Takip Et

Toplumsal Cinsiyet

Edebiyattan seçmeler ve cinsiyet kimliği

Tarih boyu transgender ve cinsiyeti farklı olan kişiler onurlu ve özgür yaşamalarının önünde sosyal, yasal engellerle karşılaşmıştır. Bir yalanla yaşamak çok zor ve yalnızlaştırıcıdır

İnsanların kişiliği zamanla oluşur, gelişir, değişiklikler gösterir. Örneğin, kimliğimizde din hanesine doğumda yazılanı zamanla, inancımıza göre değiştirebiliriz. Cinsiyet için de bu geçerlidir. Aslında cinsiyetler arası geçiş olmuyor. Kişinin doğumdan atandığına uymayan ve bizim dışardan bilmediğimiz cinsiyeti ortaya çıkıyor. Kadın bedeni ile doğmuş ama kendini erkek gören veya erkek bedende doğmuş ama kendini kadın olarak görenler var.

Amin Maalouf “Kimlik bir çırpıda verilmez, yaşam boyunca oluşur ve değişir” der. Dünya görüşümüz, düşünme biçimimiz ile kimliğimiz zamanla oturur. Bazı kimlik özelliklerimizi açıkça göstermemek, saklamak da var. Bu özellikler ancak güvenli koşullarda açığa çıkabilir. Güvenli olmayan koşullarda açığa çıkan kimlik özelliklerinin bedeli ağır olur. Cinsiyetimiz de sabit olmayabilir.

Cinsiyeti kadın/erkek olarak doğumdan atanmış olan bazı insanların gerçek cinsiyeti sosyal olarak bilinmeyebilir. Tebdil-i cinsiyetleri sonradan topluma açılır/hiç açılmaz. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de giderek daha fazla kişi cinsiyetinden hoşnutsuz olarak başvuruyor. Doğumdan atandıkları cinsiyetlerinden hoşnutsuz olan kişilerin değişim talep etme yaşları giderek gençleşiyor. Bu kişiler genel olarak transgender olarak adlandırılıyor.

Cinsiyet salt bedensel özelliklerle tanımlanamaz. Cinsiyet hoşnutsuzluğu ile başvurular, yediden yetmişe her yaşta olabiliyor. Transgender olmak bir akıl hastalığı değil; hak ihlali, ayrımcılık ve şiddet nedeniyle riskli. Kimliği geçersiz kılmak için tekrarlayan günlük yaşam olayları; örneğin kabalık, alay etme, küçümseme, okul iş ev diğer sosyal ortamlarda yineler durur (1, 2). Çok kez, trans kişilerin kimliği kendileri için karmaşık filan değildir. Onlar kendilerini kadın veya erkek hisseder. Çocuklar 2-4 yaş gibi çok erken devrelerde cinsiyetlerini bilir ve doğumdan atandığı cinsiyeti benimsemiş kişilerin empati kurması biraz zor. İzleyenler için sorun, karışıklık var. Konuya aşina ruh sağlığı çalışanları tarafından profesyonel tanıklar olarak trans bireylerin belirlenmesi çok kere hiç zor değil. “Cinsiyetimden hoşnutsuzum,” diyenlerin beyanını esas kabul ediyoruz. Yaşadıklarının, dış dünyaya aksinin, gerçek yaşama ifşaatının algısının o kişi özelinde nasıl olabileceğini birlikte değerlendirmeye çalışıyoruz. Kabulü, destek ve köstek kaynaklarını tanımaya ve güçlendirmeye çalışıyoruz.

Cinsiyet kimliğini onaylayan (affirmative) psikoterapi bunun adı. Tıbbın farklı branşları arasında ortak çalışmak gerekiyor. Ruh sağlığı uzmanlarının tüm süreci yönettiği ve her aşamada yer aldığı bir cinsiyet takım çalışması gerekiyor. Bu anlaşılması zor duruma tıp-psikiyatride farklı adlandırmalar yapılmıştır: Die konträre Sexualempfindung -karşıt cinsel his- (Westphal, 1869), Metamorphosis sexualis paranoia (Krafft-Ebing, 1877), Transvestism (Hirschfeld, 1910), Sexoesthetic inversion ve eonism (Ellis, 1920), Psychopathia transsexualis (Cauldwell, 1949), Transsexualism (Benjamin, 1954). Bu yazıda transgender bireyleri ve yaşadıkları zorlukları anlatan bazı kitapları gözden geçireceğiz. İlk olarak VS, Ah Arsız Ruhum adlı romanı ele alıp Kont hisseden ama Kontes olarak doğan bir kişinin 19. asırda Macaristan’da geçen öyküsü ile cinsiyet kimliği geçişini tartışacağız. VS, Ah Arsız Ruhum çağdaş Macar edebiyatının temsilcilerinden kadın şair ve yazar Zsuzsa Rakovszky’nin 2011 yılında kaleme aldığı bir roman. Kont Sandor Vay adıyla bir erkek olarak hayatını sürdüren, 1859 doğumlu şair, yazar ve gazeteci Kontes Sarolta Vay’in (VS) hapishane günlükleri, şiirleri, karısına yazdığı aşk mektupları, otobiyografisi ve onu gözlem altına alan doktorların tıbbi notlarından yararlanılarak yazılmış.

2014’te Yapı Kredi Yayınları tarafından Yasemin Pichler’in akıcı çevirisiyle yayınlanmış. Doktorların yaptığı adli ve tıbbi değerlendirmelerde Kont Vay’ın kendisini algıladığı kimliği yok sayılıyor. Sürekli olarak doğumdan atandığı cinsiyetten beklenen davranış ve tutumlara teşvik ediliyor. Kitap, görünür veya örtülü-sinsi psikolojik aşağılama örnekleriyle dolu. Savcı konuşurken Kont’tan “karım” kelimesini duyunca gülümsüyor (sayfa 13). Garip ama bilimsel tanı ölçütleri uluslararası rehberlerinde de cinsiyetin tanımı giysiler üzerinden yapılır. Üzerindeki mahkum elbisesi küçük düşürücü. Cepsiz kadın elbiseleri giydiriliyor (s.15). Oysa henüz 20 yaşına bile gelmemiş bir ergen olan Kont Sandor yıllardır kadın giysilerini kullanmıyor. Tüm ergenler için bedenlerinin sergilenişi ve zamanın modasına uygun olarak erkeksi veya kadınsı özelliklerin diğerleri tarafından görülmesi çok önemli. Doğumdan atandığı cinsiyeti örtmek isteyen bir trans birey bedenini diğerlerinden saklayacaktır. Mapusta oda arkadaşı bir kadın. “Küçük bir hücrede birbirimizden hiçbir şey saklayamayız. Giyinmek soyunmak insani ihtiyaçları karşılamak için bile en ufak saklanacak bir yer yoktu.” (s. 34). Hapis ya da hastane, kişinin ait hissettiği tür giysileri olmalı. Giysiler kimliğimizi, cinsiyetimizi uzaktan sergiliyor. Kontun hapishanede bulunma nedeni yüklü bir borç meselesi. Kayınpederine borçlanmış. Kayınpeder durumu öğrenmiş. Zira “evliliğim” tehlikede (s. 22). Avukatı Kont Vay’ı hapisten kurtarmak, borçlarını azaltmak için çözüm öneriyor: Kimliğinden vazgeçmesi. Hasta olduğu raporla kanıtlanırsa yaptıklarından mesul olmayacak (s. 25). Kont hapisten çıkmak tabii ki ister ama bedeli ağır. Umumi düşünceye göre aşk denilen duygunun her iki cinse göre belli kuralları var, kurallara uymayanları cemiyet suçlu/hasta olarak görüyor. Hasta olduğu ispat edilirse cezalandıramaz. Yaptıklarının çok kuvvetli ve kontrol edilemez içgüdüden kaynaklandığı düşünülür. Bunu bir uzmanın kanıtlaması gerek. Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık. Avukat evliliğin sahte bir evrak ile belirlenmesine ilişkin kanıt arıyor. Küçük hanım da bu konuda şahitlik yapacak (s. 26).

Trans kişiler sıklıkla “Ben transım,” diyemez. Ben kadın veya erkeğim der. Az sayıda “güvenilir yakın” bilir durumu. Bu bilgi “yakınlar” için geçim kaynağı olabilir. Dahası bu borcun, doğumdan atandığı cinsiyetini bilen bir arkadaşının yaptığı şantaj nedeniyle alındığını öğreniyoruz. Kimliği gizlemek şantaja yol açar. Az sayıda bilen kişilere özel davranma, şükran duyma ve neticede şantajla karşılaşma. Bu anlayış cinsiyet hoşnutsuzluğunu tanımlıyor, aynı zamanda tıbbi değerlendirme yapana büyük güç veriyor. Uzmanlara tanınan bu ayrıcalık diğerinin kimliğini belirleme yolunu açıyor. Biz bugün 21. asırda cinsiyeti tanımlamayı kişinin beyanına göre yapıyoruz. Bugün cezaevlerinde, hastanelerde benzer sorunlar yaşanıyor. Uzman soruyor: “Demek büyük bir haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz? İsim verin.” Kont’un yanıtı: “Herkes, bütün dünya! Tabiat… Hatta tanrı bile!” “Yemin ediyorum benim bütün hareketlerimi içimde olan sonsuz… ve tertemiz… ve Tanrı’nın bize bahşettiği aşk yönetti. Başka türlü davranmama imkan yoktu… Bu hissi bastırmak imkansız bir şeydi… Evet, bu kuvvetli aşkı yenmek olanaksızdı…” (s. 47). Uzman (Dr. Birnbacher): “Siz kendinizi, hareketlerinizi kontrolden aciz mi olduğunuzu söylüyorsunuz?” Kont: “Serbest hareket etmek insanın varlığından ayırt edilemez! Şairler yüzyıllardan beri bundan bahsetmiyor mu sanki?” Uzman yanıt veremeyince bocalıyor, manipülatif davranışla su yüzüne çıkmaya çabalıyor: “Siz iyi edebiyatçısınız.” Kitapta uzman bazen bilimden güç alıyor bazen dinden. Konumu ona güç veriyor. İkisinden de destek bulamazsa çaresizliğini manipülatif ifade ediyor. Veya suçluyor. Uzman: “Siz erkek kıyafeti ile erkek olarak dolaşıp insanları yanıltıyorsunuz, neden?” Kont gururla dimdik yanıtlıyor: “Çünkü ben bir erkeğim ve erkek olarak da kalmak istiyorum! Ve bunu bana kimse yasak edemez!” (s. 51). Erkekliğin ve kadınlığın sosyal sembolleri var. Onlara hapsolmuşuz. Uzman: “Bunu içinize tanrı mı yerleştirdi? Siz erkek kıyafetiyle insanları yanıltma niyetinde olmadığınızı iddia ediyorsunuz. Çekici bulduğunuz, ilişkiye girdiğiniz kadın sizi erkek zannetti. Kandırdınız.” “Hiç kimseyi hayal kırıklığına uğratmadım! Hepsi mutlu idi.” Uzman: “Gerçeği acı verdiğinde de kabul etmelisiniz.” Günümüzde gelişen teknolojik imkanlar kullanılarak dünyada trans bireylerin genetik yapısı üzerine bedensel taramalarla çok araştırma yapıldı. Türkiye’de bilimsel bir değerlendirme aracı olmadığı halde kromozom-karyotip tayini çok kez istenmeye devam edilmekle birlikte halen neyse ki zorunlu bedensel incelemeler kullanılmıyor. Kitapta uzman bedensel incelemeler de yapıyor: Fiziksel değerlendirmede kafatası-leğen kemiği ölçülüyor. Bu muayenenin adı bilimsel; kısırlık, penis vajina merkezli cinselliği üstün görme, penetrasyon, iki cins, normatif ilişkiler temel alınıyor. Bedenine kadın muamelesi yapılan Kont isyan ediyor: “İnsan varlığı hakkında kafatası ve kalça kemiklerinin ölçümüne göre varılan gerçekler mi? Siz aşkı salt hayvani bir çiftleşme olarak mı görüyorsunuz? Siz bilim adamları insanları etten kemikten bir makina olarak görüyorsunuz. Raydan çıkanı içine oturtmak istiyorsunuz. Sadece eti kemiği görüyorsunuz, mezura ile ölçülebilen bir şey. İçinde var olan ruhi gerçeklerden haberiniz yok.” (s. 67).

Ergenlik devresinde kız okuluna yollanıyor. Okul arkadaşları konuşması, yürüyüşü, duruşuyla ilgili alay ediyor, ayıplıyor. Savaş resimleri çizdiğinde hocası kağıda iğrenç bir şey görmüş gibi bakıyor. Hocanın tutumu arkadaşlarının da onu aşağılamasına zemin oluşturuyor. “Çok acı çektim ama beni reddetmekte haklı sebepleri olduğunu kabul ettim. Aslında onlar beni niye reddettiklerini bilmiyordu.” Tam ergenlik devrinde kızların bedeni değişiyor, keçi maskesi takan kurt gibi iştah ile onları izliyor. Aşık oluyor ve aylık kanamalarının başlaması onu hasta ediyor. Sevdiği kızı da kaçırarak yatılı kız okulundan kaçıyor. Tabii yakalanıyorlar ama okuldan atılması kıyafet özgürlüğü sağlıyor. Artık erkek kıyafeti ile dolaşıyor (s. 100-

1). Uzman çok meraklı, penisi olmayan bir kişi yatakta ne yapar… Dr. Birnbacher Kont Vay’a “Benim, bütün yaptıklarınızdan sizi sorumlu tutmanın imkansız olduğunu temiz bir vicdan ile söyleyebilmem için bu genç kadınla yaşadıklarınızı bilmem gerekiyor.” Vay: “Onu ilk gördüğümde coşkuyla aşık oldum. O da karşılık verdi o kadar.” (s. 238-45). Dr: “Acaba bu genç hanımı sözüm ona aşkınızla ne duruma düşürdüğünüzün farkında mısınız?” Kont: “‘Sözüm ona aşk’ dediniz. Dünyanın acımasızlığının hesabını niye benden soruyorsunuz? Ben bu dünyanın kurbanı sayılırım.” Dr. yansız davranamıyor. Öfke ile yanıt veriyor: “Aslında küçük hanım kadar değil. Size güvendiği için bu yaptıklarınızla o aşağılanıyor. Evlenme ve çocuğu olma imkanı kalmadı.” Dr. değerlendirme yetisinin olmadığını kabul ederse bu durumdan kurtaracak olan bir tedavi öneriyor. Kont soruyor: “Siz Tanrı mısınız?” Dr. bilimin verdiği şeyleri ile… “Siz ruhumu bile yok edebilirsiniz. Ben kendim bile olamam. Küçük hanıma duyduğum aşkımı besleyen yön, ruhumun en değerli yönüdür.” Dr.’a “Siz kör insanların siyahla beyazı ayıramadığı gibi farkı göremiyorsunuz. Olduğum gibi olmak önemli, bundan daha önemli ne olabilir?” Bilimsel bir donanımla tedavi öneren uzman Dr. bekleneceği gibi; “Doğanın ve tanrının kurallarıyla uyumlu yaşamak”. Bizim Kont yazar: “Aziz Paul demiyor mu? Sev ve istediğini yap”. Dr’un yorumu hazır: “Mantıklı ahlaklı gerçeklerin böyle yorumlanması beni çığırından çıkardı.” Kontrol çok kalkmış hatta Dr. müstehzi yanıtlar veriyor. Yine aşağılama, karşısında bilgili ve donanımlı bir “deli” var. Hücuma geçiyor; “Tanrının ve doğanın kurallarına göre hareket edenleri duygusuz ve dangalak olarak nitelendiriyorsunuz. Bir tek kendi duygularınızı gerçek olarak kabul ediyorsunuz. Kendi duygularınızın size özel haklar kazandırdığını sanıyorsunuz.” (s. 246). Kont “Olabilirliğin ve olanaksızlığın sınırlarının nerede geçeceğini bilemezsiniz.” Dr. teslim ediyor “Bazen sınırlar net olmayabilir” (s. 288). Kont evliliğinin üreme özelliğini de istiyor, aşık olduğu karısının anne ve kendisinin de baba olmasını çok istiyor. Ahlak kuralları ile çatışan bir esneklikle “Ben Marie’nin -karısı- iyiliğini düşünüyorum. Onu çocuksuz bırakmam, başka erkekten çocuğu olur. Ben de kendi çocuğum gibi büyütürüm.” (s. 290). Dr. bunu ahlaksızlık olarak görüyor. Kont isyan edip “Benim tam bir insan olmadığımı mı söylüyorsunuz?” Penis ve doğurganlık odaklı dar bakışa isyan ediyor. Dr. Kont’u mesuliyet duygusu olmamakla itham ediyor. Kont doktoru kendi sözleriyle bastırıyor: “Siz teşhis koydunuz, ben duygularımı hala hayatımın merkezinde görüyorum.” (s. 292). “Derinlikleri olan gerçek varlığımı gösterdim. Sizin dünyanızda benim benliğimi ifade eden kelime bulunmuyorsa bunda benim kabahatim ne?” (s. 313). Karısına mektup ile duygularını açıklıyor: “Sen benim servetimsin. Sana karşı duygularım boş bir şehvet değil. Hasta ruhlu dedelerimden kalan yanlış bir eğilim, kafa şeklimin veya vücudumun diğer parçasının sıra dışı şekli ya da bir hasta ruhun gerçeğe ve normale inatla tutunması hiç değil.” (s. 318). Uzman Dr. Meynert’in bilirkişi raporu ikinci bir Ben’i yaratıyor ve bu birincil benin üstüne çıkıyor: “Anormal cinsel duygular patolojik vakalar olmakla beraber, sinir hastalarının saplantılarına aittir. … geri zekalılığın açıklandığı hali Kontes’te böyle belli oluyor. Gelecekte de erkek olarak yaşamaya niyetli olmasından da anlaşılacağı gibi bunların sonucunun ne olduğunu kavrayamamakta… bu verilere dayanarak Kontes Sarolta V’nın cezai ehliyeti bulunmamakta olduğuna karar verilmiştir.” (s. 320). Hayali kardeşiyle yaptığı bir iç konuşmada: “O doktorlar… benim başka türlü davranmamın imkansız olduğunu iddia ettiler. … çünkü ruhum hasta ve şeytana karşı gelmeye gücüm yetmiyor.” “Bizim dinimize göre her insana seçme olanağı da verilmiştir,” diyor hayali kardeş ve rahip. Kont bağırıyor acıyla: “Peki tanrı bana niye böyle yaptı? Madem beni böyle yarattı, neden bana mutlu olmayı yasakladı?” dindar translardan benzerlerini sık duyuyoruz (s. 331). Bir başka kitap 20. yüzyıl başlarında doğmuş bir transkadının gerçek yaşamı. Karanlık Odada (2016) kitabı Pulitzer 2017 Biyografi Ödülü’nün üç finalistinden biri (Çeviren: Elvin Vural, Kaplumbaa Kitap, 2018). Feminist gazeteci ve yazar Susan Faludi bu kitapta kendi ailesini anlatıyor. Susan Faludi, 76 yaşındaki babasının cinsiyet değiştirdiğini öğrenir. Steven/Stefanie Faludi, yazar kızından hayatını kitaplaştırmasını ister. Bir yazarın babasını yazması kolay olmasa gerek, Susan Faludi de kitabın taslağını defalarca değiştiriyor. Kitap ancak 2015’te baba Stefanie’nin ölümünden sonra yayınlanabiliyor. Susan, ergenliğinden sonra pek az gördüğü bu ceberut, suskun ve gizemli insanın aslında kim olduğunu öğrenmek için kolları sıvar. Önsözde “2004 yılında çok az tanıdığım birinin, babamın hikayesini araştırmaya başladım. Babam birçok radikal dönüşüm geçirmiş, farklı kimlikleri benimsemişti.-miş gibi yapmayı iyi bilirim diye böbürlenirdi.” Babanın farklı kimlikleri kitabın ana konusu ama Susan, onun kızı da kendi kimliklerini gözden geçiriyor. “Şartlarını yerine getirmiyorsam, adetlerine uymuyorsam, bu kimliklere aidiyetim nereden geliyordu?” diye kimliğinin yahudi kısmını sorguluyor (s. 63). Faludi de kendini tartıyor. Feminizm kişiye ait bir “seçim”dir. “Ben feminist olmayı seçmiş miydim? Beni ben yapan şeyler, çocukluğumda yaşadıklarımdan bana miras değil miydi?” (s. 67). 25 yıldır konuşmadığı babasından bir e-mail ile Steven’ın “Aslında hiç olmadığım maço adam rolünü artık oynayamayacağım” diyerek cinsiyet dönüşümü geçirip Stefanie olduğunu öğreniyor. 2004-2014 yılları arasında, Stefanie ölene dek ilk kez yakın ilişkileri oluyor. Hans C. Andersen’in masallarında olan gerçektir. Ama hepsini hayal gücüyle harmanlamıştır (s. 11). Transseksüel olmanın tek bir yolu yoktur. “Transseksüelliği birçok kapıdan girilebilen dev bir oda olarak düşün” diyor bir trans (s. 80). İnsanın babası hakkında yazması kolay olmayabilir. Faludi geleneksel değil değişikliklere açık ama 40’ından sonra 65+ yaşındaki babasını kırmızı puanlı elbiseler ve topuklu ayakkabılarla görmesi yazar olarak ilgi çekici ama kızı olarak meşakkatli olmalı. Bir Macaristan yahudisi olan Steven’ın Budapeşte’de Istvan Friedman olarak başlayan hayatı, ilk gençlik yıllarında Nazi işgaliyle şekillenir. Danimarka, Brezilya ve ABD’ye uzanan hayat hikâyesinde Istvan, önce Steven’a sonra Stefanie’ye dönüşecektir. Susan, babasının hikâyesini bir gazetecinin titiz araştırmacılığıyla kitaba döker. Faludi 2. Dünya Savaşı sırasında Macaristan’da yaşayan bir yahudi olan babasının ve onun ailesinin yaşadıklarını bize anlatıyor. Steven dini kimliği nedeniyle yaşadığı vahşet ve ayrımcılıkları gönül yaşamı içinden örneklerle anlatıyor. Ben bu yazıda ona girmeyeceğim. Cinsiyet taşınması trans bireyler için yeniden doğum anlamını taşır. Stefanie 1 Kasım olan doğum gününde ameliyat olmak ister. Bu mümkün olmayınca doğum gününü ameliyat olduğu 7 Mayıs olarak değiştirir (s. 333). Stefanie, yaşı büyük diye ameliyat etmezler kaygısı ile Tayland’da kendisini 10 yaş genç olarak bildirmiş (s. 334). Usta bir yalancı olmakla övünen Stefanie’nin, Tayland’da cinsiyet geçiş ameliyatını olmak için seçtiği cerrraha yolladığı sahte belgeler var. Aslında, Dr. Sanguan’ın, cerrahın ameliyat için ölçütleri de kaypak: Yabancıları, Tayland’lı olmayan kişileri ameliyat için uluslararası rehberlerde yer olan Standart of Care (SOC) ölçütlerini (3) karşılayan belgeleri, raporları istiyor. Ama psikiyatristten mektup almakta zorlukları olanlara esnek davranıyor. Bir arkadaş mektubu ile karar veriyor. Stefanie ingilizce bilmeyen bir arkadaşı adına mektup yazıyor ve ona imzalatıyor. Dr. arkadaşı da görmüyor (s. 348). Sonuçta, bir yahudi olarak Macaristan’da nazi işgalinde geçirdiği zorluklar, varlıklı bir aileden parasız bir göçmen olarak farklı ülkelerde ancak yalanlar hilelerle hayat kurabilen, maço bir erkeğin yaşamının son 10 yılında kadın olması ve yeniden köklerine Peşte’ye dönmesinin öyküsü. Stefanie bunu açıkça ifade ettiği gibi “kendisi olmayı” hak ediyor diye düşündürüyor. Faludi cinsiyet kimlikleri değerlendirme konusunu iyi çalışmış. Yer yer günümüzde kullanılan uluslararası sınıflamayı (SOC) da eleştiriyor. Asıl olarak unutulan uzmanlardan ırkçılık, cinsiyetçilikle ilgili bilgileri ekliyor. Örneğin Viyana’da psikiyatrist Alexander Plitz, Irksal Psikiyatri ders kitabının yazarı. Dönemsel delilik yaşayanlar arasında yahudilerin daha fazla olduğunu ileri sürer. Yahudi erkeklerin kulaç uzunluğunun boyundan daha kısa olduğu için vücutlarının kadına benzediği gibi gerçekler ileri sürmekte. Tüm bu önyargılar yahudiler için kırılması zor önyargıları besler (s. 271). Bu arada öğrendim ki; Viyana argosunda “Yahudi” klitoris anlamına geliyordu ve kadın mastürbasyonu için “Yahudi ile oynamak” deniyordu (s. 275). Stefanie Budapeşte’de bir trans grubu kurmaya çalışıyor. 2010’da farklı açılım konumları benimsemiş trans arkadaşları var. Örneğin seçim kampanyasında Jobbik “Anti-semitizm yurdunu seven bir Macar’ın görevidir” sloganını benimseyerek “Yahudilerle savaşmaya hazır olun” deklarasyonu yapan bir polis sendikasıyla ittifak yapmıştı (s. 364). Hele kesişen kimliklerin de getirdiği özellikleri olan kürt, ermeni, alevi, transgender olmanın zorlukları farklı. İleri yaşta 60+ ameliyat olur mu? Hiç bir zaman geç değil. Uzmanlara, geç yaşta cinsiyet taşıma talebi ile gelen kişiler de oluyor. “Erkek iken rol yapıyordum ama kadınlar tarafından başharfi büyük E ile ‘Erkek’ olarak kabul edilmiyordum. Şimdi kadın olarak, artık rol yapmıyorum. Zorunda değilim.” (s. 419). Yerli malı bir kitap, roman değil; trans bireylerin ailelerinin tanıklığı ile ilgili Gökkuşağından Hikayeler (LİSTAG, 2018) adlı kitabı da hatırlatmak isterim. “Metro İstasyonu” adlı öyküden: “Bazen baba kız, bazen iki yabancı gibi yürüyorduk. Ne olursa olsun kalp kalbe gidiyorduk. Bir gün metroya yürürken kalabalıkta koluma girdi. Ben istemsizce kolumu çektim. Yanımdan uzaklaştı. Bir mesaj aldım: “Niye ben utanmıyorum da sen utanıyorsun…” Mesajı sakladım, eşime bile söylemedim. Okudukça ağlıyordum. Çocuğun yapabileceği bir şey olmadığını terapist, CETAD, LİSTAG’lı ailelerden öğrendim. Artık hikayemizi herkes biliyor, Gökkuşağı Hikayeleri’nde,” diye yazıyor bir baba. Ekliyor: “Annesi ve ben dimdik yanında durunca sonra ablaları, şimdi herkes kabul etti.” (s. 23). Biz uzaydan gelmedik diyen trans annesi Hidayet: “Şımarıklık, ergenlik dönemi hevesi geçer, sapkınlık” diyenler oldu. Evladına bunu konduramıyorlar. Bunların doğru olmadığını biliyorum. Çocuklarım mutlu ben de mutluyum.” (s. 37). Bu yazıda ayrıntısına giremeyeceğim interseks, bedensel farklılıkların olduğu bir durumdur. Bu konuda iki kitabı öneririm. Middlesex, Jeffrey Eugenides’in yazdığı otobiyografik roman (yayın tarihi 2002, 2003’te Pulitzer Edebiyat Ödülü almış, Domingo Yayınevi, 2015) 1960 doğumlu, kız çocuğu olarak büyütülmüş Calliope’yi; 1974’de ikinci kez erkek kimliğinde doğan interseks Cal’ın hikayesini anlatır. Herculine Barbin, Namıdiğer Alexina B. (Michel Foucault’nun sunuşuyla 1978, Sel Yayıncılık 2019) aynı devreden bir başka kitap. Herculine Adelaide Barbin, Alexina B. ya da Abel Barbin’in 1860 yılında resmi olarak cinsiyet değişikliğine onay veren Doktor Chesnet ve 1868 yılında Barbin’in otopsi raporunu hazırlayan Goujon’un incelemelerini bir araya getiriyor. Doğumdan kadın olarak kimliği belirlenmiş çok akıllı kız yatılı öğretmen okulunda aşık oluyor ve aşık olunuyor. Durum anlaşıldığında zorunlu tıbbi muayene ve erkeklik organlarının varlığı (interseks olduğu) öğreniliyor. Tabii hayat değişiyor. Kazanımları alınıyor, sevdiklerinden ayrılıyor. Sonunda ölüm. Sosyal geçişe nasıl karar veriliyor? Tarih boyu transgender ve cinsiyeti farklı olan kişiler onurlu ve özgür yaşamalarının önünde sosyal, yasal engellerle karşılaşmıştır. Bir yalanla yaşamak çok ağır, çok zor ve yalnızlaştırıcıdır. UNIHR ilkeleri cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durumlarını koruma altına alır. Anababanın bildirimine göre çocuklarıyla yapılan tartışma sürecinde başı çeken genelde çocuklar. Uygun bir danışmanlıkta arkadaş, aile, sevgili transgender yakınları ile yeniden bağ kurar. Klinisyenlerin rolü ana baba ve çocukla konuşma ortamı açmak. Ontario’da intihar girişiminde bulunan ve kendini trans olarak tanımlayan 433 ergenle yapılan bir çalışmaya göre; yüzde 4’ünü ailesi güçlü bir şekilde destekliyor, yüzde 60’ının ailesi desteklemiyor. Kendilerini transgender olarak tanımlayan ve aileleri tarafından desteklenen gençler daha az zorluk yaşıyor. Öneriler Çocukluk cinsiyet rolü uyumsuzluğunu sıklıkla şöyle ifade ederiz; “çocukluktaki cinsiyetine uygun olmayan davranışlar, etkinlikler sergileyen çocuklar”. Şöyle desek; “çocukluktaki cinsiyetinden beklenen davranışlar, etkinlikler sergilemeyen çocuklar. Her ergenin yetişirken güvenli ve ihmal edilmemesi gereken bir ortamda büyümesi ve gelişmesi temel bir ihtiyaçtır. Ayrıca, ergenlikte edinilmesi ve halledilmesi gereken kapasite geliştirme ortamının sağlanması gerekir. Transgender ergenlerin cisgender ergenlere kıyasla barınma, okuma, sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçlarının sağlanması, trans kimliklerle ilgili ayrımcılıklar nedeniyle sorunludur. Uzak stressörler (toplum, memleketli, aynı kurumda çalışanlar gibi) ve yakın sterssörler (aile üyeleri, yakın arkadaşlar gibi) birlikte kültürel değerlere dayanarak kişinin kimliğini geçersiz, görünmez kılar. Kendisinden utanmasına ve suçlamasına, dolayısıyla kendini kapamaya, yalıtmaya, sosyal alandan çekilmesine neden olur (4). Sosyal hoşgörü, eşit yurttaş hakları ve sağlık hizmetinde damgalama, ayrımcılık ve önyargıyı kaldırmaya yönelik, cinsiyet ve cinsellikteki farklılıklara hoşgörülü sağlık politikaları ve yasal reformların teşvik edilmesi önkoşul. İdeal olan, genç, aile, okul ve arkadaşların işbirliği yapması. “Takım çalışması” ile çocuk değil çevre düzenlenir. İşbirliği ne kadar erken olursa o kadar anlamlı olur.

Kaynak: Çatlak Zemin – https://www.catlakzemin.com/edebiyattan-secmeler-ve-cinsiyet-kimligi/

Günün Haberleri

Toplumsal Cinsiyet konulu diğer haberler