Connect with us

Röportaj

‘Dünyanın vicdanı Efrin direnişinin yanında’

12 Şubat’ta Lozan’dan başlatılan ve Efrin’de katliamın belgelerini BM’ye verilerek sonuçlandırılan yürüyüşte Ahmet Nesin ve Demir Çelik ile konuştuk

20 Ocak’ta TSK ve ÖSO, Efrin’e yönelik işgal harekatı başlattı. İşgal girişiminin başlamasının ardından Avrupa’da binlerce kişi sokaklara döküldü.

Avrupa’nın çok sayıda önemli kentinde neredeyse her gün eylemler düzenlendi ve TC devleti protesto edilirken, Efrin halkının direnişine destek verildi.

Yine BM’ye saldırıların ve katliamların delillerinin götürüldüğü bir yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşe katılan Ahmet Nesin ve Demir Çelik’le konuştuk.

“Dünyanın vicdanını kazandığımızda savaşı da kazandık”

Yürüyüşün katılımcılarından N. Halis, yürüyüş izlenimlerini şu şekilde aktardı;

“Yanımızda yöremizde yürüyen enternasyonalist dayanışmacı Basklı, Sicilyalı, Alman, Fransız ve diğer milliyetlerden yoldaşlarımızın ellerinde   1936 İspanya 2016 Rojava afişlerini görmek mümkündü.

Yüz yıllık yalanlarını yine yeniden yenileyerek bu işgal ve ilhakcılıklarının adını ‘Zeytin Dalı’ olarak duyurdular. Oysa Leonard Kohen’in o meşhur şarkısında olduğu gibi ‘’Herkes biliyor, geminin su aldığını. Herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini. Ve herkes biliyor, zarların hileli olduğunu.’’

Vietnam işgalinde Ho Şi Minh ‘Dünyanın vicdanını kazandığımızda savaşı da kazandık.’ diyordu.

Dünyanın tanınmış aydınları, sanatçıları nasıl ki dün Vietnam halkının yanındaysa bugünde Efrin halkının yanındalar. “

“Katliamları BM’ye götüreceğiz”

Yürüyüşe katılanlardan Ahmet Nesin, Efrin savaşına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu;

“Bu savaş kararını çok daha önceden aldı sanıyorum, Erdoğan’ın bütün gün ortaya çıkıp bas bas bağırıyor. Reis olarak işbaşına geldiğinden beri ama bana göre 2003’ten beri ama esas 7 Haziran Erdoğan’ın artık her şeyiyle demokratlara, aydınlara, Kürtlere, sosyalistlere saldırmada kararlı görünüyordu.  Zira bunun için sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda Kürtler nerde hak sahibi olurlarsa, bu gelip kendisini bulacağını biliyor ve rahatsız oluyordu. Bu rahatsızlığını gerekçe edip Kürtlere saldırmak için açıkça savaş ilan etti ve tüm dünyanın gözü önünde Kürtlere karşı savaş açtığını ilan etti.

Biz bunu durmaksızın dünyaya anlatmaya Türkiye halkına Fransa, Almanya halkına anlatmak zorundayız, sanırım yarın oluşturulacak heyetin içinde olacağım ve taleplerimizi BM sunacağız.  Elimizdeki belgeleri fotoğrafları ve bunun neden yapıldığını anlatmaya çalışacağız, sanırım Birleşmiş Milletler yani bizim açıklamalarımızın karşısında mutlaka bir tavır olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Erdoğan artık onlarında işine gelmeyen işler yapıyor. Erdoğan; ben teröristlere karşı mücadele veriyorum diyor ve artık savaşın içindeyiz dedi, madem bu savaşın içinde bunu kendi ağzıyla söyledi savaşında etik bir takım kuralları vardır, onlara uymuyor, çocukları, düğünde oynayan kadınları öldürüyor, bunları BM’ye götüreceğiz.”

“Eylem tam beklediğimiz gibi”

Birleşmiş Milletler (BM)’in tepkisi sorduğumuz Nesin, daha önce bize delil getirin bizde elimizdeki delilleri götürüyoruz dedi.

Nesin son olarak şunları ekledi; “Sekiz kişinin gaz bombasıyla öldürüldüğünü katliam yapıldığını biliyoruz o yüzden bu deliller karşısında BM daha samimi davranacağını umuyorum.

Eylem tam da beklediğimiz gibi oluyor bu eylemi sonunda Cuma günü Cenevre’de sanırım yürüyüş ve miting yapılacak daha kalabalık olmasını bekliyorum biz bu yürüyüşlerin kalabalık yapmak zorundayız çünkü biz sesimizi işitmeyenlere 50-60-70-100 kişiyle duyurmamız mümkün değil, 10.000’lerlen orada olmak zorundayız haklılığımızı sahip olduğumuz çoğunluğu ve bu çoğunluğu onları göstererek anlatabileceğimiz düşünüyorum yoksa bu başka türlü bir çıkar yolu olduğunu düşünmüyorum ama şunu da görüyoruz ki son 25 30 yılın Avrupa’daki eylemlerini yavaş yavaş bir durgunluğa geçmişti şu anda sanıyorum bu eylem doruk yaptı.”

“Efrin savaşı, Kürdistan’ın kazanımlarını nasıl kırabilirim saldırısı”

Yürüyüşe katılan eski milletvekili Demir Çelik ise, Efrin işgal girişimine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu;

“Öncelikle son on yıldır üçüncü Dünya Savaşı dediğimiz bir paylaşım savaşının ve Afrika’dan Ortadoğu’ya Kafkasya’dan Ön Asya’ya devam eden ve artık sona doğru yürümeye başladığımız Ortadoğu’nun yeniden dizaynı üzerinde Amerika Birleşik Devletleri, Rusya’nın görünürde anlaştıkları ama hala bir kısım pürüzleri gideremediğinden bölgesel aktörlerle bu pürüzleri gidermek yönlü vekalet Savaşları yerine bölgesel aktörler sahaya sürerek geleceği biçimlendirmek istemektedirler, birinci boyutu bu.

İkincisi Amerika Birleşik Devletleri Rusya’nın kimi noktada anlaştıklarıdır. Suriye’nin siyasal geleceğine ilişkin Astana ve Cenevre’de bir kısım muhalif kesimler yan yana buluşturdu, her şeyden bağımsız kendilerinin Suriye’nin geleceğine ilişkin öngörüleri var bu öngörüleri özetle, körfezde petrol ve doğalgazın El Bap’ta bir üs olarak birleştirip oradan Akdeniz’e aktarılması projesi var. Bu proje bir yandan İran doğalgazı, bunu zaten yapıyordu bir yandan Suudi Arabistan, Bahreyn ve de Katar’ın petrol ve doğalgazda bununla birleştirilerek oradan Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ya da dünyanın öbür yakasına sevki söz konusu. Buranın güvensiz istikrarsız bir yönetime bırakılması yerine güvenilir ulus devletler kendilerince daha makul olduğundan güvenli ulus-devletlerin hegemonyası ya da inisiyatifi altında sürmesini istedikleri için Türkiye’ye göz yuman durumdadırlar. Özellikle Cerablus, Azez oradan El Bab’a inmesine de göz yumuyor.

Bu güçlerin stratejilerinden bağımsız Türkiye’yle jeo-stratejik ortaklıkları var. Türkiye’nin jeostratejik olarak 120 yıllık Kürdistan karşıtlığı demokrasi, karşılıklı üzerine konumlanan bir devlet ulus devlet yapısı var bu yönüyle Kürdistanı yok sayıyor,  Aleviler haklarından mahrum kalsın istiyor, demokrasi güçleri örgütsüz sendika faaliyetleri lağvedilmiş çünkü tavsiye olsun istiyorlardı ve 2014 Ekim’in ilk Milli Güvenlik Kurulu kararı alınan demokratik siyasetin içerde tasfiyesi dışarda savaştan neo Osmanlıcılık olarak adlandırdığımız Musul ve Kerkük’te yayılmacılık bir yandan engellendi ama öbür yanında yanı başında Kürdistan Rojavada ayaklandı, şimdi acaba da ayaklanmayı ve kazanımları nasıl kırabilirim hesabıyla Afrin’e saldırdı.”

“Dört işgalci Kürdistan’a saldırıda ittifak oldu”

Demir Çelik konuşmasının devamında şunları söyledi;

“Milli beka sorunu diyerek devletin ileri kutsallığı etrafında mühürü AKP-MHP-CHP başta olmak üzere ulusalcı Ergenekoncu Kemalist bütün yapıları tahkim ederek Kürt karşıtlığı Kürdistan karşıtlığı, Alevi demokrasi karşıtlığında hem fikirlikte birleştiler ve içeride düşman hukuku uygulayan hukuk dışı uygulamaların siyasal soykırım operasyonlarıyla devam eden bir anlayış ve bir yandan da Efrin’de ete kemiğe bürünüp son 8-10 yıldır önce Türkiye’nin en istikrarlı bölgesi olmasına karşın “temizleyeceğim” dedi. Efrin’de 100.000’lerin üzerinde insan yaşamakta insanlar onlarca aydır abluka altında olmasına rağmen en temel insani ihtiyaçlarını mahkum olmasına rağmen kendi öz güçlerine dayanarak özyönetimlerini ilan etmiş özyönetim düzende birileri kimlikleri inançları gözetilmeksizin herkesin eşit haklara sahip olduğu gösterdiler.

İşte Türkiye’nin ve Türkiye’nin bu Kürdistan karşıtlığı küresel emperyal güçlerin de demokratik moderniteye karşı kapitalist modernite egemen kılmak adına stratejileri değilse bile taktikleri örtüştüğü bu emperyal hareketlerin icazetiyle Efrin’e girmesi demokratik modern bir tane kazanımlarını bile kabul etmemesi oradaki halkların iktidar dışı kalmış devlet dışı kalmış toplumsal kesimlerinin kendi kendisini yönetmesi yerine sisteme entegre olmuş bir siyasal yapıyı orada var etmek çıkarı gereğiydi. Ulus devletlerin küresel ölçekte dışında kalmış olan mazlum ve mağdurların özellikle de Kürtlerin dört parça Kürtlerin, Efrin operasyonu bir işgaline hala sessiz kalmaları anlaşılmazdır bunu kabul etmediğimi ifade etmek istiyoruz. Türkiye orada baskı altında bir halkı özgürlüğüne kavuşturmak niyetiyle gittiğini söylüyor bu yalandır yanlıştır. “Terörden temizleyeceğiz” gerekçesi sadece yaptığı soykırımı işgali ve ilhakı gizlemek için uyduruldu.

Bu yönüyle AKP’nin çanağından yiyen bir kısım tipler başta olmak üzere ve Başur da KDP’nin sessiz kalması, 25 Eylül 2017 referandumu sonrasında Irak, Türkiye, İran’ın oradaki Kürt kazanımlarına karşı nasıl birleştiklerini gördük.

Nerede bir Kürdistan ihtimali söz konusuysa Türkiye, İran, Irak, Suriye el birliği yapıp ittifakla bunu boğmaya çalışıyorlar. Bunu bilerek hareket etmeliyiz. Dört parça Kürdistan’da Kürtler olarak biri birliğimizi sağlaya bilmeli ama dostlarımızdan demokrasi güçlerine sosyalistlerle devrimci demokratların anda bölgesel küresel enternasyonal gösterilen de biz hem antikapitalist anti emperyalist pozisyonumuzu güçlü kılan bir cephe örgütlülüğü içinde olmalıyız.

Şimdi biz Avrupa’da yaşayan Türkiyeli devrimciler, demokratlar, Kürtler, yurtseverler, kadın gençlik hareketleri, ekolojist hareketler bu işgale sessiz kalamayız. Sessiz kalmak onaylamak anlamına gelir.

12 Şubat’tan Lozan’dan başlayarak Cenevre’ye doğru yürüyüş, herkesin sahiplenmesi gerekir. Bu anlamıyla burada bulunan bini aşkın gösterdiği duruşu selamlıyorum.”

 

Günün Haberleri

More in Röportaj