Takip Et

Makale

Dr. Engin Bozkurt | Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Ovacık Belediyesi Örneği Üzerinden Değerlendirilmesi-2

Toplamda üç bölüm olarak paylaşacağımız makalenin ikinci bölümünde, Türkiye’de toplumcu belediyeciliğin gelişimi ve Ovacık Belediyesi’nin siyasal yönetsel, ekonomi ve üretim politikaları yer alıyor.

Bu makale, İzmir Karşıyaka Belediyesi’nde, Şehir Plancısı olarak çalışan Dr. Engin Bozkurt’un Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı’nda vermiş olduğu “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı Doktora tezi çalışmasından üretilmiş ayrıca Kent ve Çevre Araştırmaları Dergisi’nin son sayısında yayımlanmıştır.  Makaleyi öneminden dolayı okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Tıklayınız: Makalenin birinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz!

1.2. Türkiye’de Toplumcu Belediyeciliğin Gelişimi

Toplumcu belediyecilik kavramı ülkemizde ilk olarak, 1973 ile 1977 yılları arası İstanbul, Ankara ve İzmit’teki CHP’li belediyelerin politikalarının, 1977 yerel seçimleri öncesi İlhan Tekeli ve Selahattin Yıldırım tarafından bilimsel bir çerçevede değerlendirilmesi sonucu kullanılmaya başlanmıştır. Tekeli 1970’li yıllarda toplumcu belediyeyi beş temel ilke üzerinde tanımlamıştır. Bunlar; demokratiklik, üreticilik, kaynak yaratıcılık, tüketim düzenleyicilik ve birlikçi-bütünlükçülük ilkeleridir (Tekeli, 2011: 16). 1973’ten 1980 darbesine kadar uzanan dönemde, yukarıda anılan belediyeler ile birlikte Fatsa Belediyesi ve diğer birtakım CHP’li belediyeler toplumcu belediyecilik kapsamında değerlendirilen örneklerdir. Toplumcu belediyecilik akımı Türkiye’de her ne kadar 1970’li yıllarda ortaya çıksa da, bu süreci yaratan temel dinamikler uluslararası ve ulusal siyasal olayların etkisi altında olgunlaşmıştır. 

1961 Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin genişlediği bir dönem başlamıştır. 1961 yılında TİP’in kurulması, iki sene sonra işçilere grev hakkı tanıyan kanunun yürürlüğe girmesi, Fikir Kulüpleri Federasyonu gibi sol gençlik platformlarının yaygınlaşması, Devrimci İşçi Sendikaları’nın (DİSK’in) kurulması ve sol ideolojik yayınların Türkçeye çevrilmesi ile birlikte Türkiye’de sosyalizm mücadelesinin yükselebileceği zemin oluşmuştur. Bununla birlikte yine 1961 Anayasası sonrası, belediye başkanlarının atamayla değil seçimle iş başına gelmesi yasalarla hükme bağlanmıştır (Ersoy, 1989: 47). Türkiye sosyalist hareketi böylece 1963 yılında ilk kez belediye seçimlerinde TİP ile kendini gösterme şansı yakalamıştır. İzmir, Gültepe’deki yerel seçimlerin tekrarlanması üzerine TİP üyesi Mehmet Günday, bağımsız aday olarak girdiği seçimi yüzde %49,69 oy alarak kazanmıştır (Özgüden, 2019). 

1960’lı yıllarda dünyada yükselen ulusal ve sınıfsal mücadeleler, Çin’de yaşanan “Büyük Proleter Kültür Devrimi”, Avrupa’da başlayan ve tüm dünyaya yayılan 1968 gençlik eylemlerinin de etkisiyle 1960’ların ortasından itibaren Türkiye’de gelişen toplumsal mücadeleler, 1968 yılında anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir içerikle öğrenci gençlik üzerinden yükselmiş ve 15-16 Haziran 1970 yılındaki işçi eylemleri ile en yüksek düzeye çıkmıştır (Konuk, 1998; Kara, 1998; Yerasimos, 1980). Toplumsal hareketlerde yaşanan söz konusu ivmelenme CHP’yi de etkilemiş ve bu etki 1968 yerel seçim sürecinde net bir şekilde kendini Parti içinde hissettirmiştir. Anılan seçim öncesi, bürokrasi ve sermaye kesimleri tarafından kabul gören bir kişinin Ankara’dan aday gösterilmesi beklenirken, sendikacı Osman Soğukpınar aday olmuştur. Bu durum ideolojik çizgisini “ortanın solu” olarak tanımlayan CHP içerisinde sol kanadın yükselen etkisinin göstergesi olarak kabul edilmektedir (Şengül, 2018; Çitçi, 2001). TİP ise 1968 yerel seçimleri öncesi yayınladığı yerel seçim bildirgesinde her ne kadar ulusal ölçekteki sorunlara daha çok değinse de İstanbul’da yüzde yedi oy almış ve Türkiye’de bir belde belediyesinde yönetime gelmiştir. 

12 Mart 1971 askeri darbesi ile Türkiye’de yükselen sosyalist mücadele büyük ölçüde gerilemesine rağmen, 1973 yerel seçimlerinde CHP Ankara, İstanbul ve İzmit başta olmak üzere birçok kentte başarılı olmuştur. CHP’nin anılan üç kentteki uygulamaları Türkiye’de toplumcu belediyecilik akımının doğmasına vesile olmuştur. 1960’lı yıllarda kentsel alanlara doğru hızlanan göçler sonucu sayısı giderek artan gecekondu nüfusunun temel beklentilerinesağ partili belediyelerin kayıtsızlığı, 1971 darbesi sonrası askeri yönetimin gecekondu bölgelerindeki yıkım faaliyetleri, ikinci kuşak gecekondulu nüfusun kentsel yaşamda karşılaştığı sosyal dışlanma durumu ve 1960’lı yılların sosyalist değerlerinin halkta yarattığı olumlu etki, 1973 yerel seçimlerinde oyların CHP’ye kaymasının belli başlı sebepleridir. 

Türkiye, Avrupa’daki kadar eski bir toplumcu belediyecilik geçmişine sahip olmadığı için, 1973 yılında göreve gelen CHP’li Başkan danışmanları Paris Komünü deneyimi, sosyalist ülke belediyeleri, “Yerel Marksizm” ve “Yerel Sosyalizm” örneklerini inceleyerek işe başlamışlardır  (Batuman, 2010: 235). Dönemin sağ partili hükümetlerinin ağır mali ve siyasal bakısını, anılan yurt dışı belediyecilik tecrübelerinden ve zamanla olgunlaşan kendi pratik birikimlerinden faydalanarak aşmaya çalışan CHP’li belediyeler, “Yeni Belediyecilik Hareketi”nin doğmasına vesile olmuştur. Ankara, İstanbul ve İzmit Belediyeleri’nin çalışmaları incelenerek 1977 seçimleri öncesi hazırlanan “Yeni Belediyecilik Programı” toplumcu bir belediyeciliğin; üretici, kaynak yaratıcı, birlikçi-bütünlükçü, demokratik katılımcı, piyasa düzenleyici ilkelere sahip olması gerektiğini savunmuştur. Söz konusu Programdan türetilen “Toplumcu Belediyecilik Broşürü”, toplumcu belediyeciliği sermayeyi değil emekçi sınıfları koruyan belediye olarak tanımlamış ve yedi temel prensip (sosyal adaletçi olma, halk katmanlarını karar alma süreçlerine dâhil etme, yerel yönetim değil yerel hükümet olma,  rantı engelleme, denetimci değil üretici olma, toplumcu imar planlama süreci yaratma, gayrimenkul spekülasyonunu ortadan kaldırma) belirlemiştir (Tekeli, 2011). 

1970’lerde dünyada ve özellikle Avrupa’da Sovyet reel sosyalizmine mesafeli olarak yükselen “demokratik sosyalizm”[14] düşüncesinin ve bu düşüncenin belediyecilik pratikleri olan “Yerel Sosyalizm” ve “Yerel Marksizm” örneklerinin CHP’yi ideolojik olarak etkilediği iddia edilebilir. CHP, 1975 yılındaki 22. Kurultay’ında Avrupa’daki “demokratik sosyalizm” düşüncesine benzer bir politik doğrultuda “demokratik sol” kavramını kullanmaya başlamıştır. 1965 yılındaki Kurultay’da benimsenen “ortanın solu” anlayışından “demokratik sol” düşünceye geçişle birlikte CHP, 1976 yılındaki 23. Kongre’sinde, siyasal programında bulunan “Altı Ok”un yanına emekçi sınıfları önceleyen yeni ilkeler (özgürlük, eşitlik, dayanışma, emeğin üstünlüğü, gelişmenin bütünlüğü, halkın kendini yönetmesi) eklemiş ve Sosyalist Enternasyonel’e katılma kararı almıştır (Hatipoğlu, 2012: 287-300). 

CHP’nin sola kayışının göstergesi olarak kabul edilen 1976 Programı’nda, Parti tarihinde ilk defa yerel yönetimlere ilişkin maddeler ayrıldığı görülmüştür. Söz konusu Program’da yerel yönetimler doğrudan demokrasinin gerçekleşebileceği alanlar olarak tanımlanmış, merkezi yönetimin belediyeler üzerindeki vesayet gücüne sınırlama getirileceği iddia edilmiş, yerel yönetimlerin kaynak ve yetkilerinin artırılacağı belirtilmiş, belediye meclislerinin halka açılması gerektiği savunulmuştur (Tezel, 1979: 188-189). Benzer maddeler aynı dönem TİP programında da geçmektedir. Ayrıca bu Parogram’da kaymakamlık ve valiliklerin belediyelerle birleştirilerek tek teşkilata dönüştürüleceği, aynı zamanda bölge idarelerinin de oluşturulacağı yazılmıştır (TİP, 1978: 476-492).

1977 yerel seçimleri öncesi İstanbul, Ankara ve İzmit’teki CHP’li yerel yönetimlerin “Yeni Belediyecilik Hareketi” tecrübeleri, Türkiye’de toplumcu belediyecilik akımının gelişmesini sağlarken, söz konusu Belediyeler’deki öncü uygulamaları yürüten Belediye Başkanları 1977 yerel seçimlerinde CHP tarafından tekrardan aday gösterilmemiştir. Anılan Belediye Başkanları’nın tekrar aday gösterilmemesinin üç temel nedeninin olduğu varsayılabilir. Bunlardan ilki, bu dönemki toplumcu yerel politikalardan tüketim düzenleme uygulamalarının CHP’nin içerisinde etki alanı giderek genişleyen esnaf kesiminin çıkarlarını olumsuz yönde etkilemesidir (Tezel, 1979: 192-193). İkinci neden, dönemin öne çıkan Belediye Başkanları’nın Parti içerisinde yükselme ihtimalinin CHP içerisindeki güç dengelerini sarsma ihtimalidir. Üçüncü neden ise, emekçi sınıfları önceleyen toplumcu belediyecilik politikalarının CHP’nin kapitalist düzen içi ideolojik çerçevesini aşan radikal çizgisinin, sağ siyasal iktidar kadar CHP’li yönetici kadroları da kaygılandırmasıdır. Ahmet İsvan (İstanbul), Vedat Dalokay (Ankara) ve Erol Köse (İzmit) 1977 yerel seçimlerinde tekrar aday gösterilmemelerine rağmen, CHP bu kentlerde yeniden yönetime gelmiştir (Tekeli, 2011). 

1971 darbesi sonrası faaliyet alanı daralan ve mücadele gücü gerileyen Türkiye devrimci sosyalist hareketi, 1970’lerin ortasından itibaren gecekondu mahallelerinde yeniden ciddi sayıda taraftar kitlesi kazanmış ve 1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluşunda görüleceği üzere bazı mahallerin oluşumunda öncü rol oynamıştır (Aslan, 2010). 1 Mayıs Mahallesi’nin yönetim sürecinde görülen “Halk Komitesi” sistemi, 1979 yılında Fatsa Belediyesi’nin kent yönetiminde uyguladığı “Komite” örgütlenmesi için ilham kaynağı olmuştur (Müftüoğlu, 2010: 210). 1979 yılında sekiz ay gibi kısa bir dönem sürse de uyguladığı politikalar kapsamında Fatsa Belediyesi deneyimi ülkemizde devrimci sosyalist akımın toplumcu belediyecilik örneği olarak değerlendirilebilir. Siyasal yönetsel alanda herkesin söz söyleyebildiği “Halk Komitesi” sistemi, tefeci, karaborsacı ve faizci sömürüsüne karşı mücadele, kent yollarının çamurdan arındırılması, yeni yollar açılması, kanalizasyon sisteminin yenilenmesi, temel kentsel hizmetlerin ucuza sunulması ve Türkiye’den birçok aydın-sanatçıyı halkla buluşturan kültür-sanat festivali Fatsa Belediyesi’nin kısa süre içerisinde ortaya koyduğu uygulamalardır (Özdemir, 2019). 11 Temmuz 1980 günü Silahlı Kuvvetler’in büyük bir güç ile Fatsa’ya girmesi ile sekiz aylık Fatsa deneyimi de böylece sona ermiştir. Bu tarihten iki ay sonra (12 Eylül 1980) gerçekleşen askeri darbe ile Türkiye’de cunta idaresi başlarken, toplumcu belediyecilik uygulamaları da sona ermiştir (Aksakal, 1989). 

Türkiye’de belediyeler darbe sonrası, 1984 yılında tekrar yapılan yerel seçimlere kadar, Askeri Cunta’nın atadığı kişiler tarafında yönetilmiştir. Bu yerel seçimde en yüksek oyu alan Anavatan Partisi birçok belediyede yönetime gelmiş ve günümüze kadar uzanan neoliberal belediyeciliğin öncü örneklerini yaratmıştır (Doğan, 2007: 71-72). ANAP döneminden başlayarak yerel yönetimler, emeğin yeniden üretimini destekleyen politikalardan giderek uzaklaşmış, doğrudan ve dolaylı yöntemlerle sermaye birikimine katkı yapan önemli bir araca dönüşmüşlerdir (Güler, 2006: 274, 275).  1984 yılından günümüze kadar uzanan neoliberal belediyecilik süreci boyunca sol siyasal partilerin kendilerini gösterme fırsatı buldukları iki dönem vardır. Bunlardan ilki Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin 1989-94 yılları arasındaki belediyecilik süreci, ikinci dönem de özellikle sosyalist partilerin 2000 yılı sonrası birtakım ilçelerdeki belediyecilik süreçleridir.

Anavatan Partisi’nin hükümette ve birçok belediyede yönetimde bulunduğu yıllar boyunca artan yoksulluk, işsizlik ve iş güvencesiz çalışma koşulları emekçi sınıfların tepkilerinin giderek artmasına sebep olmuş ve bu tepkiler 1989 baharındaki işçi eylemleri ile doruk noktasına ulaşmıştır. Emekçi sınıfların ekonomik taleplerini 1989 yerel seçimlerinde başarılı bir propagandayla fırsata dönüştüren SHP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere birçok kentte belediye yönetimine gelmiştir (Doğan, 2007). SHP’nin birinci Parti olarak çıktığı 1989 yerel seçiminden 1994 yılındaki yerel seçime kadar olan dönemdeki belediyecilik politikaları incelendiğinde, kaynakların kullanımında her ne kadar emekçi sınıfları önceleyen uygulamalar görülse de esas olarak ANAP’ın neoliberal çizgisinin korunduğu anlaşılmaktadır (Güler, 2004). 

Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin belediyecilik döneminde, 1970’li yılların üretimci ve dolayısıyla kaynak yaratıcı politikalarından uzaklaşılmış, kentsel projeler için ihtiyaç duyulan finansman, tahvil satışları ve uluslararası krediler yoluyla elde edilmiştir. SHP’nin 1970’lerdeki toplumcu belediyecilik çizgisinden uzaklaşarak Karayalçın’ın ifadesiyle “sosyal belediyecilik” düşüncesine (Güler, 2009: 263) kaymasının başlıca ulusal ve uluslararası nedenleri bulunmaktadır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB’nin) dağılması, sosyalist iddianın başta Çin olmak üzere bütün dünyada gerilemesi ve neoliberal ideolojik hegemonyanın güçlenmesi yerel yönetimlerde toplumcu belediyecilik çizgisinden uzaklaşmanın bir yönünü oluşturmaktadır. Bununla birlikte ülkemizde giderek derinleşen ekonomik kriz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde şiddetlenen düşük yoğunluklu savaş, SHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzluk skandalı ve 1992 yılı itibariyle işçi eylemlerindeki düşüş; SHP’nin 1994 yılındaki yerel seçimlerde elindeki belediyeleri “adil düzen” sloganıyla başarılı bir seçim propaganda süreci yürüten Refah Partisi’ne kaptırmasında etkili olan siyasal nedenlerdir. 1994 yılından sonra, önce RP, sonra AKP‘nin öncülüğünde ilerleyen neoliberal İslamcı belediyecilik dönemi başlamıştır (Doğan, 2007). 

Sol-sosyalist siyasal örgütlerin 1980 darbesi sonrası, yerel yönetimler kapsamında kendilerini gösterdikleri ikinci dönem AKP’nin tek başına hükümette bulunduğu ve bütün yerel seçimlerde en fazla oyu alarak birinci Parti olduğu 2000 sonrası zamana denk gelmektedir. AKP’nin hükümette olduğu yıllar iki döneme ayrılarak incelenmektedir (Serter, 2018: 259). 2002-2008 yılları arası ilk dönem; AKP’nin Avrupa Birliği (AB) uyum programları doğrultusunda sınırlı demokratik adımlar attığı (Ülkenin doğusunda Olağanüstü Hal’in kaldırılması, gösteri kanununda genişletici düzenlemeler, işkencenin önlenmesi ve insan haklarına saygı, Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs etkinliklerine açılması, birtakım kültürel kimliklerin haklarının kısmi olarak tanınması vd.) bir süreci kapsamaktadır (Özbudun, 2011a; Özbudun, 2012b). Bu dönemde yerel demokrasinin geliştirilmesi amacıyla yerel yönetimler kapsamında çeşitli yasal-yönetsel değişiklikler gerçekleştirilmiş olsa bile, söz konusu düzenlemelerdeki temel amacın yerel yönetimleri sermaye tabanlı sivil toplum örgütleri ve piyasa aktöreleri ile paydaş haline getirmek olduğu anlaşılmaktadır (Mengi, 2007; Erder ve İncioğlu, 2013: 24,25; Doğan, 2009: 95-97). Ayrıca bu düzenlemeler sonucunda yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm ve yapılı çevre yatırımlarındaki yönlendirici etkisi artmış, kentsel kaynakların çoğu çeşitli fiziksel altyapı yatırımlarının özel sektöre ihale edilmesi yoluyla sermaye kesimine aktarılmıştır (Sönmez, 2015). 

AKP’nin 2008 ekonomik krizinden günümüze kadar hükümette bulunduğu yıllar, otoriter eğilimlerin arttığı bir dönem olarak değerlendirilmektedir (Kaygusuz, 2009; Taşkın, 2009; Uzgel, 2009). Bu dönemde özellikle imar planlama konusunda yerel yönetimlere tanınan yetkiler yavaş yavaş merkezi yönetimin görev alanına girmeye başlamıştır. Bununla birlikte 6360 sayılı yasa ile büyükşehir[15] belediyelerinin yetki ve sayıları artırılmış, daha önce belediyeye sahip olan beldeler ve köyler ise mahalleye dönüştürülmüştür. Yine bu dönemde birçok belediyeye kayyum atanmış ve birtakım belediye başkanı tutuklanmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hükümet olduğu yıllarda, sosyalist kesimlerin belediyelere ve yerel seçimlere ilgilerinin giderek arttığı görülmektedir. Söz konusu ilginin gelişmesinin arkasında beş temel neden bulunduğu varsayılabilir: 

• Yerel yönetimlerin doğrudan ve dolaylı yöntemlerle önemli miktarda sermayeyi yönlendirmesi • AKP döneminde artan yapılı çevre yatırımlarının kırsal ve kentsel kamusal-müşterek alanlar üzerinde yarattığı rant baskısı ve bu baskıya karşı artan toplumsal tepkiler • AKP’nin ikinci döneminde beliren otoriterleşme eğilimi nedeniyle yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine katılımda merkezi yönetime göre daha erişilebilir olduğu düşüncesinin gelişmesi • Kültürel kimlik, ekoloji ve cinsiyet politikalarının sınıf siyasetine göre etki alanının genişlemesi ve sol hareketler içerisinde otonomcu-yerelci ideolojik fikirlerin güçlenmesi • Demokratik merkeziyetçiliği savunan devrimci sosyalizm akımının ulusal ölçekteki devrim stratejisinin sol ideolojideki etkisinin zamanla azalması

Sol-sosyalist örgütler yukarıda anılan nedenlerle, 2000 yılı sonrası yerel seçimlere bağımsız adaylarla, ittifaklarla veya kendi parti isimleriyle dâhil olmuş ve bazı kent belediyelerinde yönetime gelmişlerdir. Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun Hozat, Mazgirt, Ovacık ve Tunceli Belediyeleri; Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin Hopa, Samandağ ve dolaylı olarak Çamlıhemşin Belediyeleri; CHP’nin Dikili Belediyesi ve kimi Halkların Demokrat Partili (HDP’li) Belediyeler 2000 yılı sonrası toplumcu belediyecilik tartışmalarına konu olmuş örnekler arasındadır.

2009 yılında CHP’nin adayı olarak seçimleri kazanan Osman Özgüven’nin Belediye Başkanlığı yaptığı dönemdeki uygulamaları nedeniyle Dikili Belediyesi, CHP’li belediyeler arasında öne çıkmayı başarmıştır. 10 tonun altında su tüketen vatandaşlardan ücret alınmaması, halk-ekmek fırını açılması, sağlık hizmetlerinde yoksulların öncelenmesi, “Barış ve Demokrasi Festivalleri”, kreş, kültür merkezi gibi uygulamalarla Dikili Belediyesi ülke genelinde kendinden söz ettirmiştir. Diğer yandan Dikili Belediyesi, özellikle üretici ve demokratik katılımcı politikalar geliştirme konusunda eksik kaldığı için kentte bilimsel saha çalışması yapan bazı akademisyenler tarafından eleştirilmiştir (Çavuşoğlu ve Yalçıntan, 2010).

Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin yönetiminde olan yerel yönetimler (Hopa, Samandağ ve dolaylı olarak Çamlıhemşin Belediyeleri[16] 2000 yılı sonrası toplumcu belediyecilik tartışmalarına konu olan belediyeler arasındadır. Bunlar arasından Hopa Belediyesi 20042009 yılları arasında, Samandağ Belediyesi 2009-2014 yılları arasında, Çamlıhemşin Belediyesi ise 2009-2014 yılları arasında sosyalistlerin yönetiminde bulunmuştur. Her üç Belediye de üretimci, kaynak yaratıcı ve demokratik katılımcı politikalar geliştiremedikleri için çeşitli sol kesimler tarafından sıkça eleştirilmiştir (Taşkın, 2013; Alper ve Aksu, 2011; Okuyan, 2014; Biryol, 2009).

2000 yılı sonrası toplumcu belediyecilik çerçevesinde tartışılan diğer örnekler de Halkların Demokratik Partisi tarafından yönetilen birtakım belediyelerdir. 1999 yılından itibaren yerel seçimlere katılan HDP geleneği; 1999-2005 yılları arası “demokratik cumhuriyet”, 2007-2014 yılları arası “demokratik özerklik”, bu tarihten sonra ise “radikal demokrasi” düşüncesi temelinde belediyecilik politikalarını geliştirmiştir. Söz konusu politikaları başlıca beş başlık çerçevesinde değerlendiren Cuma Çiçek’e göre (2009) HDP, toplumsal cinsiyet politikaları ve kültürel kimlik politikalarında genel olarak başarılı olurken; emekçi sınıfları önceleyen ekonomi, demokratik katılımcı örgütlenme ve sınıf politikalarında ise başarısız olmuştur.

Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun 2004-2014 tarihleri arası iki dönem yönettiği Hozat Belediyesi, 2009-2019 yılları arası yine iki dönem yönetimde bulunduğu Mazgirt Belediyesi, 2014-2019 yılları arası bir dönem yönetimde bulunduğu Ovacık Belediyesi ve 2019 tarihinden itibaren hala yönetilen Tunceli merkez ilçe Belediyesi de toplumcu belediyecilik kapsamında tartışılan diğer yerel yönetim örnekleri olmuştur. Anılan örnekler arasından Hozat ve Mazgirt Belediyeleri’nin, toplumcu belediyeciliğin üretici ve kaynak yaratıcı ilkelerini hayata geçirme konusunda başarılı olamadığı söylenebilir (Bozkurt, 2011; Türkel, 2013).

Tablo-2: 2000 Yılı Sonrası Sol-Sosyalist Örgütlerin Yönettiği Belediyelerin Toplumcu Belediyecilik ilkeleri Çerçevesinde Karşılaştırılması

Kaynak: Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Kent ve Çevre Bilimleri Bilim dalı, 12.05.2020 tarihinde toplanan Tez Jürisi tarafından oybirliği ile onaylanan Engin Bozkurt’a ait “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı doktora tezi çalışması

2000 sonrası sol-sosyalist örgütlerin belediyecilik politikaları genel olarak değerlendirildiğinde; yönetime gelindikten sonra toplumcu belediyecilik ilkelerinin tümünün gerçekleştirilmesine yönelik önemli çabaların olduğu, fakat özellikle üretici ve demokratik katılımcı özelliklerin hayata geçirilemediği görülmüştür.[17] Söz konusu eksiklik, neoliberal kapitalist düzenin belediyecilik alanındaki hegemonyasını kıracak bütünsel ve güçlü politikalar geliştirme noktasında sol siyasal aktörlerin yetersiz kaldığını göstermektedir. Anılan örneklerin dışında Ovacık Belediyesi; toplumcu belediyeciliğin beş temel ilkesi çerçevesinde ele alındığında, 2000 yılı sonrası yukarıda bahsi geçen bütün belediyeler arasında kendisinden en fazla söz ettirmeyi başaran yerel yönetim birimi olmuştur. 

2. Toplumcu Belediyecilik Örneği: Ovacık Belediyesi[18]

Sosyalist Meclisler Federasyonu, 2014 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile ittifak halinde yerel seçimlere girerek yüzde 36,06 oranında oy (656 kişi ) almış ve Ovacık Belediye Başkanlığı’nı kazanmıştır. Bu seçimlerde Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) adayı yüzde 33,37 oy oranıyla ikinci, CHP adayı yüzde 15,45 oy oranıyla üçüncü, AKP adayı da yüzde 12,48 oy oranıyla dördüncü Parti olmuştur. Ovacık Belediyesi’nin toplumcu belediyecilik kapsamında incelenmesi dört temel politika çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Bunlardan ilki siyasal-yönetsel politikalar, ikincisi ekonomi politikaları, üçüncüsü sosyo-kültürel politikalar ve son olarak şehircilik-çevre politikalarıdır.

Harita-2: Ovacık’ın Konumu

Kaynak: www.cografyaharita.com, 2018

1960’lı yıllarda yükselen ve 1970’li yıllarda devrimci bir edinimle dönüşen Türkiye sosyalist hareketinin 1980’lere kadarki siyasal stratejisinin merkezini; emperyalizm, faşizm ve kapitalizm karşıtı mücadele oluşturmuştur. 1970’li yıllarda ortaya çıkan toplumcu belediyecilik hareketinin siyasal aktörleri; bu dönemde devrimci bir içerikle gelişen sosyalist mücadelenin etkisi ile belediye siyasetini sınıf siyasetinin bir parçası olarak görmeye başlamıştır. Bu doğrultuda sağ siyasal iktidarın baskılarına karşı yerel siyasette ekonomi ve siyasal-yönetsel politikaları içeren ve hizmet sunumunda emekçi sınıfları önceleyen beş temel belediyecilik ilkesi (üreticilik, demokratik katılımcılık, kaynak yaratıcılık, tüketim düzenleyicilik, birlikçi bütünlükçülük) belirlenmiştir. 

1980 yılından sonra dünyada yaşanan sosyal ve siyasal gelişmelere paralel olarak, Türkiye’de sınıf ekseninin yanında cinsiyet, çevre, inanç, kültürel kimlik ve mekânsal müştereklere yönelik mücadeleler yükselmeye başlamış, söz konusu mücadeleler özellikle AKP’nin hükümete geldiği 2002 sonrasında gelişerek güçlenmiştir. Bu durum, sol-sosyalist örgütlerin yerel yönetim programlarını oluştururken, toplumcu belediyeciliğin 1970’li yıllardaki ilkelerinin yanına; sosyo-kültürel, şehircilik-çevre konularına yönelik de maddeler koymasına neden olmuştur. Dolayısıyla Ovacık Belediyesi’nin politika ve uygulamaları değerlendirilirken, toplumcu belediyeciliğin temel ilkeleri ile birlikte yukarıda anılan iki başlık da göz önünde tutulacaktır.

2.1. Siyasal-Yönetsel Politikalar

Ovacık Belediyesi’nin siyasal yönetsel alana ilişkin geliştirdiği politikalar toplumcu belediyeciliğin demokratik katılımcılık ve birlikçi-bütünlükçülük ilkeleri çerçevesinde incelenecektir. 

Şekil-2: Ovacık Belediyesi’nin Siyasal Yönetsel Politikaları

Kaynak: Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Kent ve Çevre Bilimleri Bilim dalı, 12.05.2020 tarihinde toplanan Tez Jürisi tarafından oybirliği ile onaylanan Engin Bozkurt’a ait “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı doktora tezi çalışması

2014 yerel seçimi öncesi SMF ve çeşitli sosyalist çevreleri içeren “Ovacık Demokratik Halk Dayanışması” (ODHD) adıyla bir platform kurulmuştur. Bu platformun çalışmaları 8 erkek ve 8 kadından oluşan bir yürütme kurulu tarafından koordine edilmiştir. ODHD; mahalle, kadın, gençlik vd. meclisler şeklinde örgütlenerek seçim çalışmasını yürütmüştür. ODHD’nin omurgasını oluşturan SMF, seçim öncesi Ovacık Belediye yönetimini halk meclisleri kurarak yöneteceğini iddia etmiş ve bu iddiayı hayata geçirmek için seçim sonrası geniş katılımlı toplantılar düzenlemiştir. Bu toplantılarda İlçe’nin temel sorunları öncelik sırasına göre tartışılmış ve çözüme yönelik yol haritası oluşturulmuştur. Diğer yandan Belediye Meclisi toplantıları ise, sol örgütler arası uzun siyasi tartışmalar nedeniyle karar üretemez bir hale gelmiştir. Bu sorunu çözmek için ayda bir gerçekleştirilen halk meclisi toplantıları, belediye meclisi toplantılarından hemen önce yapılmaya başlanmıştır. Böylelikle belediye meclisini tıkayan tartışmaların önüne geçilmiş ve halk meclisi fiili belediye meclisi görevi görmüştür. 

Halk meclisi toplantıları 2014 yılından 2016 yılında ilan edilen Olağanüstü Hal’e (OHAL’e) kadar, artan katılımlarla devam etmiştir. Fakat OHAL süreci ile birlikte halkta gelişen fişlenme korkusu, bu dönemde halk meclisi toplantılarına katılımı düşüren önemli bir neden olmuştur. Belediye meclisi toplantısı öncesinde belediye aracı ile vatandaşlara duyurusu yapılarak düzenlenen halk meclisi toplantılarına katılım, 2017 ve 2018 yıllarında azalsa da, toplantılar 2019 seçimlerine kadar devam ettirilmiştir. 2014-2019 yılları arasında Ovacık Belediyesi’nin, belli eksikliklere ve engellemelere rağmen süreklileştirdiği Halk Meclisi örgütlenmesi toplumcu belediyeciliğin demokratik katılımcı ilkesinin Ovacık’ta yaşama geçirildiğini göstermektedir. Fakat söz konusu başarıya rağmen halk meclisine bağlı çeşitli alt meclisler hayata geçirilememiştir.

Siyasal-yönetsel politikalar kapsamında Ovacık Belediyesi, toplumcu belediyeciliğin birlikçibütünlükçü olma ilkesini; halkçı uygulamalar gerçekleştiren yerel yönetimlerle, kolektivist kooperatiflerle ve demokratik kitle örgütleriyle kurduğu dayanışma ilişkileri yoluyla gerçekleştirmeye çalışmıştır. SMF’li belediyelerin “Devrimci-Halkçı Belediyeler Birliği”[19] kurmak için 2011 yılında başlattığı çalışmalar, 2014 seçimlerinde diğer sosyalist örgütlerin yönetimde oldukları belediyeleri kaybetmeleri üzerine sona ermiştir. Fakat Ovacık Belediyesi; başta SMF’li Mazgirt Belediyesi olmak üzere, çeşitli HDP’li ve CHP’li belediyeler ve bazı muhtarlıklarla dayanışma ilişkilerini sürdürmüştür. Bu kapsamda başta Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve Seferihisar eski Belediye Başkanı Tunç Soyer ile birtakım toplantılar yapılmış ve ortak etkinlikler düzenleme kararı alınmıştır. Söz konusu belediyelerle dayanışmayı güçlendirmek adına düzenlenen etkinlikler içerisinde en fazla öne çıkanı, Ovacık Belediyesi’nin 2018 yılında düzenlediği “Tohum Takas Şenliği”dir. Bu şenliğe başta Seferihisar Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer olmak üzere, tarımsal üretime destek veren birçok belediye katılmış ve düzenlenen atölyeler ve etkinliklerde sağlıklı ve ucuz gıda üretimine yönelik deneyimler paylaşılmıştır. 

Belediyeler dışında Türkiye’nin farklı bölgelerindeki çeşitli muhtarlıklarla da dayanışma ilişkileri kurulmuştur. Örneğin Uludere (Roboski) Muhtarı’ndan gelen talep üzerine, Ovacık Belediyesi bir kampanya düzenleyerek, köydeki caminin onarım çalışmasına önemli katkıda bulunmuştur. Ayrıca uluslararası düzeyde ilişkide olunan sosyalist belediyeler de bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlisi İspanya’da “kızıl köy” diye anılan Marinaleda Belediyesi’dir.  Marinaleda Belediye Başkanı Gordillo, 2017 yılında düzenlenen “1. Uluslararası Ovacık Sanat Günleri”ne çağrılmış, fakat bu etkinliğin yasaklanması üzerine gelememiş olsa bile bu kararı kınayan bir açıklama yayınlamıştır.

Ovacık Belediyesi’nin toplumcu belediyeciliğin birlikçi-bütünlükçülük ilkesini hayata geçirmek için dayanışma ilişkisi geliştirdiği örgütlenmelerden bir diğeri de kooperatiflerdir. Ovacık Belediyesi öncülüğünde kurulan tarımsal kalkınma kooperatifi; Soma madenlerinde eşlerini kaybeden kadınların oluşturduğu Yırca Emekçi Kadın Kooperatifi başta olmak üzere, Hopa Çay, Vakıflı Köyü ve Şirince Tarımsal Kalkınma Kooperitifi gibi birçok kooperatifle güçlü ilişkiler geliştirmiştir. Ayrıca Ovacık Belediyesi’nin çalışmaları sayesinde; Tunceli İli içinde ve Türkiye’nin farklı bölgelerinde yeni dayanışmacı kooperatifler de kurulmuştur. Ayrıca İstanbul, Ankara, İzmir, Tunceli, Adana, Bursa, Eskişehir ve Antalya’da bulunan tüketim kooperatifleri, dayanışma amaçlı 80’e yakın kooperatifin ürününü tüketiciye ulaştırmaktadır.

Ovacık Belediyesi’nin dayanışma içinde olduğu üçüncü kesim de demokratik kitle örgütleridir. Bu örgütler; çeşitli Alevi dernekleri, ekoloji platformları, hemşeri dernekleri, kadın örgütlenmeleri ile birlikte Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği (TTB) gibi emek-meslek örgütleri ve çeşitli sol platformlardan oluşmaktadır. Söz konusu kurumlar Ovacık Belediyesi’nin düzenlediği birçok kampanya ve etkinlikte Belediye’ye yardımcı olurken, Belediye de ihtiyaç halinde anılan kurumlara destek olmuştur. Örneğin 2015 yılında Hopa’da yaşanan sel felaketinde, SMF’li Mazgirt ve Ovacık Belediyeleri, iki tır dolusu yardım malzemesini kentteki demokratik kitle örgütü temsilcilerine ulaştırmıştır. Bununla birlikte anılan kurumların İlçe’de gerçekleştirdikleri sosyal, kültürel ve siyasal etkinliklere Ovacık Belediyesi ücretsiz ulaşım ve konaklama desteği de sağlamıştır. Sonuç olarak Ovacık Belediyesi’nin birtakım yerel yönetimlerle birlikte çeşitli kooperatifler ve demokratik kitle örgütleri ile kurduğu dayanışma ilişkileri, toplumcu belediyeciliğin birlikçi-bütünlükçülük ilkesi çerçevesinde hayata geçirdiği başarılı politikalardır.

2.2. Ekonomi Politikaları

Ovacık Belediyesi’nin ekonomi politikaları toplumcu belediyeciliğin üretim, tüketim düzenleme ve kaynak yaratma ilkeleri çerçevesinde incelenecektir. Ovacık Belediyesi’ni, sosyalistlerin yönetimde bulunduğu diğer belediyelerden ayıran en önemli özelliği üretime önem vermesi ve buna bağlı olarak kaynak yaratıcı ve tüketim düzenleyici çalışmalarıdır. Sağ siyasal iktidarların kendisine muhalif olan belediyelere kaynak aktarmayarak bu kurumları etkisizleştirmeye çalıştığı 1970’li yıllarda, söz konusu belediyeler kendi imkanlarına yaslanarak üretici, kaynak yaratıcı ve tüketim düzenleyici politikalar geliştirmişlerdir. Günümüzde de gittikçe otoriterleşen siyasal iktidar, yerel yönetim maliyesinde kesintilere gitmekte, belediye kaynaklarını hazineye bağlı tek bir hesapta birleştirmeye dönük adımlar atmaktadır. Bununla birlikte hükümete yakın olan belediyeler, merkezi yönetimin yönlendirdiği kaynaklardan daha fazla pay alırken, muhalif belediyeler bu imkandan yoksun kalmaktadır. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’nın süreklileşen müfettiş denetimleri ve kayyum uygulamalarının söz konusu muhalif belediyeleri iş yapamaz hale getirdiği iddia edilmektedir. Siyasal iktidarın, 1970’li yıllara benzer şekilde, mali ve idari baskısını gittikçe arttırdığı günümüz koşullarında, toplumcu belediyeciliğin üretici ve kaynak yaratıcı ilkeleri, emekten ve halktan yana belediyecilik yapma iddiasında olan sol hareketler açısından zorunluluk haline gelmiştir.

Ovacık Belediyesi, toplumcu belediyeciliğin üreticilik ilkesine yönelik çalışmalarını dört başlık etrafında gerçekleştirmektedir. Bunlar; tarım, hayvancılık, arıcılık ve üretim atölyeleridir. Ovacık Belediyesi’nin tarımsal üretime başladığı 2015 yılında; gerek köy boşaltmalar yüzünden yaşanan göçler, gerekse tefeci-tüccar kesiminin sömürü politikaları nedeniyle üretim azalmış ve neredeyse durma noktasına gelmiştir. Bu durum Ovacık’ta yoksulluğu giderek arttırmış ve kentten özellikle büyük şehirlere doğru artan nüfus hareketlerine sebep olmuştur. Bu sorunları çözemeye öncelik veren Ovacık Belediyesi; üretimi arttırmak, halkın gelir durumunu düzeltmek, tefeci-tüccar sömürüsüne son vermek ve kentten dışarı doğru yaşanan göçü durdurmak için tarımsal üretim faaliyetine başlamıştır. 2014 yılında daha çok buğday ekimi yapılmış, 2015 senesinde ise halktan ve SMF çevresinden artan gönüllü katılımlarla hazine arazisine patates, nohut ve fasulye ekimi gerçekleştirilmiş ve 20 ton ürün elde edilmiştir.

Şekil-3: Ovacık Belediyesi’nin Üretim Politikaları

Kaynak: Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Kent ve Çevre Bilimleri Bilim dalı, 12.05.2020 tarihinde toplanan Tez Jürisi tarafından oybirliği ile onaylanan Engin Bozkurt’a ait “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı doktora tezi çalışması

2014 ve 2015 senesinde daha çok köylüyü cesaretlendirmek için gönüllü emekle gerçekleştirilen üretim 2016 yılında karşılığını bulmuş, belediyenin ektiği 5 ton ürün ile birlikte, çiftçi de 65 ton ürün elde etmiş ve toplam 70 ton ürün belediye tarafından tüketiciye ulaştırılmıştır. 2017 yılında üretim kooperatifinin kurulmasıyla birlikte önceki yıllarda amatör bir ruhla gerçekleştirilen üretim ve satış faaliyetleri profesyonel ve kurumsal bir zemine oturmuştur. 2017 yılı geçmiş yıllarda olduğu gibi köylüye tohum ve mazot desteği devam etmiş ve toplamda 90 ton civarında nohut ve fasulye elde edilmiştir. 2018 yılına gelindiğinde belediyenin gönüllü katılımla, çiftçilerin ise aile işletmelerinde ektiği topraklardan toplam 312 ton nohut ve fasulye elde edilmiştir. 2014 ve 2018 verileri karşılaştırıldığında, Ovacık’ta 2014 yılında toplam 20 ton ürün tüketiciye ulaştırılırken bu miktarın 2018 senesinde 312 tona kadar yükseldiği görülmektedir. Ayrıca nohut ve fasulye ile birlikte mercimek, barbunya, dut, pekmez gibi ürünlere yönelik de Ovacık Kooperatifi’nin yaptığı çalışmalar hesaba katıldığında anılan miktarın artacağı açıktır. Ek olarak, 2018 yılı itibariyle Ovacık Belediyesi ile çalışan çiftçi sayısı 600’e yükselmiş ve yine bu sene Amerika ve İngiltere’ye ihracat başlamıştır. Belediyenin söz konusu tarımsal üretim faaliyetleri sonrası tefeci-tüccarlar Ovacık’a uğramaz hale gelmiştir. 

Tarımsal üretimin yanında Ovacık Belediyesi, hayvancılık ve arıcılık alanında da çalışmalar yürütmüştür. 2014 yılı öncesi kısa bir süre faaliyette olan fakat sonra kapanan bir mandıra, belediye tarafından gerekli tamiratlar yapılarak işler hale getirilmiş ve 2018 yılında deneme çalışması yapılarak 1,5 ton kaşar üretimi gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte 2017 yılında, 180 ve 1500 yumurta kapasiteli kuluçka makineleri temin edilmiş, 300 kişiye toplamda 2605 adet civciv verilerek kümes hayvanı ve yumurta üretimine başlanmıştır. Arıcılık çalışmalarına ilişkin olarak da; 2017 yılında toplam 32 arıcı ile anlaşma imzalanmış ve 10 ton doğal sertifikalı bal alımı gerçekleşmiştir. 2018 yılında ise; sözleşmeli arıcı sayısı 186 üreticiye yükselmiş ve bu üreticilerden temin edilen bal miktarı 32 tona çıkmıştır. Bununla birlikte 2019 yılında, arı ürünlerinin işlenip cam kavanozlarda paketlendiği bal döküm tesisi kurulmuş olup 2020 yılı sonrası ise arı kovanlarının yapıldığı bir tesis kurulması düşünülmektedir. Tarımsal ve hayvansal üretimdeki gelişmelerle birlikte kentte 70 kadının çalıştığı dikim, paketleme ve eleme atölyeleri kurulmuştur. Bununla birlikte bir adet gıda üretim atölyesi de kuruluş aşamasındadır. Ayrıca yine bu dönemde bordür ve parke taş yapım atölyesi faaliyete geçmiş ve kentin fiziksel alt yapı çalışmaları bu tesisten üretilen malzemelerle gerçekleştirilmiştir. 

Ovacık Belediyesi’nin kaynak yaratıcı politikaları, üretici faaliyetlerle birebir ilişkili şekilde gelişmiştir. Örneğin Belediye’nin 2016 yılındaki tarımsal ve hayvansal faaliyetlerinden elde ettiği 45.000 TL karın, 20.000 TL’si burs olarak öğrencilere, 25.000 TL’si de bir sonraki dönemin üretim planlamasına ayrılmıştır. Yine 2017 yılında elde edilen 130.000 TL ve 2018 yılında elde edilen 300.000 TL karın bir bölümü öğrenci burslarına, bir bölümü köylüye ücretsiz mazot ve tohum desteği için, bir bölümü de bir sonraki senenin planlanmasına ayrılmıştır. Ayrıca Kooperatif yöneticileri hiçbir şekilde elde edilen gelirden huzur hakkı ve kar payı almamaktadır. Bununla birlikte yine Kooperatif bütçesinden, OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK’lar) sonucu işinden olan KESK’li ve DİSK’li memurlardan tarım ve hayvancılık yapmak isteyenlere, büyük baş hayvan, arı kovanı ve tohum desteği sağlanmıştır. Tarım ve hayvancılıktan elde edilen kaynakların dışında Ovacık Belediyesi’nin düzenlediği yardımlaşma kampanyaları, konserler, turizme yönelik çalışmalar da belediye açısından önemli bir gelir kapısı olmuştur. 2018 yılı içinde Belediye’nin popülaritesinden dolayı Ovacığa gelen turist sayısı 100.000’i bulmuştur.

Şekil-4: Ovacık Belediyesi’nin Kaynak Yaratma Politikaları   

Kaynak: Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Kent ve Çevre Bilimleri Bilim dalı, 12.05.2020 tarihinde toplanan Tez Jürisi tarafından oybirliği ile onaylanan Engin Bozkurt’a ait “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı doktora tezi çalışması

Ayrıca SMF döneminde; belediye bütçesinde büyük bir tasarrufa gidilmiş, israfa yönelik harcamalar kesilmiş, Kurum’un gelir ve gider hesapları her sene büyük boy pankartlarla Belediye binasına ve panolarına asılmış, kapılar sökülerek vatandaşın istediği zaman Başkanlık makamına erişebilmesi sağlanmış ve Belediye Başkanı makam aracı kullanmamıştır. Belediye’de CHP’nin yönetimde olduğu 2013 dönemiyle SMF’nin yönetimde olduğu 2017 seneleri karşılaştırıldığında; Belediye gelirlerinin 2 kat, banka mevduatındaki nakit miktarının ise 15 kat arttığı görülmüştür. Dolayısıyla toplumcu belediyeciliğin üretici ve kaynak yaratıcı ilkelerine yönelik faaliyetlerin, Ovacık Belediyesi tarafından büyük oranda gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

Tablo-3: Ovacık Belediyesi’nin Gelir-Giderlerinin Karşılaştırılması

Kaynak: Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Kent ve Çevre Bilimleri Bilim dalı, 12.05.2020 tarihinde toplanan Tez Jürisi tarafından oybirliği ile onaylanan Engin Bozkurt’a ait “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı doktora tezi çalışması

Ovacık Belediyesi faaliyetlerinin önemli bir parçasını da, tüketimi düzenlemeye dönük çalışmalar oluşturmaktadır. Söz konusu çalışmalarda temel amaç; belediye uygulamalarında emekçi sınıfları önceleyen kaliteli ve erişilebilir hizmet sunumu sağlamak, üretici faaliyetlerden elde edilen ürünleri halka sağlıklı ve ucuz ulaştırmak, kamu kaynaklarını ihale usulü özel sektöre aktarımının önüne geçerek hizmetleri belediye bünyesinde üretmektedir. Bu kapsamda SMF’nin Belediye yönetiminde göreve geldikten sonra yaptığı ilk iş, halk meclisinden gelen su ve ulaşım ücretlerinin düşürülmesi talebine yönelik çalışmalar yapmak olmuştur. Söz konusu talep doğrultusunda Belediye’ye yeni otobüsler temin edilmiş ve ulaşım ücretsiz hale getirilmiştir. Bununla birlikte yasal engeller yüzünden geçmiş yıllarda Dikili Belediyesi’nin yaşadığı sorunlarla tekrar karşılaşmamak için, su tüketimi ücretsiz yapılamasa bile, Türkiye’deki en ucuz fiyatlandırma üzerinden halka sunulmuştur. Ovacık Belediyesi’nin su ve ulaşıma yönelik söz konusu politikaları, başta Tunceli’deki diğer belediyeler olmak üzere Türkiye’nin farklı bölgelerinden birçok belediyeyi etkilemiş ve bu belediyeler su ve ulaşım ücretlerini düşürmek zorunda kalmışlardır.

Şekil-5: Ovacık Belediyesi’nin Tüketim Düzenleme Politikaları

Kaynak: Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Kent ve Çevre Bilimleri Bilim dalı, 12.05.2020 tarihinde toplanan Tez Jürisi tarafından oybirliği ile onaylanan Engin Bozkurt’a ait “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı doktora tezi çalışması

Bu uygulamaların yanında Belediye’nin tüketim düzenlemeye dönük faaliyetlerinden bir diğeri de; kentsel altyapı çalışmalarının özel sektöre ihalesi yoluyla değil Belediye’nin kendi olanaklarıyla gerçekleştirilmesidir. SMF, Belediye’de yönetime gelmeden önceki dönemde, kentin yol ve kanalizasyon işleri müteahhitlere yaptırılmış ve bu yolla anılan hizmetler için söz konusu kesime yüksek bedeller ödenmiştir. SMF yönetime geldikten sonra ise, önceki dönemde şirketlere verilen bütün ihaleler durdurulmuş ve altyapıya dönük çalışmalar Belediye’nin kendi gücüyle gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda bakımsızlığa terk edilmiş olan bir tesisin onarım çalışmaları yapılarak, bu alanda bordür ve parke taşı üretilmeye başlanmıştır. Bu tesisten elde edilen malzemeler ile kentin yolları ve kaldırımları; belediye işçileri, halk, sosyalistler ve Belediye yönetiminin gönüllü ortak çalışmasıyla yenilenmiştir. Böylelikle kamu kaynaklarının sermaye kesimine aktarılmasının önüne geçilerek, halkın belediye çalışmalarına gönüllü katılımı sağlanmıştır. 

Belediye, tüketim düzenleme çalışmaları kapsamında, piyasaya sağlıklı ve ucuz gıda sunarak tefeci ve tüccar sömürüsünün önüne geçmeyi amaçlamıştır. Belediye’nin tarımsal üretim çalışmalarına başlamadan önceki dönemlerde, üreticiden mahsulü çok ucuza temin eden tüccarlar, bu ürünleri büyükşehirlerde ve Ovacık içinde halka fahiş fiyatlarla satarak ciddi karlar elde etmişlerdir. Bununla birlikte üretici köylüler, kaynakları olmadığı için, üretim sürecinde ihtiyaç duydukları mazot ve diğer ihtiyaçların karşılanması amaçlı, tefeci ve tüccarlara yüksek faizlerle borçlanmak zorunda kalmışlardır. Ayrıca çiftçiler, bu kesime sattıkları ürünlerin karşılığını ya çok uzun süre sonra temin etmiş ya da borçlarına mahsuben eksik almışlardır. Belediye’nin tarımsal üretim faaliyetlerine başlamasından sonra ürünlerini tüccara değil Kooperatife vermeye başlayan üreticiler, hem 20 gün gibi kısa sürede emeklerinin gerçek karşılığını almaya başlamış hem de mazot ve tohum gibi giderlerini Kooperatif aracılığı ile ücretsiz temin etmişlerdir. Ayrıca tüketim kooperatifleri aracılığıyla gıdaların ucuz ve sağlıklı biçimde halka ulaştırılması, piyasadaki yüksek fiyatları düşürmüştür. 

Tüketim düzenlemeye yönelik söz konusu çalışmaları nedeniyle Belediye yönetimi, bir süre sonra; kamu kaynaklarından önceki dönemlerde nemalanan yapı ve inşaat firmalarının, kimi esnaf ve tüccarların, CHP ve AKP etrafına kümelenen çıkar gruplarının SMF’ye yönelik anti propagandasına maruz kalmıştır. Sonuç olarak, bütün sorunlara ve engellemelere rağmen, yukarıda bahsi geçen politika ve uygulamalar, Ovacık Belediyesi’nin tüketim düzenleyici çalışmalarında başarılı olduğunu göstermektedir.

Dipnotlar

[14] Demokratik sosyalizmi için bkz. Blackburn, R., (1978), “Uluslararası Olaylar ve Sorunlar”, Birikim, S.45

[15] Detaylı bir çalışma için bkz. Çınar, Tayfun, Bülent Duru, Can Umut Çiner, Ozan Zengin (2013), Belediyenin Sınırları, Ankara:TODAİE Çınar, Tayfun, Can Umut Çiner, Ozan Zengin (2009), Büyükşehir Yönetimi: Bütünleştirme Süreci, Ankara: TODAİE

[16] Çamlıhemşin Belediye Başkanı ÖDP’li olup seçimleri bağımsız aday olarak kazanmıştır. 

Tablo-2: 2000 Yılı Sonrası Sol-Sosyalist Örgütlerin Yönettiği Belediyelerin Toplumcu Belediyecilik ilkeleri Çerçevesinde Karşılaştırılması

[17] Bkz. Tablo-2

[18] Ovacık Belediyesi’nin uygulamalarını toplumcu belediyecilik politikaları kapsamında incelenmesini amaçlayan bu başlık altındaki bilgiler; 12.05.2020 tarihinde Tez Jürisi tarafından oybirliği ile onaylanan “2000 Sonrası Türkiye’de Toplumcu Belediyecilik Politikalarının Değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi Örneği” adlı doktora tezi çalışmasının 2018 Ağustos ayında Ovacık İlçesi’nde gerçekleştirilen saha araştırması kısmından üretilmiştir. Anılan saha araştırmasında; nicel ve nitel veri toplama tekniğinden yararlanışmış olup nitel veriler; gözlem, yarı yapılandırılmış görüşmeler (103 kişi) ve doküman analizinden elde edilmiştir. 

[19] Detaylı Bilgi için bkz. Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Atölye Sonuç Metinleri, (2012), Anakara: TMMOB Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler (2013),  İstanbul: Patika Yayınları

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler