Takip Et

Editörün Seçtikleri

Cengizhan Kaptan Yazdı: Tantalos ile Kader Arkadaşı Olmak

Marx’ın, Engels’in toplumsal gelişim ve komünist toplum betimlemeleri de çok farklı değil aslında. İlkel komünal ve sınıfsız bir toplum tecrübesi yaşayan toplumların tekrardan aynı koşula gelmesinin öngörülmesi ve hayata geçirilmesi için eylemdir öğretinin özünde yer alan hususlar. Başka bir deyişle bir dönem bilinçsiz bir şekilde sınıfsız yaşayan, yeryüzü cenneti gibi bir ortama bu sefer bilinçle geri dönmenin yoludur öğretileri. Tabi, bu geri dönüşün tanrısal, öteki yaşamdan arınmış bir halidir

Mitostan (efsaneden) logosa (akla, mantığa) geçiş sürecinde insanların efsaneleri aslında mitos ve logosun bağını da içeriyor gibi. Ya da başka bir deyişle, akıl, efsanelerin akılcı yorumlarını yapabiliyor; hatta fikrim odur ki efsaneler akıldan bağımsız bir şekilde üretilmiyor. İslami kültürde de ‘esatır’ diye geçen efsaneler budur. Muhammed peygamber, ayet olarak sunduğu pasajlara tepki olarak ‘bunlar eskilerin efsaneleri (esatır-ı evvelin)’ suçlamasına maruz kalmıştır örneğin.

Efsaneler, günümüz açısından da önemlidir: oluştukları döneme ait sosyal değer ve bireysel/toplumsal inançları resmederler. Psikanalitik öğretide, din araştırmalarında mitos ya da efsaneleri bilmek ve anlamlarını kavramaya çalışmak toplumsal yapı ve tarihsel gelişime ışık tutabilir.

Yunan mitolojisinde yer alan Tantalus’un hazin hikayesi ile hepimiz bir şekilde aşinayız. Birçok efsanede olduğu gibi değişik versiyonları olmasına rağmen bir tanesi üzerinden gidelim: Zeus ve Lidya Kraliçesi Omphale’nin oğlu olan Tantalos, Sipylos bölgesinin de kralıdır. Zeus ile arası çok iyidir; ölümlü olmasına rağmen Tanrı’nın oğlu olması hasebiyle Olimpos’taki şölenlerde yer alır. Tanrılara özgü Ambrosia ve Nektar’ı tatmasının yanı sıra bunları insanlara da tattırmıştır. Burada insanlarla içki paylaşımının, tanrısal sırları insanlara anlatmak olduğunu ‘akıl’da tutmak gerekir. Bu suçu yanında Girit tapınağının bekçisi ve Zeus’a ait altın köpeğin çalınmasında rol oynar Tantalos. Bu da yetmezmiş gibi büyük oğlu Pelops’u da keser, pişirir ve tanrılara kurban eder. Bu kurban etmenin amacı aslında, tanrıları kandırmaktır, onların her şeyi bilemeyeceğini ortaya koymaktır. Zira Demeter, Pelops’un etini yeme gafletinde bulunur diğer tanrılar insan eti olduğunu anlayıp geri çekilseler de. Efsane bu ya, Pelops yeniden diriltilir ve Demeter’in yediği parçası (omuz olduğu söylenir) fildişi olarak onarılır.

Felaket başlar; Zeus, Tantalos’un adı ile anılan kenti (Tantalis) deprem ile yerle bir eder. Tüm zenginliğinin kaynağı olan madenlerin yerini bataklık ve göller alır. Tantalos ise Tartaros’a gönderilir. Çenesine kadar su yükselir Tantalos’un ancak içmek istediğinde su çekilir. Başının üstünde hatta omuzuna kadar da meyve dalları vardır ancak ne zaman uzanıp meyve almak istese bir yel eser ve meyveler uzaklaşır. Açlık kaderidir artık; hem de ne açlık… Su ve meyveler bir adımdan az olmak üzere yanı başındadır ama tadamaz. Bir de üstünde her an üstüne düşecek gibi sallanan ama bir şekilde hep dengede duran bir kaya vardır. Her an feci bir ölüm hissi ile yaşamaktadır artık Tantalos.

İngilizce’deki ‘tantalize’ fiili de Tantalos’un bu efsanesinden kaynaklanır; insana imrendiği ama sahip olamayacağı bir şey gösterip işkence etmektir fiilin anlamı. Tam da Tantalos’un başına gelen şey gibi.

Neden anlattım bunları? Ünlü sosyal düşünür Bauman’ın Topluluk (Community) adlı eserinde buna benzer şekilde yer alır bu efsane. Hatta gayet haklı ve çarpıcı bir şekilde Adem ile Havva’nın cennetten kovulmasına benzetir Bauman bu efsaneyi. Kuran’da geçmese de Adem ile Havva’nın elma yediği ağaç ‘Bilgi Ağacı’dır Tevrat’a göre. Yasağa uymadıkları için cennetten kovulan ve cennete ulaşmak ama ulaşamadığı için azap çeken bir tarih benzetmesi yapar Bauman insanlık tarihi hakkında. Tarihin kanatları geçmişe bakacak şekilde uçan ama ileriye, geleceğe doğru ve geçmişe özlem ve hüzünle bakan metaforik bir anlatımını betimler alıntı yaparak.

Ama amaç efsane anlatımı değildir burada; Tantalos, Adem, Havva vesaire değil. Amaç, aslında topluluk değerlerinin sorgusuz sualsiz bir güzellik durumunda olduğunu sunmak ve bunlar sorgulanıp bozulduğunda artık topluluk diye bir şeyin kalmadığını ortaya çıkarmaktır Bauman’a göre. Beni de bu alan ilgilendiriyor. Bilgi Ağacı metaforu aslında tam da bunu ortaya koyuyor; bilgilenen, sorgulanan, eleştirilen topluluk, önceki huzurlu topluluk ile aynı zemine gelmeyi arzuluyor ama diğer zandan da bu yeni niteliklerinden ötürü bir anlamda imkansızı istiyor.

Marx’ın, Engels’in toplumsal gelişim ve komünist toplum betimlemeleri de çok farklı değil aslında. İlkel komünal ve sınıfsız bir toplum tecrübesi yaşayan toplumların tekrardan aynı koşula gelmesinin öngörülmesi ve hayata geçirilmesi için eylemdir öğretinin özünde yer alan hususlar. Başka bir deyişle bir dönem bilinçsiz bir şekilde sınıfsız yaşayan, yeryüzü cenneti gibi bir ortama bu sefer bilinçle geri dönmenin yoludur öğretileri. Tabi, bu geri dönüşün tanrısal, öteki yaşamdan arınmış bir halidir.

İki tane önemli husus kalıyor tartışılması gereken: birincisi, Bauman’ın yok olan topluluğun yok olmasından dolayı artık olamayacak bir şekilde geri dönüş istenmesi ve bunun bir işkence olduğu hakkındaki tespiti. İkincisi de bilinçle sınıfsız-sömürüsüz topluma ulaşılması.

Şöyle de koyabiliriz sorunu ortaya: işkence çeker gibi yaşamayı göze alıp komünal bir topluma ulaşmaya çabalamalı mı insan? Her şeyden öte bu özlem ve arzu gerçekçi mi? Bilincimiz ve beynimizin bilinçdışı alanında bunlara göre duruşumuzu gerçekleştiriyoruz hayatta benim düşünceme göre ve ortaya koymak istediğim tam da bu.

İleriye yönelik bir toplumsal hareketin ve bunun için hareket içinde olan bireyin de sorması gerektiği sorular bunlar olmalı belki de; sanırım bir İngiliz devrimciye aitti: ‘Ne istiyorum? Niye istiyorum? İstediğim gerçekleşirse ne olacak?’ Çok basit ama çarpıcı bir biçimde hayata karşı duruş hakkında düşündüren sorular bunlar.

Bu sorulara cevap vermeyeceğim; hem iddialı, hatta kibirli bir tavır olabilir bu. Bunun yerine, herkesin kendi cevaplarını kendi içinde bulmasına dair bir davet olarak addedilsin bu yazdıklarım mümkünse. Tantalos’un kaderini paylaşmak diye bu yüzden betimledim; bunun da amacı şu idi: sıkıntılar çekmek ve her şeyi insanlarla paylaşmayı gerçekten istiyor muyuz? Bunlar sonucunda daha güzel bir ortamda yaşanacağına inanıyor muyuz?

Daha da ötesinde, Tantalos ile aynı kaderi paylaşanlar hakkında ne düşünüyoruz? Gizli tanık ifadeleriyle hapiste tutulanlar hakkında, hatta yaşamını yitirenler hakkında nasıl bir duruş sergiliyoruz? Hissediyor muyuz neler yaşadıklarını, ne istediklerini, neye özlem duyduklarını? Yoksa bir nevi Zeus gibi yargılıyor muyuz? Neredeyiz? Duruşumuz ne ve nasıl?

Düşünerek ve düşündüğümüz şekilde yaşayarak varacağız bir yerlere; öyle ya da böyle… Oraya ya da şuraya…

Selam ve sevgi ile.

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler