Takip Et

Perspektif

Devrimin Kitle Çalışması ve Örgütlenme Siyaseti Üzerine

Kitlelerin sorunlarını çözmeye aday olan ve bu iddiayla hareket eden bir siyasi yapının kitleler içinde örgütlenmemesi veya kitle çalışmasına gereken önemi vermemesi kaba bir tutarsızlıktır ki, bu hal inandırıcılıktan yoksun bir haldir. Sorunu tahlil ve tespit etmek için, sorunla içiçe olmayı, sorunun içinde olmayı gerektirir. ‘‘At sırtından çiçek koklanmaz.‘‘ Kitlelerin yanında, içinde olmazsak veya kitleler yanımızda ve içimizde bizlerle olmazlarsa, onların sorunlarını nasıl anlayacak, hangi yetenekle çözeceğiz, çözüm gücü olacağız? Şayet bir kadro darbesiyle devrimi gerçekleştirme rüyamız yoksa, ve şayet kurtarıcı kahramanlara havale etmeyeceksek devrimi, ya da ilerici subayların darbesiyle tasavvur etmiyorsak devrimi, bütün bunların tersine kitlelere dayanan ve bizzat onların eseri olan bir devrimi tasavvur ediyorsak, o halde onlarla birleşmekten ve onları örgütlemekten daha büyük bir önceliğimiz olmaz-olamaz.

Kitle çalışmasından söz ederken, kitleler içinde bir anket çalışması yürütmekten bahsetmiyoruz ya da kitlelerin azgın sömürü şartlarında yaşadığı toplumsal sistemin üzerlerine yüklediği sınıfsal sorun ve çelişkilerin ağır sonuçlarından ve elbette gerici sınıf egemenliklerinin faşist baskı ve zulmünden tecrit tutulan bir çalışmadan bahsetmiyoruz. Bilakis, yöneten ve yönetilen sınıflar arası keskin çelişki ve çatışmaların ürünü olarak, siyasi niteliğe bürünen sınıflar mücadelesi zemininde, tam da onun göbeğinde yığılı olan siyasi sorunun kitleler lehine çözümünü hedefleyen devrimci bir kitle çalışmasından söz ediyoruz. Daha açık ifadeyle, iktidar mücadelesi perspektifine sahip bir devrimci çalışmadan, bu çalışmanın ana ekseni olan kitleler içinde örgütlenmekten ve kitleleri kendi siyasi partileri içinde örgütleyip devrim örgütlülüğü ve mücadelesine bu nitelikte dahil etmekten söz ediyoruz.

Bu bağlamda, ‘‘kitle‘‘ olarak tabir edilen insanlar kümesi, sınıfsal nitelikten azade, sınıflar üstü bir olgu değil, sınıfsal bir kategoridir. Ki, ‘‘kitle‘‘ ifadesi ekseriyetten halk kitleleri anlamında kullanılır. Doğrudan anlamı da, yönetilen kesimleri anlatır. İşte ‘‘kitle‘‘ denilen bu toplumsal olgu, örgütlenmenin büyük insan denizi, devrim ve mücadelenin temel gücü, yaratıcı dinamiği, değişmeyen tabanı, bizzat devrimin kendisidir. Öyle ki, devrim o kitlelerin eseridir. Onlarsız mücadele, örgütlenme ve devrim tasavvur edilemez. Tarih onlarsız yazılamaz… Tam da bunun içindir ki, devrim hedefiyle hareket eden her siyasi parti kitleleri örgütleyerek ve onlar içinde örgütlenerek varolur, mücadele varlığını sürdürür ve onlar içinde örgütlenmeyi devrimin kaçınılmaz görevi, ötelenemez biçimi olarak ele alır. Kitlelerden bağımsız bir hareket, devrim hareketi olamayacağı gibi, kitleleri yadsıyan bir örgütlenme de devrim örgütlenmesi olamaz. Gerçek kahraman halk kitleleridir.  

O halde, iktidar perspektifi taşıyan politik kitle çalışmasının önemi nedir, nereden ileri gelir sorusuyla işe başlamak doğru olur. Bu soruya açıklık getirmek, çalışmanın amaç ve hedeflerine uygun bilimsel kavrayışın derinleştirilmesi bakımından fevkalade önemlidir. Kuşkusuz ki, her kavrayış, gerek bilgi düzeyiyle ve gerekse de bilginin hayata geçirilmesi pratiğiyle orantılıdır; kavrayışın ölçütü teori-pratik dengesindeki ahenktir. Gereksinim duyulan yetkin düzeydeki pratik, ancak pratikleştirilecek bilginin yeterliliği, zenginliği veya yetkinliği ile mümkündür. Bilgi kıt, yüzeysel ve sığ ise, pratik de dardöngüye saplanmış olarak ‘‘kör‘‘ ve güdüktür ki, burada kavrayış da cılız demektir. Bilgi ve bilimin niteliği ve yeterlilik düzeyi, pratiğin yetkin çerçevesini tayin eden temel zemindir. Bilgi ham haliyle pratikten çıkar ama bilginin sistemleşerek bilgi düzeyine çıkma süreci pratiğe nüfuz eder. Pratiğe yön ve nitel içerik veren teoridir. Pratik ise teorinin maddi güce dönüşerek değiştirme silahı haline gelmesidir.

Politik çalışma başta olmak üzere, her çalışma bir pratik olmakla birlikte, istisnasız olarak teorik bir arka plana dayanır, belli bir felsefi dünya görüşünden feyz alır. Dolayısıyla her çalışma ve her siyasi çalışma yörüngesini bu kaynaktan alır, almak durumundadır. Bundan hareketle; kitle çalışmasını siyasi gerekçelerden, bu haklı gerekçeleri bilimsel zeminde açıklayan teorik alt yapı ve felsefi doğrultudan bağımsız bir çalışma olarak ele alamayız. Çalışmanın başarısı veya başarılı yürütülmesi bununla mümkündür.

Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz

Marksistler açısından ‘‘bilgi mi, pratik mi‘‘ sorusu, ancak hangisinin yaşlı olduğu bakımından geçerlidir. Ki, bunun yanıtı diyalektik ve tarihi materyalizm felsefesi tarafından verilerek tarihsel olarak karara bağlanmıştır. O halde, bilgi ile pratik ikilisinin karşı karşıya konularak önemlerinin tartılması ya da birinden birinin yadsınması tartışma konusu olmayacak kadar anlamsız ve aykırıdır Marksist fikre. Marksist fikrin genel kaidesi şudur; Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz. Tersinden, devrimci pratik olmadan da devrimci teori gelişmez. Ve Marksist diyalektik felsefe, herşeyi zıtların birliği zemininde açıklar, şeylerin karşıt önermeleriyle varlık gerekçesi bulup anlam kazandıklarını söyler. Tanıtlanabilecek monolotik tek birşey, tek bir olgu yoktur; tek yüzlü, tek yanlı ve hareketsiz hiçbir şey yoktur. Bu kaidesel belgilerin (konumuzla bağıntılı olmak kaydıyla) bir anlamı şudur; inceleme, tartışma ve tahlil konusu olan herşey, ama herşey, mutlaka kendisini tamamlayan unsurlarla vardır, tamdır. Bu unsurlardan temel özelliğe sahip birinin ihmal edilmesi tama varımı sakatlar; ampirizm ve palyatif kalmayı koşullar. Yine, her çalışma mutlaka ana iskelet ve uzuvlarının toplamıyla tamdır; taktik öğe ve ayrıntıları yadsımazlıkla bir bütündür. Çalışmanın omurgası onu ayakta tutan ilkeler ekseninde yükselirken, bu çalışmanın kan ve can bulması ise, stratejik ve taktik unsurlarının birleşmesiyle olanaklı olur. İlke çalışmanın yönünü belirleyerek karekterini tayin ederken, stratejik ve taktik değerdeki siyaset yelpazesi ise, somutla bağı kurulmuş çalışmanın canlı ruhunu, hareketli dinamik çehresini oluşturur.

Kitle çalışması, bahis konusu yapılan kitleleri bilimsel dünya görüşü ve siyasi gerçekler temelinde bilgilendirmek suretiyle, ideolojik-politik zeminde örgütlemek ve bu kitleleri ikna temelinde kazanarak istenilen siyasi hedefler doğrultusunda harekete geçirip örgütlü güce dönüştürmekle anlamlıdır.  Kitleleri örgütlemek, salt onları bilgilendirmekle yetinmek değil, onları örgütlü güce dönüştürmek demektir. Dahası, kitlelerin bilgi ve tecrübesine başvurmak, onlardan öğrenerek onlara öğretmek, doğru kitle siyaseti olarak benimsenmesi gerekendir. Kitlelerle birleşmeyen bir hareket yenilmeye mahkumdur. En devasa örgüt ve partiler de kurulmuş olsun, bunlar bağrında en ileri kadro ve militanları da barındırmış olsun, eğer kitlelerde karşılığı yok ve kitle desteğinden yoksun ise, tüm meziyetlerini yitirerek gerileyip marjinalleşmekten ve başarısızlıklar içinde bocalamaktan kurtulamaz.

Tartışma götürmezdir ki, kitleler içinde kök salmayan hiç bir örgütlenmenin, adı komünist de olsa hiç bir hareketin iktidar geleceği yoktur, olamaz. Kitlelersiz ve kitlelere rağmen bir devrim, gerçek bir devrim olamaz, olsa olsa maceraperest bir kalkışma olur. Bu, bu kadar kesin iken, iktidar perspektifi taşıyan bir siyasi mücadele örgütünün/partisinin kitleleri örgütleme çalışmasından geri durması ya da varlık gösterecek bir örgütlenme çalışmasında bulunmaması anlaşılır olamaz. Devrim hareketi için bu koca bir tutarsızlık ve beyanlarının pratiğiyle örtüşmediği kötü bir tablodur.

Kitlelerin örgütlenmesinde, onların düzenle çelişkilerini iyi okumak ve somut yaşam gerçekleriyle birleştirerek açıklamak kadar, kitlelerin bu sınıf çelişkilerinden etkilenmelerinin düzeyi-durumu temelinde onların analiz etmesini gerekli kılar. Gerici sınıflar sömürü ve zulüm sistemi ve iktidarlarından en çok etkilenenler, daha az etkilenenler ya da düzenle çelişkilerinin keskinlik durumları ve bütün bunlar toplamında demokratik kültür ve politik bilinç ya da tutumları dikkate alınarak, bunlar ışığında kitlelerle bağ kurulmalı ve örgütlenmeleri bu gerçekler üzerinden inşa edilmelidir. Somut sorun ve çelişkilerini tespit ederek bunlara uygun siyasetlerin geliştirilerek uygulanması, ajitasyon-propaganda ve örgütlenme çalışmalarında onlara dokunma yeteneğinin gösterilmesi fevkalade olacaktır. Onlarla birlikte olmak, sorunlarını paylaşarak çözümler önermek ve son tahlilde yaşadıkları sorunların esas kaynağının ne olduğunu açıklamak devrimci kitle çalışmasının temelini ve hedefini oluşturur.

Kitlelerin sorunlarını çözmeye aday olan ve bu iddiayla hareket eden bir siyasi yapının kitleler içinde örgütlenmemesi veya kitle çalışmasına gereken önemi vermemesi kaba bir tutarsızlıktır ki, bu hal inandırıcılıktan yoksun bir haldir. Sorunu tahlil ve tespit etmek için, sorunla içiçe olmayı, sorunun içinde olmayı gerektirir. ‘‘At sırtından çiçek koklanmaz.‘‘ Kitlelerin yanında, içinde olmazsak veya kitleler yanımızda ve içimizde bizlerle olmazlarsa, onların sorunlarını nasıl anlayacak, hangi yetenekle çözeceğiz, çözüm gücü olacağız?  Şayet bir kadro darbesiyle devrimi gerçekleştirme rüyamız yoksa, ve şayet kurtarıcı kahramanlara havale etmeyeceksek devrimi, ya da ilerici subayların darbesiyle tasavvur etmiyorsak devrimi, bütün bunların tersine kitlelere dayanan ve bizzat onların eseri olan bir devrimi tasavvur ediyorsak, o halde onlarla birleşmekten ve onları örgütlemekten daha büyük bir önceliğimiz olmaz-olamaz.

Kitlelerin örgütlenmesi onlara dokunmayı şart koşar

Kitlelerin örgütlenmesi onlara ‘‘dokunmayı‘‘ gerektiren bir iştir. Eğer sağlam bir devrim örgütlenmesinden bahseceksek, bunun yolu kitlelerle doğrudan ve birebir ilişki içinde olmak durumundayız. Sanal dünya ekseninde kitleleri örgütlemeyi düşünüyorsak, bununla ancak anlık parlamalar ve geçici hareketler peşinde koşmakla yetindiğimizi kabul etmek durumundayız. El sıkışmadan elin nasırını hisedemeyiz.

İmkansız değil, büroda, sokakta, mikrofonda konuştuklarımızı, masada, bilgisayarda yazdıklarımızı okuldaki öğrenciye, fabrikada-sendikadaki kadın-erkek işçiye, evdeki kadına, dernekteki gence, kitlelerin olduğu her yere giderek doğrudan onların yüzüne-gözüne bakarak anlatmamız önemli bir aktivite olacak, kitle çalışması yürütülmüş olacaktır. Kendimizi anlatmayı, ne yapmak istediğimizi, niçin örgütlenmemiz ve mücadele etmemiz gerektiğini, egemen sınıf iktidarları ve devletinin kendilerine neler getirdiğini, ne acılar çaktirdiğini, açlık, yoksulluk, issizlik ve dramlarının gerçek kaynağının özel mülkiyet sistemi ve sömürücü asalak burjuvalar ve iktidarları olduğunu anlatmamız; bütün bunları onların yaşamlarından örneklerle açıklamamız tamamen kolay ve mümkündür. Onları örgütlenmenin en basit ve en geçerli yolu budur ve bütün yapılması gereken de budur…

Bunları yapmak için, birer devrimci olarak görev ve sorumluluklarımızı hatırlamamız, devrimciliğin gerekliliklerinin ne olduğunu hatırımıza getirmemiz esasta yeterli ve gereklidir. Anlamsız yaşamaktansa, zahmetlere katlanarak, bedeller ödeyerek ve hatta ölerek anlamlı yaşamak her devrimcinin değişmez tavrıdır. Sömürü, baskı ve zulüm karşısında devrimci ve insani duyarlılıklara sahip olmak derimcilik yapmak için yeterli sebeptir. Bu sebebi taşıyan devrimcilerin, daha bilinçli hareket ederek sınıfsal ve toplumsal kurtuluş için çaba göstermesinden daha anlaşılır ve saygın bir şey yoktur. Kitle çalışmasını en yalın haliyle, devrimciliği gerçek hayata geçirip uygulamakla orantılıdır. Devrimci kendisine görev ve sorumluluk biçendir. Bu görevleri yerine getirmekte, kimliği ile tutarlılık arzeden çalışma pratiğine girmesi mümkün olup atılması gereken zorunlu adımdır.

Bütün bu sorunlar mütalaa edilirken, hiç bir yaftaya gerek olmaksızın sade çalışma gurupları oluşturarak sadece çalışma yürütmeyi önceleyen bir yönelimin geçici siyaset olarak benimsenmesinin gerekli olduğu muhtemelen herkesin aklına gelmektedir. Çalışma gurupları, siyasi çalışmalardan, örgütlenme çalışmalarından, ajitasyon-propaganda çalışmalarından başka birşey olamayacağı gibi, belli bir zaman dilimine yayılan dönemsel kampanyalar biçiminde yürütülmesinden de öte değildir. Aslen devrimci çalışma bütününün üzerine oturması gereken kılasik çalışma tarzı yada biçimidir bu. Bu biçimle, örneğin, bir işyerinde örgütlenmeye başlamak, burada elde edilen tecrübe ve birikimlerle bir sendikada örgütlenmeye uzanıp ulaşmak ve giderek kitle örgütlenmesine dalmak mümkündür.

Biçimlerden bahsetmişken, kitlelerin örgütlenmesinde başvurulacak biçimlerden biri de kitlesel etkinlik ve eylemliliklerin çalışmaların organize edilerek yürütülmesidir. Kitle psikolojisi denilen mesele şudur; kitleler belli sebepler üzerinden bir araya gelip birikince, o tablodan, birbirinden etkilenir, o kitle coşkusunu his ederek etkilenip ilerlerler. Kişisel kaygılar kitleler içinde yok olur erirler. Kitlesel olarak mücadele etmek en çekici ve en verimli çalışma biçimidir ki, bu tarzdaki çalışmadan sakınmak çok az olur. Sıkı illegal devrimci çalışmaların yanı sıra ve elbette son tahlilde buna hizmet etme zemininde, demokratik eylem ve etkinliklerin yaygınlaştırılması isabetli olacaktır. Son günlerde gelişen kitlesel eylem ve pratikler çok daha uygun bir gelişmeye işaret ediyor. Bu zemin ihmal edilmeden geliştirilmeli, daha güçlü kitle eylemleri perspektifiyle diri tutulmalıdır.

Diğer bir gerçek ise şudur; eylem yapıldıkça ve güven verildikçe kitleler kendiliğinden eylem odağına yanaşır. Dolayısıyla, mesele, bu güveni verecek ögenin eylem gerçekleştirme durumunda olması, olmayı göstermesidir. Tabi ki, eylemden etkilenerek kendiliğinden gelen kitleleri öylesine bırakamaz, kendiliğinden örgütlenmelerini bekleyemeyiz. Adım atmış olan kitlelerin nitelikli örgütlenmelere çekilmesi için çalışmanın yürütülmesi şarttır. Ne ki, bu durumda kitlelerin örgütlenmesi çok daha kolaydır. Zira eylem çekim merkezi olmuş, kitleler kendiliğinden eylem odağına yaklaşmıştır.

Kitlelerin değişik düzeyleri kendilerini bulabildikleri eylemlere, araç ve kurumsallaşmalara kolay meylederler. O zaman bu eylemlerde, kurumsallaşmalarda bulunmak ve bu araçları oluşturarak devreye sokmak, kitlelerin örgütlenmesi için ugun zeminin yaratılması demektir. Bu bizleri geniş kitlelerle bululşturmanın iyi bir metodudur. Kitlenin değişik kesimleri, düzeyleri, uygunlukları vardır. Hepsini bir araç üzerinden örgütleyemez, çekemeyiz ama her bir kesime hitap eden değişik araç, kurum ve eylem biçimleriyle geniş kitleleri buralarda örgütleyebiliriz. 

Kuşkusuz ki, kitle çalışmasında yaşanan zayıflıklar bir çok nedenle açıklanabilir, birden fazla nedene dayanır. Aynı biçimde bunların aşılıp giderilmesi de bir çok yöntem ve çözüme dayanır. Lakin bugün yaşanan zayıflık, ideolojik-teorik arka plandan, yöntem ve siyaset sorunlarından ziyade ve ama bunlardan da bağımsız olmamak kaydıyla, söz konusu çalışmanın fiilen yürütülmemesinden veya cılız yürütülmesinden ileri gelmektedir. Yürütülecek çalışmanın hangi metotlarla, hangi siyaset ve stratejik anlayışlarla yürütülmesi gerektiği sorunu, mevcut realitede nispeten öncelikli olmayan başka bir sorundur. Sorunda esas halka çalışma pratiğine girilip-girilmemesi sorunu olarak önümüze çıkmaktadır. Bir zayıflığın, edilgenliğin ve hatta müzminleşmiş bir sorunun aşılması için, bu sorun karşısında pratik iradenin, somut bir çalışmanın ortaya koyulması gerekir. Kitlelere yoğun değil, mütevazi ölçülerde bile gidilmediği veya elle tutulur bir çaba ve çalışmanın yürütülmediği şartlarda, kitle çalışmasındaki edilgenliğin bilinmez mecradaki bir tartışmaya dönüştürülmesi hakldoğru olmaz.

Kitlelere gitme konusunda tutukluluğun aşılması, devrimci çalışma ve örgütlenmenin ve elbette kitlelerin bundaki rolünün kavranmasıyla ilintilidir. Devrime ve mücadeleye dair zayıflayan bilimsel inanç, bu alanın diğer görev ve sorumluluklarına da objektif olarak yansır. İdeolojik-siyasi kırılmalar meselenin özüdür. Siyasi çalışmaların bütün çalışmaların can damarı olması soyut bir söz değil, bilakis manidardır. Devrime bağlılık, devrimci samimiyet-dürüstlük ve bilimsel devrimci kavrayış hemen her sorunda tayin edici öğedir. Tedavi buradan başlamalı, başlatılmalıdır. Ancak bu genel bir yaklaşım veya çözümdür. Pratik sorunun çözülmesi ise, halihazırda bu özellik veya nitelikleri barındıran devrim aktivistlerinin ön açıcı pratikler sergilemesine bağlıdır. Sarsılan güven, yaşanan kırılma ve gerilemeler bu ön açıcı adımların izinden yürüyerek tamir olur, sağlamlaşarak yoluna girebilirler. Açık ki, genel geçer doğruların tekrar edilmesi somuttaki pratik sorunun çözülmesinde tesirli bir etki göstermiyor. Mevcut olan diri-dinamik ögelerin kamburlaşma pahasına işleri omuzlaması zorunludur. Gelişen pratik küçük de olsa, çevresine etki yayarak edilgenliği dönüştürür. Ancak, sadece bir kaç fedakarın özveride bulunması yetmez. Yani duruma teslim olmak ve kabullenmek benimsenemez. Gösterilen bu fedakarlığa koşut olarak, edilgen dinamikler üzerinde zorlayıcı, itici, teşvik edici bir sürecin de devreye sokulması gereklidir. Planlı, disiplinli ve bilinçli bir çalışmanın örgütlenerek devreye sokulması elzemdir. Kolektif güç ve örgütlü mücadele en büyük kuvvettir. Bunu yaratmak örgütlenmenin mantığı olduğu gibi, zayıflıkların da aşılmasının önemli bir metodudur. Dolayısıyla, kitleleri örgütlemenin mantığına uygun olarak, öncelikle nitelikli kolektifin sıkı-sağlam örgütlenmesine ve bu zeminde çalışmalara girişmesine öncelik verilmelidir ya da işe buradan başlanmalıdır. Kısacası, çalışma yürütecek yeterli dinamik olmadan çalışmanın yürütülmesi zaten söz konusu olmaz-olamaz. Temel mesele de budur.

Sınırlı sayıda da olsa, mevcut bir çalışma gurubu kitlelerin içinde örgütlenmeler yaratabilir, yaratır. Önemli olan buna adım atmaktır. Haksızlık etmeyelim ki, bu çalışmayı yürüten faaliyetçiler elbette vardır ve önemli çabalar da göstermektedirler. Örneğin, yerel yönetim seçim çalışmaları başarılı bir performansla yürütülmüş, başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu, şu demektir; fedakarca çalışan aktivistler vardır ve bunların emek ve çabası inkar edilemez. Ki, bunların emekleri ürünler de vermiş, vermekteddir. Ancak bunun, yani çalışma yürüten ekibin daha da büyütülmesi şarttır. Çalışma yürüten ekibin sınırlı sayıda zayıf kalması ve buna karşın büyük bir çoğunluğun duyarsız, kayıtsız ve tembel davranması, çalışmaları yürüten aktivistlerde de bir yorgunluk, bir moral-motivasyon düşüklüğüne vb sebep olmaktadır. Zira, örgütlü mücadele ve çalışma uzun süre boyunca belli bir azınlığın sırtına yıkılarak idame ettirilemez ki, faaliyetçi durumda olan bir kısım yoldaşın tembellik yapma tablosu düşünüldüğünde, bu tablonun çalışma yürüten yoldaşlar üzerinde negatif etki göstermesi de kaçınılmazdır.

Bütün bunlardan kurtulmak ve kolektif çalışmayı etkin kılmak için; genel siyasetten somut siyasete kadar tutarlı ve ete-kemiğe bürünen bir örgütsel faaliyet tablosunun büyük gayretle resmedilmesi gerekmektedir. Bu bütünsel yaklaşımdan, somut siyast ve taktiklere uzanan genel bir yönelim rotasıdır.

Bu genel rotanın iç bütünsellik oluşturan ve izlenmesi gereken kimi alt siyasetleri şöyle toparlanabilir;

1-İşlerin bileşen içinde yapılacak görev bölüşümü veya görevlendirmeler temelinde planlanarak yürütülmesi elzemdir. Bu çalışma sistemi çalışmada belli bir başarıyı getirmekle birlikte, tembellik hakkından vazgeçmeyenleri de zorlayarak seferber edecektir, olma zorunda bırakacaktır. Edilgen unsurun üzerinde itici etki göstermek ihtiyaçtır. Tembellik, anlamsızlık üzerine oturan ve boşvermişliğe dayanan büyük bir ruh çöküşünün sonucudur. Sadece bir ataletsizlik ve sebepsiz bir isteksizlik değil, ideolojik kırılmanın, bilimsel inanç zayıflığının yol açtığı iddiasızlıktan doğan boşluğun tezahürüdür. Verimliliğin ve nitelikli yaşamın düşmanıdır. Devrimcilikle asla bağdaşmayan iç dünyadaki değer yitiminin kişiyi telism alan halidir. Devrimci mücadeledeki tembelliğin karşılığı özetle budur. Fakat tembellik bir kader, değişmez bir hal değildir.

2-Kitle çalışmasına somut plan ve görevler temelinde yapılacak düzenlemelerin kararlar haline getirilerek her çalışma elemanının önüne böyle koyulması, dolayısıyla bir disiplin sorunu olarak da çalışma yürütmenin zorunlu hale getirilerek desteklenmesi faydalı olacaktır. Hiçbir şey kendiliğinden değişime, ilerlemeye terk edilemez. Reel maddi dünyanın çekimi ve ideolojik-siyasi etkileşim gerçeği gerilemeleri sürekli olanaklı kılıp aktüel tutar. O halde, ilerleme dinamikleri de, bu etkiyi tersten göstermekle yüz yüzedir. Siyasi çalışmalar her şeyin temel dinamiğidir. Fakat, bu dinamik pratik desteklere de muhtaçtır. Bu anlamda, değişim ve ilerlemeyi talim eden iradi müdahale de yadsınamaz biçimde gereklidir. Kendi anayasamızı yapmamız, kendimize kural ve disiplinler öngörmemiz tam da bu sebeptendir. O halde çalışmaların canlandırılması için bu iradi müdahaleden, dolayısıyla disiplin ve işleyiş tedbirlerinden yararlanmamız yanlış değil, doğrudur.

3-Genellemeci yaklaşımla söylersek; iş yapmama, çalışmada tembellik ve özveriden sakınan kolaycılık eğilimlerinin kovularak, yerine, kararlı çalışma iradesi veya çalışma pratiğinin yerleştirilmesine dönük somut adımların geliştirilmesi temelinde tedbirlerin alınması gerekmektedir. Konuşma ve salt görünme pozisyonunun geçersiz kılınıp, eylemci-pratikçi iş yapan halin başat edilmesi hedeflenmeli, bunun için siyasi çalışmaların yoğunlaştırılmasının yanı sıra, işleyiş ve disiplinin kullanılır bir silaha dönüştürülmesi benimsenmeli, uygulanmalıdır. Sistemi olamayan bir çalışmanın yürütülme olanakları ve olasılığı zayıftır.

4-Yürütülecek çalışmalar ve çalışma yürütülecek alanlar ve bu çalışmalarda gerçekleştirilecek görevler saptanarak, ilgili çalışma gurubu veya aktivistlerin önüne somut hedeflerle koyulmalı, yürütülen veya örgütlenen çalışmalar denetlenmelidir. Denetleyen, teşvik eden ve yardımcı olan itim kuşağında edilgenlik aktifleştirilebilir.  Kendiliğinden görevler veya görevlerin kendiliğinden yürütülmesi iklimi, ilerletici dinamizm doğurmaz. Küçük ve somut kazanımlarla birikim yaratmak ve kazanımları üzerinden daha ileri kazanımlara ulaşmak ve sonuç alıcı çalışmalar yürütmeyi öncellemek geçerli olan siyaset yönelimidir. Bunun uygulanmasında ısrar edilmelidir…

5-Mevcut yürütülen çalışmalara-örgütlenmelere mümkün olan fazla kişinin dahil edilmesi ve bu çalışmalara fazla kişinin irade ve katkısının sağlanarak çalışmanın geniş bileşene mal edilmesi gerekir ki, bu çalışmanın sahiplenilmesini güçlendirir.

6-Çalışmada edilgenlik, esas olarak çalışmanın gerekliliğine olan bilinç ve kavrayışın oluşturulması ya da geliştirilmesiyle son tahlilde mümkün olur. Bunun için, siyasi eğitimler ve pratik çalışmalar üzerinde yoğunlaşan tartışmaların yürütülmesi kesinlikle yararlı olacaktır.

7-Çalışmanın öznesi olan veya olacak kimsenin, yürütülecek çalışmaya katılıp katılmamaya karar vermesi, yani devrimci çalışma yürütüp yürütmeme noktasında net tavrını ortaya koyması gerekmektedir ki, bu tavra uygun olarak kendisinden beklentiler de netleşmelidir. 

8-Hangi çalışma, hangi perspektif ve hedefle yürütülecek? Bu soru net biçimde ortaya koyularak çalışmayı yürüten ögenin önüne koyulmalıdır. Bu anlamda, çalışmaların başarısı veya yürütülüp yürütülmemesi doğrudan bir önderlik planında mütalaa edilmeli, yönetip yönlendirme bu yetenek tarafından etkili biçimde ortaya koyulmalıdır. ‘‘Siyaset bir kere belirlendikten sonra belirleyici olan kadrolardır.‘‘ Her çalışma kadroların önderliğine muhtaçtır. Bu durumda, bir taraftan kadroların denetiminde çalışmalar yürütürken, diğer tarafta yürütülen çalışmalarda kadrolaşma, yetişme-yetiştirme espirisi gözden kaçırılmamalıdır. Her kadro bir çalışma yürütür, her çalışma kadroya ihtiyaç duyar ve her çalışma kadro üretir.

Ancak bütün bunlarda göz ardı edilmemesi gereken önemli halkalardan biri, siyasetin veya taktik politikanın, kitlelerin talep ve duyarlılıklarıyla örtüşen, dolayısıyla yakıcı olarak öne çıkan toplumsal çelişkilere hitap eden nitelikte objektif/nesnel olmasıdır. Siyasetin kitlelerin sorunlarına dönük biçimlenmesi şarttır. Biçimlenmekle kalmamalı o sorun ve çelişkilerin etkin çözüm anahtarı olma yeteneği olarak rol oynamalıdır. Bu, örgütsel pratik ve iradenin ortaya koyulmasını gerektirir. Ama siyaset kitlelere hitap eden ve doğrudan onların sorunlarına hitap eden nitelikte olmaz ise, kitleler nezdinde güç olması da mümkün olmaz. Siyaset, kuşkusuz ki, genel ilke ve stratejilerimizden bağımsız olmaz. Fakat salt bu kapsamda tutulan bir siyaset kitlelerle buluşmakta zorluklar yaşar. Bu anlamda, siyaset doğrudan kitlelerin duyarlılıklarına, sorunlarına ve aktüel çelişkilerine uygun olarak kurgulanmak ve uygulanmak durumundadır. Bu siyaset tarzı izlendiğinde kitlelerle buluşmanın önünde hiç bir siyaset engeli kalmaz.

Kitlelere dönük siyaset tartışmasız olarak, her türlü meşruiyet zemininde yükselmeli, esneklikler taşımalı, demokratik muhtevası ağırlıkta olmalı ve direk devrim talebiyle değil, ekonomik, demokratik, kültürel vb taleplerle biçimlenmelidir. Bütün talepler mücadelesi son tahlilde devrim hedefine bağlanır, ona hizmet eder. Stratejik tutumda bu ihmal edilemez. Siyasetin genel niteliği bakımından da bu göz ardı edilemez. Ama genel kitle örgütlenmesi siyaseti, doğrudan kitlelerin talep ve sorunlarını konu alarak biçimlenmek durumundadır. Kitlelerin siyasi bilinci derhal devrime kalkışmaya hazır ve bunu kavramış değildir. Bu durum onları ekonomik-demokratik hak mücadelelerine yöneltir ve orada örgütlenmelerini olanaklı kılar. Kitlelerle birleşmenin yolu budur. Örneğin, HES’lere, barajlara, maden arama çalışmalarına karşı kendiliğinden direnip mücadele eden kitlelerle birleşmemek için hiç bir sebep yoktur. Siyasetimiz bu zemine dönük olursa fiilen kitlelerle birlikteyiz, birleşiriz demektir. Oyun kurucu siyaset böyle yürütülebilir ve kitle örgütlenmesi bu siyaset tarzıyla geliştirilebilir. Dar ideolojik-siyasi kalıplara indirgenmiş siyaset, en azından devrimin bu gelişmişlik düzeyinde, objektif olarak kitlelere kapalı-kapıcılığı uygulayan siyasettir.  Kitlelerin neye ilgi gösterdiği, neyi önemsediği, doğrudan etkilendiği sorun ve çelişkilerin neler olduğu, siyaset tarafından özenle incelenip takip edilmesi gereken alandır. Bu başarılmadan kitlelerin örgütlenmesi ve buradaki edilgen durum tersyüz edilemez, gelişme yoluna girilemez.

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler