Connect with us

Güncel

Afrin direnişine karşı Türk medyası…

Türk medyası bir lağım çukuru olmaktan öteye bir suç aygıtı haline gelmiştir. Sivillerin katledilmesinde, en az o bombaları ateşleyenler kadar suçludur Türk medyası

Artık öyle bir sürece erişti ki medyanın gücü, düşmanın onu halka karşı kullanmasındaki meziyeti, faşist ordusundan daha tahripkâr sonuçlar ortaya çıkarıyor. Bugün kendisini Türk etnisitesine ait hisseden kitlenin yüzde doksanını Kürtlere düşman eden medya, Afrin’de yaşanan gerçeği gizlemenin yanı sıra, büyük yanılgılar da yaratmaktadır.

Medyanın kendini var ettiği kavramsal dünyada, gerçeklerin gizlenmesinin mümkün olması kadar, yanılgıların yaratılması da mümkündür. Kavramsal yanılgı örüntülerinin en bilinen örneği hiç kuşkusuz ki bizler açısından, Hayata Dönüş Operasyonudur. ‘Tufan Planı’ ismiyle planlanan ve 30 devrimcinin ölmesine, yüzlercesinin ise yaralanıp sakat kalmasına sebep olan bu operasyon, kamuoyuna ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ olarak lanse edilmişti. Amerika’nın Irak işgalini, bir ‘demokrasi götürme harekâtı’ olarak lanse etmesi de benzer bir biçimde, emperyalist ve kapitalist terör devletlerinin, kavramlar üzerinden nasıl bir algı yönetimine girdiğini gösteriyor. Zeytin Dalı Operasyonu ise halkımızın zihnine yerleşecek yeni bir işgal ve kavramsal güzellemeye işaret ediyor.

Afrin’deki Kürt Ulusal Hareketi’nin kazanımları, Türk devletinin kronikleşen Kürt düşmanı çizgisini rahatsız ediyor ve güney sınırı boyunca uzanan bir Kürt Koridorunun kurulması, Türk egemen sınıfları tarafından istenmiyor. Bölgenin ekonomik ve stratejik önemi, farklı güçlerin dar alanda yoğun siyaset manevraları yapmalarına sebep veriyor. Bu ittifaklar ve şekillenmeler ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte, kısaca belirtmek gerekir ki, YPG’nin hakim olduğu alanlardaki demokratik yönetim anlayışı Suriye’de sunulabilecek en iyi alternatif olmayı, verili koşullar dahilinde sürdürüyor. Daha ileri bir alternatif sahada hayat bulursa, hiç kuşkusuz oda savunulacaktır.

Afrin’i 3 saatte alacağız diyenlerin, 19 gündür devam eden bataklık debelenmesini Türk medyasında görmek mümkün değil. Hava saldırılarında yaşamını yitiren sivillerin ailelerinin feryatlarını ya da yıkıntılar içinde kalan insanların cenaze görüntülerini görmekte, mümkün değil. Şu ana kadar YPG, 11 tankın imha edilme görüntüsünü resmi kanallarından yayınladı. Buna karşılık Türk devletinin açıkladığı sadece bir tankın darbe alması durumuydu. Bunun dışında da Kürt güçlerinin gerçekleştirdiği çok sayıda saldırı, Türk medyasında söz konusu olmadı. Çatışma alanlarında kendi cenazelerini bırakarak çekilen Türk Ordusu, YPG kayıplarına dair ise sürekli “net” rakamlar vermeyi ihmal etmiyor.

Bu durum genel itibariyle, Türk devletinin haksız işgali karşısında direnen Kürt halkının haklı direncini ve Türk devletinin acizleşmesini gözler önüne seriyor. Türk medyasının görmeyi istemediği çok sayıda olay, sahada vuku buluyor.

Yalan doğası gereği korkudan beslenen bir olgudur. Korkusu olmayan insanlar yalan söylemezler, bunun gereğini de hissetmezler. Zira güçlü ve haklı olanın yalana ihtiyacı yoktur. Türk devletinin Afrin meselesinde bu kadar yalana sığınması ise, kendi meşru görünümlü çarpık zeminini kaybetmemek ve içerideki faşizan kitle desteğini kaybetmemek amacındandır. Gerçekte haksızdır ve acizdir. Gerçekler ise hiç kuşkusuz devrimcidir.

İlk etapta 3 saatte Afrin’i alacağız söyleminin geliştirilmesi, içerideki moral motivasyonu sağlamanın yanı sıra, medya üzerinden kolay bir operasyon olacak, kaygılanmaya gerek yok imajını da ortaya koyuyordu. Onlarca yıldır, Kürt hareketiyle savaşan bir ordunun bilgisizliğinden veya basiretsizliğinden kaynaklanan bir durum değildi, medyadaki bu büyük manşetler. Amaç, halk kitlelerinin yedeklenmesini sağlamak ve onları savaş ruhuyla seferber etmekti. Medyanın bu konuda, iktidarın yanında, misyonunu layıkıyla yerine getirdiğini inkar etmemek gerekiyor.

Yalan söylemenin farklı bir biçimi de gerçeği gizlemektir, o yüzden bu hususun kendisi de genel itibariyle gözetilmelidir. Bölgede yaşananlar görünür kılınmayınca da, halk kitlelerinin gerçekle teması engellenmiş olmaktadır. Genel konjonktür itibariyle, medya, savaşın farklı bir mevzisi konumuna gelmiştir ve bu saatten sonra Türk medyası bir lağım çukuru olmaktan öteye bir suç aygıtı haline gelmiştir. Sivillerin katledilmesinde, en az o bombaları ateşleyenler kadar suçludur Türk medyası.

Ülkedeki genel faşizan durum ve devlet, sosyal medya kanallarını da tıkama noktasına getirmiştir. Şu ana kadar yüzden fazla ‘Afrin Paylaşımı’ tutuklusu vardır. Muhalif paylaşımlar, online ihbar kanalları üzerinden, ihbar edilmekte ve hedef gösterilmektedir.

On binlerce siyasi tutsak, binlerce ölü, linç kampanyaları, zamlar, devlete tapınan cihadist gruplar, halk gençliğinin gelecek belirsizliği ve daha bitip tükenmek bilmeyen yüzlerce problem… İşte yeni Türkiye’nin gerçeği budur.

Bir avuç Türk sosyalist dışında, Türk milletinin neredeyse geneli de bu katliama alkış tutup, katliama ortak olmaktadır. Buda Türk halkının acı gerçeğidir.

20. yüzyılın başında Ermenilere karşı işleyen soykırım süreci, Kürtlerle devam ediyor.

Yalnız bir fark var.

Kürtler hiç bir zaman olmadığı kadar, örgütlü ve kendini savunuyor.

Barbar işgalcinin teknolojisi de, besleme cihadistleri de, paralı özel hareketleri de, Kürdün dağlarına karşı yenilmeye mahkum…

Bizler açısından elzem olan; gerçeği hakim kılacak medya kanallarının yaratılmasıdır, düşman hattının her saldırısına yanıt olmak ve düşmanın algı yönetimine karşı devrimci bir algıyla karşı çıkmaktır. Devrimci hegemonya, kapitalist hegemonyayı yenmeli ve faşist devletin bütün ideolojik aygıtları işlevsiz kılınmalıdır. Bunun içinde devrimci komünist basın görünür kılınmalı ve alternatif haber akışları sağlanabilmelidir…

Barış Keskin

Günün Haberleri

More in Güncel