Takip Et

Editörün Seçtikleri

Ekonomi Politiğin İntiharlar Üzerindeki Etkisi

Tek tek intiharlardan, toplu intiharlara doğru bir artış söz konusudur son dönemlerde. Sosyolog Basri Dara bu durumu şu cümleyle özetliyor. “ İntiharlar ekonomik krizin patlak vermiş halidir.” Ekonomik sorunlardan kaynaklanan bireysel ve toplu intihar vakaları, nedense her dönem sorunun kaynağından kopartılarak değerlendirilir hakim sınıflar ve onların kalemşörlerince. Oysa en doğru yaklaşım tarzı, Basri Dara’nın tek cümleyle ifadelendirdiği gerçeğin ta kendisidir

   Ülkemizde her  geçen  gün  daha  belirgin  olarak  derinleşen  ekonomik  krizin  yarattığı  intihar  vakaları da  krize  paralel  olarak  giderek  artmaktadır. Tek  tek  intiharlardan, toplu  intiharlara  doğru  bir  artış  söz  konusudur  son  dönemlerde. Sosyolog  Basri Dara bu  durumu  şu  cümleyle  özetliyor. “ İntiharlar  ekonomik  krizin  patlak  vermiş  halidir.” Ekonomik  sorunlardan  kaynaklanan  bireysel  ve  toplu  intihar  vakaları, nedense  her  dönem  sorunun  kaynağından  kopartılarak  değerlendirilir  hakim  sınıflar  ve  onların  kalemşörlerince. Oysa  en  doğru  yaklaşım  tarzı, Basri  Dara’nın  tek  cümleyle  ifadelendirdiği  gerçeğin  ta  kendisidir. Bu  konuda, burjuva  basın  ve  medya da çokca  şey  yazıldı  ve  söylendi. Gerçeğin  kitlelerden  gizlenmeye  çalışıldığı  böylesi  önemli  bir  konuda  biz  sosyalistlerin de  kitlelere  söyleyecek  ve  doğruları  gösterecek  sözü  ve  tavrı  olmalıdır. Halkımıza  karşı  olan  görev  ve  sorumluluğumuzdan  ötürü  meseleyi  ana  hatlarıyla  irdelemeye  çalışacağız.

   Bütün  toplumlarda  insanı  var  eden  değerler  vardır. İdeoloji, aile, din, kültür vb. Bunların rengine, cinsine  veya  doğruluğuna- yanlışlığına  bakmaksızın toplumsal değerler  olarak  sıralayabiliriz. Bütün  bu  değerlerin  mutlaka  toplumu  oluşturan  bireyler  üzerinde  değişik  boyutlarda  etkileri  vardır. Hatta  intiharlarda  bunların yarattığı  bir  kısım  etkileri de  gözlemlemek  mümkündür. Ancak  esas  nedenin  bunlar  olamayacağı, intiharları  bireysel  mutsuzluklarla  tek  başına  açıklayamayacağımızı, hatta  meselenin  esas  kaynağının  bunlar  olamayacağını  gözardı  etmemek  gerekiyor.

   Hem bireyi, hem  toplumu  esas  olarak  var  eden  şey  ekonomi ise  eğer, ki  öyledir, o  zaman  bireyin  ve  toplumun  ruh  halini, psikolojik  durumunu  belirleyen de  esas  olarak  ekonomi  ve  ekonomiye  yön  veren  politikalardır.Bu  durumda  şöyle  bir  tesbitte  bulunmak  yanlış  olmasa  gerek; mevcut  kapitalist- emperyalist  sistemde, intiharları  körükleyen  şeyin ekonomik  sorunlar  olduğu  gerçektir. Çünkü  bireyi  ve  toplumu  var  eden  ve  hayatlarını  idame  etmeye  yarayan  ekonomik  şartlar  eğer  kötüye  gidiyorsa  bireyin  ve  toplumun  bundan  olumsuz  bir  şekilde  etkilenmemesi  söz  konusu  bile  değildir. Psikolojik  ve  nörolojik  etkilerin  ana  kaynağının  ekonomi  politik  olduğu, devrimci- demokrat  sosyologlarca  kabul gören  bir  gerçektir. Meselenin  ana  kaynağına  işaret  ederken, diğer  etkenleri  gözardı  ettiğimiz  anlamı  çıkartılmamalıdır. Kuşkusuz  intiharların  ekonomik  ve  siyasal  sebepleri  olduğu  kadar, toplumsal  boyutu  ve  toplumu  var  eden  yukarıda  altını  çizdiğimiz  etmenler de  söz  konusudur. İstisnai de  olsa, ekonomik  nedenlerin  dışında  toplumsal  değerlerden  kaynaklanan  intiharlarda  söz  konusu  olabiliyor. Ancak  meselenin  esasını  oluşturan  şeyin  bu  olmadığını  hepimiz  biliyoruz.

                          İntiharlar  yıldan  yıla  artıyor

   İntihar  artışları, ekonomik  kriz, işsizlik, yoksulluk  gibi  ekonomik  sebeplerle  atbaşı  artarak  devam  ediyor.  Türkiye  K. Kürdistan da  2000’lerin başından 2010 ‘lara  kadar  yılda  ortalama  2000  intihar  olayı  yaşanırken, bu  rakam  2012’de  3000’lere  ulaşıyor. En son 2018  yılında  yayımlanan  istatistik  verilerine  göre  3161 kişi  intihar  ederek  yaşamına  son  verdi. Tabi  bu, resmi  rakamlar. Biz  biliyoruz ki  resmi  rakamlar, enflasiyonda, gayri  milli  safi  hasıla da  işsizlik de olduğu  gibi, bu  konuda da  gerçeği  yansıtmamaktadırlar. Örneğin  Fatih’de  intihar  eden  dört  kardeş  hakkında  havuz  medyasının  ileri  sürdükleri  gerekçeler  böyledir. Ne  demişlerdi!? “Ateist  oldukları  için  girdikleri  psikolojik  bunalımın  sonucu” şeklinde  kamuoyuna  duyurmuşlardı  bu  intihar  olayını. Oysa  dört  kardeşten  sadece  bir  kişinin  çalıştığı, diğerlerinin  işsiz  olduğu, bakkala  bile  borçlarını  ödeyemedikleri, uzun  süre  sadece  ekmekle  karınlarını  doyurdukları  gerçeğini  kamuoyuyla  paylaşmadı  burjuva  basın  ve  medyası. Tabi  özellikle de  havuz  medyası.  Devam  edelim; Ülkede  2017’de  3168,  2016’ da  3193,  2015’de  3246, 2014’de  3169  kişi  intihar  ederek  yaşamına  son  verdi.

  İntihar  oranları  genellikle  yüz  binlik  dilim  üzerinde  hesaplanıyor. 2001 ile  2018  yılları  arasına  Türkiye  K. Kürdistan’daki  intihar  olaylarına  bakıldığında, binde  3. 61  ile  4.37  arasında  değişen  ama  yükselen  oranlarla  açıklanıyor  intihar  olayları.

   Yine  TÜİK’in  verilerine göre  İstanbul, intihar  olaylarının  en  çok  yaşandığı  il  olarak  birinci  sırada. 432  ölümle  sonuçlanan  intihar  olayı  gerçekleşmiş.  Sonra  Ankara, 194, İzmir  186,  Bursa  119,   Konya  103. En  az  intihar  olaylarının  yaşandığı  Kentler iseBayburt  1, Artvin ve  Kilis 4, Erzincan  ve  Gümüşhane  5  intihar  olayı  yaşanmış. Yaşamını  yitirenler  arasında  erkeklerin, kadınlara  oranla  sayılarının  daha  yüksek  olduğu  belirtilmektedir. Kuşkusuz  bunda, erkek  egemen  toplumun  yarattığı  toplumsal  değerler de  yer  almaktadır. 2018  yılında  intihar  edenlerin  2391′ i  erkek, 770’i  kadın  olduğu  belirlenmektedir.

   Aslında  mevcut  ekonomik  politikalardan  kaynaklı  intihar  olaylarının  çok  daha  yüksek  boyutlarda  olma  ihtimali  bir  hayli  fazla. Ancak  bazı  toplumsal  değerlerin, ideolojilerin  intihar  olaylarının  önünü  aldığı da  ayrı  bir  gerçek. Örneğin  ülke  nüfusunun  önemli  bir  kesiminin  müslüman  oluşu  ve  müslümanlıkta  intiharın  günah  sayılması, Allah  korkusu, cehennem  kaygısı  yani  dini  değerler  önleyici  bir  rol  oynayabilmektedir. Yine  aile  bağlarının  hala  güçlü  olması  caydırıcılığın  bir  başka  nedeni  olarak  düşünülebilir. Bunlar  intiharları, caydırıcı  toplumsal  değerler  olarak  düşünülmeli. Ancak  asıl  caydırıcılık, devletin  alacağı, alması  gerektiği  ekonomik, sosyal, siyasal  önlemler  toplamıdır. Yani, ekonomik, sosyal, siyasal, nedenlerin  sorun  olmaktan  çıkartılmasıyla  mümkündür.

                                Dünya  genelinde  durum  nasıldır

   Dünya  genelinde de  intihar  olaylarının  arttığı  bir  gerçek.Dünya  Sağlık  Ötgütü  verilerine  göre;yılda  ortalama  800   bin  kişi  intihar  ederek  hayatına  son  veriyor. Dünya  Sağlık  Örgütü (WHO) ,her  40  saniyede  bir  kişinin  intihar  ettiğini  açıklıyor.Bu  işin  uzmanları, intihar  vakalarının  daha da  artacağını  belirtiyorlar. Örneğin  2020 ‘lerde  sayının   bir  milyonu  bulacağı  söyleniyor. Rakamlar  oldukça  ürkütücü.Doğal  bir  felaketten  veya  bir  savaş  ortamından  daha    korkutucu  sayısal  oranlarla  karşı  karşıya  insanlık. Ancak  bu  gerçeğe  rağmen, intihar  olayları   gerektiği  kadar  ele  alınan  ve  dikkat  çekilen  bir  konu  olarak  gündeme  girmiyor.

   İntihar ile  depresyon  ve akıl  sağlığı, aşırı  derecede  alkol tüketimi gibi  sorunların  intiharla  ilişkisi  olsa da  çok  sayıda  intiharın  stres,  mali  sıkıntı, ayrılık, kronik  bir  acı  ya da  hastalık  gibi  kriz  anlarında  meydana  geldiğini  belirtiyor  uzmanlar. Fizyolojik  rahatsızlıkların  dışında, eğer  insanlar  streslere  girip, ruhsal  bunalımlar  yaşıyorlar ise  bunun  esas  nedeni  hiç  kuşku  yok ki  ekonomik  sıkıntılardır. Aslında  bu  sıkıntıları  yaşamak  için  normalde  hiç  bir  sebep  yok. Ancak  üretim  gücünü  ellerinde  tutan  bir  avuç  tekelci  kapitalist, üretilenlerin  çok  büyük  bir  kısmına  sahip  olunca, geri  kalan  çok  az  kısmını ise  milyarlarca  emekçinin  paylaşmasından dolayı  bu  dengesizlik  elbetteki  strese de, ruhsal  bunalımlara da  yol  açacak  ve  milyonlarca  insan  sessiz  sedasız  hayatlarına  son  vereceklerdir. Olan da  tamı tamına  budur.

  Bir  başka  neden  olarak  toplumda  genel  ayrımcılıkla  karşı  karşıya  kalanlarda da intihar  vakalarının  bir  hayli  yüksek  olduğu  bilinen  bir  gerçektir. Örneğin; mülteci, göçmen, LGBTİ  ve  özellikle  adli  mahkumlar  gibi  toplumsal  kesimler  dışlandıklarından  dolayı  intihara  teşebbüs durumu bu kişilerde  bir  hayli  fazla. Bu, neresinden  bakarsanız  bakın  dönüp  dolaşıp  ekonomi  politiğin  kapısına  çıkıyor. Emperyalizm ve  haksız  savaşlar  olmasa, göçmenlik  veya  mültecilik  olmaz.  Eğer  herkes  emeğinin  karşılığını  alabilse  hırsızlık  ve  adli  suçlar  bu  denli  yüksek  olmaz. Eğer  ırkçı,  faşist  ideolojiler  hakim  olmazsa  insanlar  ve  cinsler  arasında  ayrım  bu  seviyede  olmaz. vs.  vb.  Yine ekonomi  politiğin  yarattığı  sonuçlardan kaynaklı  olarak; çatışma  ve  ya  savaş  alanlarında  yaşayan, felaketlere, şiddete, tacize, tecavüze, maddi  manevi  kayıplara  maruz  kalan  kişilerde de  intihar  eğilimleri  oldukça  yüksek.  Yine  intihar  edenlerden  dünya  genelinde  erkeklerin  kadınlara  oranla  daha  fazla  olduğu  gerçeğinin  altını da  çizmek  gerekiyor. Bunun  psikolojik  ve  sosyolojik  nedenleri  üzerinde  durmak ve  bir  sonuç  çıkartmak  elbetteki  konunun  uzmanlarının  işi. Biz  burada  sadece  genel  gidişatı  ve  gizlenmek  istenen  meselenin  ana  kaynağının  altını  çizmek  istedik.

   Genel  olarak  şizofreni, duygulanma  bozukluğu  gibi  rahatsızlıklarda  değil ama, stresle  ilişkili  olan  ruhsal  hastalıkların, depresyon, uyum  bozuklukları  gibi  durumlarda  hızlı  bir  artışın  olduğu sorunun  uzmanlarınca  belirtilmektedir. Sebep  olarak  ileri  sürülen  en  belirgin  nokta, “ sosyal  ve  ekonomik  problemler  insanların  ruhsal  durumunu  olumsuz  yönde  etkilemektedir.”

 İntiharın  önlenebilir  bir  davranış  olduğunu  herkes  kabul  eder. Ama  önleme  yöntemleri  doğru  seçilmedikçe, sorunun  kaynağından çok, buz dağının  görünen  yüzüyle  mesele  çözülmeye  çalışılırsa  elbette ki  çözümsüzlük  içinde  boğulup  kalınır. Sorunun  kaynağı  belli. O da  uygulanan  ekonomik  politikaların  sonucu  olarak, üretimdeki  dengesiz  dağılım, üretim  araçlarının  çok  küçük  bir  azınlığın  elinde  olması, çalışanların  emeğinin  karşılığını  alamayışından  kaynaklı, işsizlik, yoksulluk, açlık   ve  bu  kötü  ekonomik  koşulların  yanı  sıra, sosyal  alanda adaletsizlik, hukuksuzluk, insan  hakları  ihlalleri, hatta  çalışan  emekçilerin  neredeyse  hiç  bir  haklarının  olmayışı  gibi  nedenler  ortadan  kaldırılmadıkça, intiharlara  gerçek  bir  çözüm  bulmak da  imkansız. Bunun  yanı  sıra  kuşkusuz,  tıbbi  müdahaleler, sosyal  önlemler de  intiharları  önlemek  için  gerekli  ve  zorunludur.   

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü gazetesinde yayımlanmıştır

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler