar ve çocuklar da savaşıyordu. 10 bine yakın işçi barikatların arkasından Paris’i korudu.

Paris, karşı devrime bir hafta direndi. Özellikle işçi mahalleleri en son girilen yerler oldu. Paris’in son barikatı 28 Mayıs günü düştü. Komünarların bir haftalık direniş günleri, tarihe “Kanlı Hafta” olarak geçti. Sonunda özgürlük yenildi, zulüm ve karşı devrim kazandı.

Gerici güçler komünarlara karşı acımasızca davrandı.

Paris tam bir kan gölüne dönüştü. Büyük bir kinle komünarlar katledildi. 30 bin komünar yargılanmaksızın kurşuna dizildi. 40 bin savaşçı ya hapse atıldı, ya da sömürgelere sürgüne yollandı. 72 gün süren Paris Komünü deneyimi, işçi sınıfı mücadele tarihinin en önemli pratiği olarak iz bıraktı. Ezilenlerin büyük şenliği olarak tarihe geçti.

Komün, ütopyanın gerçeğe dönüşmesi, komünarlık; bir dava kadını ve adamı olma ve özgürlük demekti. Gökyüzünü fetheden “Parislilerin” mücadelesi hem bugüne hem de geleceğe ışık tutuyor.

Kaynak: El yazmaları/ Volkan Yaraşır

Kaynaklar:

[1] G. Bourgin, A. Adamov. Paris Komünü; Ağaoğlu Yay., 1968.

[2] Marx, Engels, Lenin. Paris Komünü Üzerine; Sol Yay., 1977.

[3] J. Rougerie. Paris Komünü; İletişim Yay., 1993.

[4] Paris Komünü ve Marksizm; Sarmal Yay., 1996.

[5] K. Marx, Fransa’da Sınıf Savaşımları; Sol Yay., 2012.

[6] K. Marx, Fransa’da İç Savaş; Köz Yay., 1970.

[7] K. Marx, Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’i, Köz Yay., 1975.

[8] P. O. Lissagaray, 1871 Paris Komünü, Payel Yay., 2013.

[9] Lenin, Paris Komünü Üzerine, Odak Yay., 1976.

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler