Takip Et

Makale

Felsefenin gözünden 1 Mayıs

Varolanın, en basit veya kaba hali nesnedir. Bilgiye muhatap olmakla sınırlıdır. Nesnenin diğer nesnelerle ilişkisi, zihinde kompleks süreçlerin yaratılmasına imkan verir. Geleneksel bilgi felsefesinde dış deney-iç deney ayrımının yapılması da bu nedenledir. Nesne, çevresiyle söz konusu olduğunda, artık nesne olmaktan çıkar, onun adı değil anlamı söz konusu olur. Söyleneni “1 Mayıs” kavramına uygularsak, onda da böyle bir tarihsellik görüyoruz.

Varlık kavramı ve birlik kavramı arasında diyalektik bir ilişkisi olduğu düşünülür. Öte yandan aynı varlığın teorik ya da düşünsel olanla da ilişkisi kurulur. Varlıkla bilgi ilişkisinde ilk akla gelen, varlığa ad takılmasıdır. Bu basitçe sözcüktür, eş deyişle kelimedir. Sözcük, varlıkla olan ilişkisinde derinleşmesi, genişlemesi ve kapsamının daha kompleks hale gelmesiyle kavrama dönüşür. Kelimelerin ya da sözcüklerin kavrama dönüşmesinin yolu, basitten karmaşığa, ilkelden mükemmele doğru ilerlemesi biçimindedir. İşte günümüzde bu mükemmel kavramlardan birisi de “1 Mayıs” işçi ve emekçilerin birlik ve dayanışma günü olarak betimlenen eylem günüdür. Kavramın netleştiği an, eylemle ya da varlıkla adların özdeşleştiği andır.

Genel bir kavram analizini paranteze alıp “1 Mayıs kavramı”na yakından bakıldığında, onun sınıflarla, sınıf mücadeleleriyle ilgili siyasal, sosyal ve ekonomik varlık tarzlarına işaret eden bir boyutunun olduğu hemen görülecektir. Bu yüzden de varlık-kavram-ideoloji üçlüsünden söz edilebilir. Aslında tarihte çok sayıda siyasal olay cereyan etmiştir. Halen de devam etmektedir olaylar. Fakat bu olayların büyük çoğunluğu varlık olarak kalmakta, o varlıklara verilen isimler de sözcük içeriğini aşamıyor ve kavramlaşamıyor. Belki “8 Mart” dünya emekçi kadınlar günü de kavrama dönüşmüş bir istisna olarak not edilebilir.

Mesela dünya sosyalist devrimlerinin ilk örnekleri olarak bilinen Paris Komünü, Rus Devrimi, Çin Devrimi, Arnavutluk, Küba, Şili ve benzeri devrimlerin bile “1 Mayıs” türünden bir kavrama dönüştüğünü söylemek zor görünüyor. Varlığın, eş deyişle varolanın ve varlık tarzlarının kavramlaşması, onların insan ihtiyaçlarıyla ilgili olmasına, öte yandan insan kümelerinin ve toplumsal sınıfların o varolanlara sahip çıkmasına, onlar uğruna mücadele etmesine bağlıdır. Bunun da geçerli olmadığı yerde varolanlar, bırakalım kavramlaşmayı ad olarak bile varlıklarını sürdüremez. Ölü kültüre dönüşerek müzelik olur.

Sözcük Düzeyinden Kavram Düzeyine Geçmek

Varolanın, en basit veya kaba hali nesnedir. Bilgiye muhatap olmakla sınırlıdır. Nesnenin diğer nesnelerle ilişkisi, zihinde kompleks süreçlerin yaratılmasına imkan verir. Geleneksel bilgi felsefesinde dış deney-iç deney ayrımının yapılması da bu nedenledir. Nesne, çevresiyle söz konusu olduğunda, artık nesne olmaktan çıkar, onun adı değil anlamı söz konusu olur. Söyleneni “1 Mayıs” kavramına uygularsak, onda da böyle bir tarihsellik görüyoruz. 1856’da Avusturya işçileri harekete geçtiğinde henüz olup bitenin adı bile konulmamıştı. Sınıf mücadelesinin bir gereği olarak işçiler ayaklanmıştı, çalışma koşulları iyileştirilsin, çalışma saatleri kısaltılsın biçimindeydi talepler. Dikkat edilirse henüz genel ve gevşek bir varlık durumu ortada bulunuyor.

Sonraki yıllarda da henüz “sözcük düzeyinde” bile olsa “1 Mayıs” kavramı duyulmuyordu. 1886’da Amerika’nın merkezi kentlerinde adeta Avusturya işçilerinin talepleriyle birlik olan bir eylemler dizisi gerçekleşti. Her eylem, zihinsel süreçlerde, kavramsal içeriklerde değişimlere ve dönüşümlere yol açar. Çünkü varolan gibi kavram da statik, değişmez değildir. Hiçbir eylem eskisinin tekrarı olamayacağı için bu durum kavramda yeni içeriklenmeler meydana getirir. 1 Mayıs’ın adı ne zaman konuluyor? Amerika’daki eylemler dizisi yerel olmaktan çıkıyor.,. 1886’yı izleyen yıllarda anarşist, komünist, sosyal demokrat, Marksist örgütler ve yeni kurulmakta olan işçi sendikalarının eylemleri, yıllık rutine bağlaması üzerine “1 Mayıs” ismi ortaya atılıyor. Yine de konuya ilişkin kavramsal bir yapı oluşabilmiş değildi.

II. Enternasyonal’in 1889’daki Paris toplantısında on yıllardır süren mücadeleye, özellikle de belli bir rutine dönüşen yeni varlık biçimine “1 Mayıs” adı veriliyor. Bu sözcükle karşılanan varlık alanına bakıldığında bu varlığın (eylemler dizisi) evrensel nitelikte olduğu görülüyor. Bu, fark edildiği için de açıkça birlik, mücadele ve dayanışma günü anlamları varlığa yükleniyor ki, isabetlidir. “1 Mayıs”ın işçi eylemlerini karşılamak üzere sözcük olarak ortaya çıkması, onun kavramlaştığı anlamına gelmedi başlarda. “1 Mayıs”ın içeriklenerek devrimci bir kavrama dönüşmesi, uğruna yürütülen mücadeleler sayesinde oldu.

Varlık-Kavram ve Birlik Diyalektiği

Burjuvazi böylesi kavramları, basit bir varolana dönüştürmek yanlısıdır; onu kelimeye dönüştürmek, içini boşaltmak için mücadele eder, halen de sürmektedir bu nafile gayreti. İyi niyetlice söylendiğinde “bahar bayramı”, “komünist bayramı”, aşağılamak üzere söylediğinde de saldırır: teröristlerin, bölücülerin, vatan hainlerinin… bayramı… Egemen sınıflar çoğu zaman da “1 Mayıs”ı, yasaklama terörize etme yolunu izler. Proletarya açısından böyle bir durumda fiziksel ve ideolojik mücadele birlikte iş görür. Çünkü ideolojik manipülasyon hem kavranın içeriğini çarpıtmak hem de gözden ve gündemden düşürmek amacı gütmektedir.

Eylem ya da varlık-kavram-birlik diyalektiğinde her ne kadar belirleyen unsur varlık olsa da tarihsel süreçte eylemin oynadığı devrimci yaratıcılık sonucu kavram, varlık durumundan daha güçlü hale gelebilir. Yani teorinin pratiği ya da varlık durumunu öncelemesi mümkün olabilir. Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz denilmesinin nedeni de bu realiteyle ilgilidir. Gerek ülkemizde gerekse enternasyonal alanda “1 Mayıs”ın sahiplenilişine bakılırsa bu kavramın emekçi sınıfların elinde terk edilmez bir silaha dönüştüğü anlaşılıyor. Covid-19 bahanesiyle, sosyal/fiziksel mesafe gerekçesiyle yasaklanan kitlesel gösterilere rağmen dünyanın gündemini kuşatmış görünüyor.

Bütünsellik: Proletaryanın Özgünlüğü

Kuşatmanın da tekliğe değil bütünlüğe işaret ettiği açıktır. Bütünlük anlayışını pek çok olay, olgu, küme ve sınıf için geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Yine de bütünlük dendiğinde işçi sınıfının kritik bir noktada olduğu ileri sürülebilir. Proletaryanın özgünlüğünün altını çizmek gerekir. Tekil ve tikellikle ilgili değil “genellik”le ilgili bir sınıftır çünkü. Kavramlaşma sürecinde genellik ve evrensellik kategorileri belirleyicidir. Adların kavramlara dönüşmesi de objektif dayanaklarını ancak evrensellik değeri taşıyan ve giderek yaşama ağırlığını koyan sınıf ve pozisyonlardan alır. Evrensellik özelliğinden ötürü de dinsel, etnik ve cinsiyetçi eğilimlerden muaftır. Bu da birlik duygusunun lehine sonuçlar doğurmaktadır. Neticede “Bütün dünyanın işçileri, ezilen halklar birleşin” denilmiştir…

Burada proletaryanın doğayla birlikteliği söz konusudur ki, üretim ve ekonomik faaliyetler temel varlık tarzı haline geliyor. Hak ve özgürlükler mücadelesi, her üretim sürecinin ve ekonomik faaliyetin olduğu yerde kaçınılmaz olarak karşımıza çıkar. Bu yüzden de enternasyonal proletaryanın en fazla kazanım ve kazanımlar elde ettiği eylemin “1 Mayıs”la bağını kurmak zor değildir. Zira bu eylem diğer işçi eylemlerinden farklı olarak ideolojik bir öze sahip, daha da önemlisi sürekliliği olan bir eylemler dizisidir. Biçimi ve içeriği koşullara göre küçük farklarla değişse bile uzun yıllardır devam etmektedir. Sınıflar ve sınıf mücadelesi var oldukça da var olacağa ve eylem formunda süreceğe benziyor.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler