Takip Et

Analiz

Erdoğan’ın Trump’la Görüşmesi ve Bağlılığının Yemini

ABD’nin yaptırım kararları, Erdoğan’a verdikleri değeri ve Erdoğan’ın iktidarına karşı yaklaşımlarını ortaya koyarken, bu kararların senatoda onaylanması ise, Erdoğan’ın daha büyük bir vurgun yiyeceği anlamına gelmektedir. Erdoğan bu nedenden ABD’ye her türlü emir kulluğunu garanti etme “dikliğiyle” gitti. Trump bir aracıydı, iletilmek istenen mesaj ABD emperyalizmineydi. Nitekim temsilciler meclisinde konuşma istemi de bu zeminde anlam kazanmaktadır. Lakin kendi elçiliğine zeval vermeyen Trump Erdoğan’ın temsilciler meclisinde değil, basın toplantısında konuşmasına onay verdi

Erdoğan ile Trump görüşmesi gerçekleşti. Bu görüşmenin gerçekleşmesi Erdoğan iktidarının aşağılanma kabul etmesi anlamına geliyordu. Zira Trump Erdoğan’a bir mektup göndererek aptallık yapmamasını söylemiş, azarlamanın da ötesinde sopanın ucunu göstererek tehdit etmişti. Ülkeler arası diplomasi ve ilişkiler tarihinde ender rastlanır malum içerikli mektup olağan koşullarda kabul edilemez olup bu ilişkilerde bir kriz nedeni olmaya fevkalade yeterliyken, Erdoğan her şeyi kabullenerek ve “ulusal onurların” da gölge düşürerek Trump’la görüşmeye gitti.

Bu şartlarda yapılan görüşme taraflar arasındaki pozisyonu başından beri belirlerken, kimin dik durduğuna ve kimin eğildiğine de ışık tutan önemdedir. “Dik dur eğilme” sloganları şimdi yeniden yazılmak durumundadır. “Dik duracağız, eğilmeyeceğiz” safsatasının arkasında da koca bir boşluğun olduğu gün yüzüne çıktı. Asıl mesele, görüşmenin ne işe yaradığı, ne pahasına, niçin yapıldığı meselesidir.

İkilinin eşit şartlarda gerçekleşmeyen ve Erdoğan’ın bir sıfır mağlup oturduğu görüşmede neler konuşuldu, ne sözler verildi, neler alındı bilinmezdir ama ne sözler verildiği açısından bir muammadır. Ama mektupta yapılan hakaret ve tehdide dönük bir düzeltmenin ya da adımın atılmadığı aşikârdır. Dolayısıyla mektubun zemini ve geçerliliği olduğu gibi durmaktadır. Hala “akıllı ol, aptallık yapma” tehdit azarı geçerlidir. Görüşme bu şartlarda yapılıp tamamlandı. Görüşmeden sonra yapılan açıklamalar, daha doğrusu yapılmayan açıklamalar ve yapılan yorumlardan ya da sonuç olarak ortaya çıkanlardan anlaşıldığı üzere, bu görüşmede somut bir anlaşmanın söz konusu olmadığıdır. Bir anlaşma yapmanın zemini zaten son derece zayıftı. Çünkü Trump’ın başında azil eceli duruyor, geleceğinin ne olacağı belirsizlikler koruyordu ki, bu belirsizlik daha çok Trump aleyhine çanların çaldığıyla anlamlıydı. Bu durumdaki Trump ile ne görüşülebilir, ne çözülüp ne anlaşma yapılabilirdi ki? Gidici mi, kalıcı mı olduğu belli olmayan ve gideceği olası olan Trump ne adına, hangi sıfat ve yetkiyle ABD emperyalizmi adına anlaşmalar yapabilirdi ki.

“Denize Düşen Yılana Sarılır”

Hal böyleyken Erdoğan neden tüm hakaret ve aşağılanmayı kabul etme pahasına Trump’la görüşmeye gitti? Erdoğan gerçekleştirdiği işgal saldırganlığı ve bunun üzerinden devşirdiği ırkçılık ve milliyetçilik potansiyeliyle içerde zora düşen iktidarına bir arka bahçe yarattı. İşgal saldırganlığında emelleri doğrultusunda belli bir başarı hikâyesi yaratarak arka bahçesini sağlamlaştırma eğilimi açığa çıkmışken, işgal saldırganlığının belli aşamasında Rusya ve ABD’nin kısmi stoplarıyla bir anlamda fiyasko yaşayan, dolayısıyla sağlamlaşmaya yüz tutan arka bahçesinin yeniden gevşeme eğilimi yansıtan tablosu karşısında, Erdoğan’ın Trump’a muhtaç olarak ayağına kadar gitmesi kendisi açısından tamamen anlaşılır bir durumdu. Rusya emperyalizminin kendisine sonsuz bir şefkatle sınırsız saldırganlıkta bulunmasına rıza göstermediği ortadayken, kendisini aşağılayan, azarlayıp tehdit eden ve kendisine dönük darbenin arkasındaki güç olarak tanımladığı ABD’ye ve Trump’a sarılmaktan başka ne yapabilir ki? Rusya ve ABD’nin kendisine önemli ödünler verdiği ve işgal saldırganlığının mevcut boyutuna evet diyerek mevcut tampon bölge kadar imtiyaz tanıdıkları da unutulamaz elbet.

Erdoğan aslında Trump’la kader ortağıdır, bir bakıma yol arkadaşlığı içindedir. Onları eşitsiz şartlarda da olsa yan yana getiren bir sebep de budur. İktidarlarını kaybetme riski ama onu koruma arzusu ikisinin mustarip olduğu temel sorunlarıdır. Erdoğan eğer işgal saldırganlığında istediği sonuçları almaz ve tampon bölgede kışkırttığı milliyetçiliği tatmin edecek sonuçlar almaz ise “hasta adamın” akıbetinden kurtulamayacağını biliyor. En önemlisi de buradaki tehdit ve tehlikeyi görüyor. Her ne kadar işgal ettiği topraklarda saldırganlığını sürdürüp katliamlar gerçekleştirse de, bu saldırganlığın temposu iradesi dışında düşürüldü ve planladığı gibi orada uzun süreli kanlı bir işgal saldırganlığıyla “kan vatan” siyasetini diri tutma pozisyonunu yitirdi. Orada ısıttığı sular esasta soğumaya yüz tuttu ama kendisi için bu sular içerde ısınmaya devam ediyor.

Suriye’de yeterince savaş ve kandan sonra ABD ile Rusya emperyalistleri “siyasi çözümde” karar kılıp anlaştı. Süreç bu eğilimde gelişmektedir. Bu durumda savaşı sonlandırıp “siyasi çözümü” buyuran emperyalist haydutlara rağmen, Erdoğan’ın bölgede yeniden savaşı körüklemesi, savaş yürütmesi mümkün olamaz. Kan ve savaştan, işgal ve katliamdan beslenen Erdoğan ve iktidarı için karanın bittiği, denizin başladığı anlamına geliyor. Ki mevcut durumda denize düştüğü görülmektedir. Trump’la görüşüp anlaşma yapmasa, gizli anlaşmalarda tavizler vermese nasıl üzerinden beslediği zemini koruyabilir; tabi koruyabilirse…

Öte taraftan içerdeki gelişmeler de alarm vermektedir. Anlaşılıyor ki yeni aktörler devreye girecek, siyasette dengeler değişecek ve iktidar el değiştirecek. İktidarın sarsıldığını gören Erdoğan bunu gördüğü için Trump’a gitti. Açık edilmese de bu görüşmenin temel meselesi, iktidarda kalmak için her şeyi yapmaya hazır olduğunun sözünü vermek ve iktidarının devamına destek dilenmekti. Bu basit bir dilencilik değil. “Düşürmeyin, istediğiniz gibi kullanın” şeklindeki dünün “diplomasisinin” bugün bizzat Erdoğan tarafından Trump’a sunulup rapor edilmesidir. Fakat kendi derdine düşen Trump’ın Erdoğan’ın derdine deva olması düşünülemezdi. İkisi eli boş kalmakla birlikte ellerini açıp dua etmekten başka bir şey yapamaz durumdadır. Erdoğan iktidarına icazet için ABD emperyalizmine arzuhalini iletip hizmetlerine amade olduğunu iletmek üzere gitse de, Erdoğan defterini kapatan ABD’den istediğini alamadan ama Trump’ın “züğürt tesellilerini” tamah ederek geri döndü.

ABD’nin yaptırım kararları, Erdoğan’a verdikleri değeri ve Erdoğan’ın iktidarına karşı yaklaşımlarını ortaya koyarken, bu kararların senatoda onaylanması ise, Erdoğan’ın daha büyük bir vurgun yiyeceği anlamına gelmektedir. Erdoğan bu nedenden ABD’ye her türlü emir kulluğunu garanti etme “dikliğiyle” gitti. Trump bir aracıydı, iletilmek istenen mesaj ABD emperyalizmineydi. Nitekim temsilciler meclisinde konuşma istemi de bu zeminde anlam kazanmaktadır. Lakin kendi elçiliğine zeval vermeyen Trump Erdoğan’ın temsilciler meclisinde değil, basın toplantısında konuşmasına onay verdi.

Sözün özü; Erdoğan’ın Trump’la görüşmesi, denize düşenin yılana sarılması anlamına gelmektedir. Bu görüşme Erdoğan’ın ABD emperyalizminden iktidarda kalma icazeti almaya dönüktür. Ama bu görüşme her bakımdan ya da esasta hiçbir somut karşılığı olmayan boş geçen bir görüşmedir. Ve nihayet “dik duran” Erdoğan’ın “dik duran” Trump’ın dizlerine kadar eğildiği ama karşılıksız eğildiği bir görüşmedir.  Bütün görülenin özeti budur.

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler