Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Pandeminin Pandorasının Eteklerinden Dökülenler- 2

Kendisiyle, başkalarıyla ve doğayla barışık yeni insanı ortaya çıkaracak üretim döngülerine olan ihtiyaç, evrensel zorunlu bir yasaya doğru evriliyor. Mikro biyolojik varlıkların zamanda yarattığı genleşme, insan dayanışması ve iş birliğinin zorunlu bir evreye doğru ilerlediğini bizlere gösteriyor…

 Pandeminin ilk günlerinde, insanın doğayla olan problemli ilişkisinin bozunum değerlerinin toptan bir türdeş tehdit teşkil ettiği ve Sosyo-ekonomik formasyon etkinliklerinin nerdeyse toptan park etmeye zorlandığı bu özel zaman aralığında, tarihin genleşmeye başladığını hissettik. Geleneksel zorunlu yasalar, etkinliğini büyük oranda yitirmiş insanın, son kararlı formasyon hız ve kapasitesinin gerisine doğru büzülüp akma doğrultusu çiziyor olabilir. Tarih biliminin maddeyle olan ilişkisi, sadece maddelerin diyalektik bir yansıması değil, aynı zamanda zorunlu bir yansımal ilişki olarak, maddenin sonsuz, toplumsal tarihin ise sınırlı/sonlu olmasıdır.

İnsan merkezli evrene dair düşünüş modeli, bu zorunlu fizik yasalarının algılanmasında problemler çıkarmaktadır. İnsanın bir gün tüm eserleriyle birlikte yıldız tozlarına karışacağı yönündeki varoluşçu çığlığının altında bu kozmolojik gerçek yatar. Toptan türsel tehdittin eyleme geçtiği bu özel anlar da bizim türdeş zaman algımız adete başka bir boyutta çalışır. Bu durum, klasik iktisat teorilerinin dışındaki evrensel bir boyutta gerçekleşir… Genleşen zaman algısı, süreç içerisinde “Deneysel dolayımlama” adını verdiğim doğal etkileşim ile olağan üstü hız kazanır. Bu doğal etkileşimin hızı, en etkili çevreci örgütün verdiği asırlık çevresel farkındalık çabasal değerlerinin önüne fırlar. Eğer karmaşık bir düzenek de tıpkı Almanya da ki Robert Koch Bilim Enstitüsü gibi kuruluşların hazırladığı “Mikro biyolojik felaket senaryosu” benzeri daha şiddetli bir simülasyonun yıkım ve zaman değerlerini süresiz uzatıp abarttığımız zaman, bu bilimsel şüpheleri görünür kılabilecektik. Böylece gerçek insan dünyasına ait yasalar ve zamanın nasıl davrandığını anlayabilecektik… İnsan etkinliğinden başka bir şey olmayan tarihin yürürlükteki zorunlu yasalarının, bir başka ifadeyle yeni olağanüstü genleşmiş süreçle tersleşip nasıl davrandığını ve hala dünyada insan yığınlarının toplumsal yaşam kalım etkinliğinin varlığı oranında, “Tarihin tarihi” olma yeteneğine nasıl evrildiğini görebilecektik belki de…

Küresel bir atom savaşından sonraki bir yeni dünyanın konusu olabilecek varsayımlardır bunlar. Tek tek bireylerin iradesi dışında zorunlu olarak tarihin var olabilmesi için, insan ve insan yaşam etkinliklerinin üzerinde gerçekleşebileceği yaşanılabilinir bir doğa olması şarttır. İnsan merkezli tarih bilincini doğa yasalarına uyguladığımız zaman süreklilik sağlamaz. Bu durum en genel ifadeyle, tarihin mutlak bir tanrılaştırılması olacaktır. Evet biz biraz önce süregelen tarihi, tasarımladığımız varsayımsal bir senaryo içinde nasıl davranabileceğini anlamaya çalıştık. Bu durumu, doğanın insan türü için yaşamsal bütünlüğünün büyük oranda ortadan kalktığı olağanüstü koşullara bağladık. Böylece süregelmiş tarih, büyük küresel yıkımın sonunda, kıt ortamda hayata tutunup uygarlığını yeniden kurma yolundaki toplulukların yeni tarihlerinin bir tarihçesi durumuna gelir. Topyekün atom savaşlarından sonra tekrar taş devrine dönen bir insan uygarlığı gerçekliği buna en iyi örnektir…

Tarihin doğaya rağmen var olacağını düşünmek, mistizmden öte büyük bir yabancılaşmanın öyküsüdür. İktidarcı, Sosyal maskeli, Neo-liberal ve Post-modern versiyonu fırtınanın ideolojik kodlarını doğa ana nihayet yadsımış oldu. Diyalektik, gittikçe dünyanın her yerinde kapsama özellikleri gösteren yer yüzü cennetinin geleceğin olası Sosyo-iktisadi formasyon değerlerine algısal olgunluk kazandırdı. Fransız Filozof Edgar Morin, pandeminin ilk günlerinde, bu küresel felaketin devam etmesi halinde, ikinci dünya savaşı koşullarında olduğu gibi, Avrupa’da yiyeceğin karneye bağlanmasının kaçınılmaz olduğunu bildirdi. Sorun o dönemden farklı olarak tam da bura da başlıyor. Geçmişte Nazi işgali altındaki Fransa’da, bunun tarımsal olarak mümkün olduğunu, ama Neo-liberal yayılmacılığın geleneksel tarım üreticiliğini tasfiye ettiği için, derhal tarım da özerkliğe geçilmesi gerektiğini telkin etti. Kapitalizme rağmen, zorunlu bölgesel Sosyalist tarz üretim politikaları önerisi yapan başka Filozof ve politikacılar da oldu. Pandemi ABD’yi vurduğu dönem Trump’ın “Tarihte ilk oluyor. Daha önce hiç karşılaşmadığımız bir durum. İlginç bir şekilde herkese çalışmaması gerektiğini telkin ediyoruz. Dünyada herkes bizim gibi davranıyor… vs.”  şeklinde ki sözleri söyleten sebep, Neo-liberal çalışma hayatının, doğa yasaları nezdinde tarihsel iflasının ispatından başka bir şey değildi. Morin bu olayı, geleneksel insan değer ve dayanışması yozlaştığı için, uzun süredir kaybolmuş bu değerlerin yeniden keşfi için bir fırsat olarak görüyor. Dünyanın tam da en önemli ihtiyacı olan şeye dokunuyor. Kendisiyle, başkalarıyla ve doğayla barışık yeni insanı ortaya çıkaracak üretim döngülerine olan ihtiyaç, evrensel zorunlu bir yasaya doğru evriliyor. Mikro biyolojik varlıkların zamanda yarattığı genleşme, insan dayanışması ve iş birliğinin zorunlu bir evreye doğru ilerlediğini bizlere gösteriyor…

Bu durumun gelecek kuşaklar için kesin olduğunu söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Bu doğal zorunlu yaşam yasaları bile, Neo liberalizmin, insanın iktisadi ve sosyal yaşamının sonsuz yasaları olduğu yalanının, tarihin çöp sepetine atılması için yeterlidir. İnsan doğada rastgele ve acımasızca işleyen, zayıfların elendiği, güçlülerin ayakta kaldığı ” Doğal seçilim” yasaları gibi bir Sosyo-iktisadi hayata yargılandığı iddiası, bütün zamanların en büyük yalanıdır…

Günün Haberleri

More in Makale