Connect with us

Makale

“Ayağımızdaki Terliklerin Yüzde Ellisini Zor Tutuyoruz Tayyip”

Haziran ayaklanmasının %50.9’u kadınlar ve diğer cinsel yönelimlerdi. Yapılan hakaret, küfür, tehdit ve saldırılara rağmen “Vardık Varız Var olacağız” sözünün pratik ardılları idiler kadınlar. Tıpkı Paris Komün’ün de olduğu gibi yine en önde ve mücadelenin tüm araçlarını kullanarak yer aldılar. Kadınların yarattığı yaratıcı direniş, birçok makalenin, hikayenin yazılmasına vesile oldu.

2013 yılı Haziran’ıydı ve Haziran’ın direngen ruhu yeniden canlanmıştı. Emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, kadınların, LGBTİ’lerin, çocukların daha doğrusu börtü-böceğin kulak verdiği bir ses yükseliyordu.

Hışırdayan yapraklar ses veriyordu “dokunmayın” diyordu. “Gölgemin serinliği hepinize lazım yapmayın” diyordu. Bu sesin duyulması ve milyonlara dönüşmesi haliydi Gezi. Kendisini dayatan, baskıcı ayrımcı, ötekileştirici sisteme-hükümete bir cevaptı verilmek istenen. Milliyetçi-militarist erk-egemen anlayışın muhataplarının iktidarda oldukları 11 yılın birikmiş öfkesinin taşmasıydı Gezi.

‘Siz değil ben bilirim’ siyasetinin toplumu içine çekti sinmişliğin silkelenmesiydi Gezi.

15-16 Haziran büyük işçi direnişi emekçilerinin talepleriyle çıktıkları sokaklarda yazılan tarih, 2013 Haziran’ında sanatı, sloganı ve katılımcıları ile yeni bir geleceği muştuluyordu. Ortak derdi olanlar ve aynı zamanda da birbirine benzemeyenleri bir araya getirmesi belki de Haziran direnişinin en önemli yönüydü.

Gezi, topyekün direnişle farklı eylemliliklerin yaşandığı mücadele tarihinin önemli kitlesel ayaklanmalarından birisidir. Ezber bozan yeni mücadele ve protesto biçimleri, her kesimden farklı insanların güçlü bir birliktelikle yan yana durabileceğini gösterdi bize. On yıllardır dayatılan inkârcı, milliyetçi, gerici, ötekileştirici faşist zihniyetin tüm politikalarına karşı bir direnmeyi, bir itirazı barındırıyordu.

Ekonomik, politik, kültürel, cinsel ve benzeri tüm alanlarda bir avucun yaşamlarımızı kendi boyunduruğa altına alması, işçi ve emekçilerin sömürülmesi, kadınların tüm yaptırımların ilk başta ve en ağır etkilenenleri olmasının yanı sıra, sadece kadın olmasından kaynaklı özel politikalarla giyimine, ilişkilerine, doğurmasına, gülüşüne, sokağa çıkmasına, hamile olmasına yani tüm yaşamına yoğunluklu bir müdahale ve bunun sonucunda artan şiddet altında yüzlerce kadının hayatını kaybetmesi sürecine öfkedir Gezi.

Gezi- Haziran direnişi öğrenilip bugüne taşınan birçok tecrübeyi taşır bağrında. Faşist devlet geleneğinin tüm politikalarına karşı sürdürülebilirliği sağlanmış bir direniş ve mücadele biçiminin bugün daha yakıcı bir ihtiyaç olduğu orta yerdedir. Öne çıkmanın, işlevsel bir yapıya dönüşmenin, itiraz etmenin ve An geldiğinde de barikatların arkasında siper alma ruhunun her daim diri tutulması gerekiyor.

Kadınlar ve bilcümle tüm ezilenler safında özgürlükler adına sistemden bir beklenti hali biz yanıltır ve mücadeleyi geriletir. Bu politikalar bir devlet geleneğidir. Osmanlı’dan başlayan ilhakçı gelenek, Cumhuriyet dönemi ile birlikte gözle görülür bir inkara ve bu topraklar üzerinde yaşayan ezilen milletler olarak Rum, Ermeni, Kafkas, Asuri, Süryani, Ezidi, Kürt, Zaza ve Alevi-Sunni inançları üzerinde bir soykırım ve asimilasyona dönüşmüştür. Dayatılan tekçilik bugün de iktidarın kendi kodlarına göre devam ettirilmektedir. Toplumun bileşenlerini oluşturan değişik diller, inançlar, cinsler ve milletler mozaiğinden rahatsız olanların yarattığı baskı ve biat etme dayatmasına karşı toplum nezdinde kendi kaderini tayin etmek için ayağa kalkmak meşrudur ve tarihi bir görevdir aynı zamanda.

Bir diğer nokta ise kimilerinin ‘bir ağaç için ülkemizi ne hale getirdiler’ söylemlerinin özü aslında talancı, bir çiçeği bile işine yaramadığı için olmasa da olur diyerek koparan bir anlayışın dışavurumudur. Kapitalizmin halklara yönelik baskıları bugün dünyamızı ekonomik anlamda bir kriz içine düşürmüşse de işin görünmeyen ama aslında en can alıcı yanı ise ekolojik dengenin, bir ağaçtan da ne olur anlayışıyla talan edilerek bozulmasıdır. Bugün bu duruma yönelik duyarsızlık gelecek nesiller açısından büyük bir yıkım getirecektir. Bu engin kozmos içindeki zerreyi anlamamak, onun yasalarını kavramamak ve insanı ve bencil çıkarlarını merkeze koyarak ona yabancılaşmak olur ki; şu anda yaşanan tam da budur. 2020’nin başından beri geçen beş aylık zaman diliminde global olarak yaşanan Pandemi süreci bu son duruma dair önemli ve öldürücü bir gerçektir ve bunun sonrasında gelecektir. Gezi’de gelişen çevre bilinci bugün daha iyi bir biçimde işlenmeli ve aktif eylemlere dönüştürmelidir. Bilim insanlarına göre önümüzde insanlığın hayatta kalacağı belki de sadece 80 yıl kaldı.

Haziran ayaklanmasının %50.9’u kadınlar ve diğer cinsel yönelimlerdi. Yapılan hakaret, küfür, tehdit ve saldırılara rağmen “Vardık Varız Var olacağız” sözünün pratik ardılları idiler kadınlar. Tıpkı Paris Komün’ün de olduğu gibi yine en önde ve mücadelenin tüm araçlarını kullanarak yer aldılar. Kadınların yarattığı yaratıcı direniş, birçok makalenin, hikayenin yazılmasına vesile oldu. Direniş boyunca sokakları terk etmedi kadınlar. Haziran ayaklanması Paris Komünü gibi kısa bir süre sürse de mücadele tarihine oldukça yoğun birikim ve tecrübe bıraktı. Bu tecrübeleri günümüz koşullarına göre okumaları geliştirerek, Gezi’den bize kalan sınıfın ve halk kitlelerinin devrimci birliğinin kavranarak geliştirilmesidir. Söz Yetki ve Kararın halk kitlelerine ve ezilenlere verilmesidir. Öncüleşerek ve perspektifimizi geliştirerek pratik içinde hayata geçirilmesidir.

Bundan sonrasında dillendirilmeye başlanan ‘Yeni Normalin’ hayatlarımızı nasıl etkileyeceği üzerine algılarımızı açık tutarak, gelişebilecek direnişler için hazırlıklı olmalıyız, kafa yormalıyız. Biz kadınlar olarak dünyanın yarısıyız ve ayaktayız. Dört bir yanda yükselen kadın mücadelesini incelemeli, araştırmalı ve bir senteze dönüştürerek bir yönelime girmeliyiz. Pandemi ile halihazırda varolan ama bir Şiddet Pandemisine dönüşen kadın cinayetleri ve güncel sorunlarımız ekseninde kadının örgütlü mücadelesini değişik araç ve yöntemlerle geliştirmeliyiz.

Gezi’nin asi çocuklarının melodisini en güzel şarkıya dönüştüren kırmızılı kadınlar, sapanlı teyzeler, tencere tavalı ablalar, limon- su taşıyıcıları, terlikleri

hazır bekleyenleri, çocuklarına ana olan kadınları ile küfürle değil, inatla direnen kadınlarıyız biz ve yapacak daha çok işimiz var…!!!

Günün Haberleri

More in Makale