Takip Et

Analiz

Erdoğan/AKP faşizminin can simidi KHK’lar

Kendi meclisini ayaklar altına alacak kadar pervasızlaşan AKP/Erdoğan iktidarı, sivil insanlardan yeni bir ordu, yeni biç suç mekanizması yaratmaktadır

Başarısızlık üzerine kurgulanmış 15 Temmuz darbesini bir nimete çeviren Erdoğan iktidarı, Olağanüstü Hal ilan etmişti. Uzun bir süreden beri OHAL koşullarında bölgeyi kendi çiftliğine çeviren bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız.

Gülen Cemaatini palazlandıran ve bu ittifak sayesinde rakiplerini tasfiye ederek iktidarını sağlamlaştıran Erdoğan, ortağıyla rant ve iktidar paylaşımı konusunda kavga içine girince güçsüzlüğünün farkına vardı. Bu kavgada başarısız darbe girişimi ve sonrasında ise KHK’lerle saltanat rejimine dönüştürülen fiili bir durum yaratıldı. Bugün parlamentonun işlemediği, hukukunun baypas edildiği bir darbe rejimi var. Bu darbe rejimi, geçmişte seçimle işbaşına geldikten sonra seçimle gitmek istemeyen ve hangi koşullarda olursa olsun çeşitli bahanelerle iktidarda kalmayı hedefleyen bir yönelime sahip…

Sorunların kaynağı Erdoğan iktidarı

Bölgedeki başlıca stresin oluşmasında baş rol oynayan Erdoğan iktidarı, işbaşına geldiği ilk yıllarda vaat ettiği her şeyin tersini yaptı. Ve gelinen aşamada kendi çıkarını “Türkiye ve vatanın geleceği” ile özdeşleştirerek, milliyetçi hamasetlerle Türk ırkçılarıyla bir ittifak kurdu. Bu ittifakın geleceğini kestiremeyen Erdoğan, çeşitli önlemler alma gereksinimi duymaktadır. Kendini diken üzerinde hisseden iktidar, dünyadaki tüm faşist cuntaların yaşadığı sürecin benzerini inşa etmekte, KHK’ların hepsini bu süreci inşa etmenin bir aracı olarak kullanmaktadır.  Bu araç hem egemen sınıflar içindeki rakiplerine hem de ezilenler cephesindeki gelişmelere karşı önlem ve karşı bastırma yöntemi olmaktadır.

Ekonomi, siyaset, ordu, polis, istihbarat, yargı direk Erdoğan’a bağlanmıştır. Bunların başı Erdoğan’dır. Erdoğan ve şürekâsının istem ve kararları temelinde bu kurumlar hareket etmektedir. Güçler ayrılığı yerine güçlerin birliği rejimine geçilmiştir.

Nispi güçler ayrılığının olduğu, parlamentonun işlevli olduğu bir burjuva hukukunda, bir partinin ya da bir egemen kliğin bu kurumların hepsini birden kontrol etmesi ve kendisine bağlamasının olanağı yoktur. Dolayısıyla bir kesim, bütün kurumları bir enstrümantal şeklinde kendine rakip kesim ve muhalefeti bastırabilecek biçimde kullanamaz. Güçler ayrılığı bu tehlikeye karşı bir önlem olarak oluşturulmuştur.

Yolsuzluk ve rantiyeden başı belada olan Erdoğan ve çevresi üzerine üstlük bir de Suriye’de savaşa dahil olmuş, IŞİD’i büyütmüştür. IŞİD uzun bir süre Türkiye’den beslenmiştir. Bölgede savaş suçunun baş ortaklarından olan iktidar, savaşın Kürtlere neler katıp katmayacağının derdiyle tutuşmuş, bu durumu Türkiye’deki sorunları örtmenin bir unsuru olarak kullanmaktadır.

Kurumlar militarize edilmiştir

Tüm devlet kurumları emir komuta sistemine göre biçimlendirilmiştir. Emir komuta zincirine uymayan bu sistemin dışına atılmaktadır. Ve hukuksal bir meşruluk da oluşmadığı için OHAL süreci uzatılmaktadır. Devlet kurumlarının savaş sürecine göre yapılandırılması ve gerginliğin bizzat iktidar tarafından tırmandırılması, önümüzdeki sürecin az çok nasıl olacağını göstermektedir. Kurumlarda ve kamusal alanda egemen kılınan Sünni mezhep, eğitimle birlikte yaşamın diğer alanlarında da biçimlendirici bir zorbalığa dönüştürülmüştür. Biat etmeyenin yaşam hakkı yoktur noktasına getirilmiştir. Bu zorbalık, kamusal alanda her gün pratiğe yansımakta; lümpen işsiz-güçsüz yığınlar iktidarın kışkırtması sonucu kadın cinayetlerinin ve tecavüz vakalarının failleri haline gelmektedir. Bu durum gündelik bir rutin haline gelmiştir. Ezilen büyük bir kesimin iktidara yönelebilecek öfkesi, kadınlara, Kürtlere, sosyalistlere vb. kesimlere yöneltilmiştir. Örtülü ödenek ve devlet olanakları bu kesimlerin güruh haline getirilmesinde kullanılmaktadır.

Erdoğan iktidarı var olan kurumlar dışında paramiliter yeni güçler oluşturmakta

Saltanatını kaybetme tehlikesi yaşayan iktidara egemen olan kesim, kendi çıkarını “vatan, millet, ülke çıkarı” söyleminde bulunarak gelmiş geçmiş tüm faşistlerin ruhunu yeniden canlandırmaktadır. Kendini bir ırk, ülke, vatan ve gelecekle özdeşleştiren tüm faşist diktatörler, kendi rakiplerini ve ezilen halkı yığınlarının hak arama mücadelesini baskı altında tutmak ve sindirmek için “vatan hainliği”, “yabancı ülke ajanlığı” ile yaftalarlar. Dün “Rus ajanı” dediklerine bugün “ABD ajanı” derler. Ve halk kitlelerine bu kesimleri hedef haline getirirler. Devlet beslemesi kesimleri yedek bir militarist vurucu güç olarak hazır tutarlar.

Rusya’da Karayüzler, İtalya’da Karagömlekliler, Almanya’da Kahvegömlekliler, Kolombiya’da Los urebanoslar, İran’da Haşdi Şabi, Türkiye’de HÖH (Halk Özel Hareket), Osmanlı Ocakları, koruculuk vb. bu tür örneklerdir.

Bölgemizde 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sokağa çıkarılan bu katil çeteler uzun bir süre sokaklarda terör estirmişlerdir. Erdoğan’a bağlı maaşlı bu güruhlar, devlet desteği ile silahlandırılmış ve yeni faşist paramiliter bir güç olarak konumlandırılmıştır. Darbe girişimine kadar bilinen fakat varlığı inkâr edilen bu güruh, sonrası süreçte varlığı giderek resmileştirilmek istenmektedir. Son çıkan KHK ile bu güruhun işlediği suçlar aklanmak istenmektedir. Bir nevi bu suç odakları, ortakları tarafından kollanmaktadır. Var olan burjuva hukuk ve ceza yasasında tanımlı yasa ve kanunlar dışında, TBMM’nin onayı ve görev kapsamında olan şeyler kanun hükmüne kavuşturulmak istenmektedir.

696 nolu Kanun Hükmünde Kararname’nin 121. Maddesi bu güruhların işlediği suçlar, ceza hukukunun dışına çıkartılıyor. “Terörle mücadele” adı altında kişilere suç işleme özgürlüğü veriliyor.

Olağan koşullarda meclisten geçmesi zor bu düzenlemeleri iktidar, bunları KHK’lar ile yapmaktadır. Yargıdan sosyal güvenliğe, tarımdan köy koruculuğuna kadar birçok alanda yapılan değişiklikler TBMM ve yargı denetimi hiçe sayılarak KHK ile hayata geçirilmiştir. AKP mecliste çoğunluk ve MHP ile ittifak içinde olmasına rağmen bu düzenlemeleri ne meclise yaptırıyor ne de bunları meclise onaylatıyor. Kendi meclisini ayaklar altına alacak kadar pervasızlaşan AKP iktidarı, sivil insanlardan yeni bir ordu, yeni biç suç mekanizması yaratmaktadır. İçine girmiş olduğu bataktan çıkma yolu kapalı olan iktidar, yeni suç ortakları yaratarak her şeyi savaş koşullarına göre militarize ediyor. Sanayii ve diğer alanları askerileştirmek isteyen AKP’nin bu telaşı neden kaynaklanıyor? Ortadoğu’da çıkarılan savaş sonuna doğru gelmişken, iktidar neden giderek her şeyi savaş ekonomisine göre kurguluyor? Görünen o ki, Erdoğan bölgede yeni savaşlar dahil olmak üzere, iç savaşa göre de bir düzenleme içinde. Bu savaş yeni katliam, soykırım ve her tür pervasızlığa açılım demektir.

Bu savaş ve bu diktatörlüğe karşı emekçilerin ve ezilen halkların ortak mücadelesi ancak etkili olabilir.

 

Günün Haberleri

Analiz konulu diğer haberler