Takip Et

Makale

Devrimci mücadele mi, partiye karşı mücadele mi?

Devrimci mücadele adına ona tam ters pozisyonda devrimin stratejik aracı olan partiye karşı mücadelede konumlanan yıkıcı biçim bu sinsi biçimin bir türüdür. Bu tür, devrimci mücadelede yoktur, partiye karşı mücadelede vardır. Bu tür, devrimci mücadele yerine partiye karşı mücadeleyi merkezine koymuştur. Yani, devrim mücadelesi değil, devrim mücadelesi veren devrim partisine karşı mücadele etmektedir bu tür…

Proleter devrimciler, askeri ve siyasi mücadele sahasında karşı-devrimci sınıf güçlerini, dolayısıyla tüm egemenlik unsurlarıyla siyasi iktidarlarını hedef alırlar. Bu, proleter devrimcilerin siyasi savaşını devrimci sınıf zemininde tutar ve sınıf tavrıyla sergiledikleri tutum da yürüttükleri savaşın niteliğini ve devrimci hedeflerini belirler. Onların tarihsel eylemi ve varlık gerekçesi, gerici egemen sınıflara karşı mücadelede somutlanır, bilumum gericiliğe karşı açılmış savaşımda anlam bulur. Bunda bir bulanıklığa ve kafa karışıklığına yer yoktur. Fakat egemen sınıf gericiliğine karşı mücadele, sınıf çatışmaları zemininde cereyan eden gelişmelere bağlı olarak saf biçimde kalmaz ve düz bir hat izlemez. Bilakis çetrefilli, karmaşık mücadelelere tanık olur… Bazen dış siyasi düşmanlarla mücadele iç ideolojik mücadelelerde anlam kazanır. Bazen de bu mücadelelerde köreltilir, baltalanır… Ama devrim, tüm karmaşa içinde siyasi doğrultusundan sapmadan oklarını siyasi düşmanlarına yönelterek ilerler… Bütün görev ve mücadele tonlarını siyasi mücadele esasına bağlar, onunla çözer. Bu esas, onun her mücadele niteliğine uygun mücadeleler içinde olmayacağı anlamına gelmez. Tersine sınıflar mücadelesi yelpazesinde içten ya da dıştan gelerek cereyan eden istisnasız her ton ve renkten burjuva ve küçük-burjuva güdümlü mücadeleye karşı proleter devrimci bayrakla cephe açar, mücadele eder…

Devrimciler, devrim amacının buyurduğu görevlere bağlı olarak devrimin önündeki tüm gerici engelleri hedefleyerek ortadan kaldırma kararlılığına dayanan siyasi-askeri çizginin teorik-pratik uygulanmasını kesin görev edinirler. Görev ve eylemlerinin içeriği onların niteliğinden beslenir ve o niteliği belirler. Eylemlerinin içeriği karşı-devrimci sınıfları aşan muhtevaya varır ve hedeflerinden saparsa, sınıf zeminleri de nitelikleri de tartışma konusu olur. O halde net sınıf tavrı kadar, eylem ve hedeflerde devrimin mantığına uygun zeminde olunması belirleyici bir şarttır. Öyle şart ki, devrimci sınıf tavrını sulandıran kaypak sınıf tavrı, her türden gerici sınıf tutumu ve devrimci sınıfların çıkarlarına aykırı her burjuva eylem ve söylem, direk ya da dolaylı olarak devrimci sınıf rotasını kırarak burjuva sınıf cephesine iltihak etme yoluna girmiş demektir. Devrim ile karşı-devrim, nasılki keskin uçlar olarak bağdaşmaz iki kutup ise, bunlar arasındaki tercih de o kadar nettir; arası yoktur. 

Devrimci sınıf tavrı, siyasi arenada o sınıf partisinin tavrında somutluk kazanır. Sınıfın siyasi partisini devre dışı bırakan bir sınıf tavrından söz edilemez. Sınıfın siyasi çıkarları esasta siyasi partisi tarafından temsil edilir. Tersini tasavvur etmek, istisnaları zorlamak değilse, demagoji silahına sarılmaktan öte birşey değildir. Burada bir karşıtlık arayarak ya da yaratarak siyasi rant peşine düşen siyasi simsarların pazarı kaotik burjuva pazardır. Haklı gerçekler zeminini basamak edinerek buradan yürüyüp çatlaklara oynamak suretiyle devrimci kuvveti iç kargaşaya hapseden veya bencil hırslar uğruna emel güdenler, asla devrimci eleştiri mantığından baslenenler değil, yıkıcı eleştiri minderinde yenilecek olan bozguncular olabilirler. Devrimci kuvveti moral ve motivasyon bozukluklarına sürüklemeye çalışan hiç bir yaklaşıma müsamaha edilemez. Proleter devrimciler, en güçsüz anlarında bile yıkıcı ve bozguncu oyunları deşifre ederek yere serme yeteneğine sahiptirler. Ne fırsatçılıkla zayıf zemine oynanmasına, ne de çatlaklara oynama sinsiliklerine asla pirim vermezler. Girdikleri ve hazırlandıkları devrimci sınıf mücadelesinde siyasi düşmanlarını yenmeye ettikleri ‘‘yemin‘‘ bilumum yıkıcı faaliyetlerin yenilmesi içindir de.

Sınıflar savaşımı her cephede ve her an birbirini alt etmek üzere en keskin ve en acımasız saldırı içindedirler. En ağır saldırıda bulunmaya her an hazırdırlar. Bu, iki sınıf cephesi arasında en anlaşılır sınıf tavrı ya da davranışıdır. Lakin burjuvazi ve bütün gerici sınıflar bu saldırıda kural ve etik tanımazlar. Bencil burjuva çıkarlara dayalı tahakkümcü egemenlik hırsı onları en pervasız saldırılara taşır. Ve kuşkusuz ki bu saldırılar her zaman açık-aleni ve sadece askeri nitelikte de olmaz. Binlerce biçim ve değişkenlikte akla gelmez sinsilikte kirli saldırılar gerçekleşir. Bazen bu saldırıları, saldırı olarak anlamak bile zorlaşır. Saldırı niteliklerindeki sinsilik saldırının herkesçe görülmesini engeller. Dolayısıyla bu saldırıların göğüslenmesi sıra dışı bir yetenek, algı ve seçiciliği gerektirir. Mücadelenin önemli bir zorluğu da burada ortaya çıkar. Açık olanla mücadele etmek nispeten kolaydır ama açıktan gelmeyen örtülü ya da senden görünmeye maskelenmiş saldırılar,  kolayca yanıtlanamayan cinsten olup en zorlarıdır. ‘‘Kızıl bayrağa karşı kızıl bayrak sallamak‘‘ denilen şey tam da budur.

Kısacası, beklediğin yerden gelen saldırılar özünde savruşturulabilir ya da boşa çıkarılabilen, dolayısıyla esasta baş edilebilir saldırılardır. Ama sinsi olup da hedef olma pozisyonunda durmayarak ters cepheden gelen saldırılar en çetin saldırılardır. Devrimci mücadele adına ona tam ters pozisyonda devrimin stratejik aracı olan partiye karşı mücadelede konumlanan yıkıcı biçim, bu sinsi biçimin bir türüdür. Bu tür, devrimci mücadelede yoktur, partiye karşı mücadelede vardır. Bu tür, devrimci mücadele yerine partiye karşı mücadeleyi merkezine koymuştur.

Bu korkak ve kirli yöntemleri, en aşağılık örgütlenme biçimi olan ajanlaştırma siyasetlerinde iyice kokuşur. Yarattıkları yoksulluğu sömürerek devrimci sınıflardan insanları satın alarak düşkünleştirip en aşağılık amaçları için kullanırlar. Bütün bunlar ve daha fazlası, devrimin işini olağan dışı zorluklarla karşı karşıya bırakır. Devrim önündeki engelleri kaldırırken çok tabii olarak bu unsurlara yönelir. Tam da burada, devrimin karşısına genellikle halk kitleleriyle karşı karşıya gelme pozisyonunu getirir. Yürütülen gerici saldırılara göğüs germek bir yana, halk kitleleriyle karşı karşıya gelme sorumluluğunun büyük ağırlığı tam bir haksızlık olarak devrimin karşısına çıkar…

Mesele bununla da kalmaz. Devrim daha fazla zorluk ve ağırlıkla tanışır. Kendi yoldaşları, kendi öz güçleri ve bileşenleri bazen objektif olarak devrimin karşısına dikilmekten sakınmaz. Bu, yarayı kanamalı iç yaraya çevirir. Devrim kan kaybına uğrar, zayıflayıp enerji kaybederek güçten düşer. Devrimin düştüğü bu sancıları anlatması, kendi uzuvlarını ikna etmesi her zaman kolay olmaz. En üzücü, en kahredici ve kabul edilmez mücadele burda seyreder. Çünkü, devrim yoldaşlarına, bünyesine ve bileşen gücüne haksızlıktan kaçınır, titiz ve demokratik olmayı elden bırakmaz. İç kanamasına karşın, kaba metoda tenezzül etmez, ilkelerine sadık kalarak son derece sebatkar bir mücadele yürütür. İkna-eğitim ve değiştirip dönüştürme esasına dayalı mücadeleyi ilke edinir. Devrimin bu ilkelerini onun ‘‘zaafı‘‘ olarak fısata çevirenler devrimi en yorucu süreçlere sokar, uğraştırarak enerjisini emer. Acımasızlık burada iyice derinleşir… Devrimin iç sorunlarına boğularak güçlerinin felç edilmesi, gücünün heba edilmesi, yoğunlaşmasının saptırılması, görevlerinden geri çekilmesi, takatinin düşürülmesi, çalışmalarından alıkoyulması bu acımasızlığın belli biçimleri olarak değer taşır…

Maalesef her devrimci süreç bu gerici merhalelerle tanışır, her devrimci hareket bu gerici dirençlerle karşılaşır, karşılaşmaktadır da. Evet, devrimin ve proleter devrimcilerin önünde yığınca zorluk vardır ve olacaktır da. Ama bunlar sadece ve sadece mağlup edilmesi gerekip de edilecek olanlar olarak anlam taşırlar. İlerlenen yol bunu gösterdi, ilerlenecek yol da bunu gösterecek…

En yorucu, en zor, en acımasız, en sinsi ve karmaşık mücadeleler proleter devrimcileri tarihsel yürüyüşüden edemez, etme kudretine ulaşamaz. Gerici olan her şeyin talihsizliği şu ki, karşı karşıya oldukları şey devrimdir ve devrim geleceği temsil ederek önüne geçilemez en kuvvetli akım, en büyük enerji fırtınası olarak onları ezip geçmeye muktedir kuvvettir. Proleter devrimciler bu kuvvetin en sağlam öğeleridir. Bu, unutulmamalıdır.

***

Bütün bu süreçlerde sorulması gereken şudur; kim ne yapıyor, ne yapmaya çalışıyor? Yapılan ve yapılmak istenen nedir? Buna karşı eleştirilen ve eleştiri adına yapılan nedir? Parti ve devrim geliştiriliyor mu, yoksa zayıflatılıyor mu? ‘‘Eleştiri‘‘ yıkıcı mı, geliştirici mi/samimi mi, değil mi? En önemlisi de, ‘‘eleştiri‘‘ gerçekte eleştiri mi, yoksa yıkıcı bir saldırı mı? İşte uyanık olunması gereken ayrım budur.

Kim ne için çaba sarf ediyor, neye hizmet ediyor? Niyet tartışmasına girmeksizin, bilgi ve gözlemlerimize açık şekilde söylenen ve yapılanların parti ve devrimi geliştiren özellikte mi, yoksa  degilmi? bunu itinayla ayrıştırmalı, objektif davranmalı  devrimi ve stratejik aracını titizlikle savunmalıyız. Zira Partiyi savunmak mücadeleyi savunmaktır. Mücadeleyi savunmak devrimi savunmaktır. Devrimi savunmak doğruları savunmaktır. Doğruları savunmak devrimci sınıf ve halkı savunmaktır! Bütün yoldaşların görevi budur…   

Devrimci sınıf mücadelesi ne kadar ağır ve acımasız bir süreç ise, bu süreci omuzlayan siyasi parti de yürüttüğü devrim mücadelesinde en az o kadar acımasız olmak zorundadır. Siyasi iktidar mücadelesinde iddialı olan devrimci partinin ciddiyeti bunu gerektirir…

***

 ‘‘Yıkıcı tarz ve yaklaşım cılızdır, etkisizdir, tektir‘‘ diyerek sorunu es geçemeyiz. Sesin cılız olması ortamı zehirlemeyeceği anlamına gelmez. Dahası mesele doğru-yanlış meselesidir; nicelik ya nüfuz meselesi değildir. Tek de olsa, cılız ve etkisiz de olsa, yabancılaşmayı yücalten anlayış, ve kültüre kayıtsız kalınamaz. Her küçük ve önemsiz sorunun kendi çapında da olsa saflarımıza, mücadeleye ve devrime zarar verdiğini-vereceğini idrak etmek durumundayız. Dolayısıyla en cılız parazite bile en ciddi yaklaşımı göstermek, gereken mücadele ve tavrı sergilemek durumundayız. Şayet bu yıkıcı tarz ve anlayışlar eleştiri ve mücadelesinde dürüst davranıp demokratik olmayan yollara tenezzül etmeseydi, yani  dedikodu ve yıkıcı biçimlerin her türüne baş vurmaktan sakınsaydı, bu durumda sorunu bu düzeyde karşılamak gereksiz olabilirdi. Ama bu cılız anlayış(lar)ın hummalı bir çabayla kendini paralayan yıkıcı eğilimlerinde ısrar etmesi, onu daha ciddi ele almayı zorunlu kılmaktadır… yoldaşların bu yıkıcı anlayış ve çabalara karşı uyarılması ertelenemez sorumluluktur. Örgüt bilinci ve örgüt tavrının hakim kılınması bu duyarlılıkların oluşması-oluşturulmasıyla mümkündür. Devrim; devrim için mücadele sorunu kalmayanların burjuva düzene giderlerken bu tutumlarını partiyi yıkma eleştirisi üzerinden meşrulaştırma çalışanlara meydan vermez; aksine meydan okuyarak ilerler.

Günün Haberleri

Makale konulu diğer haberler