Connect with us

Editörün Seçtikleri

Frida Kahlo’nun markalaştırılması

Kahlo 1954’te öldükten sonra, ataerkil baskıya direnişin simgesine, feminist bir ikona, ve queer camiasında kült bir figüre dönüştü. Giyim tarzı ve savunduğu politikalarla Kahlo, Orta Amerika’nın marjinalleştirilmiş yerli halklarıyla saf tutuyordu

Bugünlerde nereye baksanız Frida Kahlo’yla karşılaşıyorsunuz. “Fridamani” diye adlandırılan hadisenin temelleri aslında 30-40 yıl öncesine kadar uzanıyor ama 2017 senesi “Fridamani”nin doruk noktası oldu: iPhone kullanıcıları için tasarlanan Frida emojilerinden; Cancun yakınlarında açılan, hiçbir orijinal sanat eserinin yer almadığı, bunun yerine ziyaretçilere Kahlo “deneyimi” sunan bir müzeye; tabaklara sanatçının yüzünün yansıtıldığı bir restorana kadar, Kahlo’nun yüzü akla gelebilecek her biçimde ve mecrada görünür oldu. Sanatçının mirasını korumaya çalışanları dehşete düşürecek asıl olay ise, Britanya Başbakanı Theresa May’in Muhafazakâr Parti lideri olarak yaptığı konuşma sırasında Kahlo’nun çehresiyle bezenmiş bir bileziği takmış olmasıydı: May belli ki kendisinin de Kahlo gibi halkın safında olduğu mesajını vermeye çalışıyordu.

Giderek artan bu Frida Kahlo çılgınlığı, ABD’de kimlik politikasının yükseldiği zamanlarda başladı. Kahlo 1954’te öldükten sonra, ataerkil baskıya direnişin simgesine, feminist bir ikona, ve queercamiasında kült bir figüre dönüştü. Giyim tarzı ve savunduğu politikalarla Kahlo, Orta Amerika’nın marjinalleştirilmiş yerli halklarıyla saf tutuyordu. 1980’ler ve 1990’larda Kahlo’nun popüler imgelemde öne çıkan bir figür haline gelmesi, kimlik politikasının yükselişiyle de ilişkiliydi.

Kimileri Kahlo’nun kendi imajının bu kadar yayıldığını görmekten memnun olacağını iddia ediyor. Kimileri ise, sanatçının küresel bir markaya dönüşmesinin ağır bedelleri olduğu görüşünde. Tufts Üniversitesi’nde Latin Amerika sanatı üzerine ders veren ve 2015’te New York’ta bir Frida Kahlo sergisinin küratörlüğünü üstlenen Adriana Zavala, Kahlo’nun imajının kullanıldığı eşyaların yaygınlığının, son 30 yıldır, sanatçının sanat tarihine yaptığı katkıları sulandırdığını söylüyor. Büyük şirketlerden yana olan ve refah devletinin daraltılmasını savunan bir partiye mensup Theresa May gibi bir politikacının Kahlo’nun imajını kendine mal etmesi, Zavala’ya göre şunu gösteriyor: “Kahlo’yla ilgili popüler algının, politik bir kişi olarak, avangardın bir mensubu olarak Kahlo’nun gerçekte kim olduğuyla hiçbir ilgisi yok.”

“Fridamani”nin yükselişinde dönüm noktası sayılabilecek birkaç olay var: Londra’daki Whitechapel Gallery’de 1982’de açılan Kahlo sergisi; 2005’te Tate Modern’da açılan retrospektif; Madonna’nın Kahlo’ya ait bazı eserleri satın alması ve sanatçıdan sık sık kahramanı olarak söz etmesi, bunlardan bazıları. Ancak bu yazıyı yazarken konuştuğum bütün uzmanlar, bu hadisede büyük ölçüde Hayden Herrera’nın 1983’te yayınlanan Kahlo biyografisinin etkili olduğu görüşünde. Bugüne kadar Arapça, Çince, İbranice ve Litvanca da dahil 25 dile çevrilen kitap, 2002 yılında başrolünde Selma Hayek’in oynadığı Hollywood yapımı filme de konu oldu.

Kahlo’nun bedensel acıyla, duygusal çalkantılarla dolu hayat hikâyesi herkesi büyülemişti. Maymunlarla birlikte, Kolomb öncesine ait otantik eserler arasında geçirdiği hayatı baştan çıkarıcı ve egzotik görünüyordu. Nitekim Herrera’nın kitabında Kahlo’nun sanatı bu egzotik tabloyla iç içe geçirilmiş, resimleri ile hayatındaki olaylar arasında kopmaz bir bağ olduğuna işaret edilmişti; keza kitabı temel alan filmde de canlı çekimler ile Kahlo’nun resimlerine ait görüntüler birbirine karışıyordu. Hayatı ile sanatı arasındaki bu ilişkiyi bizzat Kahlo doğrulayabilirdi: resimlerinin ana konusu, kendisi, Diego Rivera’ya olan aşkı, ve çektiği acıydı.

Kahlo’yu kamusal bilince nakşeden de, onun karakteri ve hayat hikâyesi üzerindeki bu vurgu oldu. Fakat kimi uzmanlar, sonuçta ortaya çıkan popüler Kahlo anlatısının, sanatçının acılarını ve aşk ilişkilerini ön plana çıkarırken, politik kişiliğini, sanatsal buluşlarını ve Meksikalılığını önemsizleştirdiği kanaatinde; Herrera’nın yazdığı biyografiye de benzer eleştiriler yöneltiliyor.

Zavala’ya göre kitap, Kahlo’nun entelektüel geçmişinin, kişisel hikâyesinin yanında ikinci plana atılmasına ve eserleriyle ilgili başka yorumların gölgede kalmasına sebep oldu – 1970’lerde Kahlo’nun çalışmalarının yeniden keşfedilmesinde önemli rolü olan Meksika kökenli Amerikalı sanatçıların yorumları gibi:

“Hayden Herrera’ya saygım büyük, hem Kahlo üzerine kitabıyla hem de diğer çalışmalarıyla sanat tarihine önemli katkılar yaptı. Ancak, ABD’de yaşayan bir Meksikalı olarak, onun kitabının, ana-akım, beyaz, feminist bir Kahlo yorumunda etkili olduğunu düşünüyorum. Bence bu yorum, Kahlo’nun eserlerinin Meksika tarihiyle ve bu coğrafyanın özgül politik koşullarıyla olan ilişkisini önemsizleştiriyor. Kitabı okuduğunuzda Meksika’daki toplumsal ve politik olaylara dair fikir ediniyorsunuz; ama bu fikir, Kahlo’nun patolojilerine dair son derece ağlak, psiko-biyografik bir temsilin yanında önemsiz kalıyor.”

Kahlo’nun etrafındaki yaygın anlatının, hayatını ve eserlerini tüm yönleriyle aktarıyor olsun ya da olmasın, markalaştırma işlevinde müthiş başarılı olduğu ortada; öyle ki, göçmen sorunundaki katı tutumuyla ve serbest piyasa kapitalizmini savunmasıyla bilinen muhafazakâr bir partinin lideri bile, toplumdan dışlananları savunan bir komünistle kendini aynı safta görebiliyor.

Dünya çapında tanınmış sanatçılar arasında ticarileştirmeye kurban giden tek isim Kahlo değil şüphesiz. Eserleriyle ve hayatıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan nesnelerde çehresi kullanılan tek sanatçı da o değil. 2001’de Kahlo’nun yüzü bir ABD posta puluna basıldığında, Meksikalı bir komünistin bir Amerikan ürününe dönüştürülmesi epey infial uyandırmıştı. Bugün sanatçının yüzü kredi kartlarında dahi görülüyor. Kahlo’nun çehresi ticari açıdan o kadar büyük cazibeye sahip ki, Florida merkezli Frida Kahlo Corporation 2007’de ABD Patent ve Marka Ofisi’ne başvurarak Kahlo’nun yüzünü ticari marka haline getirdi.

Kahlo’nun yeğeni Isolda Pinedo Kahlo ile iş adamı Carlos Dorado tarafından kurulan şirket, bugüne kadar sanatçının yüzünün ve isminin ticari amaçlarla kullanılması için pek çok lisans verdi. Cancun’daki Kahlo müzesi ve Kahlo restoranları, oje ve tekila markaları, kredi kartları, kahve makinesi ve filtresi gibi pek çok ürün var bunlar arasında. Şirketin, Meksika Bankası’nın sahibi olduğu Diego Rivera ve Frida Kahlo Müzeler Vakfı’yla hiçbir bağlantısı yok. Vakıf, Meksika halkına miras bırakılan Kahlo ile Rivera’nın eserlerinin ödünç verilme işlemlerini yönetiyor.

Kahlo’nun çocuğu olmadığından yeğeni Isolda Pinedo Kahlo, miras hakkından yararlanarak “FridaKahlo” markasını yarattı. Isolda Pinedo’nun 2007’de ölmesinden sonra markanın yönetimini Beatriz Alvarado üstlendi. Alvarado, Kahlo’nun yüzünü ticarileştirme ve bundan büyük kârlar elde etme konusunda o kadar hırslı ki, sanatçının isminin ve çehresinin kullanılacağı ürünler konusunda en ufak bir seçicilik sergilemiyor. Bu arada, Kahlo’nun çehresi her türlü incik boncuk ve ıvır zıvırı süslerken, Meksika hükümetinin uyguladığı telif hakkı yasaları nedeniyle eserlerine ait imajları görmek pek kolay değil. “Araştırmacılar eserlerinde Kahlo resimlerini yayınlamak için telif ücreti ödemek zorundalar,” diyor Zavala. “Halbuki bütün dünya Kahlo süprüntüleri üretiyor, Theresa May gibi insanlar da bunları satın alıyor. Bu da bize küresel kapitalizm hakkında önemli bir şey söylüyor.”

Kahlo, kendi tasvirlerinin eserlerinden bu kadar kopuk biçimde her yerde görünür olmasını ister miydi, bunu elbette bilemeyeceğiz. Sanatçılar “manevi hak” kavramı üzerinden isimlerinin algılanışı üzerinde etkili olacak kararlarda söz sahibi olabiliyorlar, ancak Kahlo bu konuda bir vasiyet bırakmadı.

Yine de Kahlo’ya yönelik, bütün dünyayı saran bu büyük ilgi, onun eserleri ve hayatı hakkında, bugüne dek yeterince ilgi görmemiş yorumlara ilgi duyulmasına da vesile olabilir. Politik bağlılıkları; kadın bedenini kendi dönemi için radikal bir yaklaşımla ele alışı; hayal gücü üzerinde büyük etki bırakan, ülkesinin sanatsal gelenekleriyle olan bağı, gibi. Kahlo’nun çehresi çalınmış olabilir, ama erkek merkezli bir dünyada kendi imgesini kendi eliyle belirleyen cesur ve çığır açan bir sanatçı olduğu muhakkak.

*Tess Thackara tarafından kaleme alınan yazı Derya Yılmaz tarafından çevrilerek e-skop‘ta yayınlanmıştır

Günün Haberleri

More in Editörün Seçtikleri