Takip Et

Makale

Faşist AKP-MHP İktidarının Koronavirüs Fırsatçılığı

Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye – K. Kürdistan’da da salgın virüs bahane edilerek insanların bir araya gelmelerinin önlendiği bu ortamda köpeksiz köyde, değneksiz dolaşabilecekleri hevesine kapıldılar. Fırsat bu fırsat deyip, sermayedarların kasalarını doldururken, halka da dua etmeleri önerilerinde bulunmaktalar.

Dünyayı sarıp sarmalayan (laboratuvar ortamında üretilip dünya halkları üzerine bir kabus gibi çökertildiği yönünde ciddi kuşkuların da olduğu) koronavirüs, Türk – İslam sentezli faşist AKP- MHP koalisyon iktidarı, kendi faşist iktidarlarının devamı için fırsata çevirmekte hiç gecikmediler. Yaratılan panik ortamında ilk icraatları dört HDP belediyesine Kayyum atamak oldu. Hiç kuşku yok ki, önümüzdeki süreçte halklarımıza yönelik yapılacak saldırıların daha da katmerleştirilerek sürdürüleceğinin işaretidir bu.

Dünyayı sarıp sarmalayan virüs koşullarını, dünya halklarına yöneltilen saldırılar için fırsat bilen burjuvazi, Neo-Liberal sistemin çöküşü ve bu çöküş karşısında emperyalist sistemin devamı için yeni alternatif bir yapılanmaya gittiğini bugünden öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Buna dair pek çok bilgi kirliliğinin bilinçli veya bilinçsizce ortalıkta dolaştığı, kitleler üzerinde inanılmaz bir panik ortamının yaratıldığı gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Kapitalist sistemin yapısal krizlerinden hatta en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuz da bir gerçek. Her dönem olduğu gibi, bunun acı reçetesinin halklara içirtileceğini görmek gerekiyor. Bu reçetenin tesir kapsamı insanlığın geleceği açısından inanılmaz sonuçlar da yaratabilir. Bunun kapsamlı bir analizinin yapılması gerektiğinin bilincindeyiz. Ancak şimdilik, faşizmin bu süreci fırsata çevirme, kitleler panik halindeyken atılmak istenen faşist adımların önünde set oluşturma göreviyle karşı karşıyayız. Bir an evel yaratılan bu panik ve korku ortamından kitlelerin sıyrılması ve dünya halklarının geleceğine yöneltilecek olan saldırılar karşısında örgütlü bir güç olma, saldırıları püskürtme noktasında alternatif çıkışlar yapmalıyız. Bunun bir tek çıkış yolu var, o da halklara yöneltilen her türden saldırılar karşısında, örgütlü karşı direniş. Bunun için de kitlelerin bütün ayrıntılarıyla gerçekleri bilmesi ve yaratılan panik ortamında sıyrılması gerekiyor. Dünyada ki bütün televizyon kanalları, gazeteler, hakim sınıfların denetimindeki sosyal medya kısacası bütün iletişim araçları devreye sokulmuş, hatta pek çok “aydın” kılıklı yazar çizer, akademisyen bilinçli veya bilinçsizce bu değirmene su taşıyorlar.

Bundan dolayıdır ki, hiçbir tepki göstermeden insanlar kendiliğinden evlerine çekilmiş, belirsiz geleceklerini bekliyorlar. Ne yazık ki, devrimci- demokratlar, gerçek aydınlar hatta enternasyonalist komünistler, emperyalistlerin bu oyunu karşısında varlık göstermekte yetersizler. Yaratılan panikten onlarda payına düşeni almakta gecikmediler, şu anda emperyalistler ve onların uşakları dikensiz gül bahçesinde cirit atıyor, virüs salgınını her koşulda fırsata çeviriyorlar. Nasıl olsa herkes evinde, herkes can derdinde.

Koronavirüs salgınını fırsata çeviren faşist iktidar, HDP’nin Batman Belediyesi, Diyarbakır’ın Silvan, Lice ve Ergani belediyelerine kayyum atadı. Belediye başkan ve eş başkanları “terör” suçu gerekçesiyle gözaltına alındılar. Devletin bu keyfi saldırısına tepki gösteren halktan insanlarında polis tarafından gözaltına alındıkları kimi bası sayfalarında yer aldı. Son yerel seçimlerde HDP’nin kazandığı 65 belediyeden son kayyımlarla birlikte 36’sına kayyım atanmış oldu. Halkın iradesine tahammül göstermeyen faşist iktidar, halklarımıza yönelik saldırılarını devam ettireceğini açık açık ifade etmiş oluyor böylece.

Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye – K. Kürdistan’da da salgın virüs bahane edilerek insanların bir araya gelmelerinin önlendiği bu ortamda köpeksiz köyde, değneksiz dolaşabilecekleri hevesine kapıldılar. Fırsat bu fırsat deyip, sermayedarların kasalarını doldururken, halka da dua etmeleri önerilerinde bulunmaktalar.

Evlerine hapsedilen kitlelerin ne yiyip ne içecekleri, elektrik, su, doğal gaz gibi giderlerin faturalarının nasıl karşılanacağı, kiralarının nasıl ödeneceği faşist iktidarın umurunda bile değil. Bugün olmasa, yarın ödenemeyen bu faturaların ödenmesi için halkın gırtlağına binecekleri kesin. Midelerine inen bir lokma kuru ekmeğin yarısını da kesip alacaklar.

Yoksulluk ve açlık sınırındakilere yenileri kitlesel olarak eklenecek. İşsizler ordusu, yeni işsizlerle kat be kat artacak. Kısacası bir yandan yoksulluk ve açlık çığ gibi büyürken, öte yandan kodamanların enseleri daha bir kalınlaşacak. Buna isyan edecek olan, hak ve adalet isteyecek olan halkın ensesinde boza pişirilecek.

Zindanların tıka basa dolu olduğu bu süreçte, siyasi tutsakların dahil edilmediği sözüm ona “çözüm” (Ceza ve infaz değişimi yasası tartışmaları gibi) arayışları, halkımızı nelerin beklediği ve nasıl bir devlet terörü ile karşı karşıya kalacağının en yalın göstergesi olarak karşımızda duruyor. Devrimci siyasi tutsaklara özgürlük tanınmadığı sürece, sözde “çözüm” ler bir aldatmacadan öte geçmez.

Bütün bu olup bitenler ve olabilecekler karşısında hakim sınıfların istediği oyuna gelmeyi değil, geleceğimiz, insanlığın geleceği adına örgütlenmek, güçlerimizi birleştirmek ve geleceğimize bugünden sahip çıkmak en acil görev ve sorumluluğumuz olarak önümüzde durmaktadır. Bununla birlikte elbette ki canımıza kastetmek için ortaya saldıkları salgın virüs karşısında sağlığımızı korumak ve halkın sağlığını düşünmek gibi bir durumla da karşı karşıyayız. Bunun için namuslu bilim insanlarının, sağlıkçıların uyarılarını dikkate alacağız. Ama paniğe kapılmadan, kendi çevremizde korku duvarları örmeden bu saldırıyı pek ala atlatabilir durumu tersine çevirebiliriz. Yeter ki kendimize, gücümüze güvenip örgütlenelim

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler