Connect with us

Makale

Demirtaş’ın Son Siyasal Çıkışının özü: Demokratik Nitelikten Uzaklaşan Burjuva Siyaset Yönelimidir

Sınıf işbirliğini temel alan bir siyaset demokratik bile olamaz. Ezilen sınıfları ezen sınıf lehine barıştırıp buluşturan siyasetten hiç bir çözüm çıkmaz. Çıksa çıksa daha büyük çözümsüzlük çıkar. Köleliğin perçinlenmesi çıkar. Bir ulusun ağır bedeller pahasına yürüttüğü kurtuluş mücadelesi burjuva pragmatist siyasetle geçici kazanımlara feda edilemez. Yaşanan tecrübeler bunu kanıtladı, defalarca kanıtlamıştır. Bir kez daha egemen(faşist) burjuvaziye yön çevirmek, sadece bir kez daha kazık yemek olur. Devrimci kader burjuva siyasetle yazılamaz, burjuvaziye bel bağlanarak yaratılamaz. Proleter devrimci siyaset elzemdir. Taktiğiyle stratejisiyle tam devrimci siyaset gerçek kurtuluş dinamiğidir. Sınıf mücadelesi ve Sosyalizm perspektifi tek çözümdür. Zordur ama zorunludur, devrimcidir

Sayın Selahattin Demirtaş, son icabetiyle Kürt ulusunun demokratik mücadelesini mi geliştirmekte, yoksa burjuva faşist sınıfların kapitalist sistemini mi güçlendirmektedir? Demirtaş için bu soruyu sormak anlamsız gibi görünse de, son verdiği mülakatlara bakıldığında bu sorunun ne kadar haklı olduğu bizzat Demirtaş’ın söylemlerinde, önerilerinde ve siyasi yöneliminde açığa çıkar. Burada demokratik mücadele ve siyasetin bertaraf edilerek burjuva siyasete adım atıldığı rahatlıkla görülür. Demirtaş’ın yaptığı, burjuva faşist iktidara karşı çıkarak değişik versiyonu çare olarak sunmaktır. Erdoğan iktidarı karşıtlığıyla sınırlı devrimcilik-demokratlık olamayacağı gibi, burjuva faşist düzenin bir biçimine karşı çıkarak bir başkasını çözüm görmek de demokratik ya da devrimci siyaset olamaz. Aşağıda görüleceği gibi Demirtaş, burjuva sistemlerde ve burjuva sınıflar düzeninde çareler aramakta, bulmaktadır.

Demirtaş’ın ileri sürdüğü siyaset veya yönelim salt kişisel fikirleri olarak değer taşımamaktadır. HDP eşgenel başkanlarının da açıkladığı gibi, Kürt siyasi partisi tarafından dikkate alınan, değerlendirilerek önemsenen ve son tahlilde HDP eşbaşkanı kimliğiyle temsil ettiği siyasi geleneğin bir temsilcisi olması bakımından önem kazanır. Tam da bu zaviyeden münakaşa edilmesi zorunlu olan görüşlerdir.

‘‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi‘‘ denilen garabete geçilmesi başlı başına bir değişiklik iken, bağrında bir çok tartışma ve değişikliği barındıran ve eğretiliğiyle olumlu-olumsuz gelişmeleri koşullayarak gündeme getiren bir zemin olmuştur. Mesela, tekçi-ırkçı faşist paradigmaları ters orantılı doğrultuda aşarak, katı tek adam sultası altında anadan doğma anti-demokratik, hesap sorulamaz sınırsızlıkta koyu keyfiyetçi, yasa ve anayasasını tanımayacak kadar derin kuralsız ve hukuksuz, kendi burjuva seçimleri ve sonuçlarını tanımayacak, seçmen iradesiyle seçilmişleri görevden alacak ve halkın ve ulusun iradesini yok hükmünde sayacak kadar sivil darbeci ve katliamlar gerçekleştirip işgal saldırganlıklarıyla kan dökecek kadar açık faşizm uygulayan bir yönetim ya da sistem olarak halklarımız üzerinde tam bir karabasan iken; bütün bu zeminde demokrasi ve devrim mücadelesinin gerekliliğini daha yakıcı olarak gündeme gelmesine vesile olup, çeşitli niteliklerde tartışmaların, arayışların ve örgütlenmelerin yaygınlaşarak siyasi bir dinamizme dönüşmesine de iradesi dışında nesnel zemin olmuştur bu sistem garabeti.

Bu garabetin burjuva muhalefet üzerindeki basıncı, bu cephede ‘‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem‘‘ tartışmalarına yol açarak, eskisiyle yenisiyle aynı sınıf hamurundan malul olan burjuva parlamenterist sistemlerinin de en az Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen garabet kadar köhne ve faşist olduğunu itiraf etmeye getirmiştir.

Bu zemini isabetle okuyan Demirtaş da siyasi bir aktör haklılığıyla bulunduğu esaret koşullarında sürece kayıtsız kalamayarak demokratik güçler cephesinden dahil olmuş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’den ne anladığını ya da bunun nasıl olması gerektiğine dönük görüş ve önerilerini kamuoyuyla paylaşmıştır. İyimser yorumla durum budur. Fakat ideolojik-politik muhtevası bakımından Demirtaş’ın ortaya sürdüğü görüş ve öneriler bu kadar masum değildir. Biçimsel masumiyet siyasi içeriğinde tahrifatla döşelidir. Tek bir ip ucu bütün bir gerçeğe ulaşmaya hizmet edebilir…

Demirtaşın çıkışı burjuva siyasette ittifak eksenli tartışmalardan bağımsız değildir

Özellikle erken seçim tartışmalarının gündeme oturduğu bugünlerde bu makale, röportaj ve üzerinden yürütülen tartışmalar, gelişmelerin tesadüf olmadığını söylemek için yeterli bir kanıttır. Yaşanan gelişmenin birçok açıdan eşelenmesi mümkündür. Perde arkası dolu olan bir tablo. Kehanet edilmez ama mevcut emarelerle okunabilir bir arkadır bu durum. Demirtaş’ın çıkışı burjuva siyasette ittifak eksenli tartışmalardan bağımsız olmayıp, ‘‘Millet İttifakı‘‘nın şekillendirilmesine dönük sürecin tartışmalar veya sürecin bir parçası olarak bir anlam taşıyor. Lakin, burjuva ittifakın öteki yakasına kapı aralayan mesajlar da içeriyor. Kürt siyasi partisinin muhtemel erken seçimlerde belirleyen bir güç olarak siyaset sahnesine renk vereceği de muhataplara hatırlatılıyor elbette.

Şurası kesin, burjuva siyasetin perde arkasında bir şeyler dönüyor ve hızlı dönmeye başladı.  Ve Demirtaş’ın da bunun dışında kalmadığı görülüyor. Yaşanan gelişmeler bunun alameti. Erken seçim ve seçimde ittifak sorunu gelişmeleri tetikleyen siyasi süreçtir. İşte bu zemin çok şeye açıktır ki, yeni oyalama, aldatmaca, kandırma ve uzak görülen gelişmeleri sürpriz olarak gündeme getirmeye tamamen yatkındır. Zira, muhtemel erken seçim, iktidarın el değiştirmesine yol açacak uygun şartları ihtiva etmektedir. Söz konusu burjuva klikler ve bunların siyasi iktidarı ise, bunların iktidar uğruna başvurmayacakları hiçbir şey yoktur. Kanaatimizdir ki, Demirtaş‘ın tartışılan hamleleri de bu öngörü ve gelişmeler zemininden muaf değildir.

Demirtaş’ın tartışma konusu olan sistem sorununun çözümüne dönük öneri ve yaklaşımı burjuva siyaset çevrelerinde yankı ve yanıt bulmuş, belli tartışmalara yol açmıştır. Ancak bu tartışmalar daha çok, Demirtaş’ın gazeteci Ruşen Çakır’a verdiği röportajda ifade ettikleri zemininde yaşanmış, yoğunlaşmıştır.

Kendi penceresinden de olsa getirdiği yaklaşımlarda haklı istem ve talepler olmakla birlikte, bunların hangi yolla ve nasıl öngörüldüğü meselesinde sorunlu yanlar vardır. Bunların önemi şudur ki, ne yazılan makale ve ne de verilen röportaj sıradan unsurları içermiyor, içerdiği unsurlardan bağımsız bir yönelim taşımıyor ve bir rastlantı olmayıp siyasi bir yönelim olarak siyasi bir sürecin devreye sokulmasının emarelerini taşıyor. Bu neden önemlidir? Dillendirilen ve stratejik olarak benimsenen barış sürecinin, kendi bağımsız dinamiği ve demokratik-devrimci dinamiğin barış siyasetine uygun değil, burjuva kırılganlıklar ve zayıf karın taşıyan unsurlara dayanan bir anlayışla ele alınmasıdır. Ki, Demirtaş verdiği röportajda sistem sorununun çözümüne, yani sistemin demokratikleştirilmesine dönük ve dolayısıyla tartışılan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in nasıl olması gerektiğine ilişkin yaklaşımında(ki bu barış sürecinin inşa edilmesi hedefinden bağımsız değildir), ‘‘demokratik güçler ittifakına‘‘ atıfta bulunsa da, aynı röportajda sorulan başka soruya verdiği yanıtla, demokratik güçlerden kimi kast ettiğini açıklayarak bu atfını ters yüz etmektedir.

Demirtaş büyük yanılsamalar içindedir. Bu yanılsaması, CHP’den İyi Partiye ve diğerlerine kadar uzanan faşist düzen partilerini demokratik cephe güçleri algısıyla yaptığı değerlendirmelerine ve halkın değimi olan ‘‘eski düşmandan dost olmaz‘‘ sözüne itibar etmeyerek cani katliam ve cinayetlerin kararlı savunucuları ve uygulayıcıları olan faşist aktörlerle ‘‘insani‘‘ ilişkiyi öngören derin kırılmalara kadar inen büyük bir yanılsamadır.

Barış ve çözüm siyaseti burada tamamen belirsizliğe ve ilkesizliğe gömülerek burjuva nitelikte karşımıza çıkmaktadır

Tam da bundandır ki, Meral Akşener’in de nezaket ve nefret bulamacında yanıt vermesiyle burjuva camiada tartışmaların odağına oturan, ‘‘Meral hanıma‘‘ kahvaltıya gitme ironisi anlam taşımaktadır. Demirtaş’ın siyasi aktörlerin, siyasi kimlikten önce insani kimliğe sahip olmaları gerektiği üzerine anlatımları, geçmiş bagajların eşelenmeden kapatılması gerektiğine dönük ifadeleri, çözüm ve barış sürecinin geliştirilmesine dönük yaklaşımları, en önemlisi de demokratik güçler yelpazesine İyi Parti’den, Gelecek ve Dava Partilerine kadar ve tabiki CHP ve diğerlerini de ekleyerek, yani ‘‘Millet İttifakı‘‘ ve muhtemel müstakbel adaylarını dahil alarak getirdiği açılım; yaşanan durumu basit bir sohbet röportajından veya siyasi nezaket ve diplomatik dil sorunundan öteye taşıyarak anlamlı mecraya oturtmaktadır.

Barış ve çözüm siyaseti burada tamamen belirsizliğe ve ilkesizliğe gömülerek burjuva nitelikte karşımıza çıkmaktadır. Oysa bir sürecini acı biçimde tecrübe ettik. Bir yenisini aynı yaklaşım ve anlayışla tekrar etmenin faydası yok, kanıtlanmış olduğu gibi büyük zarar ve tahribatı vardır. Elbette barış istemi meşru, demokratik bir istemdir. Fakat ‘‘kiminle ve nasıl bir barış‘‘ sorusu can alıcı önemdedir. Demirtaş’ın demokratik güçler veya cephe olarak tanımladığı yelpazeye bakıldığında ve barış-çözüm siyasetini bunlarla birlikte yürütme yaklaşımına bakıldığında, ilkeli, tutarlı ve demokratik/devrimci bir barış ve çözüm siyaseti ve anlayışının yoksunluğu çıplak biçimde görülmektedir. Bu siyaset, Kürt ulusunun da haklı tepkisini alacak burjuva ve derin bir hatadır. Kürt ulusunu inciten, bu kadarı da olmaz dedirten bir aymazlık siyasetidir. Kısacası bu siyaset, amiyane değimle ‘‘ayağına sıkan‘‘ siyasettir. Ekmeğine kan doğranmış, her türlü zulüm ve kıyım reva görülmüş Kürt ulusu bu siyaseti benimsemeyecektir.

Bu siyaset, faşizmden başka bir şey olamayan burjuva parlamenterist sistemi onararak mükemmeleştirmeyi çizgi edinen, bundan medet uman, bunu mümkün gören, egemen burjuvazi ve sistemleriyle birlikte çözüm arayan, dolayısıyla Kürt ulusal mücadelesini buraya davet eden ya da yöneltmeyi benimseyen yaklaşım bütünlüğüyle, taktiksel politikadan öteye stratejik siyasetle burjuva siyaset sahnesine oturan yönelimdir. Bu yönelim, demokratik nitelikten uzaklaşan burjuva siyaset yönelimidir.

Sayın Demirtaş’ın çizgisel kırılma ve savrulmalarını daha iyi okuyabilmek için bizzat kendi söylemlerine bakmak yeterlidir.

Soru vesilesiyle Demirtaş‘ın söylediklerinden iki satır şöyledir: ‘‘… Ama bizler birbirimiz için ne düşmanız ne de tehdit. Perişan hale getirilmiş Türk’ün de Kürt’ün de sorununu birlikte çözüp, birlikte yaşamı mümkün kılmakla sorumlu siyasetçileriz.‘‘ 

Hemen söyleyelim ki, Sayın Demirtaş onları düşman ve tehdit görmese de, onlar Demirtaş’ı öyle görmektedir. Onların Kürt ulusu ve emekçi halklarına uyguladığı katliamlar, zalimlikler unutulsa bile, neyin eseridir? Azgın düşmanlıklarının ve Kürtleri bekalarına tehdit görmelerinin(köhne ve ırkçı-şoven de olsa öyle görmelerinin) ürünüdür. Seçilmişleriyle birlikte Kürt ulusuna reva gördükleri nedir? Buradan düşman olmama ve birbirine tehdit olmama sonucu çıkarmak çıplak gerçekleri çarpıtmak, akılla alay etmektir.

Dahası şu; ‘Türkün de Kürt’ün de sorununu birlikte çözüp, …‘ derken, sanki Türk ulusu ile Kürt ulusu arasında karşılıklı bir sorunu varmış gibi, Türk’ün de sorununu çözmekten, en önemlisi de sanki Kürdün sorunu bunlardan bağımsızmış gibi konuşmaktadır Demirtaş. Yanılsama tam bir bilinç tutulmasıyla büyük bir karmaşaya dönüşüyor.

Ve işte bu bilinç bulanıklığının uzandığı beklenti ya da HDP’nin muhtaç edildiği cesaret ve HDP’nin tehlikeli sulara sürülmesine hizmet eden burjuva partilere verilen akıl örneği; ‘Diğer partiler de bunu istiyorsa -ki farklı tanımlar yapsalar da bunu istediklerini ifade ediyorlar- o halde HDP’yi sıkıştırmak yerine HDP’ye destek olmalılar, HDP’yi cesaretlendirmeliler.‘‘

HDP kendi özgücüne güvenmek, ona dayanmak durumundadır. Kürt düşmanlarının HDP’ye cesaret vermesi ve HDP’ye destek olması boş bir beklenti, bir rüye iken, HDP’nin burjuva faşist partilerden cesaret alma ihtiyacı yoktur. Peki, bu faşist düzen partileri HDP’ye nasıl ve ne için destek olup cesaret verirler ve vermeliler? Onların HDP’ye destek ve cesaret verme derdi olmadığı gibi, verecekleri destek ve cesaret HDP’yi devrimci Kürt iradesine karşı mesafeli olma ve ona karşıt zeminde boyvermesini sağlamak ise, bu cesaret ve destek gericidir, istenemez. Bütün burjuva partilerin basıncı ve tek gayesi, HDP’nin PKK’ye terör örgütü dedirterek kınamasını ve karşısında duruş almasını sağlamaya dönük baskıdan ibaret olduğu açıkken, Demirtaş bunların HDP’ye vereceği hangi destek ve cesaretten bahsetmektedir.

Röportajının bir başka yerinde, daha önce (Dengir Fırat) Erdoğan’ın da evine gitmeyi düşündüğünü fakat Erdoğan’ın genel misafirperverliğine karşın, kendilerine karşı ketum olduğunu anlatarak ziyaret edemediğini anlatan Demirtaş, binlerce Kürdün, devrimcinin, yoksulun kanına girmiş olan Erdoğan’dan sayın diye bahsetmesini bir kenara bırakırsak, Erdoğan dahil diğer faşist güruha atfen; ‘Hepimiz bu acılı coğrafyanın bahtsız çocuklarıyız, nasıl olur da birbirimize düşman gibi bakarız?‘‘ demesini, anlamsız bulmanın ötesinde Kürdün kendisini ve mücadelesini inkar etmesinden başka bir yere koymak mümkün değildir.

Nasıl olurda hepimiz aynı coğrafyanın aynı bahtsız çocukları olabiliriz. Biz ve onlar var; hepimiz yok. Zira, Onlar bizi ötekileştirdi, yok saydı, imha-inkar politikalarına tabi tuttu, asimilasyon ve jenositten geçirdi vb vs… Biz onların baskısını en barbarından, onların sömürüsünü en azgınından, onların milli baskı ve zulmünü en hasından tattık. Biz onlarla ‘‘hepimiz‘‘ olamayız, aynı kaba giremeyiz, suçlarına ortak olamayız, suçlularla mazlumları aynı kefeye koyamayız. Erdoğan nasıl bu toprakların bahtsız çocuğudur. Eğer Erdoğan öyleyse. milyonlarca yoksul halk ve Kürt nedir, binlerce Kürt çocuğu ve Kadını nedir? Barış uğruna bu yapılamaz. Barış bunun üzerine bina edilirse o barış barış olmaz, teslimiyet olur. Zorbanın zorbalığını yutkunmak olur. Demirtaş sadece bir doğruyu itiraf ediyor, o da, kendileri için Erdoğan’ın öngörülemeyen bir lider olması sözüdür. Ki, kayıplarla tecrübe edilen barış süreci tam da bu öngörülemezlik zemininde geliştirilmişti. Ama bugün artık o tecrübeden ışık alınmak durumundadır. Aksi halde öngörülemezlik Kürtlerin kaderi üzerinde olumsuz rol oynamaya devam edecektir. Kürt ulusu yeterince bedel ödedi, yeterince tecrübe edindi. Denenmiş başarısızlıkları yeniden denemek faydasızdır.

‘Güçlendirilmiş parlamenter sistem‘‘in sahipleri, sınıf karakteri, güçleri, egemenleri bugünden belli olup tarif edildiği çerçeveyle, Kürt ulusuna katliam ve kıyım uygulayanlardan başkası değildir

Mücadelenin tıkanmalarını veya sorunlarını aşmaya dönük yürütülen taktiksel siyaset süreçleri devrimci taktiklerle göğüslenebilir, burjuva yönelim ve burjuva sistemi pekiştiren siyasetlerle değil. Kürt ulusu bu güce sahiptir. Ne ki, bilumum burjuva cenahla arasına net çizgiler koyması şarttır. Bunun dışındaki her siyaset Kürtlere ve mücadelesine soluk aldırma değil, boğulma yolu çizer.

HDP, Demirtaş vasıtasıyla yeniden ‘‘barış ve çözüm‘‘ sürecini egemen sınıfların önüne koyuyor, siyasi gücüyle bunu dayatmaya çalışıyor. Ama çürük zeminde bunu yapıyor. Zira faşist sınıfların gerçekliğini unutarak ve onu meşrulaştırarak yapıyor. Burjuvazinin karakterini, niteliğini ve sınıf tutumunu unutarak, hatta unutturarak, Kürt ulusunun kendi cellatlarıyla birlikte ve cellatlarının esareti altında yaşamasını öngörüyor. ‘‘Güçlendirilmiş parlamenter sistem‘‘in sahipleri, sınıf karakteri, güçleri, egemenleri bugünden belli olup tarif edildiği çerçeveyle, Kürt ulusuna katliam ve kıyım uygulayanlardan başkası değildir. Demirtaş’ın rüya ile tarif ettiği niteliğine karşın, bu sistem Türk hakim sınıfları devleti ve sistemi olarak Kürt ulusuna düşman sınıflara ait değil midir? Kürtleri kimi demokratik kırıntılar karşılığında ezeni ne bağlamayı öngören  bu sistem hayali Kürt ulusunun mücadelesi açısından bir teslimiyettir.   

Devrimci kader burjuva siyasetle yazılamaz, burjuvaziye bel bağlanarak yaratılamaz

Ezen ile ezileni aynı kefeye koyup birleştiren siyasetten, ne bağımsızlık, ne demokrasi, ne özgürlük, ne de devrim çıkar. Ne için siyaset ve neyin siyaseti sorusu can alıcı sorudur. Barış-çözüm siyaseti tarafların eşit hak ve temsiliyet şartlarının tanınmasıyla demokratik zemine oturabilir. Eşitsizlerin arasında eşitlik tanınmadan adil ve onurlu bir barıştan söz edilmemez. Bundan demokrasi çıkmaz, ezenler lehine barış çıkar ki, bu, barış-çözüm değil teslimiyet ve kölelik olur.

Sınıf işbirliğini temel alan bir siyaset demokratik bile olamaz. Ezilen sınıfları ezen sınıf lehine barıştırıp buluşturan siyasetten hiç bir çözüm çıkmaz. Çıksa çıksa daha büyük çözümsüzlük çıkar. Köleliğin perçinlenmesi çıkar. Bir ulusun ağır bedeller pahasına yürüttüğü kurtuluş mücadelesi burjuva pragmatist siyasetle geçici kazanımlara feda edilemez. Yaşanan tecrübeler bunu kanıtladı, defalarca kanıtlamıştır. Bir kez daha egemen(faşist) burjuvaziye yön çevirmek, sadece bir kez daha kazık yemek olur. Devrimci kader burjuva siyasetle yazılamaz, burjuvaziye bel bağlanarak yaratılamaz. Proleter devrimci siyaset elzemdir. Taktiğiyle stratejisiyle tam devrimci siyaset gerçek kurtuluş dinamiğidir. Sınıf mücadelesi ve Sosyalizm perspektifi tek çözümdür. Zordur ama zorunludur, devrimcidir.

Günün Haberleri

More in Makale