Takip Et

Editörün Seçtikleri

Alt aklın üst akıl şikâyeti ve büyük yalanlar

Sorunlarıyla yüzleşmek istemeyenler bir zaman için yalan ve tarih çarpıtıcılığı eşliğinde toplumu yönetebilme şansları olabilir. Ancak gün döner ve ezilen topluluklar sırtlanları taşımayı ret etme bilincine ulaşır

Ulusal mücadele uluslardan birinin veya birkaçının bir diğer ulusun egemen sınıfları tarafından baskı ve egemenlik altında tutulmasından kaynaklanır. Böyle bir sorun ortaya çıktığı anda itibaren ezilen ulus ile ezen ulus egemenleri arasında mücadele patlak verir. Egemenlik altına alınmış ulusun statüsü ister ezilen bağımlı ulus olsun isterse sömürge olsun bu statüler haksızdır ve kabul edilemezler. Bir ulusun toprağını ve varlığını oluşturan haklarının çiğnenmesi o ulusun yürüttüğü mücadelenin haklılığına yeterli gerekçedir. Dolayısıyla ezilen ya da sömürge ulusun kendi kaderini tayin hakkı demek onun kendisini egemenlik altında tutan ulusun egemenlerinin çizdiği sınırlardan kopararak kendi devletini kurması hakkı anlamına gelir. Kendi Kaderini Tayin Hakkı meselesini nasıl kullanacağı tamamen o ulusun kendisinin belirleyeceği bir tavır olmakla beraber, her halükârda o ulusun kendi devletini kurması gayet yerinde ve meşru bir hak olarak kabul edilmelidir. Bunların yanı sıra bir de baskı altına alınan inanç topluluklarının gerçekliği vardır. Baskı altında ki inançların sorunlarının çözümü ulusal meselelerden elbette farklıdır. Ancak ezilen inançların konumu da ciddi sorunlar arasında yer alır. Bu iki konu tıpkı diğer çözülmesi gereken tüm diğer sorunlar gibi dış olgular değil, iç olgulardır.

Bu kısa girişten sonra asıl konumuza dönelim. Makalemizin konusu baskı altına alınan ulusal ve inançlar üzerine tahliller yapmak değildir. Üzerinde durmak istediğimiz konu, Türk egemen sınıflarının öteden beri halkımıza söylediği ve maalesef halkın büyük bölümünü inandırdığı bazı yalan ve çarpıtmaları açığa çıkarmaktır. Nedir bu yalan ve çarpıtmalar? İddia şudur ki “Türkiye, uzun yıllardan beridir bir tehdit altındadır. Özellikle de şu günlerde bu iş çok daha vahim bir hal aldı. Geçmişte sağ-sol, şimdilerde ise Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi yapay ayrımlar; olmayan sorunlar yaratılarak bu sorunlar üzerinde ülkemiz bir kaosa ve çıkmaza sokularak parçalanmak isteniyor. Bunu başarmak için terör örgütleri kuruluyor ve bu örgütlere para, silah ve gerekli olan tüm destekler sağlanıyor. Tüm terör örgütlerinin ve sözcülerinin, destekçilerinin dayandığı yaslandığı kaynak emperyalizmdir. Gelişmesini ve büyümesini istemeyen emperyalistler ülkemizi bölmek istiyorlar. Yüzleştiğimiz sorunlar dış kaynaklıdır” Bu açıklamalara bakılırsa Türkiye’de ne bir Kürt ve Kürdistan sorunu var, ne diğer inançlar üzerinde bir baskı var ve nede halkın açlık ve yoksulluk gibi sorunu, derdi var. Elbette Türk egemen sınıflarından gerçekleri anlatmalarını bekleyemeyiz. Zira, gerçekler onların sınıf karakterlerine ve çıkarlarına aykırı olduğundan, onlardan bunu dillendirmelerini bekleyemeyiz. Bunlar, ancak halk güçleri tarafından hayatın kayda geçirdiği hakikatlere dayanılarak halka açıklanabilir.

Sahtekarlıkta, yalanda, çarpıtmada, tarihi gerçekleri ters yüz etmekte bu kadar usta olan devletlerin sayısı dünyada her halde çok fazla değildir. Alevilerin, Süryanilerin, Ermenilerin, Ezidilerin ve benzerlerinin sorunlarının ne olduğunu, bu ezilen inanç toplulukların tarih boyunca ne tür zalimliklere maruz kaldıkları, nüfusun çoğunluğu bu topluluklarda iken, kılıç adaletiyle Anadolu denen topraklarda nasıl bitmekle yüz yüze kaldıkları açık yerde duruyorken, halkın ve tüm insanlığın gözünün içine baka baka yalanlarına devam edebilmekte ve bu yalanlarını halkın önemli bir bölümüne yutturabilmektedirler. Hala sıcak bir sorun olarak duran Alevilerin hak arama girişimleri ve arzularının nasıl inkardan geldiklerini görüyoruz. Çok basit ve gayet insani olan bu hakların evirilip çevrilerek, olmadık engeller ve çıkmazlar dayatılarak yok sayıldığını gözü Alevi’ye karşı kinle dolu olmayan her namuslu insan rahatlıkla görebilir. Daha dün dünyanın gözü önünde Sivas-Madımak’ta yakılarak kül edilen onca aydın, sanatçı ve yazarın davasının hasır altı edilerek unutmamızı isteyenler bunlar değilmiş gibi birde “böyle sorunlar yapaydır, düşünmezseniz yoktur” diyebilmektedirler. Zaten böyle bir sorun görmedikleri için de Madımak davası katillerin lehine kapatılarak “sonuçlandırılmış” oldu. “Silahla hak alınmaz. Devlete silah çekenlerle oturup hangi hakları konuşacağız” deyip duruyorlar yaaa… Galiba bu Aleviler silahlı mücadele yürütüyor olmalılar ki bu devlet ve başına oturan devlet yöneticileri, Aleviler silah bırakmadan elbette oturup Alevilerin haklarını Alevilerle mütalaa edemezler! “Aleviler eşit yurtdaşlarımızdır, haklarından mahrum kaldıkları söylemi, son yıllarda ülkemize karşı husumet besleyen dış mihrakların ileri sürdükleri bir yalandır. Tıpkı Ermeni soykırımında olduğu gibi” diyorlar. Galiba dış nedenlerden olsa gerek, Efrin’de yaşamını yitiren ve cemevinde kaldırılan askerin cenaze törenine askeri erkan ve hükümet yetkilileri katılmamaktadır. Çünkü Alevi haramdır, Müslüman değildir. Elindeki yenmez vs. kısacası bunlardan Alevilerin hak talebi “dış kaynaklı” olduğunu öğrendiğimiz için geçelim. Ülkemiz zarar görmesin. Dış mihrakların oyununa dikkat etmemiz şart. Ülke bölünmesin, zarar görmesin! “Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır” demişler. Boşuna edilmiş bir laf değildir.

“Bunlar üst aklın uydurduğu sorunlar”

Birde üst aklın uydurup ülkemizin gündemine sürdüğü gayet ciddi bir sorun daha var. Bu üst akıl sahipleri ülkemizin gelişmesinin önünü kesmek istiyor. Son yıllarda büyük bir atılım geliştirerek dünyada söz sahibi olmaya başlayan ülkemize karşı, Amerika, Rusya, Almanya ve daha nice devletlerin yer aldığı üst akıl sahipleri Kürt sorunu diye bir şey uydurdular. Terör örgütleri üzerinden ülkemizi bölmek istiyorlar. Ülkemizde böyle bir sorun yoktur. Bu üst akıl sahipleri tarafından kışkırtılan suni bir sorundur. Kürt kardeşlerimizin böyle bir sorunu yoktur. Kürt değil ama dış kaynaklı terör büyük bir sorun olarak önümüze sürülmüştür. Güney Kürdistan dedikleri Irak’ın kuzeyindeki devletçik ve Batı Kürdistan dedikleri Rojava’da oluşturulmak istenen paravan terör devleti, Türkiye’nin bölünmesi için ileri sürülen projelerdir. Özet olarak topluma söylenen budur.

Dikkat edilirse mevcut sorunların hemen hepsi bir dış sorun olarak değerlendiriliyor. İçerde her şey gayet düzenli ve sorunsuz olduğu halde nasıl oluyorsa bilinmez bir el ya da bir üst akıl (tabi bunların aklı hep alt düzeyde seyrettiği için diğer aklı üst olarak adlandırıyorlar) “suni sorunlarla Türk devletini uğraştırıyorlar” buyuruyorlar. Türkiye’nin sorunları dışardan içeriye doğru dünyanın emperyalist egemenleri olan ABD, İngiltere, Almanya, Rusya ve benzerlerinin Türklüğe olan tarihsel düşmanlıklarından dolayı içeriye sokulan suni gündem olarak değerlendiriliyor. Yani söz konusu Türkiye olunca sorunlar hep dışardan kaynaklı oluyor. O halde bu, gün yüzü görmemiş yalanları birkaç veriyle açığa çıkaralım. Bakalım başka ülkelerin gündemlerini de işgal eden bu ulusal ve diğer sorunların varlığının nereye ve kimlere dayandığını, kimler tarafından o ülkelerin gündemlerine sokulduklarını sorarak söylenen bu yalanları çürütmeye çalışalım. Yani şu çözüm bekleyen karmaşık ve zor sorunlar sadece Türkiye’ye özgü müdür bir bakalım.

İskoçya, İrlanda ve Katalonya örneği

Birinci örnek ile başlayalım. 18 Eylül 2014 tarihinde İskoçya, Birleşik Krallık olarak da bilinen İngiliz yönetiminden ayrılmak için referanduma gitti. Referandumda 3,619,915 oydan 1,617,989 % 44 evet (yani ayrılma yönünde) çıkarken, 2,001,926 %55,3 hayır oy (yani ayrılmayalım) çıkmıştır. İskoç ulusunun demokratik referandumunda ayrılmak isteyenler azınlıkta kalmıştır. 18 Eylül 2014 İskoç referandumunda somut çıkan sayı budur. Ancak bu bir sonuçtur. Şimdi soru şu; Bir dönem dünyayı egemenlik altında tutan ve yöneten ve bugün hala ciddi emperyalist bir güç olan İngiliz yönetiminin önüne bu gündemi koyan kimlerdir, hangi üst akıldır? İngiltere’yi bölmek isteyenler kim? Bu üst akıl karşısında direnmek ve İskoçyalıları tankla, topla, uçaklarla vurmak yerine “buyurun, oyunuzu kullanın ve çoğunluğunuz gitmek istiyorsa gidersiniz” diyen bir dünya jandarması için bir gariplik yok mu? Madem bunlar suni gündemlerdir. Suni bir gündem olarak ana sömürgeci güçlerden biri olan İngiliz devletinin önüne İskoçya referandumunu kimler sürdü? İngiltere’yi hangi üst akıl bölmek istiyor? E canım İskoçlar barışçıl bir halktı ve İngilizler durumu hoş karşıladılar ve demokratik metodu kullandılar denebilir. Olabilir. Ama sorunu bir dış kışkırtma olarak değil, bir iç mesele olarak gördüler ve çözümü içerde; kendilerinde aradılar. Dış kışkırtma demediler. Işin içinde üst akıl aramadılar. Demek ki sorunlar dışardan getirilmiyormuş!

Fakat biz yine de barışçıl İskoç örneğiyle yetinmeyelim. Ve ikinci örnek. İngilizlerin sömürgesi altında olan İrlanda diye bir ülke daha var ki, bu ülkenin durumu İskoçya’dan da farklıdır. Fark, isminde ve ayrı ulus olmanın ötesindedir. Bu ulus, mücadele metodu bakımından İskoçlardan ayrı yerde duruyordu. Mücadele örgütünün adı İrlanda Cumhuriyet Ordusu (İRA). Çok öncesi olmakla beraber, bu örgüt yürütmüş olduğu silahlı mücadeleye 1970’lerden itibaren büyük bir hız verdi. Şiar şuydu; Sömürgeci İngiliz yönetimi Kuzey İrlanda’dan çekilmelidir. Kuzey İrlanda İngiliz sömürgesi bir ülkedir. İngiliz devletine karşı uzun yıllara yayılan açık ve gizli mücadele geleneğine sahiptir. Şimdi soru şu. Acaba IRA denilen ve İngilizlere karşı uzun yıllar silahlı mücadele yürütmüş bu örgütün arkasında dünyanın hangi büyük emperyalist devletleri veya üst akıl bulunuyordu? İngiliz devletinin böyle bir iddiası olmadı. IRA’yı terörist bir örgüt olarak görmekle beraber, İrlanda sorununu asla bir dış değil, bir iç mesele olarak gördü. Buradan İngiliz devletinin İrlanda, İskoçya ve Galler’i sömürgeleştirme siyasetine olumlu baktığımız sonucu çıkarılmamalıdır. Tam aksine sömürgeciliği ve sömürgeci devletleri lanetlendiğimiz bilinir. İngiliz emperyalizminin bunlara ve dünyanın başka uluslarına ve haklarına karşı izlediği sömürgeci politikaları lanetlediğimizi de bir kez daha belirtelim. Ne var ki, karşılaştığı sorunlara yaklaşımı en azından “dış kaynaklı” diyerek sorunu ötelemedi. Mücadeleyi bastırarak çözmek için komplo ve kanlı girişimlerde çok bulundu. Ama en nihayetinde bu ulusun temsilcileriyle oturarak “çözüm” aradı. Bu arada bilmeyenler için hatırlatalım İskoçya’nın, İrlanda’nın hem yerel meclisleri, yerel partileri, içerde geçerli olmak üzere, kendilerine ait para birimleri vardır. Ne dilleri yasak, ne ülke isimleri yasak ne de diğer kendilerine ait gördükleri değerler! Tüm bu ülkelerin toplam adına Britanya ya da Birleşik Krallık deniliyor. Buna rağmen bu ulusların İngiliz yönetiminden ayrılma mücadeleleri devam etmektedir. Bu amaçla referandumlar düzenleniyor, görüşmeler yapılıyor vs. Sorun dış değil iç bir sorun olarak görüldüğünden “çözüm” için doğal olarak konuşulacak şahsiyetler içerde oluyor. Sorunun dış boyutu yok mudur? Hiç kuşku yok ki ulusal sorunların dış boyutları da var. Ancak dış boyutuna dönmek üzere şimdilik devam edelim.

Üçüncü örnek. İspanya ile özerk bölge olan Katalonya arasında çatışmalara varan ayrılma referandumudur. Referandum 01 Ekim 2017’de gerçekleşti. Referandum İspanya devleti için son yılların en büyük siyasi krizi olmuştu. Katalonya özerk bir bölge statüsüne sahiptir. Ancak İspanya yönetimini sırtında taşıdıkları bir yük olarak gördüler ve ayrılmak için referanduma gittiler. Sömürgeci İspanya egemenlerinin hezeyanı ortalığı sardı. Katalan halkına saldırarak yüzlerce insanı yaraladılar. Tüm gerici girişim ve saldırılara rağmen Katalan halkı 2,3 milyon oy kullandı ve geçerli oyların %90,09 bağımsızlık dedi. Bağımsızlığa hayır diyenler % 7,87’de kaldı. Sonuç olarak İspanya ve onu destekleyen gerici devletlerin baskısı sonucu Katalan yönetimi uzlaşmak zorunda kalarak bağımsızlıktan geri adım attı. Konumuz referandum ve sonuçlarını değerlendirmek olmadığı için geçiyoruz. Ancak bu örnek ile bir kez daha şu gerçek anlaşılmış oluyor. Ulusal sorunlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin iddia ettiği gibi Türkiye’ye dayatılmış suni bir gündemler olmadığıdır. Tekrar hatırlatmakta fayda var. Katalanlar özerk bölge statüsüne sahip ve hem meclisi hem de hükümeti var. Başbakan adı Carles Puigdemont.

Demek ki “Son yıllarda büyük bir atılım geliştirerek dünyada söz sahibi olmaya başlayan ülkemize karşı, Amerika, Rusya, Almanya ve daha nice devletlerin yer aldığı üst akıl sahipleri Kürt sorunu, Alevi hakları diye bir şey uydurdular. Terör örgütleri üzerinden ülkemizi bölmek istiyorlar. Ülkemizde böyle bir sorun yoktur. Bu üst akıl sahipleri tarafından kışkırtılan suni bir sorundur. Kürt ve Alevi kardeşlerimizin böyle sorunları yoktur. Kürt ve Alevi değil ama dış kaynaklı terör ve yandaşları büyük bir sorun olarak önümüze sürülmüştür” iddiası tamamen demagoji ve yalandan ibaret olduğu bu örneklerden anlayabiliriz. Türk egemen sınıflarının tarihi gerçekleri ters yüz etmede gayet mahirdir. İşçi sınıfı ve ezilen halk ne zaman ki bir hak arama mücadelesine girmiştir, ne zaman ki devlete karşı politik bir refleks göstermiştir, yalan ve iftiralar eşliğinde faşist saldırılarını devreye sokmakta gecikmemiştir. Sadece Kürtlere ve Alevilere karşı değil, 2013 yılında ortaya çıkan Haziran-Gezi ayaklanmasına yaklaşımı da aynı oldu. Tüm ülkeyi saran milyonların sokakları zapt eden ayaklanmasının arkasında derhal bir dış emperyalist akıl aradılar. Kendileri emperyalistlerin sadık dostları değillermiş gibi, halk kitlelerin “artık yeter” çığlığına karşı emperyalist kulp bulundu ve militarist devlet kanlı kılıcını bir kez daha devreye soktu. Gezi ayaklanmasının arkasında kimleri çıkarmadılar.

Er ya da geç saltanatlarını yitirecekler

Ulus ve inanç sorunları, halk kitlelerinin politik başkaldırıları sadece Türkiye’ye ait değildir. Ezilen ulusların, inançların ve emekçilerin özgürleşme yolundaki başkaldırılarından “dış kaynaklı” diyerek kurtulma şansları yoktur. İşçi sınıf, ezilen halkın bugünkü suskunluğu aldatıcı olmamalıdır. Bu topraklar kitlelerin nice devrimci direnişine tanıklık etti. Daha edeceğinden başka! Kürtler mesela, artık Türk egemenlerinin yalanlarını, baskılarını yutacak sınırı çoktan geçtiler. Sadece Türk devletinin egemenlik altına aldığı Kuzey parçasında değil, tüm parçalarda sömürgeciliğe meydan okuyan tarihi direnişlere imza atıyorlar. Efrin işgali bu korkunun sebebi değil de nedir? Aleviler artık yalanlara karnı tok. Efrin çatışmasında yaşamını yitiren askerin Cemevinde kaldırılan cenazesine katılmayı zül gören bir devlet aklını beyinlerinin ve yüreklerinin bir köşesine not edeceklerini hatırlatırız. Ki, tarih Alevilere karşı yapılan kanlı kıyımlarla doludur.

Sorunlarıyla yüzleşmek istemeyenler bir zaman için yalan ve tarih çarpıtıcılığı eşliğinde toplumu yönetebilme şansları olabilir. Ancak gün döner ve ezilen topluluklar sırtlanları taşımayı ret etme bilincine ulaşır. Bu tarihin kaçınılmaz hükmü olmuştur. Eğer öyle olmasaydı Türkiye’nin faşist egemenlik sistemi ya da İngiliz barbar sömürgecileri, İspanyol talancıları saydığımız itirazlardan çoktan kurtulmuş olurlardı.

İç sorunların elbette dış boyutları vardır. Her şey bir yana, sorunu kendi çıkarları için bile kullanmak, yön vermek, şekillendirmek isteyen güçler olacaktır. Kudüs meselesini kendi iktidar hesabına yazdırmak isteyen selefi sultan Tayyip’in kuru bağırtıları henüz kulaklarımızda silinmiş değildir. Başka emperyalist çıkar odakları ülkelerin iç sorunlarını kullanmak isteyeceklerini ve çok kere kullandıklarını biliyoruz. Ne ki bunun böyle olması o sorunun iç değil dış kaynaklı olduğunu göstermez. Ve sorunu yaşayanların itirazları haksız görülemez. Sorunu kullanmaya kalkanların politikalarını, yönelimlerini boşa mı çıkarmak istiyorsun? Bunun iki yolu var. Birincisi, sorunun muhataplarının elini efendice sıkacak ve haklarını teslim edeceksin. İkincisi, ağır sonuçları da olsa muhataplar sorunu böğrüne dayatacaklarını bileceksin. Her iki durumda da haksızlık işgalcilerde, sömürgecilerdedir. Halkı sömüren, yaşamı milyarlarca insana zehir eden dünyanın az sayıdaki egemenleri elbette er ya da geç, saltanatlarını kaybedeceklerdir. Selam olsun ulusal, sosyal, cinsel sömürüye karşı yeni bir dünya, yeni yaşam için direnenlere!

Günün Haberleri

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler