Takip Et

Editörün Seçtikleri

Büyük Proleter Kültür Devrimi yolumuzu aydınlatıyor

Hiç tereddüt etmeden söylenebilir ki, Kültür Devrimi, emperyalizm ve proleter devrimler çağında komünizme doğru ilerleyişi sıçrama noktasına getiren yeni tip bir devrim olarak yeni bir çağın açılışı değilse de, gelecek çağın tarifidir. Gerçekleştiği koşulların yerel ve enternasyonal düzeydeki siyasal ideolojik sorunların ne olduklarını hatırda tutarsak, devrimin bütününe ilişkin ulaştığımız sentez şudur: Kültür devrimi, taşıdığı tarihsel önem kadar, çözmeyi hedeflediği sorunlar da tarihi önemdeki sorunlardı

Görkemli bir devrimin 70. yıl dönümünde, öğrettikleri de öğrenilecekleri de daha bitmedi.

Yetmiş yıl önce Tiananmen Meydanı’nda toplanmış milyonlarca Çin emekçisine hitap eden Başkan Mao, gök kubbenin altında estirdiği uğultunun farkında olarak, emperyalist, komprador kapitalist ve feodal boyunduruğu söküp atarak; açlık, yoksulluk ve zulüm altında kırılan Çin halkının ÇKP önderliğinde sürdürdüğü demokratik halk devriminin zaferini ve Çin’in özgürlüğünü ilan ediyordu.  

1917 Ekim Devrimi’yle kapısı açılan emperyalizm ve proleter devrimler çağında Çin; üretim biçimlerinde ve sosyal sınıfların konumlanışında kapitalizm öncesi üretim ilişkilerinin baskın karakteriyle uyumdaş siyasal yönetimi altında bir ülke olarak bu çağın tanımladığı emek sermaye çelişmesini, kendi sosyal koşullarına yaratıcı bir uygulamayla Demokratik Halk Devrimi olarak tanımladı. 1 Ekim 1949’da göndere çektiği bayrakla da ÇKP Çin Halk Cumhuriyeti’nin ufkunun bu devrimin sınırında kalmayı değil, komünizme varana kadar hiç durmamayı işaretliyordu.

O günden itibaren dünya işçi sınıfının ve ezilen halklarının kutup yıldızına dönüşen Çin, devrim stratejisi, devrimin karakteri, ordu, parti ve halk cephesi ilişkisinde tanımladığı sosyal sınıf ve tabakalar arasındaki ittifak ve çatışmalar; sosyalizme geçiş süreci, sosyalizm altında sürdürülen sınıf mücadelesi olarak Büyük Proleter Kültür Devrimi gibi doğrudan Çin Devrimi’nin eseri olan teorik ve pratik olgularıyla tartışma gündemini işgal etti. Ve hala da pek çok yönden bu tartışmalar enternasyonal proletaryanın gündemindeki canlılığını korurken, 1949’da ilan edilen Çin Halk Cumhuriyeti ile kapitalist restorasyonun gerçekleştiği 1976 aralığındaki sürecin sorunları ve tecrübeleri de enternasyonal proletaryanın analiz masasında kalmayı sürdürüyor.

70. yıldönümünde; Çin Demokratik Halk Devrimi, sosyalizme geçiş koşulları ve Büyük Proleter Kültür Devrimi eksende yapılmış ve yapılmakta olan tartışmalar ve çıkarsamalar bağlamında birkaç şey söylemek gerekirse özeti şudur. 1949 Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilanı 1917 Ekim Devrimi’nin başlattığı tarihsel dönüşümün ardışık bir ilerleyişi olarak hem ulusal kurtuluş hem de sosyal kurtuluş mücadelesinin iç içe sürdürüldüğü bir devrim olması yönüyle de özgündür. Gelişme düzeyinin emek sermaye çatışmasının doğrudan çözümüne henüz sıra getirecek olgunluğa erişmediği sosyal koşullarda devriminin önderliğine işçi sınıfının ideolojik önderliğini koyan Çin Komünist Partisi emperyalizm, komprador kapitalizm ve feodalizm karşı mücadeleyi komünizm hedefine yönlendirmenin tartışmasız bir örneğini ve tecrübesini yaratmıştır. ÇKP Demokratik Halk Devrimi ile siyasal, örgütsel, askeri stratejisi bakımından sadece Çin işçi sınıfı ve ezilenlerin özgürleşmesini sağlamakla kalmadı, bu devrim süreciyle, dünya halklarına emperyalist sömürü zincirinden ve özel mülkiyet sisteminden kurtulmanın bir askeri stratejinin yanı sıra zengin tecrübeler bıraktı. Ancak Marksizm-Leninizm teorisine yaptığı bu katkılarına rağmen bugün hala söylenebilecek şansızlığından arındırılamadı. O da şudur: Çin devrimleri ve Maoizm tecrübesine başvuran enternasyonal proletaryanın pek çok ülkedeki taburları çoğu yerde, bu tecrübeleri komünizm biliminin açıkça tarif ettiği somut koşulların verili tahlili üzerinde canlı kılmayı başaramadı.  Çoğu yerde ise bu tecrübelerin şabloncu uygulanışının faturasının onu uygulamaya çalışanların kaba materyalist tutumlarına değil de Maoizm’e çıkarıldı. Oysa gerçekten Çin Devrimi’nin ve Maoizm’in tam bir diyalektikle incelenmesi durumunda, Maoizm’in de Leninizm gibi her tür dogmatik, şabloncu Marksizm’in açık eleştirisi ve reddine dayanarak Marksizm Leninizm’in ardışık sıçramasına dönüştüğünü görürüz. Mao’nun partiye Çin’in tarihsel kültürel koşullarının incelenmesine dair ısrarlı uyarıları; basmakalıp parti yayınlarına getirdiği açık eleştiri, Komüntern yönlendirilmesiyle 1927’de Sovyet tecrübesinin tekrarı anlamında şehirlerde başlatılan ve ağır yenilgiye neden olan ayaklanma çizgisine getirdiği eleştiriler ve peşi sıra takındığı bilimsel siyasal tutum bunun en açık örneğidir. Yenilgiyi yenmek üzere başlattığı uzun yürüyüş, Japon işgaline karşı ikinci ulusal demokratik cephe ısrarında dogmatik işçici çizgiyle mücadele ve sonradan 1921 ile 1949 arası süreçteki Komüntern otoritesinin açık eleştirisi olan “Stalin’e rağmen devrim yaptık” sözleri de Maoizm’in bilim olarak teyididir. Çin Komünist Partisi, Maoizm aşamasıyla bilimsel sosyalist inşa tecrübesini ve komünizm ideolojisini sosyalizm altında başlattığı kültür devrimiyle ileri taşınmıştır. Sosyalist sistem koşullarında, “Büyük Proleter Kültür Devrimi” adını alan bu yeni tip devrim, komünizme varana dek devrimi sürdürmenin zorunluluğunu göstermekten başka, sosyalizm teorisine ve pratik tecrübesine aktarılan büyük bir katkıdır.

Şunu da söylemek gerekir; Marks, Engels, Lenin ve Stalin gibi, Mao’nun da onu Maoizm aşamasında tanımlayan görüşleri; önderliğini ve öğretmenliğini yaptıkları süreçlerin özgül ve somut sorunlarının tanımı ve çözümünün dışındaki zaman ve koşullarla ilişkide nitelenmemiştir. Enternasyonal proletaryanın bu eşsiz önderlerini tarih nezdinde bu mertebeye ulaştıran şey, onların Marksizm’in yaşayan ruhu olan diyalektik ve tarihsel materyalist yöntemi kavrayışları ve içinde bulundukları verili koşulların olgularından hareket etmeleridir.  Yöntem ve koşul ilişkisi olarak da adlandırılabilecek bu bilimsel metot komünizm hedefine yürürken, kapitalizme karşı mücadelede yol aldıran; birinin eksikliğinin diğerini, öbürünün işlevsizliğinin diğerini işlevsiz kıldığı diyalektik bir birlik oluştururlar. Marks ve Engels’i kendinden önceki tüm bilim insanlarından ayrıştıran ve toplam bilgi teorisinin beslenmesinde ileri sıçratan niteliklerinin de özeti budur: Gözlemi, analizi ve sentezi diyalektik tarihsel materyalist perspektifle yapmak, değiştirilecek şeyin, içinde yaşadıkları koşullar olduğunun bilincine erişmek… Mao’yu, Maoizm evresine taşıyan bilimsel platformdur.  

Proletaryanın görkemli bir taburu olarak Çin Komünist Partisi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin emperyalist kapitalist sisteme karşı mücadelede hakkı yeterince verilmemiş siyasal katkılarından biri de enternasyonalizme dair tutumdur. Çin Komünist Partisi ve liderliğini gururla taşıdığı Mao Zedong’un, Kore işgali karşısında ortaya koyduğu enternasyonal tutum, o güne kadar bütün sosyalist ülkeler içinde özgün ve örnek bir yerde durur. ÇKP, Kore İşçi Partisi’nin emperyalist NATO ordularının işgaline karşı yaptığı çağrıyı aldıktan hemen sonra; içinde devrim sürecinde sağ kalan tek oğlunun da olduğu bir milyon kişilik gönüllü komünist bir orduyla Kore halkının yanında işgalcilere karşı savaşa katıldı. Dört yüz binin yitik, bir o kadarının yaralı olarak ülkesine dönebildiği savaşta ÇKP, Kore Demokratik Cumhuriyeti’nin özgürleşmesinde bu can bedeli destekle örnek bir enternasyonal sorumluluk gösterdi. Ha keza Fransız ve ABD emperyalist işgaline karşı tarihin en unutulmaz direnişini gösteren Vietnam İşçi Partisi’nin önderliğindeki Vietnam halkının dünyanın en büyük soykırımcısı ve sömürgecisi olan ABD emperyalizmine karşı görkemli zaferinde de ÇKP’nin bu direnişe verdiği desteğin etkileyici payı vardır. 70. yıldönümü vesilesiyle vurgu yaptığımız bu özelikler, ÇKP, Mao ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin şimdiye kadar dile getirilen ve ezilenlerin hanesine önemli katkılarından birkaçı olarak vurgusu ya hiç yapılmamış ya da dile getirilişi cılız kalmış unutulmazlarıdır.

Ancak Çin Devrimi deyince bugün de hala üzerinde daha çok söz söylememizi gerektiren aşama tarihe “Büyük Proleter Kültür Devrimi” olarak geçen ve mevcut siyasal iktidarla onu alaşağı etme iradesinin aynı olduğu devrimdir. Tarihte, daha önce benzeri görülmemiş bu yeni tip devrimin iki özelliğinden biri proletaryanın nihai hedefine uygun olarak devrimin sürekliliğini sosyalizm koşulları altında gerçekleştirmesiyken, ikincisi de gelişme yasasının bir aşamasında ortaya çıkan çelişmenin, iç-dış etken ilişkisinde dış etkinin özneye yapacağı muhtemel baskının kaçınılmaz sonuçlarının öngörülmesi üzerinden başlatılan bir devrim olmasıdır. Hiç tereddüt etmeden söylenebilir ki, Kültür Devrimi, emperyalizm ve proleter devrimler çağında komünizme doğru ilerleyişi sıçrama noktasına getiren yeni tip bir devrim olarak yeni bir çağın açılışı değilse de gelecek çağın tarifidir. Bu devrimin ne olduğuna bakmadan önce özetle, onun gerçekleştiği koşullardaki yerel ve enternasyonal düzeyde siyasal ideolojik sorunların ne olduklarını olduğu gibi hatırladığımızda, bir cümlede özetlenebilecek sentez şudur: Kültür Devrimi’nin kendi başına taşıdığı tarihsel önem kadar, aynı önemdeki diğer şey de bu devrimin gerçekleştiği tarihi süreçte enternasyonal proletaryanın ideolojik ve siyasal olarak yaşamakta olduğu tarihi koşullardır; yani geriye dönüş ve yarılmalardır.

Hatırlarsak, kısaca durum şudur: Sosyalizmin ilk kalesi olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yukardan, yani komünist partisinden başlayan bir kırılmayla kapitalizme doğru bükülmüş, sistem hızlı kapitalist restorasyon sürecine girmişti. Enternasyonal proletarya; Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin bağrında ortaya çıkarak parti ve devlet yönetici elitini dönüştüren yeni tip bir burjuva sınıfın saldırısıyla karşı karşıya kalmıştı. Bu yeni tipteki sınıfın, iktidarını tesis ettiği yer bizzat komünist partisiydi ve ayaklarını bastığı yer de onun hatalarının yarattığı zemindi. Tarihin ilerleyişine ket vuran bir eğilim olarak ‘Yeterlilik, Huzur ve Sessizlik’ diye de tarif edilebilecek bu yeni sınıfın çizgisi, dünyanın mevcut statüsünde, herkesin bulduğu “mevkide” sahip olduklarıyla yetinmesi ve birbirlerinin sınırına dokunmadan, “barış içinde bir arada yaşama” önerisiydi. Özetle, Lenin ve Stalin önderliğinin büyük eseri olan SBKP, Stalin’in ölümünden kısa bir süre sonra onun yönetimini ele geçiren bürokratik bir klik tarafından dönüştürülmüş; dünya komünist hareketini de bu çizgiye biat etmeye zorluyordu. Kurucu kadrolarının azımsanamayacak bir kısmı Sovyet ekolünün eğitiminden geçmiş ve sosyalizm aşamasına geçişin çelişmelerini çözmekte henüz ciddi zorluklar yaşayan Çin Komünist Partisi bu durumu, Çin Halk Cumhuriyeti’ne yönlendirilmiş alarm sesi olarak duyuyordu. Büyük proleter kültür devrimi bu koşullarda patlamış; bu yeni tip burjuvaziye ve onun “yeni” ideolojik siyasal çizgisine karşı yeni tipte bir devrim olarak hayat bulmuştur.

“Her şeyi kapsayacak şekilde” ifadesi ile hedefi belirlenen ve aşağıdan yukarıya doğru yeni baştan tasarlanan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin başında da yine Mao vardı. Mao, Çin Halk Cumhuriyeti’nin meşru başkanı olarak yönettiği devlet aygıtının “bombalaması” için kitleleri ayaklanmaya çağırıyordu. 1949’da Yeni Demokratik Devrim ile konum değiştiren Çin işçi sınıfı ve emekçi halkın bu kez ki tarihi görevi, sosyalist devlet yöneticilerinin ve komünist parti önderliğinin ideolojik konumlarını değiştirmek ve komünizme doğru dönüştürmekti.

Mao’nun bu devrimdeki amacı eskiye ait ne varsa ve eskimekte olan ne varsa bunların yaşamdaki etkisine, düşünce ve alışkanlardaki iktidarına son vermekti. Bu hedefe ulaşmanın biricik gücü kitlelerdi ve yapılacak şey de “kitlelerin enerjisini serbest bırakmaktı.” Kitleler bir kez ayağa kaldırılınca ve onların nihai çıkarlarını gözeten bir önderlik de olunca, siyasal iktidar erkini halk yığınlarının davranış kültüründe etkisizleştirmenin “insanların ruhlarını değiştirmek” yoluyla mümkün olacağını ve komünizm hedefine bu yolla gidileceğine inanıyordu. Kadro ve önderlik sorununda “önce kızıl”, ekonomik refah mı gelecek hedefi mi sorununda “önce ideoloji” şiarlarının Kültür Devrimi’nin en etkin şiarları olarak devrim boyunca gündemde tutulmasının önemi de buradan gelir. Zira diğer tüm devrimler gibi bu devrimde her türlü keyfiyetten uzak, tümüyle nesnel gerçekliğin ortaya çıkardığı çelişmeyi çözmek amacıyla patlak vermişti. Bu özet Kültür Devrimi’nin içeriğidir ve bu içeriğe Marksist açıdan şimdiye dek getirilmiş bir itiraz yoktur. Yoktur çünkü Kültür Devrimi, komünizm teorisinde halk kitlelerin tarihsel rolünün gördüğü işleve ve devlet teorisinin sönümleneceği yönündeki iddiasına da öngörüsüne de uygun bir içeriktedir. Ancak bir de onu ete kemiğe büründüren pratik ayaklar olarak, araçlar, yöntemler ve taktikler ile bunların siyasal ve felsefi teorisi vardır. Komünistlerin; devrimin bu yönünde bulunması muhtemel ve mümkün olan hatalarını tanımlamak ve ayıklamak görevi de tam burada tanımlanır.

Sosyalizm altında sınıf mücadelesini tanımlayan bir devrim olarak o bu özeliğiyle zaten tarihe mal olmuş bir aşamadır. Ancak onun bu niteliği, başlangıcından kapitalizmin restorasyonuna uğradığı 1976 yılana kadar önderlik ettiği üç devrimi başarıyla tamamlanmış olan ÇKP’nin Kültür Devrimi’nde olası yöntem ve taktik hatalarını tanımlayıp ayrıştırmamızı engellemez.

Zira dışarıdan bakıldığında devasa bir derinliğe ulaşmış olarak betimlediğimiz Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin, Mao’nun ölümünden hemen sonra, nasıl oldu da kitlesel bir direniş görmeden bir karşı devrimle tersine çevrildiğine ilişkin temel soru henüz sorulmamıştır.  Sorulduğu halde soranın cılız kalan sesi nedeniyle duyulmamış olanlar bulunsa da Kültür Devrimi’nin tam bir bütünlükle tecrübe edilmesini sağlayacak olanlar henüz dile gelmemiştir. Örneğin bu süreçte Demokratik Halk Devrimi’nin askeri ve siyasi kadrolarının bir kısmının tasfiye edilmesinin kitle bilincinde karşılığı veya vicdan muhasebesinde bir cevabı olmuş mudur; bunu henüz bilmiyoruz. Tersinden, kitlelerin domuz ahırlarında üretime gönderdiği Deng Xiaoping gibi kapitalist yolcuların partiye dönüşünde kitlelerin inisiyatifi olmuş mudur; bunu da bilmiyoruz.  Kitle tutumunda kendiliğinden gelen ve pek de nazik ve hesaplı olmak zorunda olmayan “yöneticilere öfke” her zaman güncel bir duruma karşılık düşer mi? Değilse eğer, yönetici mekanizmaya duyulan öfkenin güncel olanla tarihsel olanı ayrıştırılabilmiş midir? Bu gibi soruları Kültür Devrimi’nin iktisadi kültürel hedefleri veya kazanımları için de sorabiliriz. Ne var ki böyle sorularla düşünmüş olmak ne bir devrim olarak Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin özüne kuşkuyla yaklaşmayı gerektirir, ne onun sosyalizm altında sınıf mücadelesinin sürdürülmesinin biricik yöntemi olma gerçekliğine gölge düşürür. Sorun olduğunu açık eden şey, devrim sürecinde bazı konulardaki düşünce eğrilerinin ne tür yöntem hatalarını koşulladığını tanımlamaktır. Aksi halde temel şiarı “her şeyi kapsayacak şekilde” formüle edilmiş ve tepeden tırnağa toplumu dönüştürmeyi hedeflediği şiarlarında açık olan ve kesintisiz olarak on yıl sürdürülmüş bu devrim, kitlelerin ideolojisini değiştirmeyi başardıysa, Mao’nun ölümünden hemen sonra, iktidarın tepesinden gelen karşı devrimci darbe nasıl başarılı olabildi?  

KAYNAK/ Halkın Günlüğü Gazetesi

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler