Takip Et

Makale

Efrin’e saldırının amaçları

Türkiye yeni Suriye’yi kendi (dar sınıfsal) çıkarları doğrultusunda şekillendirme çabasını sürdürmektedir. Suriye’yi kendi taleplerine boyun eğmeye zorlamakta, Kürtlere saldırarak, Esad rejimine da göz kırpmaktadır

(Aqlê sıvık barê gırane – Hafif akıl ağır yüktür)

Türk hükümetinin başı diktatör Erdoğan, müsebbibi olduğu Suriye’deki krizin faturasını Kürtler başta olmak üzere bölgedeki halklara fatura etmek istiyor. Emperyalist güçlerle Suriye rejimini devirmek için yaptığı işbirliği ve kanlı tezgâh bugün aleyhine dönmüş durumda. Bölgedeki karmaşanın baş sebeplerinden biri Erdoğan hükümetidir.

İlk olarak, Suriye’nin krize girmesinden bu yana, bunu fırsat bilerek, “Müslüman din kardeşlerimizin insan haklarını savunmak” adına, Suriye’ye müdahale etmiş, mevcut iktidara karşı savaşan terörist güçleri, her türlü yollarla desteklemiş ve silahlı güçleri besleyerek hükümeti devirmeye çalışmıştır.  Bu iktidarı zayıflatmak için, Türkiye ve Batı ülkelerine göçü teşvik etmiş, milyonlarca kişinin hayatını cehenneme çevirmiştir. Suriye de göç dalgaları, silahlı terör güçleri tarafından teşvik edilmiştir.

İkinci olarak, DAİŞ vb. İslami terör guruplarının saldırısı karşısında halkını ve bölgelerini savunan Kürtlerin Suriye’de ulusal demokratik talepler doğrultusunda, örgütlenip, bölgesel özerklik talebini, Kürtlere, müdahalede bir gerekçe haline getirmiştir.

Türk egemen sınıflarının dar bir kesiminin borazanlığını yapan Erdoğan, Osmanlı’dan gelen emperyal politikaların bir devamı olarak, işgal ettiği yerlere, özellikle Kürdistan bölgesinin bazı alanlarına Arap ve Türk koloniler yerleştirmek istiyor. Şimdiden Süleyman Soylu, Azez ve Efrin’de kaymakam, emniyet müdürleri vb. idari ve askeri amirlerin bulunduğunu itiraf etmiştir. Keza Erdoğan, Türkiye’ye göç ettirdiği Suriyelilerin Efrin’e yerleştirileceğini dile getirerek, kamuoyunu hazırlamaya başlamıştır. Efrin’e işgalin amacı şimdi daha net gözükmeye başlamıştır.

İşgale gerekçe yapılan Kürtlerin “potansiyel tehdit” oluşturduğu meşru bir gerekçe olarak kabul edilemez. Efrin bölgesi-Suriye’deki Kürt örgütleri, Türkiye sınırlarını ihlal eden taciz eylemlerinde bulunmamışlardır. Türkiye’nin Efrin müdahalesinin bu gerekçesi yalan üzerine kurulu, temelsiz bir psikolojik savaştan ibarettir.

Türkiye’nin yalan ve bahanelerle dillendirdiği gerekçeler haksız, olumsuz ve uluslararası yasalara aykırıdır. Bu çabalar, Türkiye hâkim sınıflarının ve onların bir kısmının dar sınıfsal çıkarları için yürütülen emperyal siyasetin devamıdır.

Suriye’deki savaşta mezhepçi-ırkçı İslami gurupların vahşi saldırıları karşısında meşru savunma yapan Kürt güçlerinin giderek bir koridora dönüşmesi karşısında afallayan Türk Hükümeti, uzun vadede bu koridoru, Batı Kürdistan’ının bölgeleri arasına Arap ve Türkmen nüfusu yerleştirmek suretiyle parçalamak istiyor. Hendek direnişini bahane eden iktidar, Kürt yurtseverliğinin yoğun yaşandığı Nusaybin, Cizre gibi birçok kenti de yerinde ederek, bu ilçeleri daha içeri taşıma isteğini açığa vurmuştu. Bu alanların demografik yapısını değiştirerek, güdümü altına aldığı El Kaide ve DAİŞ gibi terör örgütlerinin etkisinde olan Arap vb. mülteci kesimleri yerleştirme arzusu, çağımızın en gerici-barbar, ırkçı soykırım girişimidir. Daha önce Alevi bölgelerine de bu tüm girişimler üzerinde çalışma yürütüldüğü biliniyor.

Türkiye yeni Suriye’yi kendi (dar sınıfsal) çıkarları doğrultusunda şekillendirme çabasını sürdürmektedir. Suriye’yi kendi taleplerine boyun eğmeye zorlamakta, Kürtlere saldırarak, Esad rejimine da göz kırpmaktadır.

Türkiye hâkim sınıfları, amaçlarına ulaşmak için uluslararası alanda çeşitli güçlerle uzlaşmalar yapmakta, rekabet içine girmekte veya çatışmaktadır. Uzlaşma, rekabet, çatışma ve teslimiyet diyalektik bir bütünlük oluşturuyor. Türkiye hükümeti bir öznedir, temsil ettiği dar sınıfların çıkarları için savaşan bir öznedir. Sosyalistler hiçbir gerekçeyle bu hükümetin Suriye ve Kürt politikasını hoş göremezler. Türkiye işçi sınıfı okun sivri ucunu öncelikle, kendi hâkim sınıflarına, iktidara çevirmeli, sosyalist ideolojiyi güçlendirerek, şoven ideolojinin saflarına sızmasını engellemelidir.

Odatv vb. birçok yayın ve akım “sol” adına şovenizm, ırkçılık ve gizli Perinçekçilik yapmakta, sosyalizme ve sol harekete karşı savaş yürüterek iktidarın yanında yer almaktadırlar. İşçi sınıfı ve devrimci sol hareket bu karşı-devrimci öznelere karşı uyanık olmalı, ideolojik hegemonya oluşturma çabalarını boşa çıkarmalıdır.

Genel olarak emperyalizmi teşhir eder gibi gözükerek veya ABD ve Batı müdahaleciliği eleştirilerek, Türkiye’nin emperyal militarist müdahaleciliği göz ardı edilmesine müsaade edilmemelidir.

Emperyalist güçlerle işbirliği içinde Türkiye, İran ve diğer bölge devletlerinin anti-Kürdistan ve devrim ihtimaline karşı oluşturulan şer ittifakına karşı, sosyalistler Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Kürdistan’da mevcut sosyalist ve devrimci, demokratik partilerle, bir bölgesel-uluslararası halkların dayanışmasını koordine edebilir, etmelidir de.

Derya İshak

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler