Takip Et

Perspektif

Devrimci Hareketin Pratik Sorunu…

‘‘Aceleci olmamalıyız ama bu acele etmememiz gerektiği anlamına gelmez.‘‘ Şimdi doyurucu bir devrimci pratik ortaya koyma koşullarına sahip olmayabiliriz. Bu koşulları yaratana kadar beklemek, tamamen beklemeliyiz anlamına gelmez. Bilakis, gerekli koşulları yaratmak için tüm çabamızla çalışmalı, gerekli koşulları yaratmalıyız.

Marksist felsefe öncesi felsefe dönemi için, ‘‘Felsefenin temel hatası, kitabi felsefe yaratıp pratik felsefe yaratmamasıdır.‘‘ şeklinde yapılan eleştirel tespit tamamen doğrudur. Ki, bu tespit-eleştiri, aynı zamanda Marksist felsefenin öncesi dönem felsefesinden köklü kopuşunu ve Marksist felsefenin tayin edici temel karakterini almasını ifade eder. Felsefenin pratikleştirilmesi, yani sınıflar mücadelesi yasasıyla toplumların ilerletilmesi-ilerlemesi sürecine uyarlanarak pratik güce kavuşturulması, Marksist felsefeyi diğer felsefe tarihinden ayıran ve onun üstün niteliği, ayraç özüdür.

Felsefenin salt filozofik-kitabi dönemi, ağır akademik terim ve kavramsallar üzerinden yürüyen karmaşık soyutlamalar ve ‘‘anlaşılmaz‘‘ denklemler derinliğine gömülen, tamamen halktan kopuk ve toplumsal yaşam ile sınıfsal çelişkilerden tecrit edilmiş ‘‘soyut‘‘ zeminde, ‘‘dahi‘‘ elitler ya da ‘‘üstün‘‘ beyinlerin eline verilmiş bir ‘‘giz‘‘ alanı olarak kalmakla birlikte, inkar edilemez boyutlarda büyük gelişme ve adımlara imza atarak insanlığa devasa bir birikim, bilimsel bir miras temeli bırakmıştır…

Marks’ın, Hegel’in diyalektiğinden yararlanmakla birlikte onu ters yüz edip ayakları üzerine dikmesinin esprisi, hem bu birikim ve mirası açıklar ve hem de bundan köklü kopuşu, yeni felsefi çığırı işaret eder. Aynı biçimde, Marksizm‘in, Alman felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız ihtilalci pratiğini temel alması da bu süreci açıklar… Geçmiş tarihsel birikime dayanmakla birlikte, bundan köklü kopuşla pratik felsefe ya da diyalektik ve tarihi materyalist felsefe niteliğine ulaşmıştır Marksist felsefe… Marksist felsefenin devrimci felsefe/pratik felsefe niteliğine ulaşması, geçmiş felsefe tarihini yadsıyarak, yadsıdığı felsefenin yerine yeni felsefeyi koyma olumlamasıdır. Bu yeni felsefe, felsefenin toplumlar tarihi ve sınıflar mücadelesi yasasına uyarlanması yeteneğiyle ortaya koyduğu pratik felsefe/devrimci felsefe niteliği ya da sürecidir. Sınıflar mücadelesi yasası, bu felsefeyi diğer kitabi felsefeden ayırıp, pratik felsefeye ulaştıran neredeyse tek temeldir.

Marksizm öncesi felsefe dönemi dünyayı açıklamada önemli roller oynadı ciddi adımlar attı ama dünyayı devrimci gerçeğe uygun olarak ve tam olarak açıklayamadı. Dünyayı yorumlama konusunda önemli başarılar gösterdi. Lakin yorumlamakla kaldı. Bu saplantısı onun zayıflığını tarif eder. Marksizm tam da burada devreye girdi ve ‘‘dünyayı yorumlamak yetmez, onu değiştirmek aslolandır‘‘ dedi. Marksizm ile idealizm arasında en temel fark dediğimiz şey burada açığa çıkar. Değiştirme pratiğine girmek Marksist felsefenin devrimci özünü teşkil eder ki, bu değiştirme pratiği dünyayı yorumlamasını da içeren bütünlüklü yapısıdır. Felsefenin değiştirme pratiğine kılavuzluk yapması, onun pratik felsefeye dönüşmesinin önemli karakteridir. Değiştirme pratiğine kılavuzluğu, Marksist felsefenin önemli bir bileşeni olan Bilimsel Sosyalizm Teorisi tarafından temsil edilir ya da onun aracılığıyla yürütülür. Marksist felsefe, Bilimsel Sosyalizm Teorisi ışığında devrimci fonksiyonunu icra eder. Marksizm’in yaşayan canlı ruhu bu sosyal eylemden bağımsız olmamakla birlikte, değiştirme pratiğini somut koşulların somut tahlili ilkesine uygun olarak ele almasına dayanır.

Marksist felsefe devrimci ruhuna uygun olarak, toplumların gelişmesine ve toplumsal sisteme has üretim ilişkilerinin yeni niteliğe ilerletilmesi için doğrudan sınıf çelişkileri zemininden hareket eder, sınıflar mücadelesini bu değiştirmenin-ilerlemenin temeli olarak açıklar. Öyle ki, toplumların ilerleme tarihini sınıf mücadelelerinden ibaret bir süreç olduğunu söyler… Özcesi, felsefenin toplumların gelişmesi üzerindeki etkisi pratik-devrimci felsefe olan Marksist aşamaya, Marksizm‘e sıçramasıyla anlam kazanır. İşçi sınıfı bilimi, felsefe ve bilimler tarihinde muazzam bir atılım ve büyük bir çığır olarak toplumlar tarihinin gelişiminde itici-devrimci güç değerindedir…

Teorik mizaca dayanan yukarıdaki ifadeleri uzatmayalım ama bunların siyaset arenasındaki karşılığı bağlamında sınıf mücadelesinin güncel sorunlarıyla olan ilişkilerini incelemekten sakınamayız. Ki temel mesele de budur. Yani, devrimci sınıf hareketi ve mücadelesinin bugün karşı karşıya olduğu temel sorunların başında gelen ve pratik felsefe zemininde değerlendirilebilecek olan eylemsel pratiksizlik hali probleminin devrimci felsefe bağlamında incelenmesidir asıl mesele. Pratik-devrimci felsefe noksanlığının izdüşümü, günümüz devrimci mücadele pratiğine teori-pratik birliği ya da söz-eylem birliği prensibindeki zaaf olarak yansımaktadır. Bu zaaf büyüktür ve gerçek bir zaaftır. Nasıl ki, dünün felsefesi kitabi kalıp pratik felsefe yaratamadıysa, bugün pratik felsefe sınıf mücadelesi pratiğinde teori-pratik birliğini esasta gerçekleşmiyor, hatta zaaf düzeyinde sergileyemiyor. Bütün beyan ve niyetine, hatta çabasına karşın, söz-eylem birliği düzlemini olgu olarak ortaya koyamıyor. Bu devrimci sınıf mücadelesinin önündeki en hayati sorundur. Eski felsefe için, kitabi felsefede kalıp pratik felsefe yaratamadı eleştirisi, bugün devrimci hareket için teori üretiyor ama pratik üretemiyor şeklinde ifade edilebilir ki, dün eski felsefenin kusuru ne önemde idiyse, bugün devrimci sınıf mücadelesinin eylemsel pratiksizlik kusuru benzer önemdedir. Felsefe pratiğe kılavuzluk zemininde pratik sahaya dökülmeden devrimci işlevine kavuşamadıysa, sınıf mücadelesi de pratiğe dökülmeden devrimci işlevini yürütüp tamamlayamaz. Bugün egemen olan durum budur. Aşılması gereken durum da budur…

Devrimci hareketin güçsüzlüğünün kaynağı budur. Gelişememesinin, ilerleyememesinin temel kaynağı budur. Kapsamlı sorunlarının nedeni bu kaynaktır; eylemsel pratiksizlik!… Devrimci teori yeterince vardır. İddialı parti-örgütler ve siyasi devrim bilinci, strateji ve siyasetleri vardır. Devrimin kitlesi örgütsüz de olsa mevcuttur. İşçi sınıfı, geniş emekçi kitleler, ezilen ulus, etnisite ve inanç grupları, kadınlar, gençler ve çiftçi, köylü, tarım üreticisi büyük toplumsal kitleler derin bir zulüm denizinde gün be gün dibe batmaktadırlar. Nesnel şartlar uygundur… Burada eksik olan, siyaset, strateji ya da politikanın değiştirici etkiyi kendiliğinden göstereceği anlayışının zımnen var olması gerçeğidir. Oysa tek değişim-değiştirme kuvveti eylemdir, pratiktir. Eyleme dökülmeyen hiç bir teori-çizgi (isterse Komünist olsun), değiştirme gücüne ulaşamaz. O halde temel mesele eylemsel pratiğin hayata geçirilmesidir. Bu pratik sergilenmeden, ne örgütsel-siyasi gelişme, ne güçlenme ve ne de devrim tasavvur edilebilir…

‘‘Güçsüzlüğümüzün kaynağı esas olarak güçsüz oluşumuzda değil, pratikten yoksun oluşumuzda yatar.‘‘ (Mao. Eserler-cilt-1 sf.25)

İnanıyoruz ki, bütün devrimci sınıf hareketi, ‘‘neden güçlenemiyoruz‘‘ sorusuna samimi olarak yanıt arıyor. Tabi ki, güçsüz olduklarını kabul edenler bu objektif ve samimi yaklaşıma sahip olabilirler. Bunca edilgenlik ve takatsizlik içinde her devrimci parti-örgütün devrimci samimiyetleri gereği bu soruyu sorduğuna inanıyor, hepsinin aynı kaygıyla ‘‘neden güçsüzüz‘‘ sorgulamasına girdiklerine kanaat ediyoruz. Zira ilgili hareket bünyesinde en meşru ve uygun neden durumunda dahi tatmin edici bir eylem ya da pratiğin gerçekleştirilemediği gün kadar açıktır. Acıdır da… Bu objektif durumdan hareketle, sorguladığımı gibi, her devrimci parti-örgütün de aynı soruyu dert edinip kafa yorduklarını öngörüyoruz… Kimsenin iradesi adına konuşmuş olmamak için eklemeliyiz ki, her şeye karşın ‘‘en iyi ve mükemmel‘‘ veya ‘‘tek doğru‘‘ olduklarına inanarak bunu iddia edenler hariç… Ama devrimci hareket içinde kimsenin bu ahmaklık ve kibirde olmadığına inanıyoruz. Şayet varlarsa, onlara dair ahmak oldukları şeklinde kabalık yapma hakkımızı kullanmış olalım…

Neden güçlenemiyoruz ya da neden güçsüzüz? Bunun geniş bir yanıtla izahatı yapılabilir. Ve gerçekten de bir dizi sebep vardır bu güçsüzlüğün arkasında. Fakat sebep ve gerekçeler arama ihtiyacı her zaman doğru sonuca götürmez. Ya da eğer amaç, gerekçe-sebep bulmak ve durumu kotarmaya dönük izah etme olursa, genellikle yapılan boş gevezelik olur. Yok, eğer gerçek sebepleri açığa çıkarma kaygısıyla hareket edilirse, elbette doğru sonuçlara ulaşılır ve belli çözümler geliştirilebilir. İşte bizler en ayrıntılı sebepleri arayıp önümüze engel olarak koyan, dolayısıyla güçsüzlüğümüzü anlaşılır kılıp teorize eden yaklaşım yerine, teorik karmaşaya sürüklemeden en sade ve can alıcı nedenleri bulma yolunu benimsemeliyiz. Bu yol bizleri, ‘‘neden güçsüzüz‘‘ sorusundaki yayvan yanıtlar tarlasında şuraya götürür: Bir dizi gerekçeye rağmen, asıl sorunun eylem veya pratikten yoksun oluşumuzda yattığına götürür. Bu noktada gündeme gelen ikinci soru, ‘‘neden eylem yapamıyoruz‘‘ veya ‘‘kim bu eylemsel pratiği gerçekleştirecek‘‘ noktasında karşılık bulacaktır. Bu soruya karşılık ise şuradan başlamalıdır; ‘‘Biz yapmazsak kim yapacak?‘‘ Bu soru, her devrimci için kamçılayıcı olarak öne çıkmalı-çıkarılmalıdır. Eğer samimi her devrimci bu soruyu kendisine sorar, ‘‘güçsüzlüğü‘‘ gerçekte dert edinip içtenlikle o kaygıyı taşır ve onu aşmayı isterse, ihtiyaç olan eylemsel pratiğe girer. Bu pratik zemin başka pratikleri de koşullar, gündeme getirir. Böylece, güçsüzlüğün temel kaynağı olan eylemsel pratik sergilenmiş, güçlenmenin emareleri açıkça görülmüş olur… ‘‘İpini çekmezsen çan çalmaz.‘‘

Kuşkusuz ki, bu pratiğe girmek her zaman olduğu gibi, özellikle bazı koşullarda bedeller, ağır bedeller göze almayı gerektirir. Bu bedelleri göğüslemek herkesin yapacağı alelade bir iş değildir. Ancak devrimciler, kararlı devrimciler bunu yapabilirler. Ölümüne bir kararlılık ve cüret taşıyanlar yapabilirler. Bu da devrime inanma, düşüncelerimizin doğruluğuna güvenme, kazanacağımıza inanma, bilinçli bir özgürlük savaşçısı olma ve mücadelede ‘‘yitirdiğimiz‘‘ yoldaşlarımızın anısına bağlı olmayı gerektirir. Bu gereklilikleri taşıyan yoldaşlar, devrimciler, kitleler genellikle vardır. Bunların siyasi kampanyalarla harekete geçirilmesi, somut görev ve planlamalar disiplini içinde ikna edilip seferber edilmesi, basit pratiklerden ciddi pratiklere doğru eğitilerek özgüvene kavuşturulması, kitle hareketlerinde pişirilerek ilerletilmesi, siyasi çalışmalarla devrimci ruh edinmelerinin sağlanması, görev insanı olarak yetiştirilmesi, inisiyatif ve sorumluluklar verilerek geliştirilmesi, en önemlisi de pratik çalışmalara çekilerek eylemci militanlara dönüştürülmesi gerekmektedir… ‘‘Paslı bıçak kan çıkarmaz.‘‘

‘‘Aceleci olmamalıyız ama bu acele etmememiz gerektiği anlamına gelmez.‘‘ Şimdi doyurucu bir devrimci pratik ortaya koyma koşullarına sahip olmayabiliriz. Bu koşulları yaratana kadar beklemek, tamamen beklemeliyiz anlamına gelmez. Bilakis, gerekli koşulları yaratmak için tüm çabamızla çalışmalı, gerekli koşulları yaratmalıyız. Beklemekle bir şeyler değişmez, çalışmakla değişir. Çalışıp hazırlıklarımızı ciddiyetle sürdürmeliyiz. Bunu yaparsak uygun olan koşulları yaratmış oluruz. En ağır baskı ve sömürü şartları altında yaşayan ezilen milyonların acısı karşısında ehli keyif davranamayız. Devrimci sorumluluğumuz buna el vermez. Onun için devrimci pratiği geliştirmek için acele etmeliyiz. Israrla çalışmalı, ikna propagandalarımızı hızlandırarak örgütlenmeliyiz. İnsanlar eninde sonunda düşüncelerimizin doğru olduğunu görüp bizlere inanacaktır. Hatta kötü yolda olanlar bile bu düşüncelerimizin doğruluğundan etkilenip dönüşecektir. MHP’lilerin bile ‘‘Komünist‘‘ sıfatı öne çıkarılmasına karşın ilgili belediyenin çalışmalarına sempatiyle bakması bizler için bir örnek olmalıdır. Bizler devrimci düşüncelerimizi ve devrimci pratiğimizi uygun meşru biçimlerde geliştirdiğimizde insanlar bundan etkilenecektir. Bir taraftan devrimci pratiğe girişirken, diğer taraftan kitlelerin örgütlenmesine, insanları etkileyerek dönüştürmeye önem vermeliyiz. ‘‘Devrim için çok insanın olması iyidir.‘‘ Devrim, devrimci eylemle gelişeceği gibi, kitlelerle, kitlelerin kahredici eylemiyle gerçekleşecektir. Ne kadar çok insan saflarımıza katılırsa bu o kadar iyidir. Ancak insanları etkilemek için çok çalışmamız gerektiği, örgütlenmelerimizi geliştirip pratik mücadeleyi hayata geçirmemiz gerektiği asla unutulmamalıdır…

Eylemsel pratik bugünün can alıcı sorunudur, bu doğru. Devrim bir şiddet eylemidir, bu doğru. Şiddet eylemini yadsıyan bir devrimden söz edilemez, bu doğru. Her devrim çalışması şiddet eylemine dayanır, bu da doğru. Fakat devrimin örgütlenmesi kapsamındaki pratik sadece şiddet eylemi değil, diğer bütün çalışmaların oluşturduğu bir pratiktir. Devrimin tüm çalışması ideolojik-teorik-siyasi-örgütsel zemine bağlı geliştirilen bir pratik sorunudur. Her çalışma bir pratiktir. Bütün pratiği geliştirmek genel ihtiyaçtır. Ve her türden pratik siyasi çalışmadan ruh almalıdır. Bu da ötelenemez temel bir doğrudur. ‘‘Teorisiz pratik karanlıkta yürümeye benzer.‘‘

Güncel ya da somut durumda öne çıkan siyaset farklı ama genel siyaset daha farklıdır. Ki, somut güncel siyaset mutlaka genel siyasetin bir parçası olarak biçimlenmek durumundadır…

Günün Haberleri

Perspektif konulu diğer haberler