Takip Et

Makale

Erdoğan savaş suçlusu olarak yargılanma yoluna girmiştir! Bizler ne yapmalıyız?

Erdoğan iktidarının suyu çoktan ısınmıştır. İşgal saldırganlığı ile yürüttüğü manipülasyon ve manevralar geçici durumdan ibarettir. Siyasi iktidarın burjuva klikler arasında el değiştirmesi bitmiş ya da geçmiş bir süreç değildir. İktidarın değişimi bir gerçek kadar büyük olasılıktır.

Erdoğan, BM toplantısında kendi tribünlerinin ötesinde daha geniş tribünlere oynayarak, ‘‘emperyalist kapitalist düzene, mazlum dünya cephesinden eleştiri‘‘ mizanseniyle sahnelediği, ikiyüzlülüğün daniskası vizyonla işgalci saldırganlığını meşrulaştırma komedisiyle sergilediği ve Aylan Bebenin resmine döktüğü ‘‘timsah gözyaşlarıyla‘‘ manipüle etmeye oyunu eşliğinde gösterdiği performansla seyircisinin cılız alkışlarını alırken, alay konusu olmaktan da kurtulamadı. Daha sonra Trump tarafından gönderilen ve ‘‘aptallık yapmaması‘‘ şeklinde onur kırıcı uyarı ve tehdit mektubuyla kulağı yumuşatılarak tüm cakası yerlere serildi. Cılız alkışçıları olan müttefiklerinden yalıtılıp yalnızlaştırılması, yaşanan ve yaşanacak olan serüvenin gelişmeleri oldu-olacaktır. ABD’nin zılgıtları şimdi, doğrudan Erdoğan’ın işgal ve savaş suçlusu olarak yargılanmasını işaret eden karar ve yaptırımlara dönüşmüştür. İlk ABD zılgıtından sonra Putin Rusya’sına sığınan mangaca Erdoğan, sığınmacı olarak Putin’den belli haklar talep edip almasına karşın, esasta kendi kadim dostları olan İdlip’teki çeteleriyle yol ayrımına gelme ve amiyane değimle bu dostlarını satma zorunluluğuyla yüz yüze gelerek hem bu müttefikleriyle karşı karşıya getirildi ve hem de Putin’in Esat tercihini görerek yeni açmazlarla tanıştı…

Manipülasyonda başarılı olan Erdoğan, emperyalist manipülasyonlara kurban oldu. Suriye ve Batı Kürdistan sathında cereyan eden gelişmeler ve hatta Erdoğan ile Trump ve Erdoğan ile Putin arasında yapılan anlaşmalar da, bölgede Trump ile Putin arasında yapılan derin stratejik plan ve anlaşmaların alt kareleri ya da birer parçalarıdır. Ki, bölgede dönen oyun ve cereyan eden gelişmeler doğrudan ilgili emperyalist baş aktörlerin belli anlaşma temelinde yürürlüğe koyulan genel emperyalist konsepttir. İşgal saldırganlığıyla aktör olduğunu sanan ve öyle lanse eden Erdoğan, tektiksel ve geçici tatminler ötesinde, esasta emperyalist konseptin bir piyonu durumuna düşmüş, başını fena halde belalara koymuş ve aktör olmak bir yana azarlanıp aşağılanan bir lider olma durumuna düşmüştür.

Trump’la 13 maddelik mutabakata rağmen, ABD temsilciler meclisinde bir savaş ve işgal suçlusu olarak yaptırımlar listesine alınmıştır ki, bu doğrudan Erdoğan’ın savaş suçlusu ilanıdır ve yargılanmasını kapsayan bir yaptırım kararıdır. Elbette savaş suçlusu güruhu ve aile fertleri de aynı yaptırımların içine alınmıştır. ABD’nin aldığı yaptırım kararının çok daha geniş ve ağır olup siyasi saha ile ekonomik sahada vücut bulacağı anlaşılmaktadır. Öyle ki, tarihsel yumuşak karnı ve nasırı olan Ermeni soykırımına dönük kararın oylanıp onaylanması bile, bu yaptırım kararının gölgesinde kalmıştır. Yaptırımların muhtevasının ağırlığı ve doğuracağı sonuçlar buradan da anlaşılmaktadır. Açık ki, ABD temsilciler meclisi Batı Kürdistan işgalini bir işgal olarak değerlendirmekte, bu işgal saldırganlığını ve saldırganlıkta gerçekleştirilen katliamları savaş suçu olarak değerlendirmektedir. Yaptırım kararının Erdoğan ve işgal saldırganlığından sorumlu kesimlerle alakalı tutulması ve yaptırımların içeriği bunu işaret etmektedir… (Belirtelim ki, ABD emperyalizminin Erdoğan’a dair yaptıkları ve yapacaklarını onaylama-onaylamama, bundan sevinç duyma ya da üzülme, destekleme ya da karşı çıkma tavrında değiliz ve bu açıdan tartışmıyoruz. Bizlerin anlatmaya çalıştığı şey, ırkçı-faşist işgalci Erdoğan’ın emperyalist oyunlarla girdiği handikaplara işaret etmektir. Bu zeminde gelişmeleri analiz edip durumu tespit etmektir…)

Erdoğan açısından ikinci gelişme cephesi ise, Rusya ile varılan anlaşmalar ve bunların yükümlülükleridir. Ki, Soçi mutabakatı da bu yükümlülükler içindedir… Sağlanan mutabakatlarla tampon bölge ve Rojova Kürt yönetim bölgesi-topraklarının sınırlanması(en azından mevcut durumda), konularında Erdoğan iktidarını tatmin etme veya kabullenmeyle yüz yüze bırakma tablosu oluşmuştur. Ama bu tablonun arka planı çelişkilerle, açmazlarla doludur. Belirttiğimiz gibi, Rusya-ABD arasında sağlanan anlaşma kapsamındaki emperyalist konsept gereği, Suriye’de belli bir anayasanın yapılması ve bununla yeni iktidarın oluşturulması hedeflenmektedir. Ki, bu, mevcut durumda Esat iktidarının iş başında kalması anlamına gelmektedir. Erdoğan fiilen bunu kabul etmiş ya da etmek zorunda kalmıştır. Esat’ın iktidarının tanınması Rusya ile anlaşmanın-mutabakatın gereği olarak Erdoğan’ın önündedir. Esad iktidarının bu tanınması, Esat iktidarına karşı mücadele eden muhalif güçlerin nasıl tanımlanıp ele alınacağı sorunu gündeme geliyor ki, Rusya ile mutabakat Esat iktidarını tanımayı ve dolayısıyla Esat iktidarına karşı muhalefet eden güçlerin de meşru görülmemesini, en azından Suriye’de anayasanın yapılarak geliştirilecek siyasi cüzümün yürürlüğe girmesine kadar bu muhalif kesimlerin Esat iktidarına karşı eylemde bulunmaması ve bulunmaları durumunda bunların terörist olarak tanımlanmasını vb. gündeme getirmektedir.

Erdoğan Rusya ile mutabakatın ürünü olarak bu çelişki yumağıyla karşı karşıyadır. İşte bu, Erdoğan’ın ilgili müttefiklerini ‘‘satma‘‘ anlamına gelerek onlardan tecrit edilmesi ya da karşı karşıya gelmesi-getirilmesi demektir. Nitekim Erdoğan’ın gurup toplantısında bu kesimleri yumuşatmak için yaptığı övgü dolu konuşma anlamsız ve boş değildir. Tam da bu kesimlerin-muhaliflerin, Rusya ve Esat iktidarı karşıtlığı pozisyonuna uygun olarak Müttefiki Erdoğan’ın Rusya ile sağladığı anlaşmaya tepki duyup kendilerinin ‚‘‘satılacaklarını‘‘ anladıklarını göstermektedir. Erdoğan’ın konuşması bu gerçeklikten kaynaklanmaktadır. Elbette, ABD’ye dönük konuşurken Rusya’ya da mesaj gönderme eğilimi de olabilir. Ama asıl kaygısı, bu muhalif kesimlerin durumu anlayarak farklı eğilimlere girmesinden ileri gelmektedir. Erdoğan’ın hem Rusya ile mutabakata bağlı kalması ve hem de bu muhalif denilen müttefikleriyle bu ilişkisini sürdürmesi bir arada götürülemez iki ayrı şeydir. Erdoğan bunla yüz yüzedir. Tercihi kuşkusuz ki, Rusya ile mutabakattan yana olacaktır-olmak zorundadır. Hele ABD’den bu darbeler gelmişken, Rusya’nın mandasından çıkması hiç mümkün değildir. İlgili müttefiklerini kaybederek bölgede iyice yalnızlaşması Erdoğan’ı bekleyen kaderdir. Bu, bölgede sergilenen emperyalist oyun ve konseptin yarattığı sonuçtur.

Bu sahada sıkışan ve hatta savaş suçlusu ilan edilme durumu düzeyinde en kötü pozisyona düşen Erdoğan ve iktidar güruhu, tüm dezavantajlara karşın Rojava işgalindeki manipülasyonuyla ırkçı-Türk milliyetçiliğinin ve hatta bunun ötesinde daha geniş Türk milliyetçiliğin desteğini arkasına almayı başarmıştır. Ki, CHP gibi koyu ırkçı-milliyetçi faşist partileri de kötürüm hale sokup yedeklemiştir, bu suçluları iktidar uğruna işlediği işgal suçuna ortak etmeyi başarmıştır. Kısacası, uluslar arası alanda sıkışıp tecrit olan Erdoğan ve güruhu, içerdeki burjuva muhalefetin basiretsizliğiyle tüm siyasi gündemi bloke ederek işgalci saldırganlığına hapsetmiş, kendi iktidar kaygılarına endekslemiştir. Muhalefet durumundaki burjuva düzen partileri siyaset yapamama, siyasi gündem yaratamama ve daha da ağırı Erdoğan’ın siyasetine esiri olmanın sancıları içinde kıvranmakta, kan kaybını önleyecek siyasetler geliştirememektedirler. Nasıl ki, Erdoğan çıkacağı savaş suçlusu sandalyesini emperyalist konseptlerin piyonu olarak kendi elleriyle kurdu ve bu sandalyeyi tek müsebbibi olduğu işgal saldırganlığıyla hazırlayıp hak etti, öyle de CHP gibi faşist partilerin Erdoğan’ın siyasi gündemine esir olup muhalefet ve siyaset yapamamalarının müsebbibi de bunların kişiliksiz siyasetleri ve sınıf karakterleriyle taşıdıkları kamburdur.

CHP’nin edilgenliği elbette bizlerin derdi değildir, olamaz da. Fakat devrimci sınıf muhalefeti ve mücadelesine itibar etmeyerek CHP’de çare arayan demokratik-sol eğilimli kesimlerin bu gerçeği göresi fevkalade önemlidir. Zira bütün bu tablo, devrimci sınıf hareketi cephesinde yer alan güçler tarafından iyi propaganda edilerek devrimci çıkış için bir fırsata dönüştürülmesi gereken uygun tablodur. CHP ile ittifak eden demokratik güçlerin siyaset ve çizgilerini sorgulamasının güçlü nedenidir CHP’nin mevcut tavır ve duruşu. Hatta dolaylı olarak CHP ile ittifak pozisyonuna düşenlerin de siyasetlerini yeniden gözden geçirmesinin bir vesilesidir. İttifak siyasetimizle net olan tavrımız kanıtlar ki, bizler açısından CHP’nin niteliği konusunda bir problem yoktur. Lakin bazı dostlarımızın dolaylı dolaysız ittifak süreçleri bu sorgulamaya muhtaçtır.

Erdoğan iktidarının suyu çoktan ısınmıştır. İşgal saldırganlığı ile yürüttüğü manipülasyon ve manevralar geçici durumdan ibarettir. Siyasi iktidarın burjuva klikler arasında el değiştirmesi bitmiş ya da geçmiş bir süreç değildir. İktidarın değişimi bir gerçek kadar büyük olasılıktır. Bıkmış olan kitleler arayış içindedir ve CHP’ye meyleden arayış esasta boşa düşmüştür. Öte taraftan Erdoğan iktidarının yarattığı atmosfer de geçici olup kitlelerin arayışını kucaklamaktan uzaktır. Bu boşluk fırsattır. Doğacak koşullar bu fırsata işaret eden eğilimdedir. Dolayısıyla kitlelerin devrimci muhalefet ve mücadele ekseninde örgütlenip toparlanmasının nesnel şartları uygundur. Devrimci sınıf hareketi bu uygun fırsat ve şartları değerlendirme sorumluluğundadır, şansına da sahiptir. Birleşik mücadelelerin örgütlenerek geliştirilmesi kitlelere umut ve moral vereceği kesindir. Kitlelerin toparlanması bununla, bu güvenin verilmesiyle mümkündür…

Ne komprador tekelci sınıf kliklerinin dalaş ve alternatifi, ne de Erdoğan iktidarının emperyalistlerce devre dışı bırakılması bizlerin bekleyeceği ve kitlelerin umutlarını havale edeceğimiz gelişmeler değildir. Devrimci cepheyi güce dönüştürerek devrimci alternatifi kitlelere sunmak durumundayız…

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler