Connect with us

Güncel

Fehim Taştekin: Afrin çıkmazı

Suriye’de adil bir fotoğraf çekersen ‘Esatçı’, Rusçu ya da İrancı, Kürt’ün hakkını teslim edersen ‘terörist’ damgasını yiyorsun

Fehim Taştekin bugün Gazete Duvar’da yayınlanan yazısında, Esad güçlerinin Efrin’e girişini değerlendirdi.

Taştekin yazısında, “İran ve Hizbullah’ın eğittiği milis güçlerinin devreye girmesi, Türkiye-İran ilişkilerinde yeni bir gerilim sayfası açabilir. Aslında bu kaçınılmaz bir son gibi duruyor: Suriye’de krizinde son düğümlere gelinirken Rusya-Türkiye, İran-Türkiye ya da Türkiye-Suriye arasında yüzleşme riski daha görünür hale geliyor.” dedi.

Taştekin’in yazısının bir bölümü şu şekilde;

Afrin’deki son duruma geçmeden bu acı hatırlatmayı yapmadan edemedim. Şimdi sorumuza gelelim: Suriye ordusuna bağlı hareket eden Halk Güçleri’nin Afrin’e girmesinin anlamı nedir?

Bu ne Şam açısından oyunu bitiren son sahnedir, ne de Kürtler üzerine inen son perdedir. Ama potansiyel olarak Ankara’nın hesaplarında ‘bozgun’ etkisi yapan yeni bir girdidir; denklem ister istemez değişecektir.

Kürt kaynaklar, Suriye yönetiminin Türkiye’nin saldırılarına karşı sınırları koruma çağrısına yanıt vererek güç gönderdiğini belirtmenin dışında, Şam’la varılan mutabakatın detaylarına girmiyor. Bunlar ortaya çıktıkça Kürtlerin Suriye’nin geneline model olarak sunduğu ‘demokratik özerklik’ projesinin kaderine ve Fırat’ın doğusundaki duruma olası yansımalarına dair bir şeyler söylemek mümkün olacak.

Her şeyden önce Afrin’de ortaya çıkan resim, ‘dost’, ‘müttefik’, ‘hasım’, ‘düşman’ safların geceden gündüze nasıl yer değiştirdiğini bir kez daha gösterdi. (Yazmaya fırsat olmadı ama bugünlerde Türkiye’nin desteklediği eski cihatçı dostlar da birbiriyle fena halde savaşa tutuşmuş durumdalar.)

Afrin’de son üç günde Abdullah Öcalan ile Beşar el Esad’ın portreleri ve YPG ile Suriye bayrakları yan yana geldi. Afrin rejimle ilişkiler açısından başından beri farklı bir çerçevede kaldı; ama geçmişte Haseke’de, geçenlerde Deyr el Zor’da karşı karşıya gelen hasımların uzantıları bugün Afrin’de birlikteler. Bu görüntü başlı başına çok şey ifade ediyor. İvedilikle Türkiye’nin planlarında değişikliğe yol açmasa da bu buluşmanın olası sonuçları olacaktır.

***

Kim nerede duruyor, kimin hesabına ne düşüyor sırayla bakalım:

 Astana sürecini korumak için Türkiye’yi direkt karşısına almak istemeyen Rusya, YPG ile Şam yönetimi arasındaki mutabakatta tuzunun olmadığını söylese de, Arap kaynaklar görüşmelerde Rusların da yer aldığını öne sürüyor. Mantıken Rusların dahli olmadan bu tür bir operasyonun gerçekleşmesi olası değil. Hatta Rusların Haseke ve Kamışlı’dan gelen YPG savaşçılarının Afrin’e transferinde rol aldığı söyleniyor. Rusya’nın Zeytin Dalı’na yeşil ışık yakarkenki en önemli beklentisi, ABD ile istenmeyen boyutlarda ortaklığı ilerleten Kürtleri Şam’la uzlaşmaya mecbur bırakmaktı. Bu şekilde Ruslar muradına ermiş oldu. Yani, hem Türkiye’ye Suriye macerasının sınırlarını gösterdi, hem de Afrin’e Suriye güçlerinin gelmesini sağladı.

 Her ne kadar Rusların Türkiye’ye fazla alan açtığını düşünse de, İran’ın oyun planı da Moskova’nınkiyle paralel. İran, Kerkük’te sonuç getiren Ankara-Tahran yakınlaşmanın hatırına profilini düşük tutuyor. Fakat hem perde arkasındaki pazarlıklarda hem de sahada işin içindeydi. Arap kaynaklar, Rusya gibi, İran’ın da Şam ile Kürtler arasındaki anlaşmayı mümkün kılan bir pozisyonda olduğunu not ediyor.

 ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın son Ankara ziyaretinde hasıl olan Türk-Amerikan ortak mekanizması, İran, Rusya ve Suriye yönetimlerinin Zeytin Dalı’nın alacağı yeni boyutla ilgili endişelerini artırdı ve yanıt Afrin’den verildi. ABD’nin Türkiye’yi Menbic’e taşıma ihtimalini bertaraf etmenin yolu, Zeytin Dalı’nın önünü Afrin’de kesmekten geçiyordu.

 Ayrıca Türkiye’nin, Afrin’in sınır bölgelerine girmekle yetinmeyip Tel Rıfat üzerinden Cerablus-El Bab-Azez cebini İdlib cephesi ile birleştirme planı, Şam cephesinde ziyadesiyle tehlikeli bulundu.

 Suriye açısından da durum şu: Kürtlerle daha sert bir sürece hazırlanırken Türkiye’nin Afrin’e girmesi beklenmedik hızda yakınlaşmanın önünü açtı. Ayrıca YPG’nin Afrin’e güç kaydırması nedeniyle güçsüz kaldığı Halep’teki mahalleler de hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Sadece 2016’da cihatçı gruplar Doğu Halep’ten çıkartılırken YPG’nin kontrolü ele aldığı Hulluk, Ayn el Tel, Haydariye ve Bustan el Paşa Kürt bölgesi, Şeyh Maksud da hükümet güçlerine devredildi. Bu da Suriye yönetiminin ummadığı bir ödül sayılır.

 Kuşkusuz Afrin’deki işbirliği Şam’ın, bedeli Kürtler olan bir mutabakatla Türkiye’nin uzatacağı zeytin dalına uzak durduğunu gösterdi. Suriye’nin asıl kaygısı Türkiye’nin girdiği yerlerde kendi düzenini kurması, bu bölgeleri Suriye yönetimine devretmekten imtina etmesi ve dağınık haldeki silahlı örgütleri eğitip-donatıp ‘Suriye Milli Ordusu’ adı altında yeniden organize etmesi ile İdlib’de cihatçıların ağırlıkta olduğu gruplara desteğini sürdürmesi.

 Bu işin en belirsiz tarafı Kürtlerin bu ortaklıktan ne alacağıyla ilgili. Afrin’deki ortaklık Kürtlerle işbirliğini ilerletmede bir zemin işlevi görebilir. Bu konuda YPG kaynakları da olumlu mesajlar verdi. Ancak bu işbirliğinin, ABD’nin kendine nüfuz alanı olarak belirlediği Fırat’ın doğusuna nasıl yansıyacağını kestirmek zor. Suriye’nin petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 70’i bu bölgede ve Şam için son derece önemli. Türkiye’yi Kürtlerden çok daha büyük tehlike olarak gören Şam’ın, Deyr el Zor gibi yerlere sıra geldiğinde tutumu farklı olabilir. Kürtler de Amerikan faktörünü kullanarak olası müzakere sürecinde masadaki yerini sağlam tutmaya çalışabilirler. Yani Afrin’de olduğu gibi Cezire, Kobani ya da Haseki’de YPG ve Suriye bayraklarını hemen yan yana görmek kısa sürede mümkün olmayabilir.

Yazının tamamı

Günün Haberleri

More in Güncel